00.08.2000 - Cemaatle 40 Gün Namaz, Münafıklık, İkindi Namazı, Sabah Namazı

00.08.2000 - Cemaatle 40 Gün Namaz, Münafıklık, İkindi Namazı, Sabah Namazı
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu ‘alâ seyyidi’l-evvelîne ve’l-âhirîn, Muhammedini'l-Mustafa. Ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebi’ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l ceza. Emmâ ba'd.
Fe kâle Resûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem:
Men sallâ erbaîne yevmen fî cemâatin yudrikü tekbîrete'l-ûlâ kütibe lehû berâetâni berâetün mine'n-nâri ve berâetüm mine'n-nifâki.
Tirmizî hadîs-i şerîfi Enes radıyallahu anh’ten rivayet etmiş. “Sahih hadîs-i şerîftir.” diye buyurmuş. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;
Men sallâ erbaîne yevmen fî cemâatin yudrikü tekbîrete'l-ûlâ kütibe lehû berâetân “Kim kırk gün cemaatle namaz kılarsa cemaati kaçırmadan camide cemaatle namaz kılarsa; imamın ilk Allahu ekber diye namaza duruşuna yetişmek şartıyla -öteki rekâtlara, sonradan kavuşmak değil- bu zât için iki tane berat yazılır.” Berâetün mine’n-nâri. “Cehennemden âzatlık beratı.”
“Sen cehenneme girmeyeceksin, cehennemden kurtuldun. Hürsün, âzat oldun…” diye cehennemden âzatlık beratı yazılır, bir.
Ve berâetüm mine’n-nifâki. “Sen münafık değilsin, münafıklıktan âzat oldun!”
Münafıklıktan beraat ettiğine dair, eline berat verilir, iki.
Münafıklık çok kötü bir şey!
Münafıklık eğer imanda oluyorsa; mü’min olmadığı hâlde mü’minmiş gibi davranıyorsa cehennemin en aşağı tabakasındadır!
İnne’l-münâfikîna fi’d-derki’l-esfeli mine’n-nâri. “Cehennemin en aşağı tabakasına atılacaklar.”
Eğer münafıklık; amellerinde, yaşantısında, icraatında ise; bu imandaki münafıklıktan daha hafifçe bir şey, biraz daha hafif. O da çok kötü bir şey!
Peygamber Efendimiz;
“Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler. Vaat ettiği zaman vaadinden döner. Kendisine güvenildiği zaman, güveni boşa çıkartır, hıyanet eder.”
Münafık; dönek, kaypak bir insan!
Mü’min, iyi bir insan da bu sıfatlardan bazıları kendisinde varsa; söylediği zaman yalan söylemek, sözünde durmamak, vaadini yerine getirmemek, güvenildiği zaman güveni boşa çıkartmak vs. O zaman münafıklıktan bir miktar var, bir parça var, demektir. Onun da cezası vardır.
Peygamber Efendimiz;
“Sabah ve yatsı namazlarına münafıklar gelemez. Onun için siz sabah ve yatsı namazına gelmeye gayret edin! Çünkü gelmezseniz, münafıkların arasına katılırsınız, o duruma düşersiniz!” diye bildiriyor.
Ama bir insan; kırk gün, ilk Allahu ekber’i de kaçırmadan, namaza duruş tekbirini de kaçırmadan camiye gelirse iki tane berat yazılır, diploma, lisans eline verilir: Cehennemden azatsın! Bir. Sen münafık değilsin, münafıklıktan uzaksın, berîsin, âzatsın! İki.
Çok güzel!
Allah, bizi camisiz bırakmasın!
Cami; çok mühim bir müessese, çok kıymetli bir müessese! İnsana çok sevap kazandıran bir müessese! Cami, çok faydalı bir müessese!
Allah bizi camisiz bırakmasın. Camiden de uzak bırakmasın, camiyi de ihmal ettirmesin. Camilerimizi de içindeki uygunsuz; imamlardan, müezzinlerden, kişilerden dolayı tatsız tuzsuz hâle de getirmesin.
Adam camiye gidecek ama imam berbat, müezzin berbat! Hâllerini biliyor, görüyor; oraya gidemiyor,mesela.
İmam bir acayip adam! İmam mı değil mi; Fesubhanallah! Tevbe yâ Rabbi, tevbe tevbe! Yahu bunlar ne biçim hâller!..
Yaptığı işlere, cemaat akıl mantık erdiremez.
Ondan sonra da;
Bazı yöneticiler, bazı dernek başkanları, bazı imamlar, müezzinler, camiyi böyle tatsız tuzsuz yapar, illallah dedirtir.
