04.01.2001 - Ruhbanlık İslamda Yoktur, Yabancılara Benzemek

04.01.2001 - Ruhbanlık İslamda Yoktur, Yabancılara Benzemek
Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'd:
Fekale Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.
إِنِّي لَوْ أُحَرِّمُ عَلَيْكُمُ احْتَرَقْتُمْ، وَإِنَّ تَحْرِيمَ الْأَنْبِيَاءِ لَا تُطِيقُهُ الْجِبَالُ
İnni lev uharrim aleykum ihtarattüm veinne tahirime'lenbiyae la tuhitukul cibal. Sadaka Rasulullah fima kal ev kema kal.
Semure radıyallahu anh 'ten Taberani rivayet eylemiş. Buyuruyor ki, Peygamber Efendimiz:
İnni.
Eğer ben.
Lev uharrim aleykum.
Tam manasıyla, iyi müslüman olacaksınız, diye sıkıştırsaydım sizi. O yasak bu yasak, onu yapmayın ,bunu yapmayın diye yasaklayıcı olsaydım, sert olsaydım. Kesin, katı olsaydım.
ihtarattüm.
Yanmıştınız o zaman, cayır cayır yanmıştınız.
Veinne tahrime'l enbiyai la tutikuhu'l cibal.
Çünkü ;Peygamberlerin haram etmesi karşısında; dağlar dayanamaz, dağlar bile pes eder. O kadar sağlamlığıyla kaya olmalarıyla pes eder, dayanılmaz. Onun için ben size, yumuşak davrandım. Hafifinden tutturdum işi.
Peygamber Efendimiz, Rabb'ine her zaman yalvardı. Mesela Miraç'tan biliyoruz ki; 50 vakit emretmiş Allahu Teâlâ hazretleri,günde 50 defa namaz kılmayı emretmiş. Peygamber Efendimiz "Yarabbi!" diye yalvara yalvara 5 vakite indirmiş. 50 vaktin sevabını Cenab-ı Hak veriyor. Yani bizim dinimiz İslam dini; insanın kolaylıkla yapabileceği, çok rahat bir şekilde yapabileceği yaptığı zamanda en büyük sevapları kazanıp, cennetlik olabileceği bir yol, rahat bir yol, zor bir yol değil. Çok sıkıştıran çok insanı bunaltan bir yol değil. Yapamayacakları yükleri, insanlara yükleyen bir din değil. Hatta Amener rasülü'de o okuduğumuz Ayet-i Kerime'lerde;
“Rabbena vela tahmil aleyna isran kema hameltehu alellezine min kablina. “
Yarabbi, bizden önceki ümmetlere yüklediğin yükleri bize yükleme diye, dua etmeyi Allah u Teâlâ bize öğretmiş. Vayhetmiş Peygamberine böyle dua etsinler diye. Takatimizin üstünde yük yüklememeyi dua edin diye bize öğretmiş. Demek ki hafif hafif ama muntazam, azda olsa devamlı gideceğiz. Zaten PeygamberEfendimiz buyurmuş ki; ibadetlerin hayırlısı devamlı olanıdır, az da olsa. Yani çok yapıp yapıp da sonra yorulup oturmak yerine, muntazam bir şekilde, ömür boyu güzel güzel ibadet yaparak yaşamak tavsiye edilmiş.
Bu manada ikinci bir hadîs-i şerîf'te Ebu Umame radıyallahu anh'ten, Taberani tarafından yine rivayet edilmiş. Bu ikinci hadîs-i şerîfide okuyalım.
إِنِّي إِنَّمَا بُعِثْتُ بِالْحَنِيفِيَّةِ السَّمْحَةِ، وَلَمْ أُبْعَثْ بِالرَّهْبَانِيَّةِ الْـمُبْدَعَةِ. أَلَا وَإِنَّ أَقْوَامًا ابْتَدَعُوا الرَّهْبَانِيَّةَ، فَكُتِبَتْ عَلَيْهِمْ، فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا. أَلَا فَكُلُوا اللَّحْمَ، وَائْتُوا النِّسَاءَ، وَصُومُوا وَأَفْطِرُوا، وَصَلُّوا وَنَامُوا، فَإِنِّي بِذٰلِكَ أُمِرْتُ
İnni innema buistu bil hanifiyyeti semhati velem übas bi'rrahbaniyyeti'l mübdeati. Ela ve inne akvamenib tedaurahbaniyyete fekütübed aleyhim femaraavhahakka riayetiha ela fekulullahme ve etunnisae ve sumu ve efdalu vesallu venamu feinni bizalike ümirtu.
