08.07.2000 - Sağ Elle Yemek, Musafaha Yapmak, Müslümanı Sevmek

08.07.2000 - Sağ Elle Yemek, Musafaha Yapmak, Müslümanı Sevmek
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Ve’s-salâtu ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmâin ve-men tebi’ahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emmâ ba’d.
Fe-kâle resûlullahi sallallahu aleyhi ve sellem;
إِذَا أَكَلَ أَحَدُكُمْ فَلْيَأكُلْ بِيَمِينِهِ، وَلْيَشْرَبْ بِيَمِينِهِ، وَلْيَأْخُذْ بِيَمِينِهِ، وَلْيُعْطِ بِيَمِينِهِ. فَإِنَّ الشَّيْطَانَ يَأْكُلُ بِشِمَالِهِ، وَيَشْرَبُ بِشِمَالِهِ، وَيُعْطِي بِشِمَالِهِ، وَيَأْخُذُ بِشِمَالِهِ. الْحَسَنُ بْنُ سُفْيَانَ، وَابْنُ النَّجَّارِ، وَابْنُ عَسَاكِرَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ.
İzâ ekele ehadüküm fe’l-ye’kül bi-yemînihî ve’l-yeşrab bi-yemînihî ve’l ye’huz bi-yemînihî ve’l-yu’ti bi-yemînihî fe-inne’ş-şeytâne ye’külü bi-şimâlihî ve yeşrabü bi-şimâlihî ve yu’tî bi-şimâlihî ve ye’huzü bi-şimâlihî.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tavsiye buyuruyor ki;
İzâ ekele ehadüküm. "Sizden biriniz yemek yerse." Bir şey yerse, fe’l-ye’kül bi-yemînihî. "Sağ eliyle yesin." Arapçada yemin birkaç manaya gelir. Bir manası da; sağ el demek. Şimal, sol el demek. Yemin, sağ el demek.
Peki niye kuzeye şimal denmiş?
Çünkü yönünü, güneşin doğduğu tarafa döndüğü zaman kuzey tarafı sol tarafına geliyor. Sol taraf manasına oradan yerleşmiş, şimalin kuzey manasına gelmesi. Aslında, insanın sol tarafı demek. Coğrafi yön olması sonradan bu mantıkla çıkmış.
Sizden biriniz yediği zaman, sağ eliyle yesin. Ve’l-yeşrab bi-yemînihî. "Sağ eliyle içsin." İçeceği meşrubatı, suyu, sütü...
Ve’l ye’huz bi-yemînihî. "Bir şey alacağı zaman, sağ eliyle alsın. Bir şey vereceği zaman, sağ eliyle versin." Fe-inne’ş-şeytâne. "Çünkü şeytan."Ye’külü bi-şimâlihî. "Sol eliyle yer." Ve-yeşrabü bi-şimâlihî. "Sol eliyle içer." Ve-yu’tî bi-şimâlihî. "Sol eliyle verir." Ve-ye’huzü bi-şimâlihî. "Sol eliyle alır." Şeytanın işi yani.
Bizim örfümüzde, töremizde, dinimizde, mazimizde, ecdadımızda, tarihimizde; böyle sağ el kullanılmış, iyi işlerde. Fakat bu Avrupalılarda da sol el kullanılıyor. Bıçak sağ ele alınıyor, çatal sol ele alınıyor; kesiliyor, sol elle yeniliyor, sol elle içiliyor. Kadehler tokuşturuluyor sol elle içiyorlar. Şimdi bazı kimselerde, onlar gibi alışmışlar öyle devam ediyorlar. Çünkü dinimizin ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemi, tavsiyesini, sünneti seniyeyi bilmiyorlar. Maalesef sol elleriyle yiyip, sol elleriyle içiyorlar.
Bir keresinde yemek yerken bir şahıs, Peygamber Efendimiz'in gördüğü yerde, yanında, sol eliyle yedi. Peygamber Efendimiz ona "sağ elinle ye." dedi.
O da "yiyemiyorum" dedi.
"Yiyemez ol" dedi. Adam kibrinden öyle dedi. Resûlullah’ın emrine karşı gelinir mi? Mahvoldun.
