00.00.2000 - Ümmete Çok Şey Verilmesi, Bir Farzı Yapıp Beklemek

00.00.2000 - Ümmete Çok Şey Verilmesi, Bir Farzı Yapıp Beklemek
Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba’dü:
Fe’lemû eyyühe’l-ihvân feinne efdale’l-hadîsi kitâbullah ve efdale’l-hedyi hedyü seyyidinâ muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin ve sahibeha fi’n-nâri. Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehu kâle:
Bismillâhirrahmânirrahîm.
el-Hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn. Vassalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmiddîn.
Emmâ ba’dü:
Fe kâle resûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem;
أَ َبْشِرُوا، فَوَاللهِ لَأَنَا مِنْ كَثْرَةِ الشَّيْءِ أَخْوَفُ عَلَيْكُمْ مِنْ قِلَّتِهِ. وَاللهِ لَا يَزَالُ هٰذَا الْأَمْرُ فِيكُمْ حَتَّى تُفْتَحَ لَكُمْ أَرْضُ فَارِسَ وَالرُّومِ وَأَرْضُ حِمْيَرَ، وَحَتَّى تَكُونُوا أَجْنَادًا ثَلَاثَةً: جُنْدًا بِالشَّامِ، وَجُنْدًا بِالْعِرَاقِ، وَجُنْدًا بِالْيَمَنِ، وَحَتَّى يُعْطَى الرَّجُلُ الْـمِائَةَ دِينَارٍ فَيَتَسَخَّطَهَا. الْحَسَنُ بْنُ سُفْيَانَ حل عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ حَوَالَةَ
Ebşirû fe-vallâhi le-ene min kesrati’ş-şey’i ahfefü aleyküm min kılletihî vallâhi lâ yezâlü hâze’l-emru fîküm hattâ tüfteha leküm ardu fârise ve’r-rûmi ve ardu himyere hattâ tekûnü ecnâden selâseten cünden bi’ş-şâmi ve cünden bi’l-ırâki ve cünden bi’-yemeni ve hattâ yu’ta’r-raculü el-miete dînârin fe-yeshatuhâ.
Sadaka rasûlüllâh fî-mâ kâl ev-kemâ kâl.
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Ebşirû. "Size müjdeler olsun." Sevinin, içiniz şenlensin ki, müjde olsun size ki; Fe-vallâhi le-ene min kesrati’ş-şey’i ahfefü aleyküm min kılletihî. "Ben size az şey verilmesinden ziyade, çok şey verilmesine daha çok korkarım." Zengin olmanıza daha çok korkarım, fakir olmanızdan. Yani malın azlığından ziyade çok olmasından korkarım. Siz şimdi böyle yoksul, biçare; yiyeceğiniz yok, örtüneceğiniz yok, sıkıntı içindesiniz. Müjdeler olsun size! Ben sizin bir şeye zenginliğe, paraya pula sahip olmanızdan daha çok korkarım. Fakir olmanızdan daha fazla zenginlikten korkarım.
Vallâhi. "Allaha yemin olsun ki;" lâ yezâlü hâze’l-emru fîküm. "Bu iş -Allah’ın mü’min kulları olmak, Allah’ın dininden tarafı olmak, Allah’ın dinine hizmet edici olmak, Allah yolunda olmak- içinizde devam edecek." Sizin vasfınız olarak, sizin üzerinizde devam edecek. Ve hattâ tüfteha leküm ardu fârise. "İran’ın arazisi size fetholunacak." Açılacak, verilecek. Ve ve’r-rûmi. "Bizans'ın arazisi size verilecek." Ve ardu himyere. "Yemen -Himyer krallığının- toprakları sizlere açılacak." Fetholunacak, siz oraları fethedeceksiniz, oraları sizin elinize geçecek, Allah size verecek.
Şu anda yoksulsunuz, sıkıntı çekiyorsunuz, mahrumiyet içindesiniz ama müjdeler olsun, bu fena değil. Dininiz sağlam olduktan sonra. İleride zaten İran’ın, Bizans’ın, Yemen’in krallıklarının toprakları size verilecek, açılacak.
Hattâ yu’ta’r-raculü el-miete dînârin fe-yeshatuhâ.
Hatta yu’ta’r-raculü el-miete dînârin. "Sadaka olarak, kişiye yüz dinar altın para verilecekte." Fe-yeshatuhâ. O amma az verdiler diye "sinirlenecek, kızacak." İçinizdeki fukaraya -yoksul gibi olana- kese içinde yüz dinar verilecekte altın para, 'buyur al' denilecek o da 'amma az veriyor ha, bu kadar verilirmiymiş? Bu ne yani?' diye kızacak.
