17.05.1981 - Subhanallahi ve Elhamdülillahi

17.05.1981 - Subhanallahi ve Elhamdülillahi
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Sübhânallâhi ve'l-hamdü li'llâhi ve lâ ilâhe illallahu va'llâhu ekber fî külli zenbi'l-müslimi mislü'l-âkileti fî cenbi'bni Âdem.
İbn Abbas radıyallahu anh'ten rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hadis-i şerifinde de yine bizim her zaman söylediğimiz bazı sözlerin değerini bize bildiriyor.
Ne buyurmuş?
Sübhânallah sözü, bir; ve'l-hamdülillâh, elhamdülillah sözü, iki ve lâ ilâhe illallâh sözü, üç; vallâhu ekber, Allah-u Ekber sözü, dört…
Sübhânallah, elhamdülillah, lâ ilâhe illallah, Allah-u Ekber; bu dört söz, bunlara Kur'ân-ı Kerîm'de Allah-u Teâlâ hazretleri el-kelimetü't-tayyibetü buyuruyor.
"Güzel, tayyip sözler bunlar." diye Kur'ân-ı Kerîm'de metheylemiş.
Müslüman kulun işlemiş olduğu günahların yanında bu sözler, insanoğlunun tutulmuş olduğu ve insan vücudunu, uzvunu yiyip bitiren, tüketen, eriten âkile denilen yiyici hastalık gibidir. O yiyici hastalık nasıl insan vücudunu yer bitirirse; bu dualar, bu tesbihler, bu sözler söylendiği zaman bunlar Müslüman kulun günahlarını yer bitirir. Günah kalmaz, hepsini yer bitirir.
Müslüman günah işlemiş, suç işlemiş, Allah-u Teâlâ hazretlerine âsi gelmiş, hata etmiş, ayağı sürçmüş, bir kabahat işlemiş; bunları dediği zaman bu sözler o günahları yer bitirir.
Mânaları nedir? Niye yiyip bitiriyor?
Sübhânallah'ın mânasını biraz izah ettik.
"Yâ Rabbi! Senin hiç noksanın yok. Sen tamsın, kâmilsin, olgunsun, her vasfın hiçbir mahlûk ile mukayese edilemeyecek kadar âlî, yüksek, yüce, her şeyin en mükemmel, en olgun."
Sübhânallah bu demek.
Elhamdülillah demek, "Yâ Rabbi! Seni överim. Övgü, metih, sena, hepsi sana." demek.
Kim övülür, övgüye kim layıktır? Mükemmel olan övülür.
Çocuğa niye "Aferin" deriz, filanca insanı niye alkışlarız, falanca insanı niye beğeniriz? Bir vasfı güzeldir de onun için.
"Filanca insan çok çok büyük bir insan."
Neden? Çok bilgisi var da ondan. Onu bilgi vasfından dolayı övdün.
"Filanca adam çok babayiğit, bileğini büken bir kimse çıkmamış."
Onun nesini övüyorsun? Gücünü, kuvvetini övüyorsun.
"Filanca kimse çok tatlı dilli, güler yüzlü."
Nesini övüyorsun? Ahlâkını, iyi niyetini, iyilik yapma duygusunu övüyorsun.
"Falanca insan çok yakışıklı, yüzüne bakmaya kıyamazsın."
Nesini övüyorsun? Yüzünü, gözünü, yaratılışını, hilkatini övüyorsun.
"Filanca adam derya gibi, umman gibi cömert; etrafına yaklaşan insan muhakkak istifade eder. Yağmur gibi mübarek; herkese lütfediyor, parasıyla puluyla yardım ediyor."
Nesini övüyorsun? Cömertliğini övüyorsun. Bunu sonsuza kadar düşün, her şeyi, kimi, niçin methettiğini...
Bu vasıfların hepsi neden? O adamda o iş fazlaca da ondan övüyorsun.
"Filanca adam bir girdi düşman ordusunun içine, elli kişiyi birden öldürdü. Ne kahraman adam ne bahadır adam!"
Nesini övüyorsun? Cesaretini, bahadırlığını övüyorsun.