إِذَا أَكَلْتَ طَعَامًا، أَوْ شَرِبْتَ شَرِابًا، فَقُلْ: بِاسْمِ اللهِ، وَبِاللهِ الَّذِي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ، وَلَا فِي السَّمَاءِ. يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ. أَلَا لَمْ يُصِبْكَ مِنْهُ دَاءٌ، وَلَوْ كَانَ فِيهِ سَمٌّ. الدَّيْلَمِيُّ عَنْ أَنَسٍ.
İza ekelte ta’âmen ev şeribte şerâben fe-kul bismillahi ve billahi ellezî lâ yedurru me’asmihî şey’ün fi’l-ardı ve-lâ fi’s-semâi yâ hayyu yâ kayyûmü illâ lem yusibhu minhu dâün ve lev kâne fîhi semmün.
Bu hadîs-i şerîf Enes radıyallahu anh’den. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuş:
İza ekelte ta’âmen. "Yemek yediğiniz zaman." Ev şeribte şerâben. "Yahutta bir meşrubat içtiğin zaman." Şarap, Türkçe de, illâ sarhoş edici içki manasında kullanılır. Arapça'da öyle kullanılmaz. Arapça'da sadece meşrubat demek.
Peki şarabın adı ne?
Hamr.
Arapçada şarabın adı, hamr.
Hamr ne demek?
Fışkırıp, bir şey kabarcıklandı mı ona 'tahammür etti derler, hamurlaştı derler.' Bunu da suyla karıştırıyorsun, kenara koyuyorsun, o da kabarmaya başlıyor, bup bup kabarcıklar çıkmaya başlıyor. Hatta bunu biraz örtüyorlar, kabarsın diye. Hamurlaşmak, yani kimyevi muamele oluyor, bir şeyler çıkmaya başlıyor.
Hamr; sarhoş edici içki demek. Ama şarap, meşrubat demek Arapça'da.
Kur’an’ı Kerîm’de geçiyor.
Ve sekâhum rabbuhum şerâben tahûrâ. (76/21)
"Rabları o cennetliklere ne içerecek?Tertemiz meşrubat içirecek." Çok güzel, cennet meşrubatı içirecek. Şarap, sarhoş edici hamr manasında değil. Sen diye muhatabına öyle söylüyor. İza ekelte ta’âmen. "Yemek yediğin zaman." Ev şeribte şerâben. "Veyahut bir meşrubat içtiğin zaman."
Fe-kul. "De ki" Bismillâh. "Allah’ın adıyla." Ve-billah. 'Cenâb-ı Hak ile." Ellezi lâ yedurru ma’asmihi şey’ün fi'l erdı ve-lâ fissemâ-i. "O Allah namına, Allah’ın adını anarak içiyorum. O Allah namına ki, Onun ismi anıldığı zaman, yerde gökte hiçbir şey insana zarar veremez. Yâ hayyu yâ kayyum. “Ey hayy olan kayyum olan Allah” derse.
Duası neymiş bir daha okuyalım.
Bismillahi ve-billahi ellezî lâ yedurru me’asmihî şey’ün fi’l-ardı ve-lâ fi’s-semâi yâ hayyu yâ kayyûmü.
"Yemek yediğin zaman, meşrubat içtiğin zaman bu duayı oku." diyor Peygamber Efendimiz. Bismillahi ve-billahi ellezî lâ yedurru me’asmihî şey’ün fi’l-ardı ve-lâ fi’s-semâi yâ hayyu yâ kayyûmü. Bu duayı okursa; Hayy ve Kayyûm olan Allah’ın adını söylemiş oluyor, en sonunda. Sıfatını hatırlamış oluyor.
Kim bu sözü söylerse;
İllâ lem yusibhu minhu dâün ve-lev kâne fîhi semmün.
"O yediğin den dolayı; böyle söyleyen, böyle dua eden mümine bir zarar gelmez." O yediğinden, o içtiğinden bir zarar, bir musibet gelmez, isabet etmez.
Ve-lev kâne fîhi semmün. "İçinde zehir bile olsa." Zarar gelmez.