Burada; birinci hadîs-i şerîf'teki kısa mana, biraz daha misallendirilerek, Peygamber Efendimiz tarafından, bize anlatılıyor. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;
İnni.
Hiç şüphe yok ki ben.
İnnema buistu bil hanifiyyeti semhah.
Müsamahakar, Hakk'a meyyal,Hakk'a taraftar,müsamahalı, samimi bir dini öğretmek üzere, ben bağsolundum, gönderildim.Yani sert, acımasız, katı değil. Müsamaha etmeyen değil, müsamaha eden bir dinle gönderildim. Tatlı tatlı, yumuşak yumuşak, samimi samimi, azda olsa devamlı. Böyle bir dini öğretmekle gönderildim.
Velem übasbi'rrahbaniyyeti'l mübdeati.
Evvelki ümmetlerin dindarlarının, bidat olarak ortaya çıkarttıkları ruhbanlıkla, emrolunmadım, onunla gönderilmedim. Eski ümmetler yani Hıristiyanlar ve Ben-i İsrail'in abidleri.
Ne yaptılar?
İyi ibadet edeceğiz çok sevap kazanacağız diye toplumu terk ettiler. Mağaralara çekildiler,dağ başlarına çıktılar, manastırlara kapandılar. "Evlenmeyeceğiz biz" dediler. "Çoluk çocukla uğraşmaktansa ibadet yaparız" dediler. Böyle bir yol tutturdular, manastır usulünü çıkarttılar. Halktan çekilip, bir kenara ayrılıp, tenhalara uzletlere geçip orada ibadet etme yolunu çıkarttılar. Bu mübdeah, yani bidat olarak çıkartılmış. Yani Allah bunu o Peygamberlere emretmiş değil ama onlar daha iyi hizmet edeceğiz diye bu hevesle işi sıkıştırmışlar.
Ruhbanlığa geçmişler, ruhbanlık ne demek?
Rahiplik demek.
Rahiplik ne demek? Allah'tan korkup dünyadan kaçmak demek. Rehebe korkmak demek. Rahip Allah'tan korkuyor. Allah'tan korkuyorum diye evlenmiyor, insanlar arasına karışmıyor, cemiyeti terkediyor, dağlara çıkıyor. Bir acayip hayat. Öyle bir şey yoktu aslında ama onlar kendileri biz daha çok sevap kazanacağız diye bunu böyle yapınca,
iptedaurrahbiniyyete.
Ruhbanlığı bidat olarak çıkartınca,
fekütübed aleyhim.
Siz böylemi istiyorsunuz? Hadi bakalım diye onlara Allah farz kıldı. Cenab-ı Hak farz kılmadığı görevleri insanlar kendileri isterler üzerlerine yüklenirlerse, hadi bakalım yapında görelim gibi farz kılar.
Şimdi deseniz ki, her gece 100 rekat namaz kılacağım. Farz değil, öyle bir şey yok. Yatsı namazını kıldımı, sabah namazını kıldımı yetiyor ama 100 rekat kılacağım.
Kendisi buna karar verdimi?
Bir ay, altı ay, beş ay devam etti. Ben bunu yapacağım dedi, yazılır boynuna. Artık kendisi istedi, yazılır. Herşey böyledir. Onun için Cenab-ı Hakk'ın emrettiği kadarını yapmak, itidalli, ölçülü, dengeli gitmek, dinimizde önemli bir husustur.
Eskiler yapmamış bunu. Mağaralara, manastırlara çekilmişler,evlenmemişler.
Peki herkes evlenmeyince bu insan nesli nasıl devam edecek?
Mantıklı da değil, doğru da değil. Hiç kimse evlenmezse bu mevcutlar evlenmedi, çocuklarda olmadı, bu nesilden sonraki kuşak gelmeyecek demektir. Ondan sonra bitti. Dünyada insan nesli kalmadı,kalmayacak demektir. Bu mantıklı bir şey değil. O halde evlilik günah değil, haram değil, ayıp değil. Hatta mübah da değil, üstelik sevap. Evlilik sevap. Evliliğin çok faydaları ve sevapları var. Bir kere evlinin namazı, bekarın namazından 70 küsur kat daha sevaplı oluyor. Sonra, hanıma bakmak, çocuğa bakmak, onların ayrıca sevapları oluyor. Nafaka, onları geçindirmenin ecirleri oluyor. Hayırlı evlat yetiştirmenin faydası oluyor. Çok sevaplar var.
