00.02.2000 - Cehennem, Mağfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri

00.02.2000 - Cehennem, Mağfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi’ahû bi-ihsânin ilâ yevmi’d-dîn.
Emmâ ba’dü;
Fe-kâle’n-nebiyü sallallahu aleyhi ve sellem.
وَاللهِ لَا يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ دَخَلَهَا حَتَّى يَكُونُوا فِيهَا أَحْقَابًا، وَالْحُقُبُ بِضْعٌ وَثَمَانُونَ سَنَةً، وَالسَّنَةُ ثَلَاثُمِئَة وَسِتُّونَ يَوْمًا، كُلُّ يَوْمٍ كَأَلْفِ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ. الدَّيْلَمِيُّ عَنِ ابْنِ عُمَرَ.
Vallâhi lâ yahrucu mine’n-nâri men dehalehâ hattâ yekûnû fîhâ ahkâben ve’l-hukubu bid’un ve semânûne seneten ve’s-senetü selâsü-mietin ve sittûne yevmen küllü yevmin ke-elfi senetin mimmâ te’uddûne.
Sadaka Resûlüllâh, fî-mâ kâl, ev kemâ kâl.
Deylemî’nin (rahmetullâhi aleyh) Müsnedü’l-Firdevs’inde, Abdullah İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuşlar ki;
Vallâhi lâ yahrucu mine’n-nâri men dehalehâ. "Cehenheme girenler vallahi dışarıya çıkmazlar."Hattâ yekûnû fîhâ ahkâbâ. "Orada hukuklar boyu kalmadıkça." Cehenneme giren insanlardan kâfirler, müşrikler ebediyen; Hüm fî-hâ hâlidûne. "Ebedî olarak cehennemde kalacaklar." Cehenneme girip de çıkmak, onlar için yok. Cehenneme girdikten sonra çıkmak, müminlerin günahkârları için, suçluları için var. Mümin olduğu halde suç işlemiş, günah işlemiş, cezasını çekmek için onlar cehenneme atılacak. Onlar çıkacaklar. Yoksa kâfirlerden, müşriklerden, dinsizlerden girip de çıkmak yok. Ebediyen onlar cehennemde kalacaklar.
Müminlerden, imanı var müslüman ama günah işlemiş, Allah’ın yasakladığı günahları işlemiş, haramları yemiş, o yanacak, cehenneme girip yanacak.
Ne kadar yanacak?
Hattâ yekûnû fî-hâ ahkâben. "Hukuklarca orada kaldıktan sonra." Hukuk demek; asır gibi, asırlarca demek gibi ama, hukuk asırdan az.
O hukukun ne kadar olduğunu Peygamber Efendimiz tarif ediyor. Arkasından buyuruyor ki;
Ve’l-hukubu bid’un ve semânûne seneten. "Seksen küsur senedir hukuk." Ömür demek. Yani bir insanın seksen küsur sene yaşadığını düşünürsek, ömürler boyu kalmadıkça cehennemden günahkâr müslümanlar dışarıya çıkmayacaklar. Üçten dokuza kadar olan küsurata Araplar, bi'dun derler. 'Be, dad, ayn' ile küsur demek.
Ama hangi küsur?
Üçten dokuza kadar.
Demek ki en aşağı seksen üçtür ya da en çok seksen dokuzdur. Seksen üç veya seksen dokuz seneye kadar -o arada bir miktar, o kadar hukuk, o kadar sene- yanacaklar. Hem de bir hukuk demiyor, seksen küsur sene demiyor; hukuklarca deniliyor. Demek ki bunlardan artık kaç taneyse. Ahkâben "hukuklarca" yanacak, ömürlerce yanacak.
Bu ahkâben kaç olur?
Arapça’da bir şey, ya bir olur, ona tekil derler; "singular." Ya iki olur, ona tesmiye derler; "dual" İkili. Ya da çoğul olur ona “plural” derler, cemî. Ahkâben cemî olduğundan, bir değildir, iki değildir; üç ve daha fazlasıdır.
Ahkâben dediğine göre kaç hukuk kalacak?
