00.06.2000 - Adab, Eve Giriş Adabı, İçki, Faiz, Rüşveti Meşru Görmek

00.06.2000 - Adab, Eve Giriş Adabı, İçki, Faiz, Rüşveti Meşru Görmek
Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'd:
Fekale Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.
إِذَا اسْتَأذَنَ أَحَدُكُمْ ثَلَاثًا، فَلَمْ يُؤْذَنْ لَهُ فَلْيَرْجِعْ. مَالِكٌ حم خ م ط حب عَنْ أَبِي مُوسَى وَأَبِي سَعِيدٍ مَعًا، طب ض عَنْ جُنْدُبٍ.
İze’s-te’zene ehadüküm selâsen fe-lem yü’zen le-hû fe’l-yercı’.
Sadeka rasûlullahi fî mâ kâle ev kemâ kâle.
Ebû Mûsâ, Ebû Sa’îd ve Cündüb rahmetullahi aleyhim ecmaîn hazretlerinden, İmam Buhârî, İmam Müslim, İmam Ahmed b. Hanbel, İmam Mâlik, İbn Hibbân, Tahavî [Tayalisî] rivayet etmişler.
Peygamber efendimiz, bize âdâb öğretmek babında buyuruyor ki;
İze’s-te’zene ehadüküm selâsen. Sizden biriniz, birisinin evine yanına oturduğu yere, barındığı odaya, eve, kapıya vardığı zaman, izin istediği zaman.
İze’s-te’zene ehadüküm. Üç defa izin ister.
Fe-lem yü’zen le-hû.
Eğer kendisine izin verilmemişse, üç defa izin istediği halde, kendisine izin verilmemişse, içeri girme izni müsaadesi, o zaman. Fe’l-yercı’. Geriye dönsün. Üçten fazla ısrar etmesin demek.
Şimdi İslam; çölde, bedevi insanlara veya Hicaz’daki mahrumiyetli bölgelerdeki insanlara, Peygamber efendimiz, vasıtasıyla çok edepler öğretti. Çok şeyler öğrendiler. Hayatları kökünden değişti. Yıkanmayı öğrendiler, suyun kıt olduğu çölde, günde beş defa yıkanmayı öğrendiler, boylu boyunca yıkanmayı öğrendiler, dişlerini fırçalamayı öğrendiler, tırnakları uzatmayıp, kesmeyi öğrendiler, kılları kazımayı vücudu koku tutacak, ter tutacak, pislik yapacak mikrop barındıracak şeylerden temizlemeyi, sünnet olmayı.
Yani İslam, hayatın düşünülebilen her dalında, her kısmında, her yönünde, insanlara âdâb öğretti. Çok güzel şeyler öğretti.
Baba, çoluk çocuğunu nasıl terbiye edecek?
Evlat ana babasına nasıl muamele edecek?
Evlenme nasıl olacak?
Kadın, kocasına karşı ne gibi vazifelere riayet edecek?
Neler yapacak?
Erkek, kadına ve çocukların karşı görevlerin neler?
Onlar için neler yapacak. Böyle sayısız. Her şeyin âdâbı var.
Âdâb ne demek?
Bir şeyin, yanlışsız yapılmasını sağlayan, bilgiler ve kurallar demek. Her şeyin âdâbı var. Bir yere gittiği zaman da insanın, âdâbtan birisi; istizandır.
İstizan ne demek?
İzin istemek demek. Bir arkadaşınızın evine gidiyorsunuz, paldır küldür giremezsiniz içeriye. Şimdi bizim mahdum telefon ediyor, baba diyor, toplantı halindeydik, odadaydık, birisi paldur küldür kapıdan içeri girdi, başladı bilmem tenkitli konuşmaya. Oraya girmeye hakkı yok onun. Yani içeriye, bir kapalı kapıdan içeriye, bir kimsenin, İslami yönden. Yani girende iyi Müslüman, derviş yani. Paldır küldür giremez bir toplantıya. Kapı kapalı çünkü. İçerde adam soyunuyor olur, giyiniyor olur, doktor olmuş olur. Soyun demiştir, muayene ediyordur vs. yani. Giremez. Kapı kapalı oldu mu. Hatta kapının kapalı olması gerekmez. Perde olsa yeter. Yani açılamaması şartı yok. Açılmamasını işaret eden, bir işaretin olması yeterli yani. İçeri giremez. O zaman kapının önüne geldiği zaman, içeriye girebilir miyim diye müsaade isteyecek.