Eskiler bidat olarak ruhbanlığı icat ettiler kafalarından, kendi kendilerine mecburileştirdiler. Kendileri mecburileştirdi. Yapacağım dedi. Yapacaksan yap bakalım dedi Allah da. Hadi yapacaksanız pekala, yapın bakalım. Yapamadılar.
Fema raavha hakka riayetiha.
Tamda riayet edemediler. Verdikleri sözü tutamadılar, ibadetleri yapamadılar, helak oldular, cezayı yediler. Yapamayınca suçlu duruma düştüler, cezayı yediler. Onun için Peygamber Efendimiz diyor ki;
Ela.
Dikkat edin! Uyanık olun! Peygamber Efendimiz tavsiye ediyor.
Fekulul lahme.
Et yiyin. Çünkü ,bazıları et yemez cinsinden. Et yemekten kendilerini alıkoyuyorlar, hayvan eti yemiyorlar. Vejeteryan filan deniyor, hiç et yemiyorlar. Peygamber Efendimiz diyor ki, et yiyin. Allahu Teâlâ koyunları, develeri, keçileri, sığırları, balıkları, kuşları insanlar için yarattığını bildiriyor Kur’an-ı Kerîm'de. Yiyin, yiyebilirsiniz, avlanabilirsiniz.
Fekulu'llahme.
Yani et yemezlik bir hüner değil. Et yemiyor, perhiz yapıyor, hüner değil. Yumurta yememek hüner değil, yumurta yemiyor veya yumurta yiyor da et yemiyor. Ne yapıyorlarsa paskalyalarda ,aç kalıyorlar da birşeyler yapıyorlar. Onları bilmiyoruz.
ve etunnisa.
Hanımlarla da evlenin. Yani o da neslin devamı içi lazım. Düğün, dernek yapılıyor. Seviniyoruz oğlumuz evleniyor, gelin alıyoruz diye veya kızımız evleniyor, damadımız oluyor diye seviniyoruz. Doğrusu, tabii olanı, doğal olanı bu. Yani işin akışı böyle olması lazım.
ve etunnisa.
Hanımlarla da evlenin.
ve sumu.
Oruç da tutun.
ve efdiru.
Bazı günlerde tutmayın. İftar edin o günde, o günde oruçsuz geçsin. Senenin her günü oruç tutayım. Hayır!O makbul değil. Bazı günler oruç tutun; sabredin ,sevap kazanın. Bazı günlerde iftar edin. Yarabbi şu eriklerin tadına bak, şu üzümler salkım salkım, aman muzlara bak nasıl sararmış, aman şu Fiji elmasından bir ısırdım, ağzımdan suyu fışkırdı, vesaire. Çok şükür Yarabbi. Yiyin, şükredin. Yiyin,bazen iftar edin, bazen yiyin.
vesallu venamu.
Geceleyin kalkıp, namaz da kılın, bazı zamanda uyuyun. İlle bütün gece uyumayacağım. Kadir gecesi oluyor, gündüzden niyetleniyor millet. Biraz dinlenelim bilmem ne. Bu gece sabaha kadar Kadir Gecesi'ni kaçırmayalım diye. Bir Kadir Gecesi'ni sabaha kadar geçiremiyor, zorlanıyor. Sabaha kadar uyumamak, emredilmemiş. Bize emredilen, tabii bir ölçü içinde. Biraz uyursun, kalkarsın teheccüdü kılarsın, biraz gene yatarsın. Kalkarsın, sabah namazına gidersin. Bunları tavsiye ediyor Peygamber Efendimiz, aşırılığı engelliyor.
feinni bizalike ümirtu.
İşte ben böyle hafif bir şekilde,devamlı güzel bir kulluk etmekle emrolundum. Çünkü Ümmet-i Muhammed'in içinden de bazı mübarekler, Peygamber Efendimiz'in zamanında, ruhbanlığa heveslendiler. Bazıları dedi ki, ben kadınlarla evlenmeyeceğim, hatta hadım ettireceğim kendimi, bütün belalar buradan geliyor, cinsel konulardan geliyor.Bazıları dedi ki, ben her gün oruç tutacağım. Bazıları da dedi ki, ben bütün geceleri kalkacağım, sabaha kadar ibadet edeceğim, gece uykusu yok bana. Efendimiz bunları duyunca, böyle tavsiye buyurdu. Öyle uygun değil, böyle tabi olmayı tavsiye etti.
