00.06.2000 - Zekatın Fazileti, Hayır ve Niyet

00.06.2000 - Zekatın Fazileti, Hayır ve Niyet
Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmâin ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'dü;
Fe-kâle rasûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem.
إِذَا أَدَّيْتَ زَكَاةَ مَالِكَ فَقَدْ أَذْهَبْتَ عَنْكَ شَرَّهُ. ابْنُ خُزَيْمَةَ وَالشِّيرَازِيُّ ك ق عَنْ جَابِرٍ.
İzâ eddeyte zekâte mâliki/mâlike fe-kad ezhebti/ezhebte anki/anke şerrahû.
Burada iki hareke koymuş bütün fiillere ve zamirlere. Yani bir hanıma hitap etmiş de olabilir. Bir erkeğe hitap etmiş te olabilir. Belli olmuyor ama ikisini de koymuş. Bir ibarede başka delil yok.
İzâ eddeyte zekâte mâliki. Ey filanca, muhatabı ya hanım, yakın bir kimse nasihat ediyor ona. Ya da bir erkek. Ey filan, ey filan kişi, ey muhatabım. Sen malının zekâtını verdiğin zaman.
Fe-kad ezhebti/ezhebte anki/anke şerrahû.
Malının şerrini, kötülüğünü, zararını, sana dokunacak zararını, kendinden uzaklaştırmış olursun, zekâtını verdi mi. Malının zekâtını verdin mi, maldan dolayı sana gelecek zararı şerri def etmiş, sen kendinden uzaklaştırmış olursun, onu korumuş olursun.
Şimdi bir insan zekât verme durumuna ulaştı mı, seviyesine çıktı mı zenginliği, onun miktarı vardır, şu kadar altın, şu kadar dirhem gümüş diye, zekât vermesi lazım.
Allah-u Teâlâ hazretleri namaz gibi, oruç gibi, hac gibi, malından bir miktarı, Allah yolunda vermeyi müslümanlara farz kılmıştır. Dinin beş temel ibadetinden birisidir, zekât vermek. Bir insan zekat vermezse, mühim bir farzı, çok önemli bir farzı, içtimai bir vazifeyi, ihmal etmiş olur. Fakirlerin hakkını yemiş olur. Çünkü kendisinin, kendisini zenginleştirecek malın içinde Allah, fakirin hakkı var diye Kur’an-ı Kerîm de bildiriyor.
وَف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ
Ve fî emvâlihim hakkun li’s-sâili ve’l-mahrûmi. [1] Dilenciler için, malsız mülksüz mahrum kimsesizler için, o müminlerin mallarında bir belirli miktar onların hakkı vardır. Onu vermediği zaman, onların hakkını ayırıp vermediği zaman, o mahrumlara, o zayıflara, o fakirlere, onların malını yemiş oluyor. E ben kazandım hocam. Hepsi benim dükkanımdan geliyor. Senin dükkanından geliyor ama, onun içinde fukaranın hakkı saklı. Onu çıkarttığın zaman malın senin, geriye kalanı senin malın. Onu hakkını vermediğin zaman, onların hakkını yemiş oluyorsun. Bunu millet anlamıyor. Yani sanıyor ki, paranın hepsi kendisinin. Zekâtı vermekten şey yapıyor. Halbuki, hayır. Zekât miktarı para senin değil, ötekisinin hakkı. Onu vermediğin zaman sen fakirin hakkını yemiş oluyorsun. Millet bunu bilmiyor. Çok kimse bunu bilmiyor. Ben kazanıyorum diyor. O da kazansın diyor. O da diyor kurtarsın kendisini diyor. Halbuki herkes çalışıyor. Ama herkes zengin olamıyor. Allah zenginliği verirse veriyor. Her isteyene vermiyor. Verirse veriyor.
Binâenaleyh mü’min olan, imanı olan zekâtı verecek.
Vermezse ne olur?
Vermez se kendisi bilir. Ahirette belasını, cezasını bulur. Vermediği mallar cehennemde kızdırılıp alnına, sırtına ve kollarına, yanlarına yapıştırılacak. Ateşten böyle,
يَوْمَ يُحْمٰى عَلَيْهَا ف۪ي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوٰى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْۜ هٰذَا مَا كَنَزْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ
Yevme yuhmâ ‘aleyhâ fî nâri cehenneme fe-tükvâ bi-hâ cibâhühüm ve cünûbühüm ve zuhûruhum hâżâ mâ keneztüm li-enfüsiküm fe-żûkû mâ küntüm teknizûne. [2] İşte yanınız da biriktirdiğiniz, kasalarda, keselerde sakladığınız paralar işte bunlar diye, cehennem ateşinde iyice kızmış olan o şeyler, altınlar, gümüşler, onlar ile dağlanacak, yüzleri sırtları, yanları diye bildiriliyor. Yani cehennem de cehenneme girecekte, cehennem de azap şekli de böyle olacak. İşte bu, Allah yolunda vermediniz diye.
