21.07.1996 - Şeytana Karşı Cemaat Olmak, Cehennemin Derinliği

21.07.1996 - Şeytana Karşı Cemaat Olmak, Cehennemin Derinliği
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnne'ş-şeytane yehimmu bi'l-vâhid ve yehimmu bi'l-isneyn fe izâ kânû selâseten lem yehim bihim.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuşlar ki;
İnne'ş-şeytâne yehimmu bi'l-vâhid. "Şeytan bir kişiyi, karşısında tek bir insanı gördü mü ona kasteder."
Ona gözü keser, ona bir saldırmak ister çünkü bir kişi. Tek kişi gördü mü ona bir heveslenir, kasteder. Saldıracak, zarar verecek, gözü keser.
Ve yehimmu bi'l-isneyn. "İki kişiye de gözü keser."
İki kişiye de kastetmek ister. "Bunlar çok değil, iki kişi, ben bunların hakkından gelirim, bunları aldatırım, kandırırım, zarara sokarım!" diye iki kişiye de kasteder.
Fe izâ kânu selâse lem yehim bihim. "Ama topluluk ikiden fazla olursa üç kişi oldu mu artık o üç kişiye gözü kesmez, onlara saldırmaz, onlara kastedemez!"
Bu neyi gösteriyor?
Müslümanların cemaat hâlinde olmasının faydasını gösteriyor. Yalnız oldu mu şeytanın hücumuna maruz, tehlike altında, topun ucunda! Ama üç kişi olabildiler mi, bir araya geldiler mi bu tehlike kalkıyor. Şeytan o zaman korkuyor. Üç Müslüman bir araya geldi mi o cemaate saldırmaya cesaret edemiyor. Demek ki grup olarak en aşağı üç kişi olmak lazım. Mümkün olduğu kadar kalabalık olmak iyidir; tek durmamaya çalışmak lazım, iki kişi durmamaya çalışmak lazım. Mümkünse en aşağı üç kişilik bir grup olması lazım.
Kadıncağızın birisi bana dert yandı. Kocası vefat etmiş, yayla mahallesinde oturuyormuş, bir oğlu varmış.
Komşuları tazyik ediyorlarmış, "Sen Müslümansın, başını örtüyorsun, mütedeyyin hanımefendisin, seni bu mahallede yaşatmayacağız, çıkıp gideceksin, burayı mutlaka terk edeceksin!" diyorlarmış.
Hani demokrasi, hani hürriyet?!..
O hâlde ne lazım?
Müslümanların kuvvetli olması lazım.
Yayla mahallesinde başka Müslüman mı yoktur?
O tanımıyordur!
Müslümanların tanışma yeri neresidir, en kolayı nedir? Ben bir mahalleye gittim, orada Müslüman arıyorum, ne yapacağım?
Camiye gidersin, bir vakit namazını camide kılarsın, etrafına bakınırsın; es-Selâmu aleyküm ve rahmetullah dersin. İmam efendiyle tanışırsın; "Hocam, benim şöyle bir arzum, niyetim var, bu mahalleye yerleşmek istiyorum vs." İmam efendi, müezzin efendi yardımcı olur, cemaatten birileri yardımcı olur.
Biz seyahat ettiğimiz sırada bir namaz vakti gelince diyoruz ki; "Şurada bir minare görülüyor, hadi gidelim." Namaz kılmaya gidiyoruz. Orada bize, "Hoş geldiniz, buyurun çay içelim, yemek yiyelim, bizim eve buyurun…" diyorlar.
"Sen beni tanımıyorsun ki!.."
Olsun, camiye gelmiş ya, seviyor; ben ona itimat ediyorum, o bana itimat ediyor. Acaba bu hırsız mı, arsız mı, yüzsüz mü, anarşist mi, bana zararı dokunur mu demiyor; camide görünce bakıyor sakallı, bakıyor namaza gelmiş.
"Buyurun bizim eve gidelim."
"Ben seni tanımıyorum."
"Olsun tanışırız. Muhabbet olur, tanışma böyle başlar..." diyor.
Hiçbir şey olmazsa insanlar camide buluşurlar.