Bu müsaadenin şekli seslenmek olabilir.
Orada kimse var mı?
Selamun aleyküm.
Girebilir miyim?
Filan gibi. Kendisinin ,kapının önüne geldiğini belirten, bir usül ile girmek istediğini bildirecek. İçerden, girme izin verilmemişse o zaman giremez. Üç defa izin istesin. Yani girmek istediğini belirtsin. Öhü öhü öhü, böyle olabilir veya tık tık tık. Buda bir izin isteme şeklidir. Kapıyı vuruyor, tamam. Zil. Şimdi zil var veya seslenmek. Süleyman ağa, Süleyman ağa, Süleyman ağa. Cevap yok içerden “ni vaaa” demiyor. O zaman şey yapacak. Üç defa izin istedi, izin verilmediyse geri gidecek. İçeri kapıyı açıpta zorla girmek olmaz. Hatta değil kapıyı açmak, pencere perdesiz olsa, çünkü perde de bir varlıktı o zaman, kolay bulunan bir şey değildi kumaş, orada çok zordu. Hurma liflerinden bir şeyler örer, perde yaparlardı. Evlerin kapısı buydu yani. Yoksa böyle tahtayı nerden bulacaklar. Yok ki bu malzeme yok ki yakında.
Kâbe’yi nasıl yaptılar?
Tamiri yapılacak Kâbe’nin. Seller, duvarlarını çatlattı dengesini bozdu. Yıkıp yeniden yapacaklar. Nasıl yaptılar Kâbe-i Müşerrefeyi?
Kızıl denizde bir gemi battı. Allah, batıran Allah. Mukadderatı Allah takdir etmiyor mu?
Gemi karaya vurdu. Tabi gelen geçenler bildi. Kocama bir gemi, kenarda yatıyor. Malzemesi var bunun, kaburgaları var, güverte tahtaları var, yan tahtaları var filan. Onlardan faydalanıp yaptılar. Yok öyle, git hemen burada tımber dükkanına, istediğin boydaki şeyden al, istediğin kadar. İki gündür, üç gündür işte gidip geliyoruz, şu ende şu boyda kesiyor da hemen, cart cart cart. Her şey gayet kolaylaşmış. Cihazı var, tezgahı var. Çok kolay. Yani marangozluk falan basit iş. Her şey kolaylaşmış. Hazır güzel palanyalanmış. Yani dressed, dressed tımber. Düzletilmiş tahta satıyor adam hazır. Boyları belli. Köşe satıyor. Yani sanatçıya yapacak bir şey kalmamış ki. Çıta satıyor. Her şey var. Sonra küçük tahtaları birbirine eklemişler. Tahta her yerinden kırılıyor, eklendiği yerden kırılması mümkün değil. İnce ince nasıl işlemişler, hayran kalıyorum. Çok güzel. Ama o zaman öyle değildi. Kapı yoktu evlerde, cam ve pencere hiç yoktu. Cam, çok yeni bir şey, çok yeni güzel bir usül. Camı nerden bulsunlar?
Cam yoktu. Güneş girsin diye bir aralık, açıklık vardı ama kimse girmesin diye mazgal gibi yapılıyordu küçük. Yani içeriye birisi ordan girmesin diye böyle yapıyordu. Ama kedi girebilir, başka mahlûk girebilir yani. Ordan hava geliyordu, ışık geliyordu. Kapılar, işte bulabilirse belki kapatacak bir şey yapıyordu, belki o da yoktu. Bütün bunlara rağmen açık bir pencereden içeriye baksa, içeriye kapıdan izinsiz girmiş gibi günah oluyor İslam da. O kadar önemli. Bakamaz.
