00.00.1999 - Şaban ve Muharrem Ayı Orucu, Peygamber Efendimizin Cömert Olması

00.00.1999 - Şaban ve Muharrem Ayı Orucu, Peygamber Efendimizin Cömert Olması
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ ve seyyidi’l-âlemîn Muhammedini’l-mustafâ ve âlihî ve sahbihî ve men tebi’ahû bi-ihsânin ilâ yevmi’dîn. Emmâ ba’dü fe-kâle’n-nebiyyü sallallahu aleyhi ve sellem kemâ ruviye;
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: " مَنْ أَنْفَقَ زَوْجَيْنِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، نُودِيَ مِنْ أَبْوَابِ الجَنَّةِ: يَا عَبْدَ اللَّهِ هَذَا خَيْرٌ، فَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّلاَةِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الصَّلاَةِ، وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الجِهَادِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الجِهَادِ، وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصِّيَامِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الرَّيَّانِ، وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّدَقَةِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الصَّدَقَةِ "، فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا عَلَى مَنْ دُعِيَ مِنْ تِلْكَ الأَبْوَابِ مِنْ ضَرُورَةٍ، فَهَلْ يُدْعَى أَحَدٌ مِنْ تِلْكَ الأَبْوَابِ كُلِّهَا، قَالَ: «نَعَمْ وَأَرْجُو أَنْ تَكُونَ مِنْهُمْ»
An ebî Hureyrete radıyallahu anh men enfeka zevceyni fî-sebîlillâhi nûdiye min ebvâbi’l-cenneti yâ abdellah hâzâ hayrun fe-men kâne min ehli’s-salâti du’iye min bâbi’s-salâti ve men kâne min ehli’l-cihâdi du’iye min bâbi’l-cihâdi ve men kâne min ehli’s-sıyâmi du’iye min bâbi’r-reyyâni ve men kâne min ehli’s-sadakati du’iye min bâbi’s-sadakati. Kâle Ebû Bekrin radıyallahu anh bi-ebî ente ve ümmî yâ resûlallah mâ alâ men du’iye min tilke’l-ebvâbi min darûratin. Fe-hel yüd’â ehadün min tilke’l-ebvâbi küllihâ? Fe-kâle ne’am, ve ercû en tekûne minhüm. Müttefekun aleyh.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretlerinden Ebû Hüreyre radıyallahu anh rivayet eylemiş ki; Peygamber Efendimiz söyle buyurmuş;
Men enfeka zevceyni fî-sebîlillâhi. “Kim Allah yolunda çift çift, kat kat infakta bulunursa, masraf yaparsa, Allah’ın rızasını kazanmak için sarfiyat yaparsa, para harcarsa.” Nûdiye min ebvâbi’l-cenneti. “Cennetin kapılarından kendisine seslenilir ki.” Yâ abdellah. “Ey Allah’ın mübarek, salih kulu!” Hâzâ hayrun. “Bu daha hayırlıdır, buyur bu kapıdan gel, bu daha hayırlıdır.” denir.
Fe-men kâne min ehli’s-salâti. “Namazcı bir müslümansa; namazı çok kılan, namaz ehli, geceleri gündüzleri namaz kılan bir müslüman ise.” Du’iye min bâbi’s-salâti. “Gel mübarek cennete diye namaz kapısından cennete çağırılır.”
Ve-men kâne min ehli’l-cihâdi. “Bu mübarek savaş ve cihat ehlinden bir kimse ise.” Du’iye min bâbi’l-cihâdi. “Cihat kapısından gel cennete gir diye kendisine seslenilir, çağrılır.”
Ve-men kâne min ehli’s-sıyâmi. “Bu kişi oruç ehli ise, oruçlarını tutumuş bir kimse ise.” Farz ve diğer oruçları tutumuş bir kimse ise. Du’iye min bâbi’r-reyyâni. “Cennetin reyyan isimli kapısından çağrılır.” Oruçluların gireceği kapı reyyan kapısıdır.