Yeni bir semte gittiniz, taşındınız; ne yapacaksınız?
Camisine gidersiniz; "Selam-un aleyküm, ben bu semte yeni taşındım, filanca sokaktayım, filanca apartmanın üçüncü katındayım. Burada başka kimler var?.. Bize buyurun, biz size gelelim, siz bize gelin; bir muhabbet olur, tanışıklık olur."
Yayla mahallesinde bu dul hanımefendiye destek olacak başka arkadaş yok mudur?
Vardır!
"Canım filanca şeyin arkasında!" diyorlar, orayı da bilmiyorum ki!
Adresi bilinirse tanışılır. Sizin hanımlar giderler; "Biz buradayız, korkmayın, destek oluruz." derler. Ötekiler sokmayacaklar, tutmayacaklar! Ev kendilerinin!
"Burada duramazsın git!.."
Ne mahalleyse, kimlerse zorbalık oluyor. Zorbalık ister olsun ister olmasın, Müslümanlar cemaat hâlinde yaşayacak! Cemaat rahmettir, sevaptır, bereketlidir, faydalıdır; ayrılık gayrılık fenadır, zararlıdır! Bu çok kesin bir hakikat. Onun için her yerde topluluk olmaya çalışacağız.
İnsan namazı yalnız kıldığı zaman bir sevap kazanıyor. Cemaatle kıldığı zaman mahalle camiinde kılarsa 27 kat sevap kazanıyor. Cuma namazı kılınan camide namaz kılarsa 50 kat sevap kazanıyor. Dağın başında namaz kılacağı zaman kendi başına namaz kılarsa bir sevap kazanıyor. Ezan okuyup kamet getirir de namaz kılarsa -artık görünmeyen varlıklar, melekler mi geliyor, neler varsa kurtlar, kuşlar, ağaçlar, taşlar, topraklar- o zaman sevabı 50 misli oluyor.
Ne yapacak?
Ezan okuyacak! Bir kayanın üstüne çıkacak, belki kimse yoktur ama olsun, okuyacak. Allah'ın görünmeyen varlıkları da vardır; evliyâsı vardır, ricâlü'l-gayb vardır, melekler vardır, daha nice nice şeyler vardır. Ezanı okuyacak, Allah-u Ekber, eşhedü en lâ ilâhe illallah, eşhedü enne Muhammeden resûlullah diyecek. Onun bereketi oluyor ve yalnız durmayacak!
Burada, "Üç kişiye şeytan saldıramaz!.." dedi. Başka hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz;
"Beş aile bir yerde toplandı mı onların topluca namaz kılması lazım, ezan okuması, kamet getirmesi, cemaatle namaz kılması lazım. Aksi takdirde şeytan oraya hâkim olur, orayı hükmü altına alır, istila eder!" diye bildiriyor. Demek ki beş kişi oldu mu namazı beraber kılacaklar, üç kişiden de aşağı düşmeyecekler.
Seyahate gidiyoruz… Hadi bakalım, beraber gidelim. Bizim eski, yaşlı ihvandan kimseler vardı. Hoşuma gider: Bir yere gidecek, kendisine bir arkadaş, bir-iki arkadaş bulur.
"Ben Edirne'ye gidiyorum, gelir misin? Hadi sen de gel, şöyle bir beraber seyahat edelim."
Yalnız gitmez, arabasına binerler beraber giderler.
Neden?
Üç kişi oldu mu bereket oluyor. Şeytan gayret edemiyor, saldıramıyor; buna dikkat edin. Siz de topluluk hâlinde olmaya, cemaat olmaya, teşkil etmeye, cemaate katılmaya, cemaatten ayrı düşmemeye gayret edin.
O hanımın efendisi ne zaman vefat etmiş bilmiyorum. O mahalleye geldiği zaman o mahallenin camisine gidecekti, tanışacaktı, etraftan dostlar edinecekti. Kendisi vefat ettiği zaman kadın arkada tek başına kalmayacaktı. Hepinizin omuzunda bir sorumluluk var. Bulunduğunuz semtte camisine gideceksiniz, cemaatle tanışacaksınız. Hanımlar da tanışsın diye teşvik edeceksiniz, hanımlar da birbirleriyle tanışacaklar. O mahallede bir cemaat olacaksınız. Bu olmazsa şeytanın saldırmayı gözlediği, gözüne kestirdiği, kastetmek istediği hedefler oluyorsunuz. Peygamber Efendimiz onun için topluluğu tavsiye ediyor, dinimiz böyle emrediyor.
