00.04.2000 - Salat-u Selam Getirmek, İftira

00.04.2000 - Salat-u Selam Getirmek, İftira
Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emma ba’dü:
Fe-kâle Resûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem;
إِنَّ أَقْرَبَكُمْ مِنِّي يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِي كُلِّ مَوْطِنٍ أَكْثَرُكُمْ عَلَيَّ صَلَاةً فِي الدُّنْيَا. مَنْ صَلَّى عَلَيَّ فِي يَوْمِ الْجُمُعَةِ وَلَيْلَةِ الْجُمُعَةِ قَضَى اللهُ لَهُ مِائَةَ حَاجَةٍ: سَبْعِينَ مِنْ حَوَايِجِ الْآخِرَةِ، وَثَلَاثِينَ مِنْ حَوَايِجِ الدُّنْيَا، ثُمَّ يُوَكِّلُ اللهُ بِذٰلِكَ مَلَكًا يُدْخِلُهُ فِي قَبْرِي، كَمَا يُدْخِلُ عَلَيْكُمُ الْهَدَايَا، يُخْبِرُنِي مَنْ صَلَّى عَلَيَّ بِاسْمِهِ وَنَسَبِهِ إِلَى عَشِيرَتِهِ، فَأُثْبِتُهُ عِنْدِي فِي صَحِيفَةٍ بَيْضَاءَ. هب وَابْنُ عَسَاكِرَ عَنْ أَنَسٍ.
İnne akrabekün minnî yevme’l-kıyâmeti fî külli mevtınin ekseruküm aleyye salâten fi’d-dünyâ. Men sallâ aleyye fî yevmi’l-cumu’ati ve leyleti’l-cumu’ati kadallâhu lehû miete hâcetin: seb’îne min havâyici’l-âhirati ve selâsîne min havâyici’d-dünyâ sümme yüvekkilüllâhu bi-zâlike meleken yüdhılühû fî kabrî ke-mâ yüdhılü aleykümü’l-hedâyâ yuhbirunî men sallâ aleyye bi-ismihî ve nesebihî ilâ aşîratihî fe-üsbitühû ındî fî sahîfetin beydâe.
İbn Asâkir ve diğer kaynaklar Enes radıyallahu anhden rivayet eylemiş ki.
Peygamber sallallahu aleyhi vessellem hazretleri şöyle buyurmuşlar;
İnne akrabekün minnî yevme’l-kıyâmeti fî külli mevtınin. Kıyamet gününde; her yerde, her zaman, bana en yakın olanınız, hiç şüphe yok ki;
Ekseruküm aleyye salâten fi’d-dünyâ. Dünyadayken bana en çok salavât getireninizdir. Veya daha çok yakınınız, bana daha çok salavât getirendir. Veya en yakınınız bana en çok salavât getirendir. İkisi de aynı kapıya çıkar. Arapça’da çünkü ism-i tafdîller, hem daha manasına gelir hem en manasına gelir. İkisi de mümkün.
Men sallâ aleyye fî yevmi’l-cumu’ati ve leyleti’l-cumu’ati. Kim Cuma gününde ve cuma gecesinde bana salât getirirse,
Kadallâhu lehû miete hâcetin. Allah onun, yüz ihtiyacını görür. Yüz ihtiyacını görür.
Seb’îne min havâyici’l-âhirati. Yetmiş tanesi ahiret ihtiyacı, ahirette karşısına çıkacak olan ihtiyaç, onu karşılar Allah.
Ve selâsîne min havâyici’d-dünyâ. Otuz tanesi de dünyadaki ihtiyaçları karşılar. Borcu var, harcı var, ev alacak, çocuğunun bilmem nesi var, ev alacak vs vs dünya ihtiyacı otuz tane. Ahiret ihtiyaçları yetmiş tane. Bunları görüverir, hallediverir, ihsan eder, bahşeder Allah.
Sümme yüvekkilüllâhu bi-zâlike meleken. Sonra onun bu salât u selâm getirmesi üzerine Allahu Teâlâ hazretleri bir melek görevlendirir.