Çünkü o kadar zenginleyecek. Şu anda fakirsiniz, şu anda mahrumiyetlisiniz ama, o zamanda çokluk olacak, çok zengin olacaksınız. Ama ben bu halinizden daha memnunum. Öteki halinizden daha çok korkuyorum; zengin olmanızdan daha çok korkuyorum.
Neden?
Çünkü, İnne-l-insâne leyatgâ. En ra-âhu-stağnâ. [1]
İnsanoğlu tuğyan eder; azar, sapar, vaziyetini bozar, günahlara dalar, kendisini zengin gördüğü zaman. 'İhtiyacım yok, param pulum yerinde' dediği zaman azar.
Neden azar?
Bir kere param var diye kibirlenir. Allah kibiri sevmez. Kasılır 'param var benim ya, şöyle bir hazır ol bakalım karşımda, ne oluyorsun yani? Kimim ben sen biliyor musun? Kimin karşısında duruyorsun biliyor musun? Hazır ol vaziyete geç bakalım. Dııt otur, kalk, getir, götür.'
Allah sevmez, kibirliliği sevmez. Paradan oluyor, ağalık yapıyor.
Zengin oldu mu bir kere insan, kibirlenir oradan şey yapar.
İkincisi; Allah’a dua etmez. Fakir olunca "Ya Rabbi! Bugün yiyecek paramız yok. Aman Ya Rabbi! İşte çoluk çocuk aç, ağlaşıyorlar." Hühüü ağlar, zırlar, yalvarır yakarır, namazlar niyazlar...
Ama parası oldu mu hiç aklına gelmez. 'Al evladım, sok cebine şu parayı, keyfince gez. Al parayı yavrum, al otomobili, kız arkadaşlarını yanına al, nereye istersen git, tatile kuzeyde ki adalara git, denize git.' vesaire. Böyle olur. Ondan sonra birde parayı haram yerlere harcar, israfa harcar böyle sapar.
Ama fakir olduğu zaman, devamlı Cenâb-ı Hakk’a tazarru niyaz eder. O zaman Allah mütekebbiri sevmediğinden, müsrifi sevmediğinden, zalimi sevmediğinden, o zaman fakirlik daha iyi oluyor.
"Onun için ben sizin fakir olmanızdan ziyade elinize çok şeyin geçmesinden korkarım." diyor Peygamber Efendimiz.
Halbuki bizim mantığımıza göre 'çok olsa' falan diyoruz. Çok olunca vazifeleri var paranın. Zekâtını vereceksin, hayratını hasenatını yapacaksın, olmayanlara yardımcı olacaksın da imtihanı kazanacaksın.
Vermez.
"Ben nasıl çalıştım kazandım, sende çalış kazan, turp gibisin vermiyorum. Allah versin."
Allah verseydi verirdi. Allah seni görevlendirmiş, fakire yardımcı ol diye. Onu şu anda fakirlikle imtihan ediyor. Sende zenginlikten imtihan oluyorsun.
'Allah versin' ne demek?
Her şeyi Allah veriyor zaten. Sen çıkartıp vereceksin, yardımcı olacaksın.
İşte bu İslam’ın durumu. İlginç! Fakirlikten daha ziyade zenginliğinden korkuyor ve zengin olmasını eyvah bir tehlike olarak görüyor Peygamber Efendimiz. Ama olacak. O da zenginleyecek doğru. O kadar zenginlediler, o kadar zenginlediler.
Ebû Eyyûb El-Ensârî, İbni Abbâs radıyallahu anhumanın vali olduğu şehre gitti. Ganimetten çok paraları var; zenginler. Çok sevindi.
Peygamber Efendimizi evinde misafir etmiş, bir mübarek sahâbî, Hâfız-ı Kur’an, Medine'de imamlık yapmış, valilik yapmış, mücahid, savaşmış, kendisini ziyarete gelmiş. Konağı içindeki hizmetçileri, köleleri ile bağışladı hediye olarak. Var mı böyle duyduğunuz bu kadar para veren?
Çok veren maldan az veren candan. Bir kölenin bir tanesi büyük bir para. Bir köle bir otomobil desek. Çünkü insanın işine yarıyor, 'git su getir, git hurmaları topla, git şunu yap, git bunu yap.' Hizmetlin; senin emrinde köle. Köleleriyle, hizmetçileriyle beraber eşyasıyla konağı bağışlıyor. Daha bilmem neler neler...
