00.02.2000 - Allah Korkusu, Korkmak, Ağlamak, Belaların Gelmesi

00.02.2000 - Allah Korkusu, Korkmak, Ağlamak, Belaların Gelmesi
Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi’ahû bi-ihsânin ecmaîn.
Emmâ ba’d.
Fe-kâle Resûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem;
مَا مِنْ عَبْدٍ مُؤْمِنٍ يَخْرُجُ مِنْ عَيْنَيْهِ مِنَ الدُّمُوعِ مِثْلُ رَأْسِ الذُّبَابِ مِنْ خَشْيَةِ الله تَعَالَى، فَيُصِيبُ حُرَّ وَجْهِهِ فَتَمَسُّهُ النَّارُ أَبَدًا.
Mâ min abdin mü’minin yahrucu min ayneyhi mine’d-dumû’i mislü re’si’z-zübâbi min haşyetillahi teâlâ fe-yusîbü hurra vechihî fe-temessühü’n-nâru ebeden.
Abdullah b. Mesud raduyallahu anh rivayet etmiş bu hadîs-i şerîfi. Taberanî ve İbn Mâce kitaplarına kaydetmişler. Mühim, ciddi kaynaklar. Peygamber Efendimizi buyuruyor ki;
Mâ min abdin mü’minin. “Hiç bir müslüman kul yoktur ki.” Yahrucu min ayneyhi mine’d-dumû’i. “İki gözünden yaş olarak.” Mislü re’si’z-zübâbi. “Sineğin başı kadar bir gözyaşı çıksa.”
Çok, böyle seller akmak değil, hüngür hüngür ağlamak değil, şıpır şıpır gözyaşı dökmek değil; sineğin başı kadar şu iki gözünden birazcık bir gözyaşı çıksa...
Ne sebeple?
Min haşyetillahi teâlâ. “Allah korkusundan, haşyetullahtan, havfullahtan.”
"Acep benim halim ne olacak, Allah beni affedecek mi, azabından kurtulacak mıyım, cennete girebilecek miyim?" gibi böyle bir haşyetullahtan, havfullahtan, korkusundan, takvasından iki gözünden sinek başı kadar yaş çıksa;
Fe-yusîbü hurra vechihî. “Şuradan da şöyle şu yüzünün yanağına akıverse.” Fe-temessühü’n-nâru ebeden. “Asla ona cehennem azabı değsin...Mümkün değil değmez.”
Allah korkusundan bir damla gözyaşı çıkıp da yanağına akan bir kimseye cehennem ateşi ebeden, asla, asla değmez. Ebeden, “asla” demek. Fe-temessühü’n-nâru ebeden. “Asla cehennem ateşi ona değsin, mümkün değil, değmez.”
Demek ki duygulanmak, tefekkür etmek, Allah’ın kahrını, gazabını, azabını düşünmek 'benim halim ne olacak' diye âkıbetini tedebbür ve tefekkür eylemek, dinî duygularının derinliğinden, güzelliğinden, safiyetinden dolayı gözünden yaş dökmek, cehennemden kurtulmaya, cehennem azabından âzâd olmaya vesiledir.
Demek ki biz de zaman zaman ahvalimizi düşünelim, hesabımızı yapalım. Bu dünyadaki yaşantımız nasıl gidiyor, iyi mi durumumuz? Acep Allah bize âhirette rahmetiyle muamele edecek mi? Yoksa çok suçluyuz, kusurluyuz da cezasını, kahrını, gazabını çeken kullardan olur muyuz acaba? Aman! Eyvah! Öyle bir durum olmasın diye tefekkür ve tedebbür etmek, düşünmek ve ağlamak.
İnsanların yanında kişiler birbirlerini görür diye bir utanma oluyor, insan tutuyor kendisini. Ama gece olunca; hanım da uyumuş, çocuklar da uyumuş, bu kalkmış, abdest almış, seccadesinde namaz kılıyor. Ağlayabildiğin kadar ağla... Serbest...Ne ayıplayan var, ne “ne oluyor ya koca adam ağlar mı?” diyen var. Serbest...O zaman duygulandığın şekilde, nasıl duygulanmışsan serbest, âzat, hür, düşün;
“Yâ Rabbi! Benim bu halim ne olacak? Senden başka bana yardım edecek kimse yok. Perişanım, pişmanım, günahlarımdan utanıyorum. Rahmetinden de ümidimi kesmiyorum. Cennetini de canım çok istiyor, cennetini, cemalini görmek istiyor. Resûlullah'ın yanına gitmek istiyorum, havzı kevserden içmek istiyorum. Şol cennetin ırmakları Allah dey deyu akarmış, görmek istiyorum. Tûba ağacı sallanırmış, insanın köşküne kadar dalları gelirmiş. Dallarından meyvesi kopartılırmış, görmek istiyorum. En aşağı dereceli bir cennet ehlinin bile bu yerler, bu gökler kadar mülkleri varmış. Köşklerinin yetmiş bin odası varmış. Her odasında türlü türlü nimetler, ikramlar varmış. Aman yâ Rabbi! Beni bunlardan mahrum etme yâ Rabbi!..
