25.08.1996 - Eşkiyadan Evliya Olabilir, Şeytan, Ahlak

25.08.1996 - Eşkiyadan Evliya Olabilir, Şeytan, Ahlak
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnne'l-abde yelbesü mü'minen ahkâben sümme ahkâben sümme yemûtü vallâhu azze ve celle 'aleyhi sâhitun. Ve inne'l-abde yelbesü kâfiran ahkâben sümme ahkâben sümme yemûtü vallâhu azze ve celle anhu râdin. Ve men mâte hemmâzen lemmâzen mülakkıben li-n-nâsi kâne alâmetühû yevme'l-kıyâmeti en yesimehu'l-lâhu âle'l-hurtûmi min kila'ş-şefeteyni.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Aziz ve muhterem, sevgili ve değerli kardeşlerim!
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlenizden razı olsun. Cümlenizi iki cihanda aziz ve bahtiyar eylesin.
Okuduğumuz hadis-i şerif Râmûzü'l-ehâdîs kitabının 104. sayfasının 4. hadis-i şerifidir. Onu bitirince ondan sonraki hadis-i şeriflere de geçeceğiz. Bu hadis-i şerifi Taberânî, Nesâî Abdullah b. Amr ibnü'l-Âs'tan rivayet eylemişler. Peygamber Efendimiz bildiriyor ki:
İnne'l-abde. "Kul." Yelbesü mü'minen ahkâben sümme ahkâben. "Bir zamanlar, birçok zamanlar, kul mü'min olarak yaşamaya devam eder, eder, eder."
Ömrü içinde uzun seneler, uzun devreler mü'min olarak yaşamaya devam eder, eder, eder.
Sümme yemûtu. "Sonra ölür. Öldüğü zaman."
Vallâhu azze ve celle aleyhi sâhitun. "Aziz ve celil olan Allah-u Teâlâ hazretleri ona kızgın bir vaziyette ölür."
Buna mukabil;
Ve inne'l-abde yelbesü kâfiran ahkâben sümme ahkâben. "Ömrünün içinde uzun zamanlar, uzun seneler, uzun devreler kul inançsız, kâfir olarak yaşar, yaşar, yaşar. Sonra Allah-u Teâlâ hazretleri kendisinden hoşnut ve razı bir kul haline dönmüş bir vaziyette ölebilir."
Böyle de olabilir.
Ve men mâte henmâzen lemmâzen. "Kim onu bunu iğneleyerek, diliyle aleyhinde konuşup üzerek, kalbini kırarak, kaşıyla gözüyle işaret edip alay ederek, insanlar aleyhine kötü kötü sözler söyleyip üzerine kötü kötü lakaplar takarak yaşayıp da ölürse…"
"Kıyamet gününde onun alameti, iki dudağından burnuna, burnunun üstüne -yüzünün en görünen yerleri-, 'İşte bu dedikoducudur, diliyle onu bunu iğneleyen insandır, kaşıyla gözüyle işaret edip kalp kıran, insanlara lakaplar takıp alay eden insandır.' diye damgalanır."
Herkes de bir bakışta, "Demek ki bu dedikoducuymuş, gıybetçiymiş; onu bunu üzen, diliyle ona buna üzüntü veren, eza veren, kötü kötü lakaplar takan kimseymiş." diye bilir.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
İşler işin sonuna göre değerlenir. İnsan bir sene öğrenci olarak bir okula devam ediyor da, senenin sonunda sınıfta kalabiliyor. Sonu mühim.
"Bizim oğlan okula ilk gittiği günler çok iyi çalışıyordu."
İyi ama karnesi nasıl gelecek senenin sonunda belli olacak, nasıl olacak bakalım?
"Efendim bizim dükkân iyi çalışıyor."
"Evladım açtığın dükkân çalışıyor mu?"
"Çalışıyor. Müşteri geliyor gidiyor. İyi ticaret yapıyoruz."
"İyi iyi maşallah, hangi aydasın?"
"Ocaktayım, şubattayım, marttayım."
Bakalım sene sonunda nasıl olacak? Bir Aralık gelsin, bir yıllık bilanço, bütçe çıksın, kâr zarar. O zaman, işin sonunda belli olacak.
Bunun gibi, bir insan da ömür boyunca mü'min olarak yaşar.
Namaz kılıyor. Aferin maşallah.
Oruç tutuyor. Aferin maşallah.
İslâmî hizmetlere koşturuyor. Aferin maşallah.
İyi güzel, Allah nazardan saklasın, yanıltmasın, şaşırtmasın. Nefse, şeytana uydurmasın. Ayağını sırat-ı müstakimden aman kaydırtmasın.
Temenni ederim ki böyle devam etsin.
