Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İçki ile ilgili bir hadis-i şerif. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in ifadesi şöyle; ''habis olan şeyler, -habis, pis demek; kötü, fena, pis olan şeyler- hepsi bir eve tıkıldı. Kötülüklerin hepsi bir evin içine dolduruldu, tıkıştırıldı. Fe-uğlika aleyhâ ''Kapısı da kapandı, üstü de kilitlendi.'' Kötülükler ne yapılmış oluyor? Hapsedilmiş oluyor. Ve cu'ıle miftâhuhâ el-hamrü. ''Bu kötülüklerin kapısının anahtarı, içki kılındı.'' İçki bu kapının anahtarıdır. Fe-men şeribe'l-hamre, ''kim içki içerse'' veka'a bi'l-habâis. ''Kötülüklerin ta içine düşer. '' Bütün kötülüklerin içine düşer. Meşhur bir başka hadis-i şerif daha var: ''İçki bütün kötülüklerin anasıdır.''
Bir âbid adam varmış, dağ başında ibadetle meşgulmüş. Vaktini Allah'a güzel ibadet ederek geçiriyormuş. Bir gün şehre inmiş. "Bu âbid, Allah'a güzel kulluk ediyor, sevap kazanıyor.'' diye şeytan kandırmak istiyor. ''Eyvah! Sevap kazanacak cennete gidecek, ben bunu kandıramadım.'' diye peşine düşüyor.
Şeytan hepimizin peşinde. Hepinizin içinde ve dışında! Aldatmak, kandırmak istiyor. Sizi Allah'a âsi yapmak, günaha bulaştırmak, haramlara düşürmek istiyor. Sizi helalleri yapmaya tembelleştirmek, uzak tutmak istiyor. Neden yapıyor bunu? İmtihan. Allah'tan böyle bir bela. Allah'ın belası, şeytan! Ne yapıyoruz? Allah'a sığınıyoruz.
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Kovulmuş, taşlanmış, cennetten çıkartılmış şeytan. Bir gözü kör ama insana musallat. Allah-u Teâlâ hazretleri, ''Şeytan sizin düşmanınızdır, onun düşman olduğunu bilin, tedbirinizi alın.'' diye Kur'ân'ı Kerîm'de bize bildirmiş. Ona da fırsat vermiş. Neden böyle yaptı Rabbimiz? Hiç ona fırsat vermeseydi ya!''
Bu dünya imtihan dünyası olduğu için ona da şeytanlık yapma fırsatı vermiş, serbest. Kâfir kâfirliğini yapıyor, şeytan şeytanlığını yapıyor. İnsan da aklını kullanacak, imanının emrettiği, güzel işleri yapacak; aklının, mantığının, imanının uygun görmediği işlerden kendini tutacak ki imtihanı kazanacak. Tutmazsa günaha düşebilir, şeytana uyabilir, haramı işleyebilir. İmtihan dünyası olduğundan her şey mümkün. Onun için gözümüzü açmamız, şeytanın bizim içimizde, dışımızda, etrafımızda dolaştığını bilmemiz lazım. Peygamber Efendimiz ne buyuruyor? ''Şeytan, kuzu gibi olan insanoğlunun, kurdudur.'' Kurt nasıl kuzuyu parçalar, yemek ister, köpekler olmasa, çoban olmasa, atlayacak, yiyecek!.. Çoban var, köpeklerden korkuyor, yanaşamıyor ama dağda, ormanda, sürüden ayrılmış bir koyun, keçi, kuzu buldu mu yakalar, parçalayıverir. Onun için, şeytandan korunmanın, kurtulmanın çaresi, sürüden ayrılmamaktır.
Sürü ne demek?
Cemaat. İnsan cemaatten ayrılmazsa, şeytandan korunur. Peygamber Efendimiz; ''Cemaatten ayrılan o tek kişiye şeytan saldırır. İki kişiye, biraz daha zor saldırır. Üç kişi oldu mu saldıramaz.'' diyor. Demek ki en aşağı üç kişi dolaşmak lazım, çok yalnız olmamak lazım. Yalnız oldu mu gelir, başına dikilir, kötülükleri emreder. Kandırmaya girişir, saldırmaya başlar.