Yüdhılühû fî kabrîhi. Melek bu salât u selâmı benim kabrime sokar, getirir. Ya da bir melek vazifelendirir. O meleği benim kabrime gönderir, sokar Allah. Ya salât u selâmı melek sokar ya da Allahu Teâlâ hazretleri meleği efendimizin kabrine gönderir.
Ke-mâ yüdhılü aleykümü’l-hedâyâ. Size hediyelerin getirildiği gibi veyahut
ke-mâ yüdhılü aleykümü’l-hedâyâ size hediyeler ihsan ettiği gibi, bana da kabrime o salât u selâmı getirir.
Bundan iki mana çıkıyor: Bir. Salavât getirene de hediyeler gönderecek Allah. Salât u selâmı da peygamber efendimizin kabrine gönderecek bir mana bu. Zaten biliyoruz ki otuz tane dünya ihtiyacı görülecek bu mana olabilir. İkinci mana da, nasıl size birileri hediye getirir bir adamla, bilmem falanca devletten, Mısır hükümdarından, Peygamber Efendimiz’e bir heyet gelmiş, hediyeler getirmiş. Mesela; Mâriye radiyallahu anha, zevcesi, Mısır’dan gönderilen hediye hanımlardan.
Onun için Mâriye el-Ḳıbṭîyye deniliyor. Marya yani Meryem o diyardaki şeye göre. Kıbtî demek, çingene demek değil. Hâşa sümme hâşa Mısırlı demek. Çünkü Mısır’ın adı İngilizce’de Egypttir. Arapçada kıbt, kıbt milleti yani Egypt milleti demektir. İkisi ayın kökten geliyor ama Avrupa ya gidince Egypt olmuş. Burada kıbt olmuş. Kıbtî demek Mısırlı demek.
Bizde çingeneler de biraz esrar gördüklerinden kıbti demişler. Halbuki çingenelerin kökeni, Mısırlı değildir. Çingenelerin kökeni Hindistan deniliyor. Hindistan’dan yayılmış deniliyor ama mesela bütün esmer insanlara Arap dediğimiz gibi. Halbuki Afrika’dan gelmiştir Arap. Arap bir adam geldi yani Arap milletinden demek değil rengi şey. Hatta köpeğin rengi siyahsa Arap adını koyarlar, çok fena.
Libya’da bir uluslararası toplantıya gitmiştim. Lübnanlı idi galiba birisi geldi. Siz Türkler Arapları sevmezsiniz dedi.
Dedim, nasıl söz o öyle, olur mu hiç biz çok severiz. Çünkü; Peygamber Efendimiz, Arap milletinden. Kur’an-ı Kerîm Arapça vs. severiz.
Müslüman kardeşimiz niye sevmeyelim?
Yok dedi. Ben, İstanbul’da yaşadım, dedi. Yeni caminin orada, Mısır Çarşısı’nda alışveriş yapıyordum dedi. Satıcı köpeğe, Arap Arap gel dedi.
Hay Allah dedim. Yani alınmış oradan üzülmüş, köpeğe Arap Arap denmesinden. Halbuki o satıcı hiç de Arabı kötülemeyi düşünmemiştir. Köpeğin rengi siyahtır ondan.
Dedim ki; Türkçede Arap sözü iki manaya gelir. Bir manası siyah demektir. Yani köpek siyahtır da ondan demiştir falan dedim.
Dedi hem dedi sizin camileriniz filan az dedi.
Neresi az ya! İstanbul’da binlerce cami var.
Yok dedi, ben bir cuma günü; cami aradım aradım aradım aradım bulamadım dedi.
Nerede kalmıştın?
Bakırköy Ataköy. Tabi yani yerine göre.
Neyse böyle hediyeler geldiği gibi, benim de kabrime bu salât u selâmlar melek tarafından hediye olarak getirilir. Arz olunur.
Yuhbirunî men sallâ aleyye. Kim bana salât u selâmı getirmişse; o melek ismini, o salât u selâm getirenin ismini bana bildirir. Bildiren bir melek gönderir kabrime, Allah. Türbeme gönderir.
Bi-ismihî ve nesebihî ilâ aşîratihî. Salât u selâm getirenin; ismiyle, mezhebiyle, hangi aşirete kabileye mensup olduğuyla bildiren, bir melek salât u selâmı bana getirir.
fe-üsbitühû Ben de onun ismini kaydederim.