Ve-men kâne min ehli’s-sadakati. “Hayır, hasenât, sadaka, para veren bir kimse ise.” Du’iye min bâbi’s-sadakati. “O sadaka kapısından cennete buyur, gel buradan cennete gir diye davet olunur.”
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu bilgileri verince, her insanın en temayüz ettiği ibadeti yerine o ibadeti yapanların kapısından cennete çağırılacağını söyleyince Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz dedi ki;
Bi-ebî ente ve ümmî yâ resûlallah. “Annem babam senin yoluna feda olsunlar ey Allah’ın Resûlü.” Mâ alâ men du’iye min tilke’l-ebvâbi min darûretin. “Bu kapıların hepsinden çağrılan, mecburen çağrılan bir kimsenin ne yapması icap edecek? Fe-hel yüd’â ehadün min tilke’l-ebvâbi küllihâ? “Acaba bazı kullar bütün kapılardan, hepsinden birden çağrılır mı?” “Ey mübarek kul! ‘Gel buradan cennete gir!’ diye hepsinden çağrılma ihtimali var mıdır?” deyince, Fe-kâle ne’am. “Evet, düşündüğün böyle bir durum olabilir.” Mümkün, olabilir. Ve-ercû en tekûne minhüm. “Umuyorum ki sen öyle kimselerden birisi olacaksın.”
Ebû Bekr-i Sıddık radıyallahu anh Efendimiz cennetin bütün kapılarından; “Gel gir içeriye ey Allah’ın kulu!” diye seslenilen bir kimse olacak.
Allah şefaatine erdirsin.
Ebû Bekr-i sıddîk Efendimiz hayatında iken cennetle müjdelenmiş olan Aşere-i Mübeşşere’den mübarek bir kimse.
Tabii bu sözlerin altında yatan derin derin derin nice manalar vardır. Biz böyle kısaca geçiyoruz.
عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: "إِنَّ فِي الْجَنَّةِ بَابًا يُقَالُ لَهُ: الرَّيَّانُ، يَدْخُلُ مِنْهُ الصَّائِمُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، لَا يَدْخُلُ مِنْهُ أَحَدٌ غَيْرُهُمْ، يُقَالُ: أَيْنَ الصَّائِمُونَ؟ فَيَقُومُونَ، فَيَدْخُلُونَ مِنْهُ، فَإِذَا دَخَلَ آخِرُهُمْ أُغْلِقَ، فَلَمْ يدخل منه أحد"
Ve-an sehlibn-i sa’din radıyallahu anhu ani’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme kâle inne fi’l-cenneti bâben yükâlü lehü’r-reyyânü yedhulü minhü’s-sâimûne yevme’l-kıyameti lâ yedhulü minhü ehadün ğayruhüm yükâlü eyne’s-sâimûne fe-yekûmûne lâ yedhulü minhü ehadün ğayruhüm fe-izâ dehalû uğlika fe-lem yedhul minhü ehadün. Müttefekun aleyh.
Buhârî ve Müslim rahmetullahi aleyhimâ bu hadîs-i şerîfi beraberce rivayet etmişlerdir. Sıhhatli hadis-i şeriflerden. Hadîs-i şerîfi Sehl b. Sa’d es-Sâ’idî radıyallahu anh rivayet etmiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki:
İnne fi’l-cenneti bâben. “Cennette bir kapı vardır ki.” Yükâlü lehü’r-reyyânü. “Bu kapıya er-Reyyân, Reyyan kapısı denir.” Yedhulü minhü’s-sâimûne yevme’l-kıyâmeti. “Kıyamet gününde, oruçlular bu kapıdan cennete girecek.” Reyyan kapısından oruçlular girecek.” Lâ yedhulü minhü ehadün ğayruhüm. “Oruçlulardan başkası bu kapıdan girmeyecek.”
Oruç tutmadan cennetlik olan insan olabilir mi?