Onun için zekât kelimesinin manası, temizleyici madde demek, zekât. Temizleyen şey demek.
Neden?
Zekâtı verdiğin zaman, malın temiz oluyor. Senin kendi malın, kalıyor içinde. Zekâtı ayırıp vermediğin zaman, malın kirli kalıyor. Çünkü başkasının hakkı var, onu da beraber yiyiyorsun.
En iyi çare?
Malı kazanır kazanmaz, sene de bir hesaplanıyor. Zekâta tabii mallarını hesaplayacak. Bir kenara ayıracak. Bu benim zekâtım diyecek. Oradan tıkır tıkır verecek.
Zekâtı verirken dikkat edilecek şeyler vardır. Zekât, zekâtı kabul ettim diyebilecek bir canlı varlığa verilir. Hükmü şahsiyete verilmez. Bir fakire verilir, borçluya verilir, Allah yolunda mücahitlere verilir vs. ye. Şeye verilmez. Mesela bir ölü meydanda kalmış. Buna kefen alıverelim. Mezarcı parasını da ödeyiverelim de bunu gömelim. Zekât paramdan versem olur mu?
Olmaz. Çünkü kabul etme durumu yok. Zekâtın fakire teslimi, temlik edilmesi gerekiyor.
Temlik demek?
Al bu senin mülkündür. Ne yaparsan yap diye eline vermek gerekiyor. Öyle bilmem kurumlara, derneklere, hatta camilere. Yani bu bir kurum düşmanlığı, dernek düşmanlığı da değil. Camiye bile verse, olmuyor.
E bu camiler yapılmayacak mı?
Camiler başka hayırdan, yapılırsa yapılacak. Amma fakirin hakkı fakire verilecek. O kadar.
Şimdi bu malı ayırıpta verirsen sahibi olan fakirlere, malın temiz kaldığı için, zekat temizleyici malzeme demek, temizleyici işlem demek. Malını temizlemiş oluyorsun. Öyle yapmadığın zaman malın pis oluyor. Pis mal yiyiyorsun, murdar mal yiyiyorsun, mikroplu mal yiyiyorsun, leş yiyiyorsun gibi oluyor.
Malın zekâtını vermediği zaman, kendisine şerri dokunur, zararı dokunur, malın zararı dokunur. Zekâtı verdiğin zaman, o şerrini başından uzaklaştırmış, o şerden kendini kurtarmış oluyorsun buyuruyor. Bu ifade çok önemli.
İkinci hadîs-i şerîf te, yine zekâtla ilgili altındaki.
إِذَا أَدَّيْتَ الزَّكَاةَ فَقَدْ قَضَيْتَ مَا عَلَيْكَ، وَمَنْ جَمَعَ مَالًا حَرَامًا، ثُمَّ تَصَدَّقَ بِهِ لَمْ يَكُنْ لَهُ فِيهِ أَجْرٌ، وَكَانَ عَلَيْهِ إِصْرُهُ. ك ق عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ.
İzâ eddeyte’z-zekâte fe-kad kadayte mâ ‘aleyke ve men ceme’a mâlen harâmen sümme tesaddaka bihî lem yekün lehû fîhi ecrun ve kâne ‘aleyhi ısruhû.
İzâ eddeyte’z-zekâte. Malının zekâtını ödediğin zaman,
Fe-kad kadayte mâ ‘aleyke. Boynundan borç olan vazifeyi, eda etmiş olursun.
Zekât nerelerden alınır?
Zekât hayvandan alınır mı?
Evet koyun sahipleri, davar sahipleri, sürü sahipleri de zekatını verecek. Çiftçiden alınır mı?
Evet çiftçinin, ziraatinin öşrü de bir çeşit zekâttır. Tüccardan alınır mı?
Tüccardan da, esnaftan da alınır. Kadından alınır mı?
Kadından alınır. Erkekten, herkesten alınır. Zenginleşmiş olan herkesin, zekâtını vermesi lazım. Görevini yapmış olursun. Senin aleyhine olan bir borcu, ödemiş olursun. Borçtan kurtulmuş olursun. Amma,
Ve men ceme’a mâlen harâmen. Kim bir haram mal toplarsa, haram olarak bir malı kim toplarsa.
Şimdi ya haram mal, nasıl olur?
Kazanç şekli, günah olan bir şekilde olur. Mesela hırsızlıktan, yol kesmekten, bu haram mal. Veyahut haram malzemenin satışından olur. İçki satmak, vs. satmak olur. Veyahut helal mal satıyorsun ama Cuma vaktinde, ticaret satıyorsun. O zaman haram. Haramlaşıyor o zaman, oradan olur. Ya da zekâtını vermiyorsan, malının içinde haram birikiyor. Kim, bir haram mal toplarsa.
Sümme tesaddaka bihî. Sonra bundan da kalkıp tasadduk ederse, hayır verirse,
Lem yekün lehû fîhi ecrun. Bir sevabı olmaz. Haram maldan sadaka verse bile, sevabı olmaz. Hiç sevabı olmaz.