İşte ağlarsa, en güzel vakitlerden birisi, tenha vakit evinde geceleyin. Evinde veya yolculukta veya başka yerde, neyse. Gece vakti göğün kapıları da açılmış. Hatta Cenâb-ı Hak semâ-i dünyâya nüzul eyleyip, yani yeryüzüne yakınlaşıp; “Yok mu benden afv ü mağfiret isteyen, affediceğim.” dediği zaman, “Affet beni Allah’ım! Şimdiye kadar bilerek bilmeyerek, haklı haksız çok işler yaptım. Çok hatalara, günahlara bulaştım. Beni affet yâ Rabbi! Bundan sonra yardım eyle de iyi kulun olayım, bundan sonra bu edepsizlikleri, kusurları işlemeyeyim.” diye yalvarıp böyle istemeli. Çünkü istediğini de veriyor Allah. Hem affediyor hem de istediğini veriyor.
Böyle şeyler yaparsanız, bizi, kardeşlerinizi, şeyhlerinizi, anne babanızı da duadan unutmayın.
İkinci hadîs-i şerîf;
مَا مِنْ عَبْدٍ ابْتُلِيَ بِبَلِيَّةٍ فِي الدُّنْيَا إِلَّا بِذَنْبٍ، وَاللهُ أَكْرَمُ وَأَعْظَمُ عَفْوًا مِنْ أَنْ يَسْأَلَهُ عَنْ ذٰلِكَ الذَّنْبِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ.
Mâ min abdin übtüliye bi-beliyyetin fi’d-dünyâ illâ bi-zenbin vallâhu ekremu ve âzamu afven min en yes’elehû an zâlike’z-zenbi yevme’l kıyâmeti.
Bu hadîs-i şerîfi Hâkim ve Taberânî, Ebû Mûsa radıyallahu anh'ten rivayet etmişler. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
Mâ min abdin. “Hiçbir kul yoktur ki." Übtüliye bi-beliyyetin. “Bir beliyye ile mübtela kılınmış.” Başına bir bela musallat olmuş, üzücü bir olay gelmiş, canı iyice sıkılmış, iyice üzücü bir olayla karşılaşmış, musîbetle, belayla imtihana tâbi olmuş.
Nedendir bu?
İllâ bi-zenbin. “Bir günahındandır.”
O bela, o musîbet, o ceza, dünyadaki o sıkıntı kendisinin günahındandır. Bir günah işlemiştir de ondan dolayıdır. Ondan dolayı, o sıkıntıyı çekiyor onun keffâreti oluyor.
Sonra ne olacak?
Vallâhu ekremü ve âzamu afven. “Allahu Teâlâ hazretleri çok cömerttir, çok kerimdir ve affı da çok büyüktür.” Af cihetinden de Cenâb-ı Hakk’ın affı muazzamdır, çoktur. Min en yes’elehû an zâlike’z-zenbi yevme’l kıyâmeti. “O kuluna bu günahını âhirette de sorsun, böyle bir şey yapmaz.”
Âhirette bu günahtan dolayı bir kere daha, “Sen bu günahı niye işledin?” diye sorgu sual açmaktan daha kerimdir, daha affedicidir, affı daha büyüktür. Yani affeder, bir daha âhirette sormaz. Dünyada gelen o beliyye ona keffaret olur, silinir. Âhirette bir daha ceza görmez.
Bunun misâli; Peygamber Efendimiz'in hayatında, bir şerî ceza bir kişiye verildi. O ceza uygulanırken birileri de, “Allah seni kahretsin, pis herif, günahkâr herif!” Böyle ağır sözler söyleyince Peygamber Efendimiz onlara mâni oldu, “Böyle söylemeyin.” dedi. Çünkü bu cezayı çekti ama Allah affediyor. Bu cezadan dolayı günahı siliniyor, âhirette bir daha öyle ceza olmayacak. Onun için öyle kahretsin mahretsin diye beddua etmeyin diye söyledi.
Demek ki bir suçun cezası bir defa olurmuş. Dünyada bir musîbet, bela, üzüntü geldiyse de bir günahtan dolayıymış. Affolucak.
O zaman ne yapacağız?