Olabilir mi, oluyor. Çünkü birisi Peygamber Efendimiz’e savaş esnasında geldi dedi ki:
“Yâ Resûlallah! Ben müslüman olmak istiyorum şimdi.” Müslüman değil, daha İslâm’a girmemiş. “Müslüman olmak istiyorum. Müslüman olup sizin yanınızda savaşacağım. Ölürsem Cennete gider miyim?” dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz;
“Gidersin, evet cennete gidersin.” buyurdu.
O da oturdu kenara, torbasını çıkardı, biraz kuvvetleneyim diye ağzına hurma atmaya başladı. Hurma yiyecek, kuvvetlenecek savaşta rahat hareket edecek. Sonra hurmayı yerken aklına geldi, dedi ki;
“Ya ben cennete gideceğim, burada hurma tıkıştırıyorum!..”
Hurma torbasını savurdu kenara attı, savaşa kalktı, çarpışmaya girdi, çarpışırken şehit oldu.
Yeni müslüman olmuştu. Ne namaz kıldı adamcağız, ne oruç tuttu, ne hacca gitti, ne zekât verdi. Bir tek bir şey yaptı; Allah yolunda cihada girdi, cihatta şehit oldu.
Şimdi bu hangi kapıdan girecek?
Cihad kapısından. Yani olabilir diye. Her kapıdan çağrılan da olabilir. Çünkü bunların hepsini yapmışsa her kapıdan çağrılır, o zaman istediği kapıdan girer. İstediği kapıdan girer bir zarar yok. Ama bazısının giriş kapısı işte bu mübarek gibi bir tane.
Cennetin Reyyan kapısından da oruçlular girecek, mesela bu zât girmeyecek.
Neden?
O kapı oruçlulara mahsus.
Reyyan, revâ-yervî kökünden geliyor, “suya kanmak” demek.
Yükâlü eyne’s-sâimûne. “Mahşer yerinde seslenecek melekler: Oruçlular nerede?”
Fe-yekûmûne. “Onun üzerine oruçlular kalabalığın içinden kalkacaklar.” Allah’ın bildiği, takdir ettiği oruçlular kalkacak. Yalan söylemek, aldatmak mümkün değil.
Lâ yedhulü minhü ehadün ğayruhüm. “Bu kapıdan oruçlular girecek başkası girmeyecek.” Fe-izâ dehelû. “Oruçluların hepsi o kapıdan cennete geçtikten sonra.” Uğlika. “Kapı kapanacak.” Fe-lem yedhul minhu ehadün. “O kapıdan artık başka kimse cennete girmeyecek.” [O kapı] oruçlular kapısıydı, kapandı.
İlginç!..
Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi her kapıdan çağırılanlardan eylesin.
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَا مِنْ عَبْدٍ يَصُومُ يَوْمًا فِي سَبِيلِ اللهِ، إِلَّا بَاعَدَ اللهُ، بِذَلِكَ الْيَوْمِ وَجْهَهُ عَنِ النَّارِ سَبْعِينَ خَرِيفًا»
Ve-an ebî sa’îdin radıyallahu anhu kâle kâle Resûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem mâ min abdin yesûmü yevmen fî-sebîlillâhi illâ bâ’adellâhu bi-zâlike’l-yevmi vechehû ani’n-nâri seb’îne harîfen. Müttefekun aleyh.
Bu hadîs-i şerîfi de Buhârî ve Müslim [rahmetullahi aleyhimâ] beraberce rivayet etmişler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki:
Mâ min abdin yesûmü yevmen fî-sebîlillâhi. “Allah rızası için, Allah yolunda birgün bile oruç tutan bir kul…” İllâ bâ’adellâhu bi-zâlike’l-yevmi vechehû ani’n-nâri seb’îne harîfen. “O bir gün orucundan dolayı zâtını, yüzünü Allah cehennemden yetmiş bahar mevsimi kadar cehennemden uzaklaştırır.” Harîf; bahar demek ama bir bahardan bir bahara, bir yıl geçtiği için yıl demek oluyor. Cenâb-ı Hak o kimsenin zâtını [cehennemden] 70 yıl uzaklaştırır.