Okumuştum veya duymuştum ki; Hz. Ömer radıyallahu anh halife olunca, Bizans'tan -hristiyan aleminden- O'na tebrikname gelmiş. Devlet başkanı oldu diye, halife Hz. Ömer oldu diye elçi gelmiş. Elçi geldiği zaman buna bir şeyler, hediyeler sunmuş. Hediyelerin bir tanesi de, bir yüzük. Ama taşlı, kafalı bir yüzük. Başlı bir yüzük ve başı da açılıyor. İçinde, öldürücü şiddetli zehir varmış.
"Bu ne olacak?" demiş.
"Efendim bizde bazen isyan çıkar, askerler saraya saldırırlar. Hükümdarı öldürmeye kalkarlar, bu düşmanların eline düşüp de rezil kepaze olmaktansa, -itilecek, kakılacak, işkence görecek- hükümdar hemen yanında olan yüzüğünün taşını açıp, zehiri hüp içiverir. Orada hemen güp devrilir, o düşmanlarının eline canlı düşmez böyle bir şey vardır. Sende hükümdarsın ya, belki etrafındakiler sana isyan ederde böyle bir durum gerekebilir."
Halbuki İslam’da intihar yok. İntihar etmek yok. Evet isyan olabiliyor. Hz. Osman’ın zamanında isyan oldu; evini muhasara ettiler, öldürmeye kalktılar. Hz. Ali Efendimiz ve çocukları nöbet tuttular ama fayda etmedi. Muhasarayı kaldırmadılar, nasihat fayda etmedi, kızgınlık arttı. Nihayet Hz. Ali Efendimiz'in namaza gittiği sırada mıydı neydi, bir fırsatta Hz. Osman’ı Kur’an’ı Kerîm okurken şehit ettiler. Kanları Kur’an’ı Kerîm’in üstüne sıçradı. O Kur’an’ı Kerîm o kan lekesiyle, Topkapı sarayında duruyor, Hz. Osman’ın Kur’an’ı Kerîmi. Şehit ettiler. Şehit ettikten sonra da günlerce defnini yaptırtmadılar. Bedenine de müdahale ettiler, zalimler, asiler. Peygamber Efendimiz'in damadı, o mübarek zatın gömülmesine bile müsaade etmediler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, hali hayatındayken, -ahirete irtihal etmeden önce- Hz. Osman’a ne demişti biliyor musunuz? Hadîs kitaplarında geçiyor.
Demişti ki:
Yâ osmanü innellaha mukmisüke bi-kamîsin. "Cenâb-ı Hak sana bir gömlek giydirecek. Sakın o gömleği sen kendi isteğinle üzerinden çıkartma, bana mülaki oluncaya kadar, bana kavuşuncaya kadar." demiş.
Bu rumuzlu bir söz. Ne demek istiyor?
Gömlekten murat ne?
"Sana Allah bir gömlek giydirecek. Halifelik kaftanını giydirecek. Benden sonra halife olacaksın. Sakın isteseler de sen bu kaftanı kendin çıkartma." Ona "in halifelikten" dediler. Çıkartmadı. Çünkü öyle tavsiye etmişti Peygamber Efendimiz. "O gün oruç tut. Benimle akşamleyin iftar et." demişti. Hz. Osman radıyallahu anh şehit edilirken oruçluydu. O mübarek cennetlik zatı, kılıçlarıyla vurdular, kanını sıçrattılar, şehit ettiler. Dünyada zulüm çok, zalim insan çok. "O gün oruç tut, iftarı benim yanımda yaparsın." dedi. Oruçlu oruçlu şehit oldu, Peygamber Efendimiz'e kavuştu.
Uhud Dağ'ına gittikleri zaman bir keresinde zelzele oldu; Uhud dağı sarsıldı.
"Ey Uhud dağı -belki dağın adı Mekke'deki Cebel-i Ebu Kubeys’te olabilir. Safa tepesinin yanında, arkaya doğru giden, kralın sarayını yaptığı tepede olabilir- sarsıldı böyle. Sarsılma, uslu dur, kıpırdama. Çünkü üstünde bir Peygamber, iki şehit var." dedi. Yanında Hz. Ali, Hz. Osman Efendilerimiz vardı.