İslam tabiat, doğa dinidir. İnsanın fıtratının akışına uygun, dindir. Hem evlenirsin; çoluk çocuk sahibi olursun ,hem geceleri bazı vakitlerde uyursun, bazı vakitlerde ibadet edersin hem de gündüzleri bazı günler oruç tutarsın, bazı günler sevap kazanırsın. Bazı günler de oruç tutmazsın, şükredersin. Şükür de, şükretmek de sevap. Malına, nimetine, yediğine, içtiğine, şükreden de sevap kazanıyor. Olmadığı zaman, sabreden de sevap kazanıyor. İslam; hepsini, doğal ölçüler içinde, birbirleriyle uyuşturmuş.
İslam güzel, aşırı değil, dengesiz değil. Herşey güzel. Böylesini tavsiye ediyor, Peygamber Efendimiz. Azını değil, fazlasını da değil, aşırısını da değil.
Ve üçüncü hadîs-i şerîf;
İnniektubu ila kavmin feahafu en yezidü aleyye ev yenkusu. Feallimüssüryaniyye.
Zeyd ibn-i Sabit radıyallahu anh'ten, PeygamberEfendimiz'in şöyle buyurduğu rivayet olunmuş;
İnni ektubu ila kavmin.
Ben bazı kavimlere, topluluklara yazı yazıyorum. Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz, İslam'ı tebliğ etmek için herşeyi yaptı. Hem anlattı,öğretti, etrafına topladı hem de ulaşamadığı yerlere haberciler gönderdi, onlara söyledi, onlarla öğretti, hem de bazı yerlere mektup yazdı. Ben Allah'ın Peygamber'iyim. Allah emrediyor, şöyle yapın böyle yapın diye mektup yazdı. Diyor ki ben bazı kavimlere yazıyorum.
Hangi dille yazıyor?
O zaman orada geçerli etraftaki kavimlerin bildiği dil hangisi?
Süryanice. Yazıyorum ama;
feahafu en yezidü aleyye evyenkusu.
Bunları Süryanice bilen ,ehli kitaptan insanlara yazdırıyorum. Çünkü Müslümanlardan bilen yok, onlara yazdırıyorum, rahiplere, hahamlara, bilmem kimlere. Gelin şöyle yazın, diye.
Ama benim dediğimi tam yazıyorlar mı?
Yoksa hainlik yapıp da bazılarını atlıyorlar mı?
Yazmıyorlar mı?
Korkuyorum, doğru yazmadığından. Onun için Süryanice öğretin, çoluk çocuğunuza, kendiniz öğrenin diyor Peygamber Efendimiz.
Bu ne demek?
O devirde Süryanice ,bu devirde İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça, başka yabancı diller demek.
Neden?
İslam'ı anlatmak için. İslam'ı güzel anlatmak için bunları öğreneceğiz, çoluk çocuğumuza öğreteceğiz. İslam'ı tebliğ edeceğiz biz. İslam'ın tebliğ edilmesi lazım. Sahabe-i kiram Avustralya'da olsaydı, nasıl çalışırlardı diye düşüneceksiniz, öyle çalışacaksınız. Hepimiz çalışacağız,öyle gayret edeceğiz, öyle uğraşacağız,öyle yayınlar yapacağız, öyle müesseler kuracağız. Öyle güzel anlatacağız ki doğru ya diyecek ötekiler, İslam'a gelecek. Veyahut etrafımıza bakacağız ki hangisi yatkın doğru sözü anlamaya, dinlemeye, onlara gideceğiz, anlatacağız.
Avustralya'lılardan müslüman olanlar var. İsveç'te bir tanesi geldi bizim toplantımıza, oturdu. Ellerini dizlerinin üstüne koydu başı önde. Çok terbiyeli bir şekilde oturdu. Zayıf ciddi bir delikanlı. Dediler ki; hocam bu yeni müslüman oldu. İsmi Hans dediler, bunun. Hoşgeldiniz dedim ben, ondan sonra sordum.
Nerden müslüman oldun sen,ne sebeple,ne etkiledi seni?
İslam'ın neresini beğendin,niye müslüman oldun?