Topluluğa gayret edin, toplu olmaya gayret edin! Ne kadar çok toplu olursanız o kadar iyi olur. Ne kadar kalabalıkla namazı kılarsanız namazınızın sevabı o kadar çok olur.
"Hocam, ben bir camide yedi kişiyle kıldım."
Tamam, cemaat namazı kıldınız, sevabınız var. Ama öteki arkadaş da diyor ki;
"Ben de istasyon camiindeydim, en aşağı 250 kişiydik, 250 kişiyle namazı kıldım."
Tamam.
250 kişiyle kılınan namaz yedi kişiyle kılınan namazdan daha sevaplıdır. Onun için [kalabalık olmak lazım]. Kalabalığın faydası vardır. Çoğaldıkça daha iyi!
Kimler bir araya gelecek, kimlerle bir araya geleceksiniz?
Takva ehli kimselerle bir araya geleceksiniz. Dindar kimselerle bir araya geleceksiniz. Mütedeyyin, ihlaslı, Allah'ın yolunda yürümeye çalışan, oturduğun, kalktığın, konuştuğun zaman sana faydası olacak, sana dinini hatırlatacak, ibadeti hatırlatacak, ibadeti yapmakta yardımcı olacak kimselerle ahbap olmak lazım. Mesela insan kötü bir insanla ahbap olsa onun zararı da olur.
Kötü insan der ki;
"Gel bu akşam felekten bir gece çalalım, var mısın?"
"Param yok."
"Ziyanı yok, ben sana ısmarlarım, gel gidelim beraber kafayı çekelim."
"Param yok."
"Ben ısmarlarım ya, arkadaşlık öldü mü?"
Ölmedi ama senin bu yaptığın arkadaşlık değil. Senin bu yaptığın şeytanlık! Sen onu kandırıyorsun, günah işlettiriyorsun; kötü arkadaş!
"Yak bir sigara!"
"Teşekkür ederim, almam."
"Yak ya, bedava! Al yak, çok pahalı; naneli, maydanozlu, kokulu, filtreli, uzun boylu”
Ne oluyor?
Bir tanesi bayağı bir para. Bir kutuda şu kadar var, verilen paraya bölersen bir tanesi bayağı bir para, sana bayağı bir fedakârlık yapıyor. "Bunu verme de bunun yerine bana şuradan başka bir şey al." o para desen zoruna gider. Ama orada veriyor; "Bedava, yak bir sigara benden!"
Ne yapıyor?
Onun sıhhatine kastediyor, para da dışarı gidiyor. İsterse içeri gitsin ama bir de dışarı gidiyor, ayrıca bir de para Amerikalı ‘ya, kovboya gidiyor. Kement atan kovboya gidiyor veyahut onu reklam eden insana gitmiş oluyor. O, arkadaş değil!
İnsan arkadaşlık ederken, arkadaşını seçerken iyi insan seçmezse sonra kendisi çok zarara uğrayabilir. Çok pişman olur. Dünyada da ahirette de çok zararını görebilir. Zaten öyle kötü huylu arkadaşlar insana sonunda vefa da göstermezler.
El-Ehıllâu yevme izin ba'duhüm li-ba'dın aduvvün ille'l-muttakîn. "Ancak muttakiler birbirleriyle arkadaşlıklarını sağlam devam ettirirler, ahirette de birbirlerini ararlar. Benim bir kardeşim vardı, hâli ne oldu, diye orada da sorarlar. Ahiretteki ahbaplıklar, hepsi yok olur gider de ancak muttakilerin ahbaplıkları devam eder!"
Onun için muttaki insanlardan, takva ehli, mübarek insanlardan tanıdıklar edinip onlarla birlik ve beraberlik kurmak lazım, mahalle kurmak lazım. Kooperatif kurun, inşaatları beraber yapın.