Bazen böyle gider gider gider, sonunda Allah'ın kızdığı, sevmediği bir durumda iken ölür ve Allah ona gazap ediyor, kızmış, sevmiyor olarak, sevmediği bir kul olarak ahirete gider. Ahirette de cezasını çeker, belasını bulur.
Bazı insan da ömrü boyunca günahlar işlemiştir, gafil olarak, cahil olarak yaşamıştır.
"Aman hocam ben neler ettim." [Söyleyemem].
Aman söyleme!
Kabahati de pek söylememek lazım. Söyleyince, dinleyen kimseler yarın şahitlik eder. Pek de öyle yaymamak lazım. Çünkü birisinin günah işlediğini dinleyen öteki insan, "O da yapmış, ben de yapayım." der, cesaret alır. [Kabahati] öyle pek fazla söylemek doğru değil.
Sonra bir tevbe eder, iyi bir yola girer, herkesin ağzı açık kalır.
Allah Allah, bu dağda eşkıya idi, şimdi evliya oldu.
Tarihte misalleri var. Yol kesermiş, haramiymiş, sonra bir tevbe etmiş, Allah'ın bir iyi kulu olmuş ki evliya olmuş, keramet sahibi olmuş.
Olabilir. İşin sonu önemli.
Peygamber Efendimiz, "Dinimizin ahkâmı zaten böyledir" [diye] bildiriyor. Eşhedü enlâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh deyip Müslüman olduğu anda, şu kâfir, filanca gayrimüslim kelime-i şehadet getirip, İslâm oluşu eski defterindeki günahların hepsini siler. Hepsi sıfırlanır.
İslâm bu kadar güzel bir şey. İslâm bu kadar güzel bir şey de İslâm'ı muhafaza etmek lazım. İslâm'ı muhafaza edemez de sonunda, ahir ömründe kaybederse, kaybetmiş olarak ölürse ahireti feci olur.
Daha evvelki yaptıkları ne olur?
Hebâen mensûrâ olur. Havaya savrulmuş toz toprak, işe yaramaz duruma geçmiş olabilir. Çünkü sonunda işi bozdu. Senenin sonunda çalışmadı, sınıfta kaldı gibi olur.
Onun için ne yapmamız lazım?
Bu sözlerden korkuyoruz değil mi? Ürperiyoruz.
Elhamdülillah şimdi Peygamber Efendimiz' in hadis-i şeriflerini okuyoruz, dinliyoruz. "Var mı benim gibisi?" diye kibirlenmemek, kendisini beğenmemek lazım. Bu hayatın cilveleri, karşılaşılan çeşitli olaylar; insanın içinden dışından onu aldatmaya çalışan şeytan; insanın kendi içindeki nefs-i emmâresi, etrafındaki kötü kötü insanlar, çevresi aldatabilir, şaşırtabilir. Onun için devamlı müteyakkız, uyanık olmak lazım. Devamlı.
Askerlikte teyakkuz hâli ne demek? Alarm hâli demek.
Teyakkuz hâlinde olacak. Onun için bizim tasavvuf prensiplerimizden bir tanesi; nigâhdaşt prensibidir.
Nigâhdaşt ne demek?
İnsan kalbinin, gönlünün bekçisi olacak, gönlüne kötü şeyler getirmeyecek. Gönlünü kararttırmayacak. Kendisini koruyacak.
Her nefeste uyanık olacak. Hûş der dem. "Her nefes alışverişte gafil olmayacak."
Şeytan var.
İnsan silahlı düşmanı varken siperden başını kaldırır mı? Ortaya çıkar dolaşır mı?
Düşmanın olduğunu bilen düşmanına karşı tedbir alır.
Bizim en büyük düşmanımız kim? Şeytan.
Kur'ân-ı Kerîm de bildiriyor; büyük bir düşman, apâşikâr bir düşman. Islah olmaz, değişmez bir düşman.
İnne'ş-şeytâne lekümâ aduvvün mübînün. "Aşikâre, kesin, şeksiz, şüphesiz, tereddütsüz şeytan düşmanımız."
Ne yapmak ister?
Şeytan insanın imanını almak, insanı Allah'ın sevmediği insan durumuna düşürmek ister. İnsanı kendisi gibi cehenneme gidecek bir günahkâr, Allah'a âsi mücrim kul hâline getirmek ister.
Nasıl yapar bu işi?
Çok tecrübelidir, çok ustadır, çok kurnazdır. Hz. Âdem atamız zamanından beri uğraşıp durmaktadır. Nice insanların ayağını kaydırmıştır. Nice ibadethanesinde ibadet eden insanları ibadethaneden çıkartmış, baştan çıkartmış, günah işletmiştir. Nice insanların aklına girmiş, kalbine girmiş