Allah bilir ama en aşağısı üç. Ama çoğulu artık hukuklar. Kim bilir kaç tane. Yani hukuklarca, seksen küsur sene kalacak. O kadar hukuk çarpı seksen küsur sene. Üç hukuk olsa, hepsinin en aşağısını kabul etsek; üç hukuk olur. Seksen üç olur en aşağısı. Üç kere seksen üç, ikiyüz elli sene eder; en aşağısı. Cehenneme giren bir müslüman en aşağısı iki yüz elli sene yanacak.
Allah etmesin, Allah sokmasın, Allah cehenneme girmeden kurtulanlardan eylesin.
Cehenneme giren en aşağı iki yüz elli sene kalacak. İki yüz elli sene yanacak. Ama daha izâhat bitmedi. Biraz daha sabır lütfen.
Buyuruyor ki:
Ve’s-senetü selâsü-mietin ve sittûne seneh. "Bir sene de, üç yüz altmış gün kadardır." Üç yüz altmışla, iki yüz elliyi çarpacak; o kadar gün kalacak. Bu da bitmedi daha. İşin ne kadar feci olduğunun anlaşılması için, asıl izahat geliyor.
Küllü yevmin ke-elfi senetin mimmâ te’uddûne. "Her gün, sizin şimdi bu dünyada saydığınızın bin tanesi gibidir."
Ke-elfi senetin. "Bin sene gibidir her gün." Mimmâ te’uddûne. "Sizin şimdi bildiğiniz, hesapladığınız, takvim yaptığınız." Üç yüz küsur, üç yüz altmış sene filan.
O zaman cehenneme bir düşen, en aşağı tarifeden ne kadar yanacak?
Üç yüz altmış, çarpı iki yüz elli sene, çarpı seksen üç. Hesap makinesinde bunları çarpıp çıkartırsan şu kadar milyar sene eder. Şu kadar şu kadar milyon sene eder... İki yüz elliyle, üç yüz altmışı çarparsak; doksan bin eder. Doksan bin, çarpı bin; doksan milyon. Doksan milyon çarpı, seksen üçü çarparsak milyar olur. Milyara geçti. Sekiz milyara yakın sene... Milyar sene biter mi ya? Saymakla biter mi? Bini saymakla bitiriyor musun?
Yetmiş bin kelime-i tevhid çek bakalım.
Tevhid yılındayız. Lâ ilâhe illallah, Lâ ilâhe illallah, Lâ ilâhe illallah... Yetmiş bini bakalım ne kadar zaman da çekeksin?
Bini bırak, yüzbini bırak, bir milyonu bırak, bir milyonun da bin misli fazlası; milyar. Milyar bilmem ne kadar sene yanacak cehennemde.
Uykuda değil!
Millet oruç tutuyor, ondan sonra gündüz öğleye kadar yatıyor. Günün yarısı uykuyla geçiyor. Nasıl geçtiği anlamıyor. Hasta uyuyor; uyuduğu, daldığı zaman ağrısının, sızısının farkında değil. Cehennemde uyku yok! Ölmek yok! "Ölürüm kurtulurum." Kurtulamazsın! kurtulmak yok!
Çünkü;
لَا يُقْضٰى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ مِنْ عَذَابِهَاۜ …
Lâ yukdâ ‘aleyhim fe-yemûtû.
"Allah orada öldürtmeyecek." Cehennemde öldürtmeyecek.
Lâ yukdâ ‘aleyhim fe-yemûtû ve lâ yuhaffefu ‘anhüm min ‘azâbihâ. [1]
"Azabı da azalmayacak." Azabı çeksin diye.
كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُوا الْعَذَابَۜ
Küllemâ nadicet culûdühüm beddelnâhüm culûden ğayrahâ li-yezûku’l-azâbe. [2]
Derileri yanacak da -etleri, derileri, kemikleri, her şeyi yanacak da- azabı çekmeye devam etsin diye Allah yenileyecek." Yanacak, yanıncaya kadar ızdırap, azap çekecek. Dünyada yangına düşen bir insan, bir defa yanar, ölür. Orada ölmek yok. Yenileyecek Allah, yeniden yakacak. Yeniden yaratacak, yeniden yanacak; azap devamlı olacak.
Allah cehennem azabından, cehenneme düşmekten, cehenneme girmekten, kahrından, gazabından cümlemizi korusun.