Şeytan o âbidin peşine düşmüş. Dağda ibadet ediyordu. Dağda ibadet kolaydır. Mağarada ibadet etmek, camide namaz kılmak kolaydır. Ramazan'da Müslüman olmak kolaydır. Dışarıda, kötülüklerin arasında Müslüman olmak zordur. Çarşıda pazarda Müslüman olmak zordur.
Camide herkes Kur'an okuyor, tesbih çekiyor, hayırlı şeylerle meşgul oluyor; burası Allah'ın evi. Burada bir şey olmaz ama çarşı pazarda şeytan dolaşıyor, cirit atıyor, oralarda dikkat etmek lazım.
Ramazan'da şeytanlar bağlanmıştır, tamam, Müslümanlığı kolay yaparsın. Ramazan'dan sonra şeytanın elleri ayakları çözülsün, şeytanlığına fırsat verilmeye başlansın, bakalım sen yine camiye gelebilecek misin? Yine Kur'an okuyabilecek misin, teheccüde kalkabilecek misin, hatmini indirebilecek misin? Yine hayrını hasenatını yapabilecek misin?
Yapamıyor. Nerede camilerin Ramazan'daki hâli, nerede Ramazan'dan sonraki hali? Neydi o günler? Ah Ramazan'da, neydi o günler?
Ramazan'da şeytanlar bağlıydı, çözüldükten sonra saldırdı, kuzucukları kaptı, camide kuzucuklar azaldı. Ramazan'dan sonra da camiye gelebilenlere ne mutlu! Ötekilere ne oldu?
Şeytan getirtmiyor; bir bahane, bir sebep buluyor, herkesi aldatıyor.
Şeytan peşine düşmüş, o âbidi de aldatacak. Dağ başındayken, mağaranın içindeyken, güç yetiremedi, kalabalığın içinde aldatacak. Şeytan yüklendikçe, âbid kendisini tutuyormuş. ''Yo o günahtır, bu haramdır, şu yasaktır!'' diyor, yapmıyor. Güzel! Sonunda, ''Şu içkiyi iç.'' diyor. O zaman içki haram değil, Peygamber Efendimiz zamanında haram oldu. İçki haram kılındı da küpleri sokaklara döktüler. Eskiden, ''İçki haram.'' diye söylenmemiş. İçkiyi içiyor, içince aklının kontrolü kalkıyor. Aklı ne diyordu, vicdanı ne diyordu? Şunu yap deyince, ''Hayır o günah, haram, yapmam.'' diyordu. İçkiyi içince aklın kontrolü gitti, zina işledi, adam öldürdü, mahvoldu. İçki içmeyle beraber bütün kötülükler geldi.
Bu hadis-i şerifte Peygamber-i zişânımız, server-i kâinat Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem işte bunun için ''Bütün kötülükler bir yere tıkıldı, onun anahtarı içkidir.'' buyuruyor. Hepsi bir yere tıkılmış, ne güzel. Bunun kapısını ne diye açıyorsun? Açmamak lazım.
Nasıl açılıyor, anahtarı ne? İçki. İçkiyi içtiği zaman, bütün kötülükler kapıyı açanın üstüne çullanıyor. Kapı kapanmış, içerde yılanlar, çıyanlar, akrepler, kurtlar, aslanlar, kaplanlar, sırtlanlar, bengay kaplanları, -üç metre boyunda turuncu renkli, çizgili- kara renkli parslar, insanın üstüne atlayabilecek bir dolu canavar, birçok kötülük... Kapıyı açtın mı, onların hepsi senin üstüne hücum eder.
Ne yapacaksın? İçki içmeyeceksin.
Şeytan işlerini kimlere yaptırıyor? Bazı insanların içine giriyor, onun direksiyonuna geçiyor, o insanlara yaptırıyor. Bazı insanlar da şeytanın komutasında, onun kontrolünde otobüs veya otomobil gibi. Şeytan nereye kıvırırsa o tarafa dönüyor. Ne söylerse dediğini yapıyor. Onun için insanların da şeytanlaşmışları var, şeytanları var. Dinimiz içkiyi yasaklamış, onlar da içirmenin peşinde. Neden?