Bir; dişimizi sıkacağız. Bela geldi, musîbet geldi diye sinirlenip, bağırıp çağırıp, isyan edip, feryâd ü fîgân edip de işi berbat etmeyeceğiz. Çünkü o da hiç olmazsa bir günah sildiriyor. O bakımdan biraz işin bu tarafını bilerek bir bakıma müteselli olmak lazım.
Tabii günah işlememeye çalışmak en güzeli. Ama işte bazen insanlar kendilerini tutamıyorlar, işleyiveriyorlar; ondan dolayı da cezalar, belalar geliveriyor.
Ve üçüncü müjdeli hadîs-i şerîf, Âişe anamız radıyallahu anha'dan rivayet edilmiş. Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;
مَا مِنْ عَبْدٍ أَصْبَحَ صَائِمًا، إِلَّا فُتِحَتْ لَهُ أَبْوَابُ السَّمَاءِ، وَسَبَّحَتْ أَعْضَاؤُهُ، وَاسْتَغْفَرَ لَهُ أَهْلُ السَّمَاءِ الدُّنْيَا، إِلَى أَنْ تَوَارَى بِالْحِجَابِ. فَإِنْ صَلَّى رَكْعَةً أَوْ رَكْعَتَيْنِ أَضَاءَتْ لَهُ السَّمَاوَاتُ نُورًا، وَقُلْنَ أَزْوَاجُهُ مِنَ الْحُورِ الْعِينِ: اللّٰهُمَّ اقْبِضْهُ إِلَيْنَا، فَقَدِ اشْتَقْنَا إِلَى رُؤْيَتِهِ؛ وَإِنْ هَلَّلَ أَوْ سَبَّحَ أَوْ كَبَّرَ تَلَقَّاهُ سَبْعُونَ أَلْفَ مَلَكٍ، يَكْتُبُونَ ثَوَابَهَا إِلَى أَنْ تُوَارَى بِالْحِجَابِ
Mâ min abdin asbaha sâimen illâ futihat lehû ebvâbu’s-semâi ve sebbehat âzâuhû vestağfera lehû ehlü’s-semâi’d-dünyâ ilâ en tevârâ bi’l-hicâbi fe-in sallâ rek’aten ev rek’ateyni edâet lehû’s-semâvâtu nûran. Ve kulne ezvâcühû mine’l-hûri’l-îni allâhumme’k-bıdhu ileynâ fe-kad iştaknâ ilâ ru’yetihî ve in hellele ev sebbeha ev kebbera telkâhu seb’ûne elfe melekin yektûbûne sevâbehâ ilâ en tevâra bi’l-hicâbi.
Oruçlunun sevabıyla ilgili.
Haftanın Pazartesi, Perşembe günleri oruç tutmak sevap. Çarşamba, Perşembe, Cuma günleri oruç tutmakla ilgili hadîs-i şerîfler var. Her ayın başında, ortasında, sonunda oruç tutmak var. Her ayın ortasında 13, 14, 15’inde oruç tutmak var. Ramazan orucu var, başka oruçlar var. Şevval, Zilhicce oruçları filan.
Mâ min abdin. “Hiçbir mü'min kul yoktur ki.” Asbaha sâimen. “Sabahleyin oruçlu olarak kalktı.” Oruca niyetlenmişti, oruçlu olarak sabahladı.
İllâ futihat lehû ebvâbu’s-semâi. “Göğün kapıları ona açılır.”
Oruçlu olarak sabahladığında göğün kapıları ona kapalı olmaz. Ona gümrük işlemi yok, ona sorgu sual araştırma vesaire yok. Göğün kapıları ona açılır, bir. Mükâfatın birisi bu.
Çünkü bazılarına göğün kapıları açılıyor; tabii işin içinde de teftiş, yoklama, kurcalama, sorgu sual olunca bazı şeyler de geri dönüyor, geçemiyor. Kapılardan öyle geçmek kolay olmuyor. Bir kere göğün kapıları açılır.
Ve-sebbehat âzâuhû. “Azaları tesbih ederler.”
Sübhanallah, sübhanallah sübhanallah... Cümle azası Cenâb-ı Hakk’ı tesbih eyler. Her oruçlu için böyle sabaha ulaştığında ille göğün kapıları açılır, ille azaları tesbih eder.
Ve'stağfera lehû ehlü’s-semâi’d-dünyâ. “Dünya semasının -en yakın semanın- ehli onun için istiğfar eylerler.”
'Yâ Rabbi! Bu oruçlu kulunu afv ü mağfiret eyle, affv ü mağfiret eyle, afv ü mağfiret eyle' diye onun için afv ü mağfiret dilerler.
Ne zamana kadar?
İlâ en tevârâ bi’l-hicâb. “Akşama kadar.”