Cami; ihlâs merkezi, iman merkezi olsun!
“Hocam bu biraz camiye dil uzatmak olmuyor mu, vicdanın nasıl elveriyor da nasıl söylüyorsun?..”
Peygamber Efendimiz’in zamanında bile, Mescid-i Dırâr diye mescit vardı!
Mescid-i Dırâr ne demek?
“Müslümanlara zarar verme mescidi” demek.
Kubalı Müslümanlar, Kuba’da mescit kurdu; Medine’ye, Medine-i Münevvere’ye yakın. Peygamber Efendimiz orada namaz kıldı vs. Ondan sonra oranın münafıkları; dışı müslüman, içi kâfir herifler, Allah’la Resûlullah’la zıtlaşmış harp etmiş bir herifi; başkan olarak tekrar getirmek için bir toplum teşkil edelim diye, orada ikinci bir mescit yaptılar. Kuba’da Peygamber Efendimiz’in mescidinden ayrı.
“Cemaat oraya gitmesin de bizim tarafa gelsin… Sonra bir de Şam’a kaçmış olan falanca herif de başımıza geçer…”
Teşkilatlanma hazırlığı! Camiyi de araç olarak kullanacaklar!
Âyet-i kerîme indi:
لَا تَقُمْ ف۪يهِ اَبَدًاۜ لَمَسْجِدٌ اُسِّسَ عَلَى التَّقْوٰى مِنْ اَوَّلِ يَوْمٍ اَحَقُّ اَنْ تَقُومَ ف۪يهِۜ ف۪يهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ اَنْ يَتَطَهَّرُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّر۪ينَ
Lâ teküm fîhi ebedâ le-mescidün üssise ale’t-takvâ min evveli yevmin ehakku en tekûme fîhi fîhi ricâlün yuhibbûne en yetetahherûne vallâhu yuhibbu’l-muttahhirîne.
Lâ teküm fîhi ebedâ. [1] “Ey Resûlüm! Sakın o heriflerin muzırlık mescidinde ,asla namaz kılma!”
Ebedâ; “asla” demek.
Lâ teküm fîhi ebedâ le-mescidün üssise ale’t-takvâ “Takvâ duyguları üzerine kurulmuş olan mescit hiç şüphe yok ki ehakku en tekûme fîhi. İçinde namaz kılmaya, çok daha layıktır. O ilk mescitte kıl. O heriflerin mescidinde, sakın namaz kılma!” Fîhi ricâlün yuhibbûne en yetetahherûne. “O takvâ üzerine kurulmuş olan o mescitte; ne ihlaslı,ne temiz insanlar var, çok temizlenmeyi seven insanlar var.”
Vallâhu yuhibbu’l-muttahhirîne. “Allah, tertemiz olmayı isteyenleri sever!” diye o mescitte kılmasını, öteki mescide gitmemesini emretti.
Demek ki mescitler bile dalaverelere, dalkavukluklara, münafıklıklara âlet olsun diye kurulabilmiş; o zaman bile, bir çeşit muzırlıklar yapılabilmiş!
Allah bizim mescitlerimizi, takvâ mescidi eylesin. Müttakîlik, ihlâs, iman-ı kâmil, ahlâk-ı cemîle mescidi eylesin. Allah’ın sevdiği mescit eylesin, rahmet nazarıyla nazar ettiği, mescit eylesin. Bizi de mescitlerden, bir namaz vakti bile ayrı tutmasın.
Şeytan, insanın camiye gelmesini engellemek için her türlü şeytanlığını ortaya döker. Her türlü sanatını gösterir. Yeter ki o şahıs, camiye gidemesin! Ya uykusunu sevdirtir ya soğuktan korkutur, tembelleştirir ya bir iş çıkartır…
Tam namaza gideceği sırada, telefon çalar,zırrr zırr zırr
“Yahu şimdi ben, bu telefon açarsam cemaati kaçıracağım. Çok da ısrar etti, herhalde mühim bir şey…”
Açarsın, Türkiye’den telefon; yirmi dakika konuşur!
Gitti namaz!
Namaz gitti! Hadi bakalım, buyur!
Şeytan; çok oyunlar oynar, çocuğu ağlatır. Nasıl yaparsa, neresini kurcalıyorsa, çocuk basar yaygarayı! Anası namaza durdu mu anasının namazı berbat olsun diye çocuk ağlar!