Onların iç direksiyonlarında şeytan var. Şoför mahalline oturmuş, onları götürüyor. Şeytan onların operatörleri, o çalıştırıyor. İçkiyi içirmek için çeşitli yollar…
Bunlardan bir tanesi ne?
''Rakıda alkol miktarı fazlaymış ama birada çok azmış. Rakı içmezse bile bira içsin.''
Bazıları, ''Hayır, aman sakın ha! Az da olsa, çok da olsa, bira da içkidir, içince sarhoş yapıyor, onu da içmesin. Bunu içki grubuna koyalım, satılması yasaklansın.'' diyor. Türkiye'de bir ara yasaklandı. ''Bira da alkollü içki olduğu için, ancak meyhanelerde satılabilir. Bakkallarda, büfelerde satılamaz.'' diye bir ara karar çıktı. Bira fabrikaları var, büyük sermaye, onlar ürettiklerini nasıl satacaklar. Yeniden allem ettiler kallem ettiler, çalıştılar, çabaladılar, direksiyondaki operatörlerin emrinde çalıştılar. Ondan sonra bira alkollü içki sayılmadı, gazoz bâbından sayıldı. Meyveli veya asitli ve sair içeceklerin yanında, rafta yerini aldı.
Mahallenin çocukları top oynarken bile, kaportacının çırağı, 12 yaşındaki çocuk bile, öğle yemeğini yerken, susuzluğunu gidermek için gidiyor, meşrubat olarak bira alıyor. Küçük yaşta bira içmeye alışıyor, biracı oluyor.
Çarşamba pazarında, adam mallarını tezgâha yığıyor. Bir taraftan bağırıyor, ''Üç kilo domates şu kadar, iki kilo fasulye bu kadar.'' Bir taraftan da elinde teneke bira, lıkır lıkır bir içiyor bir bırakıyor, bir içiyor bir bağırıyor, bir tartıyor, bir daha içiyor. Ne yapıyorsun sen? Çalışıyor musun, kafa mı çekiyorsun? İş mi yapıyorsun, suç mu işliyorsun? Bir taraftan çalışıyor, tezgâhında alışveriş yapıyor bir taraftan da içki içiyor. Ne hayır kalıyor ne bereket.
Herkes şikâyetçiymiş. Gençler arasında içki ve uyuşturucu çok yayılmış. Yayılır. Git o kapının anahtarını aç, ondan sonra da işi toparlamaya çalış. İslâm ne yapıyor? İslâm hepsini bir yere tıkıyor, kapatıyor, hapsediyor, yasaklıyor. İslâm kötülükleri yasaklıyor, sen İslâm'ı yasaklıyorsun. O zaman, kötülükler serbest kalıyor. İslâm'ın elini kolunu bağlarsan şeytan serbest oluyor. O zaman, içki yayılıyor. İçki bütün kötülüklerin anası olduğundan, zina, hırsızlık, anarşi yayılıyor, anaya babaya isyan yayılıyor, memleketini sevmemek, vatan hainliği yayılıyor. Suç olarak neyi istemezsen hepsi yayılıyor. Neden?
Şeytan insanın komuta merkezini ele geçirirse, operatörü olursa, onu kancasına kepçesine takarsa, böyle olmadık işler yaptırıyor. Sağı solu yıktırıyor. Allah, şeytanın şerrinden korusun.
Bütün kötülüklerin anahtarı neymiş? İçki. İçki içtiği zaman, bütün kötülükler arkasından sökün ediyor, her şey berbat oluyor.
Hz. Ali radıyallâhu anh Efendimiz' den rivayet edilmiş bir hadis-i şerif. Allah Hz. Ali Efendimiz' in şefaatine cümlemizi nail eylesin. Ve ricâluhû sikâtun, buyrulmuş. ''Hadisin râvîlerinin hepsi güvenilir, sağlam, rivayeti kuvvetli'' demek.
İnne'l huluka's-seyyie ''Hiç şüphe yok ki kötü huy'', yüfsidü'l- ‘amel ''insanın işlediği sevaplı işin sevabını ifsat eder, bozar.'' Yaptığı iş güzel ama kötü huy onun sevabını yok eder, ifsat eder, mahveder, berbat eder, fesada uğratır. Kemâ yüfsidü'l-hallü'l-asel, ''sirkenin balı berbat ettiği gibi.'' Sirke ekşidir, balın içine koyarsan ne olur? Bal bozulur. Balın tadı kalmaz, kıymeti kalmaz. Balın içine, sirke girdiği zaman, baldan artık hayır, tat, fayda bekleme. Amelin, yapılan işin içine de kötü huy girdi mi, onu mahveder.