Indî. Yanımda.
Fî sahîfetin beydâe. Yanımda bulunan, bembeyaz bir sayfaya onun ismini kaydederim.
Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi ihsânin ecma’în.
Şimdi Resûlullah Efendimiz yazdı. Ömer Yaprak Birisbane’den. Kayserili. Kayseri’nin bilmem ne ailesinden gibi.
Allahu Teâlâ hazretleri bize akıl fikir versin de, boş boş şeylerle, şarkı, türkü tutturup gevezelik edeceğine millet, salât u selâmı çok eylesin. Çünkü çok söyleyen çok yakın olacak. Daha çok söyleyen, daha yakın olacak. Her yerde fî külli mevtınin. Her mekan ve her zamanda Resûlullah’a yakın olacak. Çok önemli.
Hocamız rahmetullahi aleyh, bana cuma günü Hâlid el-Bağdâdî efendimizin okuduğu salavât diye Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî vesellem diye bunu bin tane çek diye tavsiye buyurmuştu. Makamını Allah âla eylesin. Sevap kazanalım diye yani.
Ne güzel hadîs-i şerîf.
Ne mutlu, buna göre hareket eden kimseye!
إِنَّ أَفْرَى الْفِرَى مَنْ قَوَّلَنِي مَا لَمْ أَقُلْ، وَمَنْ أَرَى عَيْنَيْهِ فِي الْـمَنَامِ مَا لَمْ تَرَيَا، وَمَنِ ادَّعَى إِلَى غَيْرِ أَبِيهِ. الشَّافِعِيُّ فِي "الْـمَعْرِفَةِ" ق عَنْ وَاثِلَةَ.
İnne efra’l-firâ men kavvelenî mâ lem ekul ve men erâ ayneyhi fi’l-menâmi mâ lem terayâ ve meni’d-de’â ilâ ğayri ebîhi.
İmam Şâfiî rivayet etmiş, bu hadîs-i şerifi. Beyhakî rivayet etmiş, Vasîle radıyallahu anh’den. Efendimiz sallallahu aleyhi vessellem buyurmuş ki;
İnne efra’l-firâ. İftiraların en korkuncu, en pis, en berbat, en koyu iftira.
Men kavvelenî mâ lem ekul. Bana, benim demediğimi dedi diyen, demediğimi söylemişim diye iddia edendir. İftira. Resûlullah böyle söyledi. Çünkü bazı bozguncular, Resûlullah Efendimiz’in hadîsi diye yalanları ortaya koydular, hadîs uydurdular, hadîstir bu dediler. Hadîs değil.
Ne sebepten?
Kendi batıl mezhebini desteklemek maksadıyla vs vs sebeplerle hadîs uydurdular. Hadîs âlimleri onun için didik didik hadîsleri inceliyorlar, hangi râvî rivayet etmiş, kimden geliyor bu,
O adamdan mı, o adam yalancıdır, hadîs uydururdu, ondan hadîs almak doğru değildir, diye ayırmışlar. Koca koca kitaplar yazmışlar.
İftiraların en korkuncu; Resûlullah’a söylemediği sözü, söyledi diye iftira etmektir.Bir.
İkincisi.
Ve men erâ ayneyhi fi’l-menâmi mâ lem terayâ.
Gözlerine, rüyada görmediği şeyi gördüm demektir. Yani rüyamda şöyle gördüm diye yalan söylemektir.
Rüyamda şöyle görmüşüm ki efendim, ben sizin kızınızla evleniyormuşum. Nur içinde gördüm ikimizi.
Yalan. Kızı almak için söylüyor, uyduruyor. En büyük iftiralardan birisi de budur.
Üçüncüsü.
Ve meni’d-de’â ilâ ğayri ebîhi. Babasından gayrisine, benim babam aslında buydu diye iftira atandır. Tabi bir çocuğun anası babası belliyse, nikahlı, mâ’ruf, düğünlü, dernekli onda bir şey yok.
Peygamber sallallahu aleyhi vessellem buyuruyor ki, bir hadîs-i şerifinde;
Üç kişi beşikteyken konuştu. Birisi İsa aleyhisselâm.