Elimize büyük bir fırsat geçmiş, anadan babadan müslüman doğmuşuz ne mutlu! Lâ ilâhe illallah diyoruz; haça tapmıyoruz, puta tapmıyoruz. Elhamdûlillâh Çin'de doğmamışız, Hint’te doğmamışız. Öküze tapan bir milletin içinde değiliz. Doğru, tertemiz inançlı, Allah’ın yolunda cihat etmiş, halîs muhlis şehitlerin torunlarıyız. Elhamdûlillâh çok büyük nimet! Çok güzel!
Ama bundan sonra bu nimeti elden kaçırmak, çok büyük mahrumiyet olur. Allah bize yardım eylesin.
Bu işin ne kadar korkunç olduğunu gösteren bir hadîs-i şerîf.
Aynı Deylemî’den -Müsnedü’l-Firdevs sahibi hadîs âliminden- Huzeyfe radıyallahu anh’dan rivayet edilmiş ikinci hadîs-i şerîf;
وَاللهِ الَّذِي لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ، لَيَغْفِرَنَّ اللهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَغْفِرَةً مَا خَطَرَتْ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ. وَاللهِ الَّذِي لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ، لَيَغْفِرَنَّ اللهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ لِلْفَاجِرِ فِي دِينِهِ، الْأَحْمَقُِ فِي مَعِيشَتِهِ. الدَّيْلَمِيُّ عَنْ حُذَيْفَةَ.
Vallahillezî lâ ilâhe illâ hüve le-yağfirennallahü yevme’l-kıyâmeti mağfiraten mâ hatarat ‘alâ kalbi beşerin. Vallahillezî lâ ilâhe illâ hüve le-yağfirennallahü yevme’l-kıyâmeti li’l-fâciri fî dînihî el-ahmaki fî ma’îşetihî.
Burada da Peygamber Efendimiz yemin ederek söylüyor ki;
Vallâhillezî lâ ilâhe illâ hüve. "Kendisinden başka ma’bûd, ilah, tanrı olmayan Allah’a yemin olsun ki." Le-yağfirennallahü. "Allah muhakkak ve muhakkak afv-u mağrifet eyleyecek."
Ne zaman?
Yevme’l-kıyâmeti. "Kıyamet gününde." Mağfiraten. "Mağfiret edecek." Allahu Teâlâ hazretleri, kıyamet gününde öyle bir mağfiretle, mağfiret edecek ki... Yoksa boğuluyordunuz. Bu hadîs-i şerîf geldi de biraz müjde oldu.
Cenâb-ı Hakk’ın, Kur’an-ı Kerîm’deki [anlatımı] böyle. Bir azabını tarif ediyor, bir de mukabilinde cennetini tarif ediyor. Burada da ikisi denk geldi, peş peşe geldi.
Bu demektir ki; "Allah’ın iyi kulu olun, cennete girin!. Kötü kul olmayın, vaziyet fena!" demektir.
Cenâb-ı Hak öyle bir mağfiretle, kıyamet gününde mağfiret edecek ki; mâ hatarat alâ kalbi beşerin. "Hiçbir kulun, beşerin, aklına, gönlüne, hayaline gelmeyecek kadar geniş mağfiret edecek." Mahşer halkından, mümin kullarına.
Mağfiret kâfirlere var mı?
Asla!. Kat’a!. Kesinlikle yok!. Kâfire, müşrike yok!. Kesinlikle yok!. İsterse Rabibey'de iskeleli köşkü olsun, isterse dünyanın parasını vermiş olsun, isterse kilise yaptırmış olsun, isterse hayır cemiyetlerine şu kadar bağışta bulunmuş olsun, isterse heykeli dikilmiş olsun.
Kâfire, müşrike kesinlikle afv-u mağfiret yok!
Ama müminlere var. Allah mahşer günü, mü'minlere öyle bir mağfiretle mağfiret edecek ki; hiçbir beşerin, kulun aklına gelecek miktarda değil. Ondan fazla! Çok fazla mağfiret edecek.
"Lâ ilâhe illallah" deyişini teraziye koyacak, terazi bastıracak "hadi geç" diyecek. Hayrını, hasenatını koyacak mağfiret edecek. Cehennemliklerin arasına ayrılmışken mümin önünden geçerken -merasim kıtasını teftiş ediyormuş gibi geçerken- bir tanesi diyecek ki:
"Ey mümin! Dur bana şefaat eyle." Oradaki dizilen cehennemliklere Allah "dizilin" diye emredecek. "Cehenneme dizilin." diyecek.