Kötü huylar nelerdir?
Kötü huylar çoktur. Mesela kibir kötü huydur. Kendini beğenmek, büyük görmek; başkasını beğenmemek küçük görmek. Bu kötü bir huydur. Camiye geldi, göbeği kendisinden üç metre ilerde gidiyor, Amerikan arabası gibi. Kasıla kasıla içeri girdi; sağa omuz vurdu, sola omuz vurdu. Cemaatten kimseyi beğenmiyor, kaşları çatık. İçeriye girdi, namaz kıldı. Kıldı ama kötü huyundan, kibrinden dolayı Allah amelini kabul etmedi. Girişini çıkışını, sağa sola bakışını, kaş göz çatışını, surat buruşturuşunu, dudak uzatışını, yamukluğunu beğenmediğinden ameli kabul olmadı.
Sirkenin balın içine girmesi gibi. Allah'ın sevmediği bir huy. Kibirli olmayacak, mütevazı olacak, insanları kardeş bilecek, sevecekti. Hepsine tepeden baktı, onu beğenmedi, bunu beğenmedi.
''Bu fakirin burada işi ne? Bu niye ön safa gelmiş? Şu kenara çekilsin, ben ondan daha yüksek mevkideyim.'' diyerek kibirlendiğinden ameli kabul olmadı.
Adam zengin ama kötü huylu, hayrı verirken gösteriş yapıyor. Gösteriş de kötü bir huy; riyakârlık, çalım satmak kötü bir huy. Fakire hayrı yapıyor ama fakirin burnundan getiriyor. ''Eksik olsun senin hayrın, istemem senin paranı!'' diyecek noktaya getiriyor ama diyemiyor zavallı. Fukara kısmı biraz ezik olur. Onun yerinde ötekisi olsa kavga eder ama işte o alan taraf olduğu için ses çıkaramıyor. Öteki para vermesine rağmen çok üzmüş oluyor. O zaman sevabı kalmıyor.
Allah-u Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'de ne buyuruyor?
Bismillâhirrahmânirrahîm
La tübtılû sadakâtiküm bi'l-menni ve'l-ezâ.
''Verdiğiniz zekâtları, sadakaları eza cefa ederek, başa kakarak, boş hale getirmeyin.'' Sadaka verilmiş, sadaka sevabı yok. Zekât verilmiş, zekâtı kabul edilmemiş. ''Boş hâle getirmeyin, iptal etmeyin, bâtıl duruma düşürmeyin.'' diyor.
Başa kakınca, üzünce, eza verince kabul olmuyor.
Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz' in ikaz buyurduğu gibi kötü huylar amelin sevabını götürüyormuş.
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi kötü huylardan kurtarsın, güzel huylara sahip eylesin.
Güzel huylar nelerdir?
Merhamet güzel huydur, iyilikseverlik güzel huydur. Sabırlılık, cömertlik, geçimlilik güzel huydur. Affetmek, bağışlamak güzel huydur.
Allah böyle güzel huylara sahip eylesin. Kötü huylardan cümlemizi korusun, kurtarsın.
İnsanlar cennete en çok güzel huyundan, takvasından dolayı girecek. Kötü huylarından dolayı da çok cezalar çekecekler. Onun için bu kötü huyların atılması, iyi huyların öğretilmesi lazım. Bu nasıl olur? Eğitim ile olur.
Bir at varmış; çok iyi, boylu poslu, küheylan, yakışıklı, hızlı ama tren sesi duydu mu çok ürküyormuş. Tren bir düüt diye çalmaya başlamasın, hayvancağız ürküyor üstündeki adamı küt yere atıyormuş. Sahibi kamçıyı eline alıyormuş, vur Allah'ım vur! Hayvanı fena halde dövüyormuş. Bir daha tren geçtiği, yine bir düdük çaldığı zaman, bu sefer hayvan iki türlü korkuyor. Bir; trenin düdüğünden korkuyor, iki; yiyeceği dayaktan korkuyor. İki misli korkmaya başlıyor.