İyi insanlarla arkadaş olun, iyi insanlarla cemaat teşkil edin, şeytan size kastedemesin. Dünyanız ahiretiniz iyi geçsin. Başınız dinç, gönlünüz rahat olsun!
Bizim Ankara'da bir mahallemiz var. Beş tane yetmiş iki dairelik blok yaptık. Bir numaralı üyesinin -bendim- ilk aidatını [Mehmed Zahid Kotku] rahmetullahi aleyh Hocamız çıkarttı, 1000 lira verdi. Öz Elif Sitesi diye bir site kurduk. Yetmiş iki çarpı beş, 360 haneli; etrafı duvarla çevrili, camisi olan, çocuk bahçesi, yeşilliği, park yeri olan güzel bir şey oldu. Çok faydasını görüyoruz.
Adamın iş icabı Amerika'da altı ay kalması gerekiyor, kalkıyor Amerika'ya gidiyor; çoluk çocuğu orada rahat.
Neden?
360 tane Müslümanın arasında rahat oluyor. Gönlü arkada kalmıyor, aklı arkada kalmıyor. "Eyvah! Benim çoluk çocuk geceleyin bir zarar görür mü, hırsız gelir mi, arsız yüzsüz birileri saldırır mı?.." filan demiyor.
Neden?
Mütedeyyin ailelerden bir mahalle, etrafı çevrili bir mahalle kurulmuş olduğu için! Buna benzer şeyler Konya'da da var, başka yerlerde de var. Böyle de olması lazım, rahat olur. İnsan hem şeytandan uzak olur hem de kötü insanların tehlikesinden korunmuş olur.
İkinci hadis-i şerif:
İnne's-sahrate'l-azîmete le tulka min şefîri cehenneme fe tehvi bihâ seb'ine 'âmen ve mâ tufdî ilâ karârihâ.
Bu ikinci hadis-i şerifi Tirmizî rivayet etmiş. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;
"Büyük, muazzam taş, muazzam bir kaya cehennemin uçurumunun kenarından atılır, aşağı doğru yetmiş yıl gider."
Aşağı doğru gidiyor; bir saniye geçti, iki saniye geçti, bir dakika, bir saat, bir gün, bir ay, bir yıl geçti… Kaya hâlâ aşağı gidiyor.
"Kaya yetmiş yıl aşağı doğru gider, daha dibini bulamaz!"
Bu neyi gösteriyor?
Cehennemin korkunçluğunu gösteriyor, uçurumlarının derinliğini gösteriyor. İnsana azabının ne kadar çok olacağını hissettiriyor. "Vay! Eyvah! Aman!.. Ben bu cehenneme düşmeyeyim!" dedirtiyor.
Mahşer günü kullar Allah'ın divanında haşrolacaklar, toplanacaklar. Mahkeme-i Kübra kurulacak. Kullar hesaba çağrılacak, şahitler konuşacak.
Kimler şahitlik ediyor?
İnsanın azaları, gözü, kulağı, etrafındaki eşyalar, ağaçlar, taşlar, duvarlar, yer gök, melekler şahitlik ediyor. Mahkeme-i Kübra olacak, cehennemlikler cehenneme sürüklenip atılacak, cennetlikler cennete sıratı geçip varacaklar.
Tamam.
Öyle bir şey ki;
"Zerre kadar hayır işleyen, bu işlediği hayrın ahirette hesaba girdiğini görecek. Zerre kadar şer işleyen, bu işlediği şerrin ahirette cezasını çekecek!"
İnsanın, bunların hepsini düşünerek aklını başına toplayıp cehenneme düşmemek için ne yapması gerektiğini hesaba katması lazım. Cenneti elden kaçırmamak için her türlü tedbiri burada alması lazım. Cennet var, elden kaçırılmaz!
O fırsatlar, o nimetler, devletler, saadetler, o güzellikler kaçırılır mı?
Kaçırılmaz!
Bir de cehennem var, Allah-u Teâlâ hazretleri o mahşer gününde cehennemlikleri; "Cehenneme atılsın!" diyecek, atılacak. "Atılsın!" diyecek, atılacak. "Atılsın!" diyecek, atılacak, atılacak, atılacak…
Cihan yaratıldığı zamandan sonuna kadar nice nice insanlar geçti, cehennemlikler atılacak. Kur’an-ı Kerîm'de:
Yevme nekûlu li-cehenneme hel'im tele'ti. "Allah Teâlâ hazretleri; 'Doldun mu ya cehennem? Doldun mu? Tamam mı? İçerisi izdiham var mı, doldun mu?" diye soracak!"
Hel'im tele'ti "Doldun mu? İçin tamam mı?"
Ve tekûlu hel min mezîd. "Cehennem de diyecek ki; 'Daha var mı ya Rabbi? Varsa gönder!'"
Hepsini alacağı anlaşılıyor. Bir taş bir uçurumda yuvarlanıyor, yetmiş yıl aşağı doğru gidiyor da hâlâ dibini bulmuyor. Hepsini alacağı anlaşılıyor.
Onun için Allah-u Teâlâ hazretlerine sığınırız. Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi cehenneme düşmekten korusun, cehennemden azad etsin. Cehenneme atmasın, ateşlere yakmasın, cennetine dâhil eylesin. Rahmetine erdirsin. Rızasına uygun yaşamayı nasip eylesin. Ahiretin o tehlikelerinden, dünyanın ahiretin her türlü tehlikelerinden uzak eylesin.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Bizi dünya hayatının olayları, insanları, görüntüleri, keyifleri, zevkleri aldatıyor, oyalıyor. Hâdiseler oyalıyor. Küçük gayeler oyalıyor: "Dur, çocuğumu evlendireceğim de o bitsin de ondan sonra da vs…" İş oyalıyor, eş oyalıyor: Hanımdı, şuydu, buydu filan. Asıl gerçekleri göremiyoruz. Asıl almamız gereken tedbirleri alamıyoruz, yapmamız gereken işleri yapamıyoruz, işin gerçeği bu.
Onun için denilmiş ki;
en-Nâsu niyâmun. "İnsanlar uyuyorlar, uykudalar!"
"Yok hocam, konuşuyorlar, gözleri açık, geziyorlar!"
Olsun, gerçekleri göremiyorsa ona uyuyor derler. Sen birisine dersin ki;
"Sen uyuyorsun, senin haberin yok, senin tezgâhtarın senin mallarını çalıyor. Senin kasiyerin, kasadarın paraları aşırıyor, uyuyorsun sen…"
Adam uyumuyor ama "Farkında değilsin!" demek.
Farkında olmuyoruz, cennetin kıymetini bilemiyoruz, cennetin kıymetine uygun şekilde onu kazanmak için aşk ile çalışmıyoruz. İnsanların genel yapısı böyle! Cehennemin tehlikesini anlayamıyor, cehennemden de bütün imkânlarıyla çok titiz bir şekilde kaçınmıyor.
Neden?
Geceleyin Sarıyer'deyiz, yatsı namazını kıldık, ziyaretimizi bitirdik, arkadaşımızın evinden gece, 12'den sonra geliyoruz. Yukarıdan çıkıp da dağların, tepelerin oradan ikinci köprüye de geçebiliriz. Ben dedim ki; "Şu sahili çoktandır görmedim, gecenin bir yarısından sonra tenhadır da aşağıdan bir gidelim de çocukluğumda gördüğüm yerler bakalım şimdi nasıl olmuş bir göreyim." dedim. Sahilden, boğazın sahilinden gitmeye başladım...
Ben uyuyormuşum! Ben size uyuyorsunuz diyorum, ben uyuyormuşum! Bir şeyden haberim yok benim! Meğer bazı yerlerde hayat gece 12'den sonra başlarmış. Meğer oraları böyle…
Bunlar bizim Hz. Âdem'den kardeşlerimiz, bunlar insanoğlu, insan cinsi ama yazık ki âhiretlerini tehlikeye atıyorlar, cennetin nimetlerini ellerinden kaçırıyorlar, kaçırmak yolunda gidiyorlar. Öyle gidiyorlar.