Allahu Teâlâ hazretleri; yıllar önceden tavsiyesini yapmış, bildirmiş, buyurmuştu.
Şimdi Hz. Ömer radıyallahu anh elçinin sözlerini dinledi. Asi oldukları zaman, hükümdar böyle intihar edecek ha. Yüzüğün taşını açtı, zehiri meydana çıkarttı, ondan sonra Bismillahi ve-billahi ellezî lâ yedurru me’asmihî şey’ün fi’l-ardı ve-lâ fi’s-semâi yâ hayyu yâ kayyûm. Hüp zehiri yuttu. Elçinin gözü önünde. Elçi böyle gözleri açıldı, titriyor, telaşlı. Hiç birşey olmadı. Çünkü Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; "içinde hastalıkta olsa, hatta zehir olsa zarar vermez." Çünkü ya hayyu ya kayyum diyor. Bismillahi ve billahi ellezî lâ yedurru me’asmihî şey’ün fi’l-ardı ve-lâ fi’s-semâi diyor.
Allahu Teâlâ hazretlerinin mübarek kullarına böyle şeyleri var.
Ve nihayet üçüncü hadîs-i şerîf.
إِذَا الْتَقَى الْـمُسْلِمَانِ، فَتَصَافَحَا وَحَمِدَا اللهَ وَاسْتَغْفَرَا، غَفَرَ اللهُ لَهُمَا ط د ع ق ض وَابْنُ السُّنِّيِّ، وَابْنُ أَبِي الدُّنْيَا فِي كِتَابِ "الْإِخْوَانِ" عَنِ الْبَرَاءِ.
İze’l-teka’l-müslimâni fe-tesâfehâ ve hamidallahe ve’s-teğferâ ğaferallahü lehümâ.
Bu selamlaşmayla ilgili, karşılaşmayla ilgili bir hadîs-i şerîf.
İki Müslüman karşılaştıkları zaman, 'Oooo kardeşim' bilmem ne yolda karşı karşıya geldiler. Fe-tesâfehâ. "Müsafâha yaptılar."
Nasılsın kardeşim?
Musâfaha yaptılar. Ve-hamidallahe. "Allah’a hamdettiler." Hamdolsun ki seni gördüm. Nasılsın kardeşim. Bilmem ne filan. Ve’s-teğferâ ğaferallahü. "Estağfirullah dediler. Allah’dan mağfîret dilediler."
Demek ki müsamaha yaptılar. Tabi selam vermişlerdir. Burada selamı belirtmiyor.
Karşılaşmada ilk önce ne yapılır?
"Es-selâmu aleyküm ve rahmet'ullah." denilir.
Uzaktan da olsa "ooo selâmün aleyküm." "Ve aleykümü’s-selâm."
Allâhumme salli alâ seyyidinâ Muhammed. Birde salavât adetimiz var; musafaha ederken salât-ü selâm getiririz.
"Nasılsın?"
"Elhamdülillâh. Çok şükür Ya Rabbi. Hamd ü senâlar olsun."
Hamdetti.
"Ne var ne yok?"
Estağfîrullah el'azîm. İşte bunları böyle yaptıkları zaman. Ğaferallahü lehümâ. "Her ikisini de Allah afv u mağfiret eder."
Allah, Müslümanların birbirleriyle muhabbet etmelerini seviyor ve mükâfatlandırıyor. Böyle musafâha ettikleri zaman, kuru ağacın kuru yapraklarından, rüzgardan yaprakların takır takır sakır sakır yere döküldüğü gibi günahları dökülür.
Müslüman Müslümanı sevecek. Müslüman müslümanı kayıracak. Müslüman Müslümana yardım edecek. Müslüman Müslümanı yalnız bırakmayacak, desteksiz bırakmayacak. 'Bu benim ahiret kardeşim, bu benim mümin kardeşim, bu benim din kardeşim' diye her elinden gelen iyiliği ona yapmağa çalışacak.
Allah bizi gerçek Müslümanlardan eylesin.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
04.01.2001 -
Takva Sahibi Olmak,
00.00.1999 -
Şaban ve Muharrem