Cuma namazında, belki Cuma gününde değil, Hz. Osman radıyallahu anh’ın Halifeliği zamanında, birisi geldi halifenin yanına, Hz. Osman’ın yanına, Osman-ı Zûnnûreyn radıyallahu anh’ın yanına. Şöyle bir baktı yüzüne, Hz. Osman. Senin gözünde, zina izleri görüyorum ey filanca dedi. Adamcağız çarpıldı, sarsıldı, utandı, kızardı, bozardı. Senin gözlerinde, zina izi görüyorum dedi.
Şaşırdı dedi ki:
Peygamberlik kesilmedi mi ya emir’el mü’minin?
Dedi. Yani Peygamber efendimiz böyle söylese, o zaman şaşmayacak. Çünkü Allah’ın Resûlü diyecek. Ama Hz. Osman söyleyince, işin mahiyetini anlayamadı.
Peygamberlik kesilmedi mi ya emir’el mü’minin? Dedi.
Halbuki Allah Peygamberlerine bildirdiği gibi evliyâsına da bildirir. Peygamberlerine verdiği olağanüstü imkanlara mucize deniliyor. Evliyâullaha verdiği ikramlara da keramet deniyor.
Hz. Osman’ın ki ne?
Keramet. Gözünden, gözü ile bir günah işlediğini anladı, gözünde zina izleri görüyorum dedi Hz. Osman. Meğer yolda gelirken, açık bir kapıdan veyahut bir evin açık yerinden, perdesi rüzgardan mı uçtu? Kalktı esti de, nasıl olduysa içerdeki kadını görmüş, belki yıkanan kadını görmüş, öyle gelmiş. İçeriye bakmış. Yani zina izleri görüyorum gözünde diyor. O kadar önemli. Bakmamak önemli, içeriye bakmayacak. Tabi o bakmayacak. Ev halkı da içerisi görünmesin diye şimdi tedbirler alınıyor işte, perdeler, keten perdeler, bilmem jaluzi perdeler vesaire filan. Bir şeyler, çareler, içeri görünmemesi, girilmemesi sağlanıyor. Kapılar kapalı, açmak istese açamaz, ancak zile çalıyor. Tamam şimdi biraz daha emniyet sağlanmış. Yine de kapıyı çalmak şeydir, istizandır.
İsitizan ne demek?
İzin istemek demek. İzin istiyor yani.
Kapıyı çaldı mı ne demek?
Ben geldim, seninle görüşmek, içeri girmek istiyorum, müsaade eder misin demek? Müsaade ederse üç defa yapacak bu işi. Ondan sonra şey yapacak. Peki bu üç tanenin aralığı ne olacak?
Yani üç tane yapar da, tamam. Ama dırt bir, dırt iki, dırt üç. Hadi eyvallah ben gidiyorum. Böyle mi?
Hayır. Namaza durduğunu düşünecek içerdekinin. Namazı bitirmesine kadar geçecek vakit ki, namazda ise, namazı bitirsin, selam versin gelsin. Belki namazdadır diye o kadar bekleyecek yani. Üçüncü de olmazsa geri dönecek.
Kapıya gittiği zaman, kapıya dik durulmayacak. Kapı açıldığı zaman içerisi görülecek gibi durulmayacak. Ya yana dönecek, ya arkasını dönecek. Adam kapıyı açacak veya kadın. Kim o deyince, bacım Ahmet bey evde mi diyecek?
Bakmıyor. Kadının yüzünü görmüyor. Kadın açık mı kapalı mı bilmiyor. Evde buyrun veya işte çarşıya gitti, beş dakika sonra gelir veya akşama gelecek filan. Neyse yani yüzü doğrudan doğruya içeriyi görmeyecek. Bu da âdâbtan. Kapıyı vurmanın usulünden erkanından âdâbından biri de bu.
Neden?