O da onların hepsini azad ediyor, tasadduk ediyor, alıyor o da.
Allah bizi fakr u zarurete düşürüp inletmesin. Ele el açtırmasın. Muhtaç etmesin. Helalinden hayırlı para versin. Hayırlı paralarla da vazifelerimizi idrak edip güzel hizmetler yapmayı, sevaplar kazanmayı nasib eylesin.
Bir kere sevapların başında mescid yapmak geliyor. Allah rızası için bir mescit yapanı, Allah cennete bir köşkle mükâfatlandırıyor. O zaman hepimizin burada iken bir mescit yapmamız lazım ki, cennette köşk versin Cenâb-ı Hak. İnsan gayret ederse, isterse, Allah istediğini veriyor. Neye gayret ederse onu veriyor.
وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ ﴿٣٩﴾ وَاَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرٰىۖ ﴿٤٠﴾
Ve en leyse li’l-insâni illâ mâ se’â ve enne sa’yehû seyfe yürâ. [2]
Gayret ettiği şeye bağlı. Para isteyene para veriyor, mevki isteyene mevki veriyor.
أَبْشِرُوا يَا مَعْشَرَ الْـمُسْلِمِينَ، أَبْشِرُوا. هٰذَا رَبُّكُمْ قَدْ فَتَحَ عَلَيْكُمْ بَابًا مِنْ أَبْوَابِ السَّمَاءِ، يُبَاهِي بِكُمُ الْـمَلَائِكَةَ، يَقُولُ: انْظُرُوا إِلَى عِبادِي، قَدْ قَضَوْا فَرِيضَةً، وَهُمْ يَنْتظرُونَ أُخْرَى. حم هـ طب حل عَنِ ابْنِ عَمْرٍو.
Ebşirû yâ ma’şere’l-müslimîne ebşirû hâzâ rabbüküm kad feteha aleyküm bâben min ebvâbi’s-semâi yübâhî bi-kümü’l-melâiketi yekûlü unzurû ilâ ibâdî kad gadav farîdaten ve hüm yentezırûne uhrâ.
Ahmed b. Hanbel’in rivayet ettiği bir ikinci hadîs-i şerîf.
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Ebşirû. "Sevinin." Yâ ma’şere’l-müslimîne. "Ey Müslümanlar! Müjdeler olsun sizlere." Sevinin, şenlenin, içiniz şenlensin ki; Ebşirû. "Tekrar tekrar sevinin ki." Hâzâ rabbüküm. "İşte bu Rabbiniz." Kad feteha aleyküm bâben min ebvâbi’s-semâi. "Semanın kapılarından bir kapıyı size lütfedip açtı." Yübâhî bi-kümü’l-melâiketi. "Meleklere sizi gösterip, sizinle övünüyor."
Ve buyuruyor ki;
Unzurû ilâ ibâdî. "Bakın şu benim güzel kullarıma, şu mübarek dindar müslüman kullarıma ki." Kad gadav farîdaten. "Bir farizayı, bir farzı eda etmişler." Ve hüm yentezırûne uhrâ. "Ötekisini yapacağız diyede hazır bekliyorlar."
İtaatli, ibadetli. Bir farzı yapmışlar ötekisininde sırasını bekliyorlar gelsede onu yapsak diye. 'Bakın şu kullarıma ey melekler, şunların güzelliğine bakın'diye Allahu Teâlâ hazretleri meth ediyor.
Acaba bu hadîs-i şerîfi Peygamber Efendimiz ne zaman buyurdu ki, bir farzı eda ettiler ötekisini bekliyorlar. Bu burada görünmüyor.
Artık hacta mı oldu? Yoksa bir namazı kıldılarda ötekisini bekliyorlarken mi oldu?
Hacta da, farzdan sonra farzlar var. Mesela Arafat da durmak farz. Arafat'ta durdular vakfe yaptılar, dualar ettiler. Ondan sonra tavaf etmek var, o da farz, onu da bekliyorlar. 'Sırası gelse de onu da yapsak. Günü gelse tamam olsa da onu yapsak' falan diyorlar.
Bir vazifeden öteki vazifeye, bir farzdan öteki farza, bir ibadetten öteki ibadete, birisini yapmışlar, ötekisini de bekliyorlar. Zaten şeyde bu hac yapan toplulukları, Müslümanları, Cenâb-ı Hak meleklerine gösterip övünür diye başka hadîs-i şerîfler var. Cenâb-ı Hakkın methettiği bir topluluk oluyor. Rahmanın misafirleri, topluca; Lebbeyk Allâhümme lebbeyk diyorlar; ağlıyorlar, gözyaşı döküyorlar, tevbe ediyorlar, istiğfar ediyorlar. Cenâb-ı Hak seviyor.