Diye sordum. Dedi ki, çok ciddi konuşuyor:Düşünüyor,ölçerek, tartarak konuşuyor. Çok ciddi bir kardeş. Dedi ki Kur’an-ı Kerîm'i okudum ve başka hiçbir seçenek olmadığını, anladım, müslüman oldum. Başka çare yok, müslüman olmaktan başka çare olmadığını gördüm, müslüman oldum.
Peki ailen?
Evli misin?
Değilim dedi.
Annen, baban,ailen?
Onlarda mı müslüman oldu, onlara da anlattın mı?
Sen müslüman olunca ne oldu ailende?
Demek istedim, sanki ailemin içine bomba atılmış, patlamış gibi oldu dedi. O kadar bana kızdılar,o kadar tepki gösterdiler ki, o kadar karşı geldiler ki ama başka çarem yoktu, müslüman olmam lazımdı, müslüman oldum dedi. Demek ki İslam anlatılınca,Kur’an-ı Kerîm okutturulunca, dinlenilince dağlar erir.
Lev enzelna hazelKur’ane ala cebelin.
Biz bu Kur’an'ı dağın üzerine indirseydik.
Le raeytehu haşian mütesaddian min haşyetillah.
Allah korkusundan o dağı başını eğmiş, huşu içinde tir tir titrer halde görürdün. Dağları titretecek bir Kur’an-ı Kerîm bu Kitab-ı İlahi. Bir insan bunu okudumu küfürde kalması mümkün değil. Küfrün, imanın ne olduğunu bilir, imana gelir. Onun için anlatacağız, öğreneceğiz, İngilizce'yi su gibi bileceğiz.
Allah razı olsun hoca kardeşlerimiz hutbelerde İngilizce [okuyunca] başkaları daha aşk ve şevk ile dinliyorlar. Biz bu İngilizce'yi böyle akıcı olarak söyledikçe, delillerle güzelce anlattıkça Allah'ın izniyle İslam yayılacak. Nasıl onlar, İslam ülkelerine mektepler açıyorlar, mekteplerine müslüman çocuklarını alıyorlar. Sizlere yabancı dil öğreteceğiz, yüksek mevki sahibi olacaksınız, devlette yüksek tabakalara çıkacaksınız, idareci olacaksınız, gelin bakalım filan diye. Millet de çocuğumun istikbali iyi olsun diye para vererek nasıl o çocuklarını okutuyor. Onlarda nasıl yavaş yavaş onlara gelin haftada bir kiliseye. Gelin bakalım hadi bakalım şunu da görün.
İsveç'te müslüman çocukları geldi soru soruyor.
Saint bilmem kimin eğlencesini yapabilir miyiz, yapamaz mıyız?
Bir kadın ismi.
Neymiş bu dedim?
Bilmiyorum dedi işte bu kadının, hazreti bilmem ne kadın, kimse. Bu kadının zamanı oldu mu çocuklara giyimler, külahlar, elbiseler, oyuna dökmüşler işi. Çocuklara müsamereler filan yaptırtıyorlar, çocuklar eğlence diye onu ana, babasına zorluyor.
Biz de bunu yapabilir miyiz?
Diye soruyorlar, ben böyle vaazda. Anlattıktan sonra kesinlikle yapamazsınız dedim. Onlar bize aykırı. Çocukları buradan avlıyorlar, Noel babadan,sakallı,torbadan hediye çıkartıyor bilmem ne. Çam ağacını süslüyor,ışıklandırıyor. Ne kadar manzarası güzel oldu, eyvah bilmem ne filan derken,ışıktan,renkten, oyundan, eğlenceden, kıyafetten yavaş yavaş kendisine ısındırıyor.
Bizim bir hoca kardeşimiz, çocuğunu göndermemiş. Öğretmen demiş ki, ilk defa görüyorum böyle masum bir eğlenceye çocuğunu göndermeyen baba.
Ne biçim babasın!
Diyormuş.
Neresi masum?
Siz yavaş yavaş, kurnazca çekiyorsunuz. Sonra o çocuklar bir nesil sonra, iki nesil sonra müslümanlığını unutuyorlar,toplumun akışına göre gayrimüslimlerle beraber yaşamaya başlıyorlar, hıristiyan oluyorlar gidiyorlar.
Felaketin büyüklüğünü kavrayın ve ona göre tedbir alın. İslam için çalışalım. Allah'ın rızasını kazanmak için İslam için çalışmak şart. Allah hepinizden razı olsun.
el-Fatiha.
00.00.1999 -
Şaban ve Muharrem
02.01.2001 -
Tatili Değerlendirmek, Camide