Sahibi dövmüş, dövmüş, dövmüş, atı ıslah edememiş. ''Huysuz'' diye atı ucuz bir fiyata satmış. Bir at terbiyecisi bunu almış. Cebine şeker koymuş, yularından tutmuş, başını okşayarak, yelesini sıvazlayarak, ''aslanım'' diyerek, iltifat ederek tren istasyonuna götürmüş.
Tren oradan geçtiği, düdük çaldığı zaman at ürktü mü, cebinden şeker çıkarıp ata yalatıyormuş. Yine tren geçip at ürktüğü zaman yine şeker yalatıyormuş. Bu sefer at, '' Tren geçse, düdük çalsa da şeker yalasam.'' demeye başlamış, ıslah olmuş, sahibinin eline bakmaya başlamış. Bu nedir? At terbiyecisinin bir hayvanı terbiye etmesidir. At terbiye olur da insanoğlu terbiye olmaz mı? Çok daha güzel terbiye olur ama terbiye edecek terbiyeci lazım.
Cennet-mekân Mehmed Zahid Kotku rahmetullâhi aleyh hocamız öyle derdi: ''İnsanoğlu terbiyeye daha yatkındır ama terbiye edecek mürebbî lazım. '' Mürebbî ne demek? Terbiye edici demek. Mürşit lazım, mürebbî lazım ki onu terbiye etsin, kötü huylarını atsın, iyi huyları alsın.
Onun için dervişin şeyhine teslim olması lazım. Şartı o. Çünkü dervişini terbiye edeceği zaman ''şöyle yap'' diyecek veya ''böyle yapma'' diyecek. Hoşuna gitmeyen bir şeyden kalkar giderse terbiyeyi alamaz. Dervişliğin ilk şartı teslim olmaktır; şeyhe teslim olacak ki ''dur'' dediği yerde dursun, ''yap'' dediği işi yapsın, terbiyesi olsun.
Mesela Üftâde hazretleri Aziz Mahmud-ı Hüdai hazretlerini nasıl terbiye etmiş? Aziz Mahmud-ı Hüdai hazretleri alim bir zât olduğundan, bir de Bursa'nın kadılığını yaptığından, onurlu, izzetli, itibarlı bir insan. Herkes elini öpüyor, ''kadı efendi hazretleri'' diyor, karşısında hürmet gösteriyor. Hem alim hem kadı diye hürmet gösteriyorlar.
Kendisi Üftade hazretlerine derviş olmak istemiş. Üftade hazretleri, ''Sokak aralarında ciğer satacaksın.'' demiş. Neden yaptırıyor bunu? Kadı adam işportacılık yapar mı? Seyyar esnaflık yapar mı? Hadi seyyar esnaflık yapsın da ciğer satar mı? Ciğeri eline alacak, eli kanlanacak, kediler arkasından miyavlayacak, bu bunun yarım okkasını kesecek vesaire.
''Yapamam.'' diyebilir. O da ''Yapamazsan sen bilirsin, buyur kadılığa devam et.'' der. Ama o, ''Şeyhim ne derse yaparım.'' demiş, ciğer satmış. Bakmış ciğer satabiliyor, bu imtihandan geçti. ''Tekkenin yüznumaralarını, tuvaletlerini temizleyeceksin.'' diyor. Hadi bakalım, ''Su dökeceksin, temizleyeceksin, süpüreceksin, sularını dolduracaksın.'' Onu da yapmış.
Bursa kadısı, Üftade hazretlerinin camisinin tuvaletlerinde, tuvalet temizleyiciliği yapmış. Bir gün tuvaletleri temizlerken, bir davul zurna sesi duymuş. Gümbür de gümbür, gümbür de gümbür. Yer gök inliyor. ''Hayrola ne oldu?'' demiş. ''Bursa'ya yeni kadı geldi.'' demişler.
Aziz Mahmud-ı Hüdai ayrılınca hükümet yeni kadı tayin etmiş. Ahali davulla zurnayla, merasimle yeni kadı efendiyi karşılıyor. Bir hürmet, bir iltifat, bir itibar.