Camide de bir insan, bir farz namazı kılsa, öteki farza kadar beklese çok sevap. Hele cuma günü cuma namazını kıldıktan sonra ikindiye kadar camide itikâfa niyet edip bekleyip ibadet etse çok sevap. Bu hususta hadîs-i şerîflerde var. Bir namazdan öteki namazı beklemek konusunda hadîs-i şerîfler var. Çünkü cami Allah’ın evidir. Camide kalanlar, o esnada namaz kılmasalar oturuyor olsalar bile namazda sayılırlar.
Şimdi biz zaten vaaz veriyoruz çok sevap. Sizde vaaz dinliyorsunuz aynı sevap. Dinleyenle söyleyenin ecri aynı. Ama hiç kimse olmasaydı, tek başınıza olsaydınız, bekliyor olsaydınız, gene beklerken namazdaymış gibi sevap alıyorsunuz. Namazdaymış kadar sevap yazılmaya devam ediyor. Bir namazdan bir namazı beklemek fevkalade büyük mükâfatlar almaya sebep olan bir davranış.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi daima ibadetlerini yapan, günahlardan kaçınan kullarından eylesin.
Bugünde hep müjdeler çıktı elhamdûlillah.
أَبْشِرُوا يَا أَصْحَابَ الصُّفَّةِ. فَمَنْ بَقِيَ مِنْ أُمَّتِي عَلَى النَّعْتِ الَّذِي أَنْتُمْ عَلَيْهِ رَاضِيًا بِمَا هُوَ فِيهِ، فَإِنَّهُ مِنْ رُفَقَائِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ. الْخَطِيبُ وَالدَّيْلَمِيُّ وَأَبُو عَبْدِ الرَّحْمٰنِ السُّلَمِيُّ فِي "سُنَنِ الصُّوفِيَّةِ" عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ.
Ebşirû yâ ashâbe’s-suffati fe-men bakiye min ümmetî ale’n-na’atillezî entüm aleyhi râdıyen bi-mâ hüve fîhi fe-innehû min rufakâî yevme’l-kıyameti.
İbn Abbâs radıyallahu anhumadan.
Peygamber Efendimiz yine buyurmuş ki;
Ebşirû. "Şenlenin, sevinin, müjdeler olsun." Ya ashâb-ı suffe! "Ey suffe de duran gariban Müslümanlar!" Suffe; üstü örtülü kısım demek, sofa demek. Ashâb-ı suffe de; mescidin arka tarafındaki örtülü kısmında, yatıp kalkan, gariban müslümanlar demek. Evi yok ki evine gitsin. Hanımı yok ki hanımıyla beraber olsun. Hanımı aş pişirsin de yesin. Mescidde yatıp kalkıyor, dışarda abdestini alıyor, geliyor ibadet ediyor. Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfini dinliyor. Kur’an ezberliyor. Harıl harıl dinine çalışıyor, sevaplı işlere çalışıyor. Orası sanki bir yatılı üniversite gibiydi.
Peygamber Efendimiz bazen sallallahu aleyhi ve sellem onlarla sabaha kadar sohbet eylerdi, dinlerlerdi. Peygamber Efendimiz'de zaten şu yanı başlarında. Şu tarafta önlerinde, Peygamber Efendimizin hücresi önlerinde, yanlarında. Peygamber Efendimiz bazen onlarla sohbet ederdi, onları düşünürdü, onlara yardımcı olurdu, ganimetten onlara pay ayırırdı, verilen sadakaları onlara verirdi. "Ya Resûlullah bu benim bahçemin hurması, al bir salkım hurma." Onlara verirdi.
Hz. Ali Efendimiz, Fatıma anamız radıyallahu anhuma, ev işleri yapmaktan, kuyudan su çekmekten, değirmen döndürmekten elleri yara olmuş. Birkaç defa benimde oldu. Köyde, yaptım yani. Şöyle bir taş üstüne yuvarlak taş, el değirmenleri olurdu. Bulguru orta deliğinden koyarsın, buğdayı çevirirsin, gıldır gıldır gıldır gıldır bulgur olur, kırılır. 'Hadi bakalım birazda sen çevir Es’ad' Şişiveriyor insanın burası, böyle çevirmekten. Halbuki o tutulan kısım dönmeli olsa, sürtünme olmadığından o kadar acımaz. Kuyudan su çekmek. Tabi ipi böyle tutuyorsun, ağır oluyor, buraları yara olur, şişer insanın. Onunda kolayı var. Yukarıya bir çıkrık takarsın, böyle çevirirsin. Alet yapar el övünür. Alet yapmak şey.