"Ama çok insan böyle yapıyor…"
Çok insan böyle yapabilir, o ayrı mesele!
Peygamber Efendimiz ‘in de Mekke-i Mükerreme'de yetiştiği zaman cahiliye devriydi. Çok insanlar kötü şeyler yapıyorlardı. Müslüman, "Başkası şu kötülüğü yapıyor diye ben de yapayım." diyemez, yapamaz. Müslüman, Allah'ın emri neyse onu yapar yasağı neyse ondan uzak durur. Başkası o yasağı yapsa bile, "Herkes yapıyor, ben de yapayım." demez. Sevaplı bir işi hiç kimse yapmıyorsa bile, "Bu benim vazifem." der, yapar.
Koca bir topluluk oturmuş, eğleniyor, keyifli, her şey yerli yerinde; çalgılar, türküler eğlenceler, vs. hepsi yerli yerinde.
Peki namaz kaçıyor, ne olacak? Hiç kimsenin aldırdığı yok, her şey tıkırında. Adam ne yapacak?
Namazını kılacak. O kalabalığın arasında bulunmuş. Mesela tren, mesela meydan, toplantı, konferans vs. Bir sebeple bir iş…
Ne yapacak?
"Benim namazım kaçıyor, ben namazı kılacağım." diyecek, namazı kılacak. Hiç birisi kılmıyor. Kılmazsa kılmasın. Namaz mü ‘minin günün belli saatlerinde yapması gereken bir vazifesidir, yapacak. Bunun gibi olacağız.
"Efendim, burada namaz kılacak yer yok, yapılmamış." Veyahut göstermelik yapıyorlar da;
"Sen namaz kılmak mı istiyorsun?"
"Evet, namaz kılmak istiyorum."
"Buradan sokağa çık, yürü. Yürü de yürü de yürü de yürü… Ondan sonra sağa sap, orada bodrumda merdivenin altında bir namazgâh var, seccadeni yay, orada kıl."
Öyle zor ki insan oraya gidecek de namaz kılacak. Ama günah öyle kolay ki hemen bir telefon kâfi, hop geliyor. Günah elinin altında hazır!
Hani burada cami, hani burada namaz kılacak yer?
Lüks otele geldin; mesela seni misafir ettiler, çağırdılar, lüks oteldesin.
Hani buranın mescidi?
Burada mescit yok. Bir de "Vah zavallı vah... Hangi çağdan kalmış… Bu lüks otelde mescit sorulur mu?" diye bakıyor. Diyor ki;
"Buradan çıkarsın, oradan ileride var." diyor. Öyle bir de şey yaparak, ha bu namazdan bahsetti, herhalde bu aşağı takımdan bir insan. Öyle diyor. Aşağı tabaka diyor. Eğer namazdan bahsetmeseydi, açık saçık olsaydı, dekolte olsaydı; "Bu yüksek takım, Avrupaî, bu çağdaş…" diyecekti.
Bir kere beni sakallı görünce, "Hafız! Gel buraya!.." [Dediler.] Sanki hafızlık hakaret gibi! "Hafız buraya gel!"
Ne oldu?
Hafız, Allah'ın kulu değil mi? Hafız, Kur’an-ı Kerîm'i ezberlemiş, ne sanıyorsun sen hafızı? Beğenemedin mi! Sen onun ayağının tırnağı olamazsın, tozu olamazsın. Önemsemiyor. Ama biraz bir emare, bir alamet görse; sakal yok, bıyık yok, kravat pahalı cinsinden, kravatın iğnesi altından pırıl pırıl parlıyor, elması var, etrafa ışık saçıyor vs. "Tamam, bu büyük adam." diyor. Kravat iğnesine göre büyük adam. Sakalı varsa saymıyor.
Namaz kılacak yer yok, namaz kılma imkânı yok! Programda ibadete vakit ayrılmamış. Öyle şey olmaz.
"Bu iş burada biter, ben bu namazımı kılacağım, ben Allah'ın divanına çağrılıyorum. Allah'ın huzuruna çıkmam lazım!"
Yürüyecek gidecek. Müdürse de böyle yapacak, üyeyse de böyle yapacak, bir kongredeyse de...
Bizim bilimsel toplantılar oluyordu, ben profesör olarak çağrılıyorum, İngiltere'ye gitmişim.
"Buranın mescidi nerede?"
"Yok."
Sizi mendeburlar sizi! Yayarım seccademi, ezanımı okurum, Allah-u Ekber, namazımı kılarım.
Neden?
Allah'ın emri, ben o işi yapacağım! Tedbirini alsaydın!
"Efendim, şu toplantı bitsin…"
Toplantı beklesin, gece vaktine kadar!.. Önce benim namazım kılınacak!
"Beyefendi..."
"Sus! Beyefendisi filan yok. Allah'ın emri, bahis konusu olduğu zaman önce o yapılacak. Programı ona göre ayarlasaydın!"
Namaz vaktinin yok edilmesiyle namazın, ezanın kulak arkası edilmesiyle yapılan işten hayır gelir mi?
Gelmez.
Onun için her şeyimizi ona göre ayarlayacağız ve yapacağız. Cehennemden kaçacağız, cenneti kazanmaya çalışacağız. Cenneti kazanmak için fedakârlıktan geri durmayacağız. Cehenneme düşmemek için de keyifli de zevkli de olsa ayağımızı denk alacağız. Kendimizi tutmasını, frenlemesini bileceğiz.
Muhterem kardeşlerim!
Çünkü cehennemin yolu, itiraf ediyorum, çok zevkli, tatlı.
Yeter ki cebinde para olsun deste deste. Parayı kazandın, oraya gittin mi ona bir bahşiş, buna bir bahşiş verdin mi o metrdoteller, garsonlar, şef garson vs. önünüzde iki kat eğilir, o zaman; "Emriniz nedir efendim?" der. Sen de hava atarsın; "şunu getir, bunu getir..." dersin. Zevkli, keyifli, nefse hoş geliyor ama günah! İşte zevkli de olsa günahlardan uzak durmayı öğreneceksiniz.
Dervişlik ne?
Zevkli de keyifli de tatlı da olsa haramdan, günahtan kendini tutabilme yolu!
Dervişlik ne? Zahmetli de sıkıntılı da üzüntülü de, hor görülmek bahasına, horlanmak bahasına da olsa Allah'ın emrini tutma yoludur.
"Efendim, öyle yaparsam, utanırım. Herkes beni ayıplar…"
"Ne yaparsan?"
"Örtünürsem!"
Kız, örtünürse arkadaşları ayıplayacak diye başını örtmüyor. Örtecek ama arkadaşları ayıplayacak, arkadaşları hor görecek diye örtünmüyor. Dervişlik bu değil! Has Müslümanlık bu değil.
Has Müslümanlık nasıl?
Nefsine de hoş gelmese, başkaları tarafına da hoş gelmese ayıplansa da sevaplı işi yapacak! Nefsine tatlı gelse de günahlı işi yapmayacak!
Var mısın?
Yunus Emre'nin şiirlerini, öteki şairlerin yazdıkları şiirleri hatırlayalım:
Bu bir rıza lokmasıdır, yiyemezsin demedim mi?
Demedim mi, demedim mi? Gönül sana söylemedim mi?
Bu ilahiyi hatırlamıyor musunuz?
Bu işi yapamazsın!
Neden yapamazsın?
Keyfinden fedakârlık edeceksin, yapamazsın. Bu işi yapamazsın!
Neden?
Zahmetli, meşakkatli işleri yapmaya kendin kalkacaksın.
Ben bu sabah çok zor kalktım.
Neden?
Gece kandildi, geç vakte kadar [uyunmadı]. Sabah namazına kalktık da biraz zorlandık, çok zor. İnsanın uykusu varken kalkması zor. Bir insan sabah namazına kalkamayacağına keşke gece yatsıyı kılıp yatsaydı daha iyiydi. Uzun programa katılmasaydı. Keşke uykusunu alsaydı ama sabah namazını kaçırmasaydı. Uykuyu terk etmek zor oluyor. Az uyumuşken, 02.30-03.00'da yatmışken kalkmak zor oluyor. İşte yapacak, ne yapalım.