Göğün karanlığı çöküp perde gibi ışıklar karanlıkların arkasına gidinceye kadar. Yani akşama kadar göğün ehilleri, ahâlisi, varlıkları ona dua ederler. Onun için afv ü mağfiret dilerler.
Fe in sallâ rek’aten ev rek’ateyni. “Bir iki rekât namaz kıldı mı.” Edâet lehü’s-semâvâtu nûran. “Gökler onu nurlandırır.”
Gökler onu nurla pırıl pırıl parlattırır. Yahut o da, gökleri nurla pırıl pırıl parlatır. Semalar onun için pırıl pırıl nurla parıldar her tarafı ışık olur. Ortam onun için güzel bir hâle geliyor.
Sonra?
Ve kulne ezvâcühû mine’l-hûri’l-îni. “Hûr-i în olan zevceleri cennetteki.”
Hûr ne demek?
Gözü gayet güzel, gayet iri, gayet hoş bakışlı, hoş görünüşlü, son derece güzel cennet hatunları demek. Sıfatları bu. Çoğuldur bunlar. Hûr; havrâ kelimesini çoğuludur. În de aynâu kelimesinin çoğuludur. Birisi kapkara gözlü, uzun kirpikli, bembeyaz, gözünün karası kara da, akı ak pak, çok güzel bir göz... Aynâ da, în de gözü son derece iri ve güzel demek. Güzel gözlülüğü methederken badem gözlü filan diyoruz ya.
O hûrî în’den olan hanımları onun için derler ki; Allâhumme. “Yâ Rabbi!” Ikbıdhu ileynâ. “Ah! Şunu bize kavuştur, onu bize al getir.” Fe-kad iştaknâ ilâ ru’yetihî. “Onun cemalini görmeye şevkimiz, iştiyakımız ziyadeleşti yâ Rabbi!” diye sevgi ifade ederler.
Ve-in hellele ev sebbeha ev kebbera. Lailahe illallah, lailahe illallah derse, yahut sübhanallah, sübhanallah, sübhanallah derse, yahut Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber derse; yani bu tesbihâtı oruçlu aynı zamanda söylerse;
Ne olur?
Telkâhu seb’ûne elfe melekin. “Yetmiş bin melek onu istikbal ederler, karşılarlar.” Yektûbûne sevâbehâ ilâ en tevâra bi’l-hicâbi. “Akşam oluncaya kadar orucun vakti bitinceye kadar, güneş perdelerin arkasına gidinceye kadar, aydınlıklar öteye gidinceye kadar yetmiş bin melek, bu oruçluya sevap yazarlar, sevap yazarlar, sevap yazarlar, dururlar.”
Başka hadîs-i şerîflerde de buna benzer mâlumatı öğreniyoruz. Bu bilgiler[le], görmediğimiz âlemlerden, göremediğimiz varlıkların neler yaptığını, Cenâb-ı Hakk’ın ne mükafatlar verdiğini görüyoruz.
Oruç tutmak çok sevaplı bir ibadet! Çok sevaplı bir ibadet, vücuda da o kadar faydalı. Gönül için faydalı, kalp için faydalı, karaciğer için faydalı, mide için faydalı, her şey için faydalı. Fazla yemek zararlı; her şeyi yıpratıyor. Oruç tutmak da her şeyi şöyle bir süzüyor, dinlendiriyor bir gün. Oh! Azalar tatil ediyorlar, rahat ediyorlar. Ondan sonra insan sağlamlaşıyor. Hem sıhhat kazanıyor hem sevap kazanıyor.
Onun için bu orucu fırsatları yakalayınca [tutmalı.]
Efendimiz ne zaman tutarmış?
"Pazartesi, Perşembe."
Tamam.
Veyahut hangi zamanlarda oruç tutmayı tercih etmiş?
"Şu şu şu zamanlarda" O zamanları yakalayınca tutmalı.
Bunların dışında tutsam olmaz mı?
"Olur, her zaman olur. İlle şu zamanda tutanlara bu sevap verilir demiyor. Ne zaman tutarsan... İstersen bu akşam niyetlen, yarın tut. Yarın tutulmaz diye bir şey yok."
Oruç tuttuğun zaman bu mükâfatlar olur. Çevrende bu güzel, mânevî gelişmeler, nurlanmalar olur. Bu kadar sevapları kazanırsın.
Allahu Teâla hazretleri bizi sevdiği güzel ibadetleri sevdiği şekilde yapmaya muvaffak eylesin. Sevapları kazandırsın, mükâfatları versin. Dünyada, âhirette aziz ve bahtiyar eylesin.
El-Fâtiha.
00.02.2000 -
Cehennem, Mağfiret, Müminlerin
00.01.2000 -
Kıyamet Alametleri, Kehf