Vecih aslında “yüz” demek. “Yüzünü yetmiş yıl uzaklaştırır.” diyor ama yüzden murat, zikrü’l-cüz irâdetü’l-kül. “Sadece yüzünü zikrediyor, bütün zâtını kastediyor.” O kişiyi Allah cehennemden yetmiş sene[lik] mesafe uzaklaştırır. Cehennemden uzaklaşmak çok çok güzel bir şey. Bir gün böyle oruç tutarsa bile...
عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ : مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ
An ebî hureyrete radıyallahu anhu ani’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem kâle: men sâme râmazâne îmânen ve’htisâben ğufire lehû mâ tekaddeme min zenbihî.
Buhârî ve Müslim rahmetullahi aleyhimâ bu iki büyük hadis âlimi Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ten beraber rivayet etmişler ki:
“Ramazan ayında Allah’a iman ile inanarak hesabını, sevabını Allah’tan umup bekleyerek, sırf Allah rızası için Ramazan ayını oruçlu geçiren, oruç tutan bir kimsenin Allahu Teâlâ hazretleri geçmiş günahlarının hepsini siler.”
Sahih hadis, kuvvetli hadîs-i şerîf.
Bazı kötülükler, çirkinlikler orucun sevabını siler, bereketini, hayrını yok eder.
Neydi onlar?
Yalan söylemek, laf taşımak, gıybet etmek, şehvetle haram olan kimseye bakmak gibi şey[ler]... Bunlar misaldir, buna benzer vesair kötülükler biliyorsunuz orucun sevabını kaçırıyor idi. Onun için oruç tutup da sevabı kaçanlardan olmayalım. Akşama kadar oruç tutup da akşama hava alanlardan, eli boş kalanlardan, bir sevap kazanamayanlardan olmayalım diye var gücümüzle bu noktaya dikkat etmemiz lazım. Çok önemli bu nokta yani gözümüzü, kulağımızı, dilimizi, elimizi, her âzâmızı her günahtan korumamız gerekiyor.
Çok yanlış bir kanaat ki; oruç tutmak sadece yememek, içmemek sanılıyor. Değil! Oruç tutmak, “her türlü kötülükten uzak durmak” demek. Bunu böylece kafamıza yerleştirmeliyiz. Oruçlu insan her türlü kötülükten uzaklaşacak. Yemeyi içmeyi bırakıp da, öteki kötülükleri bırakmazsa, devam ederse olmuyor. Olmadığını pek çok hadîs-i şerîflerden biliyoruz.
وقَالَ النبى صلى الله عليه وسلم: «إِذَا جَاءَ رَمَضَا فُتِّحَتْ أَبْوَابُ الْجَنَّةِ، وَغُلِّقَتْ أَبْوَابُ النَّارِ، وَصُفِّدَتِ الشَّيَاطِينُ»
Ve kâle’n-nebiyyü sallallahu aleyhi ve sellem: İzâ câe ramazânu fütihat ebvabu’l-cenneti ve ğullikat ebvâbu’n-nâr ve sufideti’ş-şeyâtînü.
وقَالَ: «صُومُوا لِرُؤْيَتِهِ وَأَفْطِرُوا لِرُؤْيَتِهِ، فَإِنْ غُبِّيَ عَلَيْكُمْ فَأَكْمِلُوا عِدَّةَ شَعْبَانَ ثَلاَثِينَ»
Ve kâle sûmû li-ru’yetihî ve eftirû li-ru’yetihi. Fe-in ğabiye aleyküm fe-ekmelû iddete şa’bâne selâsîne.