Yavrucuğum, anan yanında işte! Eteğini tut, ne istiyorsun…
Hüngür hüngür, zırıl zırıl, bırıl bırıl ağlar. Sümüklü salyalı gözyaşları vs.
es-Selâmü aleyküm verahmetullâh, es-Selâmü aleyküm verahmetullâh!
Kucağına [alınca] susar!
“Fesubhanallah, bu çocuğa ne oldu?”
Ne olacak: Şeytan bir yerlerini kurcaladı, bağırttı; anasının namazını berbat etti!
Şeytanın işleri çoktur!
Allah bizi şeytana, mağlup düşürtmesin. Nefsin esiri etmesin. Cami sevgisini gönlümüzden çıkarttırmasın. Cami yapmak çok sevap, camiye gitmek de çok sevap; cemaatten, camiden, Cuma’dan ayırmasın.
İkinci hadîs-i şerîf.
مَنْ صَلَّى الْعَصْرَ، فَجَلَسَ يُمْلِي خَيْرًا حَتَّى يُمْسِيَ، كَانَ أَفْضَلَ مِمَّنْ أَعْتَقَ ثَمَانِيَة مِنْ وَلَدِ إِسْمَاعِيلَ
Men salle’l-asre fe celese yümlî hayran hattâ yümsiye kâne efdale mimmen a’teka semâniyâte min veledi İsmâîle.
Enes radıyallahu anh’ten, Peygamber Efendimiz rivayet eylemiş ki;
Men salle’l-asre fe celese yümlî hayran “Kim ikindi namazını kılarsa; namazdan sonra oturursa, hayır imlâ ederek, yazdırarak, hayır ifâ ederek oturursa…”
İmlâ etmek; “bir şeyi yaptırmak” mânasına geliyor.
“Hayır yaptırarak, hayır yazdırarak hayır yaptırarak…”
Ya hoca olacak, talebe yetiştirecek; demek olabilir.
İkindide oturdu; akşam oluncaya kadar, hayır yaptırıyor, hayır ifâ ediyor, hayır icrâ ediyor, hayır imlâ ediyor.
Ya “ilim öğretmek” mânasına gelir ya da artık o mânaya gelmiyorsa “Hayır hâsıl olacak bir şeylerle, vaktini doldurur.” mânasına, “Hayırla vaktini doldurur.” mânasına.
Camide Kur’an okur, tesbih çeker vs.
Kâne efdale mimmen a’teka semâniyâte min veledi İsmâîle. “Caminin içinde akşama kadar ibadetle meşgul olursa İsmail aleyhisselam’ın mübarek sülalesinden, evladından sekiz tane köle, esir düşmüş insanı ,âzat etmek sevabından, daha çok sevap alır!”
Arapların en asaletli ailesi, İsmail aleyhisselam’ın soyudur. Çünkü o Hacer validemize geldi. Zemzemi Allah onlara buldurdu. Orada yerleştirdi. Sonra Cürhüm kabilesi geldi, oturdular. İsmail aleyhisselam onlardan kız aldı, çoğaldılar vs.
Arap’ın en asil kabilesi, Kureyş’tir. Kureyş’in de kökü İsmail aleyhisselam’a dayanır. En kıymetli insanlar!
En kıymetli yer de Mekke’dir. En kıymetli yerde oturuyorlar. En kıymetli ibadethane de Kâbe’dir. Onun bakımıyla, hizmetiyle meşgul oluyorlar ve orada ibadet ediyorlar. Bunlar, çok kıymetli insanlar. Aynı zamanda, mübarek insanlar.
“İkindiden sonra, akşama kadar oturmak, onlardan sekiz tane köle âzat etmekten daha iyi olur.”
En güzel vakitlerden birisi; sabahtan, güneş doğuncaya kadar ki zamandır. Bu zaman, günün evveli çok sevaptır. Bir de ikindiden sonra; akşama kadar, günün bitimi çok sevaptır. Bu vakitleri ibadetle geçirmek hakkında çok hadîs-i şerîfler vardır. Çok kıymetli!
“Hoca! Yatağa girip yatmak varken ne diye bizi böyle oturtturuyorsun, bağlıyorsun?..” onu da söyleyeyim.
مَنْ صَلَّى الْفَجْرَ فِي جَمَاعَةٍ، ثُمَّ قَعَدَ يَذْكُرُ اللهَ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ، ثُمَّ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ، كَانَتْ لَهُ كَأَجْرِ حَجَّةٍ وَعُمْرَةٍ تَامَّةٍ تَامَّةٍ تَامَّةٍ. ت
Men salle’l-fecre fî cemâatin sümme kaade yezkürullâhe hattâ tatlua’ş-şemsü sümme sallâ rek’ateyni kânet lehû ke-ecri haccetin ve umretin tâmmetin tâmmetin tâmmetin.