Ama aleti kim yapacak?
Demiri kim eritecek?
O zamanlar öyle bir şeyler yok ki. Şimdi gidiyorsun, akıl almaz malzeme, kolaylık. Para varmı kesende?
Var.
Kesemde yok ta kartım var. Kartı sokuyorum; o bankadan benim hesaptan parayı kendi hesabına aktarıyor. İstediğimi buradan alıyorum. İstersem evi gelin gibi süslerim, istersem derenin üstüne köprü yaparım, istersem herşey hazır kolay. İstersem ev yaparım, istersem bahçeye havuz yaparım, istersem görenin parmak ısıracağı şeyi yaparım.
Hüner bende değil, parada.
Parayla her şey alınıyor. Herşey var.
Gez, beğen, beğendiğini söyle, paradan haber ver. Herşey geliyor; otomobil, motor, keyif, zevk, her şey var.
Allah yanıltmasın, şaşırtmasın. Şükrünü eda etmeyi nasip eylesin.
Ashâb-ı suffe, öyle mahrum, öyle mahzun ama öyle çalışkan, öyle ilim erbabı insanlardı. En çok hadîs rivayet eden Peygamber Efendimiz"in sözlerini bize en çok nakleden ashabın, bir kısmı ashâb-ı suffe idi. Çünkü ötekiler hurma bahçesindeyken, işinde gücündeyken, onlar Resûlullah’ı dinlerlerdi ve bir kısmı da yazarlardı. [Resûlullah’ın hadîs-i şerîflerini.]
Diyorlar ki;
"Ya Ebû Hüreyre! Sen niye Peygamber Efendimiz'den bu kadar çok hadîs rivayet ediyorsun?"
"Siz ticaretle, bağla bahçeyle, hurmayla, ağaçla meşgulken ben Resûlullah’ın sohbetlerini kaçırmazdım." diyor.
Anası müşrikmiş. Anasıda evde. O da ashâb-ı suffeye geliyor gidiyor, geliyor gidiyor. Her seferinde anasına dua ediyor, hizmet ediyor falan. Bir keresinde "Ya Resûlullah! Şu anama dua etseniz de, hidayet nasib olsa." diyor.
Peygamber Efendimiz dua ediyor. Sabahleyin anasından ayrılırken, camiye gelirken, müşrik bıraktı. Dönüyor geliyor ki anası Müslüman olmuş. Resûlullah dua edince bitiyor. Yani öyle insanlar. Allah şefaatlerine erdirsin.
Buyuruyor ki Efendimiz;
Fe-men bakiye min ümmetî ale’n-na’atillezî entüm aleyhi. "Sizin şu haliniz üzere, ümmetimden kim aynen bu durumunu muhafaza ederse." Bu ihlâsı, bu ilim aşkını, bu ibadet zevkini, bu güzel durumu- siz ve sizden sonra müslümanlardan kim aynen edinirse, bu güzel durumu muhafaza ederse; Râdıyen bi-mâ hüve fîhi. "İçinde bulunduğu yoksulluğa, mahrumiyetlere de razı olarak." Evet yiyeceği içeceği yoktu, aç duruyorlardı çok sıkıntı çekiyorlardı ama Resûlullah’ın mescidinde yatıp kalkıyorlardı. Resûlullah’ın sohbetindelerdi, Resûlullah’ın hadîslerini dinliyorlardı. Kur’an çalışıyorlardı. Manevi bakımdan güzel bir haldi. Bu hale razı olarak, Allah’tan şikayetçi olmadan bu durumu muhafaza edenler;
Fe-innehû min rufakâî yevme’l-kıyameti.
"Kim böyle razı olarak, bu hale sahib olarak yaşarsa, cennette o benim arkadaşlarımdan olacak." Refîklerimden olacak. Refîk; refakât eden demek. Yanında bulunup, Ya Resûlullah diye yanında gezenlerden olacak.
Nasıl olur, nasıl yaparız da bizde Resûlullah’ın cennette öyle refîklerinden olabiliriz?
Allah yardım eylesin. Bilmiyoruz. O biliyor. Allah nasip eylesin.
[1] Alak 67.
[2] Necm 39-40.
00.00.2000 -
Yalan Söylemek, Yalan
00.00.2000 -
Şehvete Uymak, İbadet