Ve kâle ibn abbâs radıyallahu anhümâ:
«كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَجْوَدَ النَّاسِ بِالخَيْرِ، وَأَجْوَدُ مَا يَكُونُ فِي شَهْرِ رَمَضَانَ، لِأَنَّ جِبْرِيلَ كَانَ يَلْقَاهُ فِي كُلِّ لَيْلَةٍ فِي شَهْرِ رَمَضَانَ، حَتَّى يَنْسَلِخَ يَعْرِضُ عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ القُرْآنَ، فَإِذَا لَقِيَهُ جِبْرِيلُ كَانَ أَجْوَدَ بِالخَيْرِ مِنَ الرِّيحِ المُرْسَلَةِ»
Kâne resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ecvede’n-nâsi ve kâne ecvedü mâ yekûnü fî ramadâne hîne yelkâhu cibrîlü ve kâne yelkâhu cibrîlü fî-külli leyletin min ramazâne fe-yüdârisühü’l-kur’ân fe-le-rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hîne yelkâhu cibrîlü ecvedü bi’l-hayri mine’r-rîhi’l-mürseleti. Müttefekun aleyh. Sadeka resûlullah ve netaka habîbullah.
Arada daha önce okuduğumuz iki hadîs-i şerîf vardı, onları geçtik.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hakkında İbn Abbas radıyallahu anhümâ buyuruyor ki;
Kâne resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ecvede’n-nâsi. “Peygamberimiz Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz insanların en cömerdi idi.”
Ecved, cevad kelimesinin ism-i tafdîli ve ceyyid kelimesinin de ism-i tafdîli olur, “en cömert” demek. Cevad “cömert” demek, ecved “en cömert” demek; ceyyid “iyi demek” ecved “en iyi” demek.
“[Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz] insanların en cömerdi idi.”
Ve-kâne ecvedü mâ yekûnü fî ramadâne hîne yelkâhu cibrîlü. “Ve en cömert olduğu zaman da Ramazan ayındaydı.” Elinin en çok bağış yaptığı, açık bulunduğu zaman Ramazan ayıydı. “Cebrail aleyhisselam kendisine geldiği zaman.”
Ve-kâne yelkâhu cibrîlü fî külli leyletin min ramazâne fe-yüdârisühû’l-kur’ân. “Cebrail ramazanda her gece Peygamberimiz Efendimiz’e geliyordu, iniyordu ve onunla Kur’ân-ı Kerîm’i müdârese ediyordu.” Yani Kur’ân-ı Kerîm’i beraber müzâkere ediyorlardı, okuyorlardı, dinliyorlardı. Peygamber Efendimiz ramazanda her gece Cebrail aleyhisselam ile Kur’an çalışıyordu.
Fe-le-rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hîne yelkâhu cibrîlü ecvedü bi’l-hayri mine’r-rîhi’l-mürseleti. “Ve andolsun ki, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Cebrail aleyhisselam kendisiyle buluştuğu zaman hayır bakımından yağmur yüklü gönderilmiş bereketli bulutlardan daha cömert olurdu.”
Hani yağmur yüklü bereketli bulutlar nasıl şakır şakır rahmeti yağdırır, Cebrail aleyhisselam ile karşılaştıkça, buluştukça Peygamber Efendimiz ondan daha cömert olurdu. Zaten cömetlerin cömerdi idi [bir de Cebrail ile] her buluştukça artık verirdi, verirdi, verirdi. Ramazan da en çok [cömet olurdu.]
عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا، قَالَتْ: كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، «إِذَا دَخَلَ الْعَشْرُ، أَحْيَا اللَّيْلَ، وَأَيْقَظَ أَهْلَهُ، وَجَدَّ وَشَدَّ الْمِئْزَرَ»
Ve-an âişete radıyallahu anhâ kâlet: Kâne Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem izâ dehale’l-aşru ahye’l-leyle ve eykaza ehlehû ve şedde’l-mi’zera.