Dünya üzerinde ne kadar övülecek, insan aklının beğenip çokluğundan dolayı hayran kaldığı şey varsa Allah-u Teâlâ hazretleri bunların hepsinde kullarla mukayese mümkün olmayacak derecede hepsinden daha fazla, hepsine sahip. Allah-u Teâlâ hazretleri cömertlerin cömerdi.
Kul günah işliyor, Allah-u Teâlâ lütfediyor. Biz olsak hizmetçimiz bize birazcık karşı gelse, maaşını keseriz; amir olsak, memuriyetinden atarız.
"Kerata, sen benim sözümü dinlemiyorsun, defol! Gözüm görmesin seni!" deriz.
İşçimizi, tezgâhtarımızı derhal atarız. Her gün sabah akşam Allah-u Teâlâ hazretlerine karşı günah işliyoruz da rızkımızı kesmiyor. Her gün kullar böyle günah işliyor, yine de estağfirullah dese affediveriyor. Lütfu, cömertliği böyle...
Güzelliği cennete girenler görecek. Şimdi dünyada da gönlü olanlar güzelliği görüyor da cennete girince kullar Allah-u Teâlâ hazretlerini mehtaplı gecede insanların mehtabı gördüğü gibi görecekler ve akılları başlarından gidecek.
Cennetin en büyük nimeti ne?
Ru'yetullah. Allah-u Teâlâ hazretlerinin cemâl-i bâ kemâlini, sonsuz güzelliğe sahip cemalini seyredecek, hayran kalacaklar, mest olacaklar. Kendilerinden geçecekler. O güzelliği biz tarif edemeyiz; Allah-u Teâlâ hazretlerinin güzelliği!
Kudretine nihayet mi var? "Ol!" dediği zaman olur.
Kün fe-yekûn.
Yasin suresinde, daha başka surelerde var.
Ne demek? Kün. "Ol." Yekûn. "Olur."
Allah-u Teâlâ hazretleri bir şeyin olmasını isterse "Ol!" der, olur. Hadi bakalım olmasın!
Ol dedi bir kerre, var oldu cihan,
Olma derse mahvolur ol dem hemân.
O anda yok olur. Allah "Şu cihan yok olsun!" desin, şu anda yok olur. O kadar kudreti sonsuz.
Yuhricü'l-hayye mine'l-meyyiti ve yuhricü'l-meyyite mine'l-hayy. "Ölüden diri çıkarır, diriden ölü çıkarır."
Dilediğini aziz eder, hor eder; istediğini zelil eder. İstediğini aziz eder; istediğini zengin eder, istediğini fakir eder. Her şeye kudreti var. En olmayacak anda, hiç ummadığın sırada dua edersin, duanı kabul eder. Olmayacak işi yapar. Yapamayacağı şey yok, kudreti sonsuz.
Demek ki ne düşünsek Allah-u Teâlâ hazretlerinin ilmine nihayet yok. Her şeyden; şu kâinatın işleyişinden, şu atomun nizamından, şu tabiatın hâlinden, insan vücudundan bak da ilminin sonsuzluğunu oradan anla.
Her şeyi bilen Allah-u Teâlâ hazretleri ete gördürüyor. Et görüyor, et! Küçücük bir hücreden hâsıl olmuş olan et görüyor. Et düşünüyor. Et söylüyor, güzel sesler çıkarıyor. Et dinliyor. Et dinlediğini muhafaza ediyor. Et dinlediğini istediği zaman tekrar başkalarına söylüyor. Şu kudrete bak! Allah-u Teâlâ hazretleri bir ete neler yaptırmış.
Allah-u Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'de bunların üzerinde düşünmemizi bize emrediyor. Bir hücreden insanoğlu kocaman bir insan oluyor.
İnsanın içinde şimdi ne kadar hücresi var?
Sayısını bilmem; bilmem kaç milyar diyorlar. İnsanın saymakla bitmeyecek kadar hücresi var. Şimdi akıl almaz iş şu; bir hücre nasıl oluyor da kemik hücresi oluyor, sinir hücresi oluyor, göz hücresi oluyor, böbrek hücresi oluyor, yerli yerine nasıl gidiyor da nasıl yerleşiyor da…
Şu ilme bak! Sırasını nasıl buluyor?