Dizilmişken, bu mümin önlerinden geçerken bir tanesi diyecek ki;
"Aman ya, yapma! Bana şefaat eyle! Tanımadın mı beni?"
"Tanımadım. Sen kimsin ya?" diyecek.
"Hani dünyadayken tarladan, bizim evin önünden geçiyordun; susamıştın, su istemiştin, bende sana bizim kuyudan kovayla -evden veya küpten- su çekmiştim. Hani su vermiştim 'çok şükür Ya Rabbi' demiştin. 'Allah razı olsun' falan diye dua etmiştin ya.
Diyecek ki;
"Yâ Rabbi, bu dünyadayken bana su vermiş, bunu affediver."
"Peki." diyecek. O müminin hürmetine onu bile affedecek. Cehennemliklerin arasına, cezası dolayısıyla ayrılmışken bile... Ama kâfirlerden değil! Hep bu işler müminler için!
Hep "Lâ ilâhe illallah Muhammedun resûlullah." diyenler için.
Vallahillezî lâ ilâhe illâ hüve. "Kendisinden başka ma’bûd olmayan Allah’a yemin olsun ki; "Le-ya'ğfirennallâhü yevme’l-kıyâmeti li’l-fâciri fî dînihî. "Allahu Teâlâ hazretleri kıyamet gününde, dininde fısk-ı fücûrlu işler yapmış olan." El-ahmaki fî ma’îşetihî. "Geçimini doğru düzgün tayin etmekte, aklı tam çalışmayan insanı bile mağfiret edecek." Sağlamları zaten Allah cennete sokuyor da; aptal, günahkârları bile mağfiret eyleyecek.
Çok mağiret edecek. O kadar mağfiret edecekmiş ki; o af oluyor, bu af oluyor. Şeytan bile bir ara ümitlenip heveslenecekmiş. "Ya dur ne oluyor bakalım. Allah belki beni de mağfiret edecek."
Öyle yağma yok! O bile heveslenecekmiş. Yani mağfiretin çokluğunu gösteriyor.
Azabın derinliğine, uzunluğuna bak. Mağfiretin, rahmetin çokluğuna bak. Allah küçücük bir hasenesini, sebeb-i duhulu cennet edebilir. Cenâb-ı Hak küçücük bir günahını kahrına, gazabına uğramaya sebep edebilir. Mizanın başına dağlar gibi sevapla geldiği halde, çok kulları incittiği, çok kulların haklarını yediği için, insanlar haklarını ala ala ala onun sermayesini bitirecek. Daha da davacılar var. Onlar geldiği zaman alacak hak kalmayınca; "siz günahlarınızdan, o alacağınız hakka denk olacak kadarını buraya bırakın." Mizanın başında dağlar gibi günahla kalacak, cehenneme atılacak.
Onun için kul hakkı yiyenler, yetim hakkı yiyenler, dul hakkı yiyenler, zulmedenler... Onlarda belasını bulacak, onlar da cezasını çekecek. Zerre kadar hayır işleyen mükâfatını gördüğü gibi, zerre kadar şer işleyen de cezasını çekecek.
وَالَّذِي بَعَثَنِي بِالْحَقِّ، لَيَكُونَنَّ بَعْدِي فَتْرَةٌ فِي أُمَّتِي يُبْتَغَى فِيهَا الْـمَالُ مِنْ غَيْرِ حِلِّهِ، وَيُسْفَكُ فِيهَا الدِّمَاءُ، وَيُسْتَبْدَلُ بِهَا الشِّعْرُ مِنَ الْقُرْآنِ. الدَّيْلَمِيُّ عَنِ ابْنِ عُمَرَ.
Vellezî be’asenî bi’l-hakkı le-yekûnenne ba’dî fetratün fî ümmetî yübteğâ fî-he’l-mâlü min ğayri hıllihî ve yüsfekü fî-he’d-dimâü ve yüstebdelü bi-he’ş-şi’ru mine’l-kur’âni.
Abdullah İbn Ömer radıyallahu anh'den Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;
"Beni Peygamber olarak gönderen Allaha yemin olsun ki -beni peygamber olarak hakkı tebliğ etsin diye gönderen Allah yemin olsun ki- benden sonra ümmetimin üzerinde gerileme olacak. Gerileme halleri olacak. O gerileme zamanlarında mal; yübteğâ fî-he’l-mâlü min ğayri hıllihî. "Helal olmayan taraftan kazanılana bakılacak." Ve yüsfekü fî-he’d-dimâ'. "Kanlar akıtılacak." Zulüm olarak; hırsızlık için, yağma için, kızgınlık için.
Ve yüstebdelü bi-he’ş-şi’ru mine’l-kur’âni. "Kur’an yerine şiir rağbette olacak." Millet, şiir okuyacak. Şiir, şiirin çeşitleri; şarkı, türkü... Kur’an bırakılacak da şiirle uğraşılacak; kanlar dökülecek, mallar alınacak.
Başka neler olacak?
İnsanların bazısı kabirlerinden kalkanların bir kısmı maymun şeklinde, domuz şeklinde kalkacak.
Neden dolayı?
Günahlara umursamazlıklarından dolayı. Günah işleniyor, aldırmıyor. Çocuğu günah işliyor, gelini günah işliyor, kızı günah işliyor, karısı günah işliyor aldırmıyor; boş veriyor.
Sonra; kötülüğü engellemeye gücü yettikleri halde, engellemediklerinden dolayı insan gibi kalkmayacaklar. İnsan suretinde kalkmayacaklar; maymun suretinde, domuz suretinde kalkacaklar bazıları.
Neden dolayı?
Günahlarını hoş görmelerinden, günahlara yağcılık yapmalarından "olsun canım yazık. Çocuğu evleniyor da onun için hacı baba düğün yapmış da. Evet hacca gitmişti ama çocuğunun düğününde rakıyı da içiverdi. Davul zurna çalınırken oynadı, bilmem ne yaptı."
Eee vay be! Günah işleniyor. "Eee canım düğün işte ayda yılda, ömürde bir kaç defa."
Haa! Sen günahı boşveriyorsun, günahı umursamıyorsun.
Kime karşı bu isyan?
Kimin sözü dinlenmiyor?
Sen polisin, kanunun, bilmem nenin, hürmet ettiğin mevkilerin makamların kararlarının karşısına çıkabiliyor musun?Cezası şu kadar diye kırmızıda geçebiliyor musun?
Allah'a karşı isyan ediliyor sen nasıl onu hoş görürsün?
"Canım Allah af eder."
Allah bilerek günah işleyeni, hele bir de 'Allah af eder' diye günah işleyeni çok fena cezalandırır.
Öyle saçma şey yok!
Bir de günah işleniyor Adam istese, "yapmayın" dese yaptırmayacak, aldırmıyor. Günahı işlettirmemeye güçleri yettiği halde, günahın işlenmesine göz yuman, onu engellemeyenler ve günahların işlenmesini hafife alanlar, boş verenler, günahkâra yağcılık yapanlar mahşer günü insan suretinde kalkmayacaklar.
Allahu Teâlâ hazretleri emr-i mâruf, nehy-i münker yapan, Allah’ın emrinin önemini kavrayan, helallerini yiyen, haramlarından şiddetle kaçınan, başkalarını da engelleyen, has halîs, hakiki müslüman olmayı cümlemize nasip eylesin. Öyle güzel ömür sürmek nasip etsin ki Allah, öyle güzel işler yapmak nasip etisin ki, lütfuyla, keremiyle sevdiği kul olarak ahirete varalım. Afv-u mağfiretine erelim, o engin mağfiretine mazhar olalım. Cennetine girelim. Şu cehennemin yüzünü, halini, içini görmeden, doğrudan doğruya cennete girelim.
Bi-hürmeti esmâihi’l-hüsnâ ve bi- hürmeti habibihî Muhammedini’l-Mustafâ ve bi-hürmeti esrâr-ı sûreti’l-Fâtiha.
[1] Fâtır 36
[2] Nisa 56
00.02.2000 -
Hikmet Olmayan Kalp,
00.02.2000 -
Allah Korkusu, Korkmak,