Tirmizî, Enes radıyallahu anh’ten rivayet etmiş. Hasen hadîs-i şerîftir, demiş.
“Kim, sabah namazını cemaatle kılarsa; sonra oturup, güneş doğuncaya kadar zikrullahla meşgul olur, sonra kalkıp iki rekât namaz kılarsa, onun için; o gün böyle yapması ona, bir hac ve umre yapmak kadar sevap kazandırır!”
Hacca gitmediği hâlde beldesinde durduğu hâlde bir hac ve umre yapmış kadar sevap kazanır. Tam bir hac ve umre, tam bir hac ve umre, tam bir hac ve umre!
İşte ondan dolayı, sabah namazından sonra, fırsat yakaladık mı, cemaati bulduk mu fırsatı değerlendiriyoruz.
Hadis okuyoruz.
“Oturup zikrullah yapalım…”
Tamam, hadis okumak da zikrullahtır. Zikrullah da yapsak olur, hadis de okusak olur!
Hangisini yapalım?
Bu devirde hadis okumamız daha iyi, çünkü bilgimiz az!
Âyetler var, hadisler var. Âyetler, hadisler bilinmeyince İslâm anlaşılmaz! Bu heriflerinin de lafları hepsi, bir çuval rubbish, götür at!
Bir şeye dayanmıyor; kendi kafasına göre karalıyor, kendi kafasına göre hedef seçiyor, düşman üretiyor, kafasına göre ona saldırıyor!..
Bir çocuğun hayalinden, bir şey kurup oynaması gibi, öcüler icat ediyor vs. Hiç halkımızın, ecdadımızın iyi bir tarafı yokmuş gibi; sanki bütün ilerlemeleri bunlar yapmış gibi, sanki Avrupa’da tarih sevgisi yokmuş gibi!..
“Tarihi sevmeyeceğiz, Osmanlı ne oluyormuş da bilmem neymiş de nostalji…”
Bir de onu öğrendiler: Nostalji!
Mehmet Ali, nostalji.
Nostaljiye düşmeyecekmişsin! O mâziyi sevmek, hastalıkmış…
Ecdadı sevmeyeceğiz de ne yapacağız?
Bin yıllık kitap, okunuyormuş, okunmazmış!..
İşte bu yüzyıllık kitap, hadîs-i şerîf. Bunun içindeki hadîs-i şerîfler de bin yıllık kitap, onlar da hadis kaynakları; niye okunmasın?!..
Ben bir; bu devirde yazılmış, tefsir kitaplarını okuyorum. Bir de ciddi, hadîs-i şerîfe dayalı İbn Kesîr tefsirini filan okuyorum.
Yahu eski alimler, alimmiş. Bu yeniler, eskiyi bile, tam nakledemiyorlar! Onu okumayınca yamuk oluyor, insanın yeniden okuduğu, bilgisi bile yamuk oluyor!
Bizim bir hocamız vardı. Babası onu, Türkçe tefsir okumaktan yasaklamış, men etmiş. “Arapça’sını, ana kaynağından oku!” demiş.
Çünkü naklederken düşürüyorlar. Pek çok şeyleri düşürüyorlar, değiştiriyorlar. Nakli bile doğru düzgün yapmıyorlar.
Allah celle celâlüh, bizim ilmimizi, irfanımızı ziyade eylesin.
Allah bizi sevdiği kul eylesin. Dünyada ve ahirette iyiliklere mazhar eylesin. Yüksek dereceler ihsan eylesin, ama lütfuyla, keremiyle, kahrına, gazabına uğramadan, büyük musibetlere, fitnelere, belalara düçar kalmadan, lütfuyla keremiyle bizi yüksek derecelerin sahibi eylesin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin. Tevfîkini, her zaman her yerde refîk eylesin. Şükrü yerinde, şükredilecek şeylere, şükretmeyi nasip eylesin. Sabredilecek hususlarda da edebimizi muhafaza edip, takdire rıza gösterip, çünkü rıza en yüksek makamdır. Sabredip, o dereceleri kazanmayı nasip eylesin.
Bi-hürmeti Esmâihi’l-Hüsnâ. Ve Habîbihi’l-müctebâ. Ve bi-hürmeti esrârı sureti’l-Fâtiha.
[1] 9/Tevbe, 108.
00.08.2000 -
İslamı Yaymak, Müminin
00.07.2000 -
Nefis, Günah İşlemek,