Biz dünyanın gayretini sarf ediyoruz, ışıklar koyuyoruz, polisler koyuyoruz da bir trafiği düzenleyemiyoruz. Bir caddede bir bu taraftaki adam geçecek, bir bu taraftaki adam geçecek, dört yolda intizam olacak. Onu bile yapamıyoruz da... Kavşaklara gidin bakın, yerlerde cam kırıkları dolu.
Neden? O araba ona tokuştu, o ona çarptı. Sağlayamıyoruz, birbiri ile çarpışıyor. Biz yapamıyoruz.
Şu kâinatı Allah-u Teâlâ hazretleri nasıl yaratmış? Şu insan da bir kâinat.
İnsan küçük bir varlık mı?
Ve tez'umu enneke cirmün sağîrun, ve fîke'nteve'l-âlemü'l-ekberü.
Sen kendini küçük bir şey mi sanıyorsun? Neler var sende? Bir kere milyarlarca hücre var.
Bunların arasındaki bu irtibat nereden oluyor, nasıl oluyor?
Bu sinir hücreleri, bu kalp seksen sene-yüz sene nasıl çalışır; tık tık tık tık tık. Yağ istemez, aşınmaz, kendi kendisini tamir eder. Kendisi için çarpma arasında dinlenir.
Ne biçim bir şeydir bu?
İşte bütün bunlardan sözü nereye getireceğim?
Övgülerin hepsi Allah'a gider. Kimi översen öv, neyi översen öv yaratanına gider. O yarattı. Neyi beğenirsen, neyin karşısında hayran kalıyorsan Allah'a hayran kalıyorsun. Allah yarattı, Allah onu o hâle getirdi.
O halde elhamdülillah, her türlü övgü Allah'adır. Övgü Allah'adır.
Allah'tan başkası ne olacak?
Âciz, naçiz mahlûklar; bir gün var, bir gün yok. Bir varmış bir yokmuş gibi, masal hepsi. Göz yumup açıncaya kadar geçip gidiyor. O halde elhamdülillah; övgüler, metihler, senalar hepsi Allah-u Teâlâ hazretlerine. Elhamdülillah da bu demek.
Bir şey güzelse övüyoruz. Allah-u Teâlâ hazretleri güzel, eksiksiz, noksansız, her şeyi tam; onun için sübhânallah diyoruz. Sübhânallah dediğimiz için elhamdülillah demeye mecburuz. Sübhânallah'ın arkasından elhamdülillah gelir.
Madem kusursuz; övmeye mecbursun. İster istemez, çırpınmaya hiç gerek yok. En mükemmel, en güzel şey elhamdülillah.
"Yâ Rabbi! Hamd-ü senalar sana, metihler sana, övgülerin hepsi sana."
Elhamdülillah'ın mânası da bu. İnsan bu şuurla bunu derse böyle söz günah bırakır mı? Şu sözün muazzamlığına bakın; iki sözü izah etmek on beş dakikamızı aldı.
Üçüncü söz; lâ ilâhe illallâh. "Allah'tan başka mabut yok, ilah yok, tapınılacak şey yok."
Biliyoruz, yok.
Ne biliyorsun? Hiç bilmiyorsun.
Gözünden perde kalksa bu insanoğlu nelere tapıyor?
"Eskiden tapıyormuş hocam, şimdi tapmıyorlar. Eskiden ağaçtan put, taştan put yapıyorlarmış, tapıyorlarmış. Şimdi tapmıyorlar artık, eskide kaldı o. Totemler varmış. Şimdi insanlar medenîleşti, tapmıyor."
Onu biz de biliyoruz. Şimdiki insanlar daha başka şeylere tapıyor. Eskiden de öyleydi zaten. Şimdi de nefsine, paraya, mevkiye makama, dünyaya tapıyor. Şeytan, nefis aldatmış; Allah'tan gayrı her şeye tapınıp duruyor. İnsanoğlunun gözünden perdeyi kaldır; nelere tapınıyor insan, nelerin peşinde ömrünü tüketiyor?
Bizim bir tanıdığımız hoca vardı, kitaplar yazmış bir kimse. Felsefeci, mü'min insan. Allah rahmet eylesin. Mü'min insan da ömrünün sonuna gelmiş;
"Ah! Ömrü bomboş geçirmişiz. Ömrü başka türlü geçirmek varmış." demiş.
Sonunda insan anlıyor. Bu ömrü nasıl boş şeylerin peşinde harcadığını, geçirdiğini, imkânları insan sonunda anlıyor. Şimdi anlamıyor, gençken anlamıyor. Futbola gidiyor, maça gidiyor, televizyonun karşısında geçiriyor vaktini. Boş bir ideal uğrunda geçiriyor.
Kimisi var; ırkçılık yapar. Ya yaşıyorsun işte sıhhatle, afiyetle.
"Yok, ben burayı yıkacağım, ayrı devlet kuracağım."
Kimisi var; paraya tapar. Yiyecek buldun, geçimin iyi.
"Yok, daha fazla kazanacağım."
Daha fazla kazandın, bak üç apartmanın var, sekiz tane dairen var; şu şöyledir, bu böyledir...
"Yok, daha fazla kazanacağım. Yok, daha fazla kazanacağım."
Oturur sayar, kalkar sayar, hesabından âciz kalır. Karun, hazinesinin anahtarlarını taşıyamazmış. Hazinelerinin kapılarının anahtarlarını bir topluluk taşırmış. Anahtarları o kadar çok ki.
Lâ ilâhe illallah demek kolay değil. Kolay gibi görünüyor; "Allah'tan başkasına tapmıyorum." diyor ama fiilen tapıyorsun.
Ağzınla, dilinle söylüyorsun ama fiilen hayatını nerede geçiriyorsun? Sabah kalktın, akşama kadar ne yaptın? Hangi gaye uğrunda koşuştun? En çok neyi beğeniyorsun?
Bir şey müstesna; hak yol müstesna. İnsanlar hak yolla oyalanmıyor, hak yolla meşgul olmuyor. Bâtılla ömrünün sonuna kadar oyalanıyor.
Bir Zaro Ağa varmış bir zamanlar, 156 yıl yaşamış.
Diyelim ki sen de -Allah cümlemize hayırlı uzun ömür versin- iki yüzer yıl yaşayın.
Ne olacak sonra? Sonunda bir gün,
İrciî ilâ rabbiki. "Hadi bakalım Rabbine dön." diyecekler.
Meleku'l-mevt dikilecek karşına, "Ver bakalım emaneti, vaden yetti, ömür bitti, emaneti teslim almaya geldim, ruhunu kabzetmeye geldim, ver bakalım!" diyecek.
Vereceksin, amel defterin kapanacak. Ondan sonra iki yüz yıllık ömrün hesabı başlayacak.
"Söyle bakalım; bu ömrü nerede sarf ettin, nerelere harcadın, neyin peşinde koştun?" diyecek Allah-u Teâlâ hazretleri.
Öyle bir dehşetli hesap ki öyle bir dehşetli gün ki;
Yec'alü'l-vildâne şîbâ. "Genç çocukların saçını ağartıp ihtiyarlatacak."
Öyle bir gün; genci ihtiyarlatacak. Kur'ân-ı Kerîm'de böyle diyor. Ben demiyorum, Allah-u Teâlâ hazretleri diyor:
Yec'alü'l-vildâne şîbâ. "Dehşetinden, zorluğundan, ağırlığından genç çocuğu ak saçlı ihtiyar hâline getirecek."
Nasıl ömür geçirirsen geçir, ben gayrısını demiyorum.
Onun için lâ ilâhe illallah, "Allah'tan başka mabut yok." Sadece Allah'a tapacaksın. Günde kırk defa diyorsun ya;
İyyâke na'büdü ve iyyâke nesteîn.
Bir günde kıldığımız namazlar kırk rekât ediyor. Dört sabah, on öğle, on dört; sekiz ikindi, yirmi iki; beş akşam, yirmi yedi; on üç yatsı, kırk rekât.
Kırk defa fiilen hep bu rekâtı kılıyoruz. Kırk defa ne diyoruz?
İyyâke na'büdü ve iyyâke neste'în. "Yâ Rabbi! Sadece ve sadece, yalnız ve yalnız sana ibadet ederiz; sadece ve sadece, yalnız ve yalnız senden yardım talep ederiz."
Doğru mu bu söz?
İnşaallah doğrudur. İnşaallah sadece Allah'a ibadet ediyoruzdur da başka şeylerin, bâtılların peşinde koşmuyoruzdur. Partiydi pırtıydı, şunuydu bunuydu...
Bakalım belli olacak, ahirette belli olacak. Hesabı doğru yaparsan yaparsak...
Ben müstesna mıyım?
Ben de hepinizden biriyim işte, şu kalabalıktan bir tanesi de benim. Hesabı doğru yaparsak hesabımız doğruysa kurtuluruz. Hesabımız yanlışsa istediğin kadar oyala, kendini aldat.
Ben bunu daima şuna benzetiyorum:
Evde priz arızalandı; "Prizi yapıver." dediler. Açtım, elime tornavidayı aldım. Prizi açtın, tamir ediyorsun.
Elektrik hata affeder mi?
"Sen iyi adamsın, iyi çocuksun, başkalarına da hayır, iyilik yaptın; ben seni çarpmam." der mi?
Demez.
Cereyanlı teli tuttun mu, bir hatalı iş yaptın mı çarpar. Elektrik çarpar. O halde istersen elektrik bilgisine sahip olmadan tellere dokun bakalım. O aleti edevatı bilmeden istersen elini burnunu sok bakalım... Sokamazsın! Çünkü sonu fena gelir.
İşte ahiret işi de böyle. Hesabı yanlış yaptın mı çarpılacak. Sonunda elektriğin çarptığı gibi çarpılmak var. Ne yapıp yapıp hesabı doğru yapmak lazım.
Onun için buyrulmuş ki;
Hâsibû enfüseküm kable en tuhâsebû. "Hesaba çekilmezden evvel hesabı şimdiden yapın."
Bu, dünyada kolay. Akşama baktın zarar ettin, yarına kâr etmek için çalışırsın. Ta o zamana bırakırsan, iki yüz sene geçtikten sonra öldün, ahirete gittin. Amel terazisinin tartılmasının sonunda;
"Eyvah! Ya ben hiç kar etmemişim, hep günahlar dolu. Sevaplar hepsi de boşmuş. Namaz kıldım, demek ki abdesti iyi almamışım, namazım kabul olmamış. Veyahut şöyle yapmışım, şu olmamış; böyle yapmışım, bu olmamış. Vah!.."
Orada pişmanlığın bir faydası var mı? Yok. Pişmanlığın burada faydası var.
Onun için ölümü düşün. Hadislerde geçti:
Zikrü'l-mevti sadakatün. "Ölümü düşünmek sadakadır."
Ahireti düşün, hesabı düşün, mizanı düşün, teraziyi düşün, cennetin nimetlerini düşün. Ahbap, yâran, sevdiğin, gönül bağladığın kimselerin hepsi cennette; onlardan ayrılığı düşün. Onlar girecek, sen giremeyeceksin. Cehennemin dehşetini düşün, alevleri düşün, katranları düşün, akrepleri düşün, çıyanları düşün, hamîm'i düşün, ğassâk'ı düşün. Cehennemin çeşit çeşit ıstıraplarını, sıkıntılarını düşün.
Şimdiden tedbirini al. Şimdi fırsat elde. İnsanın ömrü hitama erinceye kadar tevbe imkânı var. Allah-u Teâlâ hazretlerine sonsuz hamd-u senalar olsun ki Allah-u Teâlâ hazretleri kendisine şirk koşulması hariç her günahı affediyor.
Estağfirullâh el-azîm ve etûbu ileyh dedin mi, "Yâ Rabbi! Ben hata ettiğimi anladım. Şimdiye kadar boş vakit geçirdiğimi anladım. Yanıldığımı anladım. Lâ ilâhe illallah deyip de başka şeylere taptığımı şimdi sezdim. Boş gayeler peşinde koştuğumu anladım. Tevbe yâ Rabbi! Dönüyorum, şu anda döndüm. Bundan sonra bir daha o tarafa bakmayacağım. Senin yolunda yürüyeceğim. Senin istikametinde gideceğim. Sırat-ı müstakimden sapmayacağım. Ayağımı başka tarafa atmayacağım yâ Rabbi!" dedin; affeder Allah.
Hatta "Beni Allah affetmez." desen, günaha girersin.
Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de buyuruluyor ki;
Kul yâ ibâdiye'llezîne esrefû alâ enfüsihim lâ taknetû min rahmetillâh "Ey nefislerine zulmetmiş olan kullarım, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin 'Artık ben affolunmam.' diye ümidinizi bir tarafa bırakmayın." innallâhe yağfirü'z-zunûbe cemîâ. İnnehû hüve'l-ğafûru'r-rahîm.
"Affedilmem." diye düşünmek günahtır, insanın ümidini kesmesi günahtır. Öyle şey yok. Dönüşün tam oldu mu Allah affeder. Yalancıktan olunca affetmez. "Döndüm." diyorsun, yine yapıyorsun. "Döndüm." diyorsun, aslında dönmemişsin.
Tabi insan hata ederse yine Allah affeder de bir de insanın kendi kendisini aldatması var. "Canım Allah ğafurun rahîm'dir, işte bu kadar dönüş yeter."
Döndüm sanıyorsun, daha dönmedin. Burnunun doğrultusunda uçuruma doğru dosdoğru gidiyorsun. O zaman zarar.
Demek ki lâ ilâhe illallah'ın da mânasına çok dikkat edeceğiz.
Lâ ilâhe illallah da böyle.
Hakikaten Allah'a mı tapıyoruz? Allah'tan başka şeylere tapıyor muyuz?
"Allah'tan başka şeylere tapmaktan Kur'ân-ı Kerîm bahsediyor mu hocam?" Ediyor.
E fe ra'eyte meni'ttehaze ilâhehû hevâhü. "Sen görmedin mi hevâ-i nefsini, nefsinin süflî arzularını, isteklerini mabud edinen kimseyi?" diyor Kur'ân-ı Kerîm.
Demek ki insanın nefsinin istekleri var.
"Şu kızın peşinde koşayım, kumar oynayayım, içki içeyim, yan gelip yatayım, falancayı aldatayım."
Kötü istekler, hevâ-i nefs. Onlar demek ki put oluyormuş, ayet-i kerimede öyle diyor.
İttehaze ilâhehû hevâhü.
Putu, ilahı olarak neyi koyuyor, karşısına neyi ikame ediyor? Hevâ-i nefsini.
Velilerden birisi demiş ya;
"Taptığınız, ayağımın altında."
Kızmışlar adama. Ama bastığı yeri kazmışlar, para çıkmış. Paraya tapıyor kimisi, dini-imanı para. Onun için babasını kırar, onun için kardeşini kırar, onun için arkadaşını kırar.
Neden? Menfaat var.
Bana birisi anlatıyor, diyor ki:
"Mukavele yaptık, anlaştık, üçlü bir ortaklık kurduk. Başladık kâr etmeye. Hepimize ayda şu kadar veyahut kamyon başına şu kadar kâr geliyor."
Diyelim ki dört yüzer bin lira kâr geliyor. Bir kamyonluk bir mal ihraç ediyorlar, o kadar kâr geliyor. Kâr gelmeye başladı ya; "Ortaklar ahdi bozmaya başladılar. Şimdi iki kişiyi bertaraf ettiler, tek başlarına kaldılar." diyor.
Hani ne oldu ahbaplık? Hani ilk baştaki o kağıttaki imzalar, hani o sözleşme?
Para mühim, arkadaşlık da neymiş? Her şey parayla oluyor. İstediğiniz zaman otomobil alıyorsunuz, istediğiniz zaman deniz kenarında köşk alıyorsunuz, plajlarda geziyorsunuz, Avrupa'yı dolaşıyorsunuz. Her şey parayla oluyor. Arkadaşlık filan lazım değil, mühim olan para. Ama görürsün bakalım ne mühimmiş.
Demek ki lâ ilâhe illallah da bu. Lâ ilâhe illallah, "Allah'tan başka mabut yoktur, ilah yoktur." demek ve her türlü başka gayeler bununla siliniyor. Sadece Allah, sadece Allah'ın rızası.
Müslüman olarak bizim bayrağımız, sloganımız, şiarımız nedir?
İlâhî, ente maksûdî ve rıdâke matlûbî. "Yâ Rabbi, maksadım sensin, hedefim sensin; ben seni istiyorum, seni özlüyorum, senin yoluna gitmek istiyorum." Ve rıdâke matlûbî. "Gayem senin rıza-ı şerifini kazanmak, sen benden razı ol da beni sev de işte onu istiyorum, başka bir şey istemiyorum."
Gayemiz bu olacak. Bu olmadıktan sonra lâ ilâhe illallah doğru değil, Fatiha’yı okuyuşun doğru değil. Günde kırk defa iyyâke na'büdü ve iyyâke nesteîn diyorsun, yalan söylüyorsun.
Allah-u Teâlâ hazretlerinin huzuruna çıkıp çıkıp da yalan söylüyorsun. Allah-u Teâlâ cümlemizi afv-u mağfiret eylesin.
Dördüncü cümle; vallâhu ekber. Allah hiçbir şeyle mukayese kabul etmez derecede uludur, azamet sahibidir.
Ekber, "en büyük" demek ama ne kadar büyük? Hiçbir şeyle mukayese edilemeyecek kadar.
"Hocam, ben Allah-u Teâlâ hazretlerinin azametini, büyüklüğünü nasıl anlayabilirim? 'Büyük' sözünü söylüyor insan ama gönlüme o mânayı yerleştirip de tüylerimin diken diken olmasını istiyorum. Nasıl olur?"
Geceleyin gökyüzüne bak; gökyüzünün derinliğine bak, ne kadar derin! Öyle yıldızlar var ki astronomlar, matematik bilen, âlet-edevat kullanan, üniversite bitirmiş profesör olmuş adamlar söylüyorlar; "Işığı beş milyon yılda geliyor." diyor.
"Işık" dediğin şey bir saniyede, sen "bir" deyinceye kadar dünyanın etrafını yedi defa dolanıyor. Öyle hızlı giden bir şey. Işık hızı, saniyede üç yüz bin.
Şimdi bununla bir saniye geçecek, bir dakika geçecek, bir saat geçecek, bir gün geçecek, bir yıl geçecek; bir yıldızın ışığı beş milyon yılda geliyormuş. Daha ötede olanları da var.
Bu, kâinatın nesini gösteriyor? Akıl almaz büyüklüğünü, azametini gösteriyor.
Peki, Allah-u Teâlâ hazretlerinin bu kâinatın neresine kadar hükümranlığı var da neresinden sonra yok?
Öyle şey olur mu? Hâşâ sümme hâşâ! Bu kâinat O'nun, O yarattı. Bu kâinatın her yerinde Halik O. Kâdir-i mutlak O. Her şeyi bilen, her şeye sahip olan O. Yıldızların sahibi O. Göğün, yerin sahibi, rabbü's-semâvâti ve'l-ard, semaların, göğün sahibi Allah-u Teâlâ hazretleri.
"Bu engin, uçsuz bucaksız kâinatın sahibi Allah-u Teâlâ hazretleri olduğuna göre, Allah-u Teâlâ hazretlerinin azametini şimdi anladım." der, insan hemen secdeye varır. Ayakta kalmaz ki kalamaz artık; secdeye varır.
"Allah-u Ekber, mukayese kabul etmeyecek derecede büyüksün yâ Rabbi!"
İşte sen bu sözleri, bu mânaları düşünerek söyle de o kulda günah kalır mı? Günaha mecal kalır mı? İnsan bu mânaları düşündükten sonra acaba günah işlemeye mecali kalır mı, hâli kalır mı?
Demek ki biz neden iyi Müslüman değiliz?
Daha biz Müslümanlığın dört cümlesini öğrenememişiz de ondan. Her gün Allah-u Ekber diyoruz, Allah-u Ekber’i bilmiyoruz. Her gün elhamdülillah diyoruz kaç defa, elhamdülillah'ı bilmiyoruz. Kızınca sübhânallah diyoruz, hoşumuza gidince sübhânallah diyoruz, mânasını bilmiyoruz. Ondanmış demek ki.