Çünkü kadının, yüzünü görmemesi lazım. Belki de kadın ev kıyafetiyledir. Belki tam örtünememiştir diye. İhtiyatsız bir şekilde. Mesela kocası geldi sanır. Kadının birisi bana anlatıyor.,tam kocası gelmesi saatinde konuşmuşlar işte şu sırada geliyordur, merdivenlerden inmiştir, kapının önüne gelmiştir. Kapıyı çalıyor. Dırt zil çalıyor. Eline tası almış, hanım beye şaka yapacak yani. Kapıyı açar açmaz, al şu tası diyecek. O böyle sarsılacak, yoğurt al gel diyecek, şaka yapacak yani. Hanım, beyini karşılarken bunları tasarlıyor. Bu niyetle eline yoğurt tasını almış, dışardan işte bir kilo yoğurt getir, kızartma var falan. Kapıyı o serbestlikle, rahatlıkla açmış. Bir de bakmış yabancı. İyi ki yapmamış o şeyi. Yani al şu tası falan deseydi, çok garip olacak bir kimse karşısındaki. Yani Olabilir.
Onun için doğrudan doğruya kapıya dönüp durmak uygun olmuyor.
Âdâb. Âdâb ne demek?
Bir işin ,hatasız yanlışsız yapılmasını, düzenleyen kurallara âdâb denir. Her şeyin âdâbı var. Yemek yemenin âdâbı, selam vermenin âdâbı, abdest almanın âdâbı, namaz kılmanın âdâbı, talebeliğin âdâbı, düğünün âdâbı, kazancın kesbü ticaretin âdâbı.
İkinci hadîs-i şerîf.
إِذَا اسْتَحَلَّتْ هٰذِهِ الْأُمَّةُ الْخَمْرَ بِالنَّبِيذِ، وَالرِّبَا بِالْبَيْعِ، وَالسُّحْتَ بِالْهَدِيَّةِ، وَاتَّجَرُوا بِالزَّكَاةِ؛ فَعِنْدَ ذٰلِكَ هَلَاكُهُمْ، لِيَزْدَادُوا إِثْمًا. الدَّيْلَمِيُّ عَنْ حُذَيْفَةَ.
İze’s-tehallet hâzihi’l-ümmetü’l-hamra bi’n-nebîzi ve’r-ribâ bi’l-bey’ı’ ve’s-suhte bi’l-hediyyeti ve’t-tecerû bi’z-zekâti fe-‘ınde zâlike helekühüm li-yezdâdû ismen.
Deylemî rivayet etmiş.
Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vessellem buyurmuş ki;
İze’s-tehallet hâzihi’l-ümmetü’l-hamra. Bu ümmet eğer bozulur da, içkiyi, şarabı, helal görmeye başlarsa.
Ne diye?
Bi’n-nebîzi. Yani ya bu üzüm suyudur, ne olacak falan gibi bir sözle, bu nebîze benziyor, yani şıraya benziyor, ne farkı var şırayla?
Der gibi, bir mantıkla şarabı içmeyi helal görürse;
Ve’r-ribâ bi’l-bey’ı’. Ve faizi de helal görürse.
Ne diye?
Canım faiz de işte, bir çeşit alışveriş. Adam dükkana mal alıyor, kâr koyuyor, satıyor. Bu da para veriyor . Parayı biraz kârlı alıyor.
Ne farkı var?
Bu da alışveriş gibi sayılır diye, faizi de helal sayarsa.
Halbuki Kur’an’ı Kerîm de Allah buyuruyor ki;
Veehallaallâhu-lbey’a veharrame-rribâ. [1]
Allah, faizi haram kılmıştır, alışverişi helal kılmıştır. İkisini öyle benzetmeye kalkmayın demek yani. Bu haramdır, bu helaldir. Var mı bir diyeceğin. Ben böyle emrediyorum demek yani.
Kur’an-ı Kerîm de böyle geçiyor.