Ve kâne ‘aleyhi ısruhû. Vebali efendim, cezası, sorumluluğu üzerinde kalır. Yani verdiği halde sevap kazanmaz, kabul olmaz, ecir almaz, vebali üzerinde kalır.
Ve üçüncü, sonuncu hadîs-i şerîf.
إِذَا أَرَادَ اللهُ بِعَبْدٍ خَيْرًا اسَتَعْمَلَهُ. قِيلَ: مَا اسْتَعْمَلَهُ؟ قَالَ: يَهْدِيهِ إِلَى الْعَمَلِ الصَّالِحِ قَبْلَ مَوْتِهِ، ثُمَّ يَقْبِضُهُ عَلَى ذٰلِكَ . حم عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَمِقِ.
İzâ erâdallahu azze ve celle bi-‘abdin hayran ista’melehû kîle ve mâ ista’melehû kâle yehdîhi ile’l-ameli’s-sâlihi kâble mevtihî sümme yekbıduhû alâ zâlike.
Ahmed b. Hanbel rahmetullahi aleyh rivayet etmiş ki; Kitabına yazmış ki, Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor;
İzâ erâdallahu azze ve celle bi-‘abdin hayran. Pek aziz ve pek celil olan, sonsuz izzet ve celal sahibi olan, Allah bir kulun hayrını murad etti mi, hayra ersin şu kulum, sonu hayır olsun diye kulunun hayrını istedi mi, murad etti mi.
İsta’melehû. Hayırlı bir işte istihdam eder, kullanır.
Diyorlar ki:
Kîle ve mâ ista’melehû. Ne demek bu, Ya Resûlullah diye soruyorlar?
Diyor ki:
Yehdîhi ile’l-ameli’s-sâlihi. Onun gönlünü yumuşatır, aklını döndürür, Salîh amel işlemeye sevk eder.
Yani salîh amel ne demek?
İyi, güzel, sevaplı amel işlemeye sevk eder.
Kâble mevtihî. Ölümünden evvel.
Sümme yekbıduhû alâ zâlike. Sonra bu amel-i salîh üzere, onu işlemiş olarak, ruhunu kabzeder. Böylece hayra erdirmiş olur.
Demek ki, Cenâb-ı hak, bir kulunun akıbetinin hayır olmasını isterse, onu güzel işler yapmaya sevk ediyor. Kafasını döndürüyor.
Bu, neye dayanır?
Bu da, kulun kendisinin zihniyetine, niyetine dayanır. Kulun niyeti, Cenâb-ı Hakk’ın hoşuna gidecek şekilde kalbi temiz niyeti güzel olursa, sarhoş ta olsa, ayyaş ta olsa, o niyetinden dolayı, Cenâb-ı Hak onu döndürür, tevbe ettirir, hayırlı işi yaptırır. Niyeti bozuk olursa, ona göre yardımsız bırakır.
Mesela bu gece çok geç yattım. Maç da seyredeceğim ondan sonra Sabah namazına gidemem diye, akşamdan böyle kafayı bozdu mu, sabah namazına gelemez. Yani niyetinin bozukluğundan dolayı Allah şey yapar. Niyeti halis, temiz olanı döndürür döndürür efendim doğru yola sevk eder. Onun için halis düşüncelerle, temiz duygularla Cenâb-ı Hakk’a kulluk etmemiz lazım. İçten. Kusurlu da olsa, candan, içten, samimi, halis, tertemiz duygular taşımamız lazım. Duygularımız yalan yanlış bile olsa. O zaman Cenâb-ı Hak muvaffak ediyor, hayırlı işler yapmaya. Kafası, niyeti, kalbi bozuk, fitne, fesat olunca da o zaman kendi haline bırakıyor. Hidayet etmiyor.
İhdina’s-sırâta’l-müstakîm diyoruz ya. Sırât-ı Müstakîme sokmuyor.
Allah bizi, sırat-ı mustakime sevk ettiği, hayırlarda istimal ettiği, efendim ahir ömürde hayrını, hasenâtını artıran, sevdiği kullarından eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varmayı nasip eylesin. Şimdiye kadar yaptıklarımızın, kötü ibadetlerin de hepsini defterlerimizden silsin. Affı mağfiret eylesin. Bizi onlarla mahşer günü, hesap günü karşı karşıya getiripte, mahşer halkına rezil etmesin. Hatta bize hesap ta uygulamadan, bi-gayri hisab cennetine dahil eylesin. Cemali ile müşerref eylesin.
Bi-hürmeti Esmâihi’l-Hüsnâ. Ve bi-hürmeti Habîbihi’l-müctebâ. Ve bi-hürmeti esrârı sureti’l-Fâtiha.
00.07.2000 -
Abdest Almanın Önemi
00.06.2000 -
Tevbe Etmek, Müezzinliğin