قَالَ اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَن۪ي نَبِيًّاۙ ﴿٣٠﴾
Kâle innî abdullâhi âtâniye’l-kitâbe ve ce’alenî nebiyyen. [1]
Nedir ya Meryem, “bu çocuğu nerden getirdin?” dedikleri zaman, o beşikteyken, annesinin mübarek, masum, sâliha bir hatun olduğunu kendisinin, Allahın kulu olduğunu;
Kâle innî abdullâhi. Ben Allahın kuluyum yarattığı kuluyum, âtâniye’l-kitâbe, bana kitap verecek, İncil’i ihsan edecek. Ve ce’alenî nebiyyen. Peygamber yapacak. Ezelde bu böyle. İsa aleyhisselâm konuştu beşikteyken, bir İsa aleyhisselam.
İki.
Bir zalim hükümdar; müslüman imana gelenleri kendi kavminden öldürüyordu, ateş hendekler açtırmıştı, hendeklerin içine ateşler yaktırmıştı, cazır cazır cazır dalları atmış alevler göklere çıkıyor, inananları hendeğin yanına kadar götürüyorlar, eli kolu bağlı, itip ateşin içinde atıp,yakıyorlar. Kenarda soruyorlardı.
Dönecek misin inancından, dönmeyecek misin?
Bizim müşrikliğimize gelmeyecek misin?
Gelmeyeceğim. Ben müminim. İtiyorlardı öldürüyorlardı.
Bu arada kucağında çocuk bir mümin hatunu da getirdiler ateşin kenarına atmak için.
Dönüyor musun inancından, dönmüyor musun?
Kadıncağız ateşlerin yanında, hendeğin kenarında, kucağında çocuğu, dedi ki;
Ben mümin olarak ölürsem öleyim, Allah yolunda, imanımdan dolayı, ama bu çocukcağız hiçbir şeyden haberi yok kucağımda, bu da ölecek, zavallıcık, acaba sorumlu olur muyum anne olarak, döndüm deyivereyim mi acaba diye aklından geçirdi. Peygamber efendimiz diyor ki; o zaman çocuğu,
Aman anneciğim sakın ha imanından dönme dedi diyor.
İkinci çocuk bu. Bebekken, bebek olduğu halde, konuşacak çağda olmadığı halde konuşan ikinci çocuk bu.
Bir de kötü bir kadın, bir âbide, ibadet eden salîh bir kimseye eski kavimlerden iftira etti, doğan çocuğu için. Bu çocuk o rahibin çocuğudur, onunla ben bir arada bulundum da, bu çocuk ondan oldu dedi. Rahip masum, âbid, yani ibadetinde taatinde, Allah’ın iyi bir kulu. Kadın da bundan oldu diye iftira ediyor. Onun üzerine bebek konuştu.
Ben dedi filanca çobanın çocuğuyum dedi. Böylece o rahip kurtuldu.
Üç şey.
Demek ki bazıları, bazı kadınlar; bu çocuğum falancadandır diye iftira ediyorlar. Bazen de doğan çocuk, o da benim babam falancaymış diye iftira ediyor. Tabi çok büyük iftira oluyor. Çünkü o adamı zinayla suçlamış oluyor. Ondan artık ne menfaati olacaksa, mirasından pay mı istiyor. Bazı o devirde demek nüfus sayımı vs. çok sağlam olmayınca, çıkıp birisi benim babam budur diyor, gelip başına musallat olup böyle lekelemeye çalışıyor demek ki.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi, her türlü kötülükten ve her türlü kötü şerli insanın boyamasından, batırmaya çalışmasından korusun. Hem dünyada hem ahirette aziz ve bahtiyar eylesin. Cennetiyle cemaliyle cümlenizi cümlemizi müşerref eylesin. Hem de azaba uğramadan, cehennemde yanmadan.
Bi lütfihi ve keremihi ve bi-hürmeti habîbihi ve bi-hürmeti yevmi’l-cumua ve bi-hürmeti esrâr-ı sûreti’l-Fâtiha.
00.05.2000 -
Allahın Nazar Etmeyeceği
00.04.2000 -
Günahlar, Öğüt Dinlemek,