Zâlike bi-ennehum kâlû inneme-lbey’u mislu-rribâ. (Bakara Suresi 275. Ayet)
Yani faizi alanlar, Peygamber efendimizin zamanında demişler ki; alışveriş de faiz gibi, niye alışveriş helalde, faiz haram gibi ukalalık yapmaya kalkmışlar.
Allahu Teâlâ hazretleri buyurmuş ki;
Veehallaallâhu-lbey’a veharrame-rribâ. (Bakara Suresi 275. Ayet)
Alış verişi helal kıldı, faizi haram kıldı.
Var mı diyeceğin?
Alışveriş yap o zaman. Şimdi burada da;
Ve’r-ribâ bi’l-bey’ı’. Yani alışveriş yapmak yerine faizi, o da alışveriş gibidir, diye helal görürlerse.
İki.
Ve’s-suhte bi’l-hediyyeti. Haramı da, ne olacak bu hediye rüşveti de, ne olacak bu da hediye işte. Arkadaş hediye getirdi bana. İyi ama senin kaşının gözünün güzelliğine mi hediye getirdi. İşini yaptırtmak için yaptı. Sen ötekileri kapıda bekletirken, bu hediye getirenin işini yapıyorsun. Ayrıcalık yapıyorsun. Bal gibi rüşvet. Ha işte böyle rüşveti de hediye sayarsa, faizi de alışveriş gibi sayarsa, içkiyi de ne olacak bu da üzümden yapılma, üzümden sıkılma şarap, ne farkı var gibi bir şeyle helal görmeye başlarsa bu ümmet, bu haramları. Faiz haram, şarap haram, rüşvet haram. Helal görmeye kalkarsa bir takım mantıklarla.
Ve’t-tecerû bi’z-zekâti. Ve zekâtın ticaretini yaparlarsa, yani zekâtı, falancanın zekâtını alalım, filancanın zekâtını alalım, şöyle istifade edelim bilmem ne falan, zekât ticareti yaparsa.
Fe-‘ınde zâlike helekühüm. İşte bu ümmetin helâkı, o zaman olacak.
Neden?
Hem haramları yapıyorlar. Hem de helal görerek, yapıyorlar. Haramın haram olduğunu bilerek yapmak günah. Ama helal saymak, daha büyük daha berbat bir şey.
Ne olacak, ne varmış yani?
Diyor. Ha o daha berbat. Berbatın berbatı.
Diyor ki, Peygamber efendimiz veyahut Hz. Ali efendimizden rivayet edilmiş:
Cehennem fenadır, çok fena. Tabi cehennem ateşi. Amma cehennemde, ebedi kalmak ondan da fena. Çünkü, ebedi kalacak. Çünkü, bir zaman gelse çıkacak diye ümit etse insan yirmi sene hapis, yirmi beş sene hapis, yine bir şey. Ama cehennemden hiç çıkmayacak. Bu deha fena. Yani beterin beteri var.
Li-yezdâdû ismen. Günahları artırdıklarından dolayı böyle, günahı daha büyük günah, daha büyük günah yaptıkları zaman, o zaman işte helâk olurlar.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi, sevdiği dine mensup, Müslümanlar eylemiş, Elhamdûlillah. Sevdiği peygambere de ümmet eylemiş, Elhamdûlillah. Allah’a hamd ü senâlar olsun. Bu inanç üzere yaşıyoruz.
Cenâb-ı Hak bizi de sevdiği, veli kullarından eylesin. Sevgili mübarek, kullarından eylesin. Sevdiği işleri yapmak nasip eylesin. Helal temiz kazanmak nasip etsin. Hayır hasenât yapmayı nasip etsin. Ömrümüzü rızasına uygun, güzel geçirmeyi nasıp etsin. Huzuruna sevdiği kul olarak, varmayı nasip eylesin. Peygamber efendimize komşu eylesin. Ahirette, cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin. Selamına, mazhar eylesin. Efendim Rıdvân-ı ekberine nail eylesin.
El Fâtiha.
00.06.2000 -
Tevbe Etmek, Müezzinliğin
00.05.2000 -
Zor Zamanlarda Okunacak