Peygamberimizin zevce-i mutahherası Âişe-i Sıddîka validemizden rivayet edildiğine göre o rivayet etmiş demiş ki;
“Resûlullah sallallahu aleyhi ve selem Ramazan’ın son on günü girdi mi.” Yani bizim itikâf yapmaya başladığımız günler... Ahye’l-leyle. “Geceleri ihyâ ederdi.” Ve-eykaza ehlehû. “Ailelerini de uyandırırdı.” “Kalkın ibadet edin.” diye onları da ibadete teşvik ederdi. Ve-şedde’l-mi’zera. “Ve paçalarını sıvardı.” demek.
Aslın da şedd-i mi’zer etmek “elbisesinin eteğini şöyle arkasına almak” demek. Bir şey yapacağı zaman şöyle eteğini toplayıp [arkasına almak.] Biz “paçaları sıvamak” diyoruz. Böyle kıvırırız, “Tamaam, tamam, bu iyice işe girişecek” mânasına. Yani Peygamber Efendimiz Ramazan’ın son on gününde çok büyük gayrete girerdi.
Mübarek geldi, bir haftası gitti ya. Rüzgar gibi, fırıldak gibi günler dönüyor geçiyor... Allahuekber!
Buhârî ve Müslim rivayet etmişler, Peygamber Efendimiz [Ramazan’ın] son on gününün de böyle idi.
عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ : لاَ يَتَقَدَّمَنَّ أَحَدُكُمْ رَمَضَانَ بِصَوْمِ يَوْمٍ وَلاَ يَوْمَيْنِ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ رَجُلٌ كان يَصُومُ صَوْمه فَلْيَصُمْ ذَلِكَ الصَّوْمَ
An ebî hüreyrate radıyallahu anhu ani’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme kâle: lâ yetekaddemenne ehadüküm ramazâne bi-savmi yevmin ev yevmeyni illâ en yekûne racülün kâne yesûmü savmehû fe’l-yesüm zâlike’l-yevm. Müttefekun aleyh.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ten rivayet edilmiş ki Peygamber sallallahu aleyhi ve selem [şöyle buyurmuş:]
Lâ yetekaddemenne ehadüküm. “Sizden biriniz sakın Ramazan’dan evvel ki.” Ramazâne bi-savmi yevmin ev yevmeyni. “Bir gün veya iki gün önceden, ramazanı karşılayan o günlerde oruç tutarak, sakın ramazanı öyle karşılamasın.” Sakın ha, asla böyle yapmayın!
İllâ en yekûne racülün kâne yesûmü savmehû fe’l-yesüm zâlike’l-yevm. “Ama adam âdet edinmiş de âdet ettiği günler de tam o güne, Ramazan’ın bir evveline rastlamışsa o âdetini sürdürsün.”
Mesela; pazartesi, perşembe oruçlarını tutuyordu tutuyordu, eh tam o güne rastladı, arefe günü, o zaman tutsun. Veyahut kefaret orucu gibi herhangi bir şekilde bir şey tutuyordu, o zaman tutabilir. Ama ramazanı ihtiyaten acaba o gün mü başladı, bir gün sonra mı başladı hikayesinden bir gün veya iki gün evvelinden oruç tutarak karşılamaya sakın başlamayın.
Sahâbe-i kirâmdan, “Böyle kesinlikle yapmam!” yani bir gün önceden, ihtiyaten oruç tutmam diyenler var. Çünkü eski ümmetler böyle kendi akıllarından ibadetlere biraz biraz kata kata dini çığırından çıkarttılar. Ne demişse Peygamber Efendimiz o kadarını yaparım. Ne fazlasını, ne azını...
Orucun başladığı zaman belli!Hilal gökyüzünde görününce ertesi gün oruç tutun. Göremezsen içinde bulunduğun ayı 29 gün değil 30 güne tamamlarsın ondan sonra tutarsın. Bitti, gayet kolay! Kavga yok, gürültü yok, geyet belli. Göremedin, Şabanı 30 gün sayarsın, 30’dan sonra 31 olmayacağına göre ertesi gün Ramazan’ı tutarsın. Gördün, tutarsın. Ama öyle ihtiyaten niyet edeyim de bilmem [ne de...] Öyle şey yok! Peygamber Efendimiz yasaklıyor.