Aziz Mahmud-ı Hüdai’nin yüreği cız edivermiş, içinden üzülmüş.
''Hangi kafaya uydun da buraya geldin, bu tuvalet temizleyiciliğine başladın? Orada ne güzel kadılık yapıyordun, namazını kılıyordun, Allah'ın emrini tutuyordun yine, ne diye buraya geldin? Bıraktın o makamları, şimdi burada, ‘yok efendim el âlemin pisliğini arıtacağım, akıtacağım, yok tuvaleti temizleyeceğim, su dolduracağım, ibriklere su yetiştireceğim.' Senin şanına yakışır mı? Bak nereden, nereye düştün?'' diye içinden geçirmiş.
Bunları içindeki nefsi söylüyor. İnsanın nefsi var ya, razı gelmiyor, böyle söylüyor. Biraz üzülmüş ama nefsinin oyununu da anlamış.
''Yok, şeyhim ne emrederse yapacağıma dair söz verdim, sen beni kandırmaya çalışıyorsun.'' demiş. ''Bu nefsin oyunu, şeytanın oyunu, hiç itibar etmemek lazım'' diye düşünmüş, hatta; ''Değil süpürgeyle, sakalımla süpürürüm.'' demiş. Yere eğilmiş, sakalını yere sürecekken, arkasından bir el yakalamış. Dönmüş bakmış ki şeyhi, ''Evlâdım, sakal sünnettir, muhteremdir, böyle işte kullanılmaz, gel tamam, imtihanı kazandın.'' demiş. Bak nasıl terbiye ediyor?
Kibrini, kendini beğenmişliğini bıraksın diye, kibrine, kendini beğenmişliğine ters gelen işi yaptırıyor. Bazı insan var, karısını döver. Niye dövdün?
''Dövmemem lazımdı ama dayanamadım dövdüm.'' Dövdün ama yarın Allah hesabını soracak. Dövmek yok. Ne diye dövdün? Elbette, onun hesabı olacak. Dövmemen lazım. ''Kendime hâkim olamadım.'' Hâkim olmayı öğreneceksin. Kendini yenmeyi, nefsine uymamayı öğreneceksin. O da bir şey. Gazaplandığı zaman kendisini tutmak, gazabına hâkim olmak.
Ve'l-kâzımîne'l-ğayz. Buna Kezmu'l-gayz, gayzını yutmak derler. Kızgınlığını yuttu, yapmıyor, kızmıyor.
Bunlar birer terbiye meselesidir. Bunlar öğretilir, öğretilir, öğretilir insan sonunda öyle güzel bir insan olur. Yunus Emre'nin şiirlerinde söylediği gibi, Koyundan yavaş olur, gözü yaşlı olur, tatlı dilli olur, güleç yüzlü olur, hayırsever olur, yardımsever olur, hizmet ehli olur, affedici olur. Herkes sever. ''Aman Yâ Rabbi, şu çocuğa bak, şu adama bak, ne kadar tatlı, pamuk gibi, şeker gibi, melek gibi.'' Herkes sever. Neden? Eğitim gördü de onun için.
Hepimizde kötü huylar olabilir. Ama insan bazen kendisinin kötü huyunu anlamaz, gizli olur. Bazen de çok belli olur. Mesela çok tembel, çok kendini beğenmiş, çok sinirli, çok kıskanç ya da çok kindar. Bunlar belli olur. Bazısı belli olmaz.
Bazen insan kendisine bile gizli olur. Anlayamadığı için ''Ben çok mütevazıyım.'' der, tevazuunun altında bile kibir vardır. Damarına bir bassan hop diye zıplar, onun farkında değil. Mürşid-i kâmil onu bildiği için tedavi etmesi lazım. Onun için insan kendisini tedavi edemiyor, böyle bir tasavvufî terbiye gerekiyor.
Allah-u Teâlâ hazretleri hepimizi kötü huyları atanlardan, iyi huyları alanlardan, sevdiği işleri yapanlardan, sevdiği kul olanlardan, huzuruna yüzü ak, alnı açık, sevdiği kul olarak varanlardan eylesin. Cennetiyle cemaliyle cümlenizi, cümlemizi müşerref eylesin.