Eskiden şeyh efendiye birisi gelip de "Efendim, beni de mürit olarak kabul eder misiniz? Ben de tarikatınıza girmek istiyorum." deyince, "Evladım, bizim yolumuz biraz zorcadır. Demirden leblebi çiğnemek gibidir! Sen namazını kıl, ibadetlerini yap, bizim yolumuzu yapamazsın!" derlermiş. Önünden ihtar ederlermiş.
Neden?
Zor şeyi buyuracak: Hadi bakalım, halka hizmet et. Hadi bakalım, şunu yap, bunu yap. Hadi bakalım, sırığa ciğerleri tak, ciğer sat…
Bursa'nın baş kadısı Azîz Mahmûd-u Hüdai, şeyhi Üftade hazretlerine gidiyor, "Ben tarikata girmek istiyorum." diyor. Ama kerametini duydu, onun büyük insan olduğunu anladı da ondan.
"Tarikatınıza girmek istiyorum."
"Evladım zordur, yapamazsın, sen kadılığa devam et. Konağın var, maaşın var, adamların var, itibarın, ilmin var. Herkes sana Bursa şehrinin baş kadısı diye el pençe divan duruyor, bu işi yapamazsın!"
"Yapacağım efendim."
"Tamam, o hâlde yapacaksan biraz Bursa sokaklarında ciğer sat bakalım."
O zaman ciğer nasıl satılıyor?
Mahalle arasında satılıyor. Eskiden yoğurtçular, sebzeciler vs. dolaşırdı. Şimdi belediyeler mi yasakladı ne oldu, duymuyoruz. Onlara seyyar satıcı derdik. "Yoğurt!" diye bağırırdı, çağırırdın yarım kilo yoğurt alırdın. "Süt!" diye bağırırdı, süt alırdın. Ciğerci geçerdi, bağırırdı; sebzeci geçerdi, tatlıcı geçerdi; bağırırdı…
Ciğer satacak; ciğerleri çivilere takacak, sırığı sırtına alacak, bir tarafta beş tane ciğer sallanıyor, ucundan kan damlıyor. Arka tarafta beş tane ciğer sallanıyor, ucundan kan damlıyor… Gözümün önüne öyle geliyor. Kediler arkadan, bize de bir şey düşer mi diye arkasından geliyorlar. Kadın çıkacak veya çocuk çıkacak; "Ciğerci amca, bize yarım okka ciğer ver." diyecek. "Peki." diyecek. "Ama zarını ayıklayıver." "Peki." diyecek. Eline alacak, vıcık vıcık, elleri kan olacak, ciğerin zarını soyacak, verecek vs. Yarım akçe, üç akçe, beş akçe para alacak. Bundan çok daha fazla para alıyordu, Bursa kadısıydı. Bu işi niye yapsın? Zor, utanır insan!
Ben size söylesem: "Hadi bakalım, falanca yerde seyyar satıcılık yapın!.."
İnsan zorlanır. Veya zorlanacak daha başka şeyi söyleyebilir:
"Hadi yüznumaraları temizle!"
Onu da demiş, o işi başarınca; "Yüznumaraları temizle!" de demiş. Bak şu şeyhin işine! Onu da yapmış.
Bunları neden yaptırtıyor?
İnsan nefsini yenmeyi öğrenecek. Aklın mantığın, dinin imanın, irfanın emrettiği şey neyse onu da yapabilecek, iradesi de kuvvetli olacak. Nefsini yenebilecek, iradesi kuvvetli olacak! O zaman sağlam insan oluyor. O zaman namazında niyazında, hakkı gözeten, hayırlı işi yapan insan oluyor. Dervişlik işte bu! Bunun için de uyanık olmamız, dikkat etmemiz lazım. Tatlı da gelse bir şeyin tatlılığına takılmamak lazım, günahsa yapmayacağız. Acı da gelse bir şeyin acılığından yılmamamız lazım, sevapsa yapacağız. Bunu iyice yerleştirmemiz gerekiyor.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
22.09.1996 -
Adaletli Kadı, Kabir
21.07.1996 -
Sabır, Doğru ve