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemize hayırlı, faydalı ilim ihsan etsin. Hayırlı ilim, insana fayda veren ilim, laf yığını değil, başkalarına gösteriş yapmak için ona buna satmak için söylenilen, öğrenilen ilim değil. Bize fayda sağlasın, bizi yola getirsin, bizi Allah'ın sevdiği kul hâline getirecek ilim nasip eylesin. Böyle olursa insan bu sözleri söylerse günah kalmaz.
Günaha mecal de kalmaz, eski işlenmiş günahlar da kalmaz. Bunlar yer bitirir.
Bu hususta başka hadis-i şerifler var. Bu sözler insanda hafife alınmasın, küçük görünmesin. Sahih hadis-i şerif var, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz diyor ki;
Kelimetâni hafîfetâni alâ'l-lisân. "Dile söylemesi hafif, kolay iki söz vardır." Habîbetâni ile'r-rahmân. "Allah-u Teâlâ hazretleri sever, Allah indinde makbuldür." Sakîletâni fî'l-mîzân. "Mizanda, amel terazisinde, ahirette hesap görülürken ağır çeker."
Onlar nedir? "Sübhânallâhi ve bi-hamdihî, sübhânallâhi'l-azîm'dir." diyor bir hadis-i şerifte.
Demek ki sözü küçük görme.
Bir kitapta okumuştum ki kıyamet gününde bir zatın hesabı yapılmış. Vah zavallı, cehennemlik. Melekler cehenneme götürürken demiş ki:
"Kulum bir şey demişti, onu hesaplamadınız."
Bir yaprak düşmüş, melekler almışlar bakmışlar, üzerinde lâ ilâhe illallah diyor. Lâ ilâhe illallah demiş o kul, teraziye koymuşlar. Öyle bir ağır bastırmış ki öbür tarafta hepsi yukarı çıkmış. Bunlar az söz değil. Ama insan işte mü'min olsa.
İnsan inanarak söyleyecek.
Bu sözlerin arkasından burada hocamızın hocası merhum Gümüşhaneli hazretleri diyor ki;
Lâkinne. "Şu kadar var ki." İnne mâ yekûnü kezâlike izâ hasenet maânîha fî'l-kalbi. "Bu sözler bu tesiri yapar, mânası gönle yerleştiği zaman, gönülde hâsıl olduğu zaman yapar."
Gönülde hâsıl olmadığı zaman olmaz. Gönülde mânası hâsıl olduğu zaman yapar.
Emmâ mucerredü tahrîki'l-lisâni bihâ me'a'l-ğafleti an maânîha fe leyse mine'l-mukeffirât. "Sadece dili mücerret kıpırdatmak, gaflete devam etmek, gafletle söylemek, mânasından gafil olarak söylemek hiç insanın günahlarını affettirici bir şey değildir. Onun faydası yoktur."
Demek ki mühim olan mâna.
Biz papağana ezberletsek. Papağanlar kelimeleri öğreniyorlar ve söylüyorlar. Ben gri renkli, çizgili bir papağan gördüm. Üç defa peş peşe lâ ilâhe illallah dedi. Sahibi öğretmiş. Hem de bayağı güzel söylüyor.
Lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illallah, peş peşe üç tanesini söyleyebiliyor.
Sonra baktım bülbül ötüyor veyahut saka kuşu ötüyor. Saka kuşu yok ortada. Onu da karşısına saka kuşu koymuşlar. Onu da dinlemiş, papağan onu da taklit ediyor. Aynen taklit ediyor. O kuş orada yok. O kuşun sesini taklit ediyor.
Şimdi papağanın söylediği gibi bu sözleri söylemenin bir faydası var mı? Yok.
Teyp söylese teybe bir şey var mı? Teyp kendisi bu sözü söylese bir kıymeti var mı?
Mühim olan mâna. Mühim olan, o mânanın insanın gönlüne yerleşmesi. Gönül dediğimiz şey var ya, insanın gönlüne girecek, bu gafletten kurtulacak insan, bunun mânasını yaşayacak.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
21.06.1981 -
Cehenneme Gidecekler
17.05.1981 -
Subhanallah, Dua Etmek