Buhârî ve Müslim rivayet etmişler.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir de, Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ın rivayet ettiğine göre buyurmuş ki;
إذا بَقِىَ نِصْفٌ من شعبان فلا تصوموا.
İzâ bakiye nısfün min şa’bâne fe-lâ tesûmû. Ravâhu’-tirmiziyyü ve kâle hadîsün hasenün sahîhun.
Tirmizî’nin rivayet ettiği ve hadis-i hasen-i sahih dediği Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ın rivayet ettiği bu hadîs-i şerîfe göre;
“Şaban’ın yarısı geçip de öbür yarısı kaldığı zaman -Ramazan’a yarım ay, on beş, on beş gün kaldığında- artık o zaman oruç tutmayın.” Çünkü artık Ramazan yaklaşıyor, o zamanlar oruç tutmayın.
Bir de önemli bir şey daha var, onu da okuyuvereyim.
«مَنْ صَامَ اليَوْمَ الَّذِي يَشُكُّ فِيهِ النَّاسُ فَقَدْ عَصَى أَبَا القَاسِمِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ»
An ebi’l-yakzâni ammâri’bni yâsirin radıyallahu anhümâ kâle men sâme’l-yevmellezî yüşekkü fîhi fe-kad asâ ebe’l-kâsımi sallallahu aleyhi ve sellem. Ravâhu Ebû dâvud ve’t-tirmizî ve kâle hadîsün hasenün sahîhun.
Ebû Dâvûd ve Tirmizî gibi iki mühim hadis âliminin kitaplarında rivayet etmiş olduğu ve Tirmizî’nin hadis-i hasen-i sahih dediği Ammar b. Yâsir’den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
Men sâme el-yevmellezî yüşekkü fî-hi. “Acaba Ramazan’ın birinci günü mü yoksa değil mi diye tereddüt edilen tereddütlü günde oruç tutan [bir kimse.]”
Hani [insan] ihtiyaten tutayım diye düşünebilir ya, ha işte o gün oruç tutan bir kimse ne yapmış olur?
“Ebû’l-Kâsım Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e âsi olmuş olur.”
Öyle âdet olur mu!? İşte bilmemekten! Peygamber Efendimiz işi; şekle, şüpheyle, tereddütle, ihtiyatla götürtmeyi sevmiyor. Ramazansa Ramazan, değilse, görülmedi ise Şaban’ı 30’a sayın, bitti. Öyle ihtiyaten [bir gün önceden oruç] eklemeyi [Peygamber Efendimiz] sevmiyor, “ [Ebû’l-Kâsım’a] âsi olmuş olur.” diyor. Önemli!..
Tirmizî hadisün hasenün sahihun demiş.
Onun için yevm-i şek yani acaba Ramazan’ın biri mi değil mi [diye terettüt edilen] o günde [tereddütlü oruç niyeti] yapmayacağız.
Yanlız bir şey yapacağız; güneş battığı zaman iyice ufka bakacağız, gözlemimizi yapacağız, tedbirimizi alacağız, telefonla konuşacağız, yakınlarımızdaki arkadaşlarla haberleşeceğiz, “Gördük!” derlerse tamam. Bir saat gecikmeli de olsa geleceğiz teravihimizi kılacağız, orucumuzu tutacağız. Demek ki öyle tereddütle iş yapmayı Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sevmiyor.
Peygamber Efendimiz’i anlamayı, sünnetine uymayı, müslümanlığı güzel yapmayı; aşırı değil, eksik değil, yalan değil, yanlış değil, keyfî değil doğru düzgün müslüman olmayı Allah hepimize nasip etsin. Hepimizi sevgili kulu eylesin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin.
El-Fâtiha.
08.07.2000 -
Sağ Elle Yemek,
04.01.2001 -
Ruhbanlık İslamda Yoktur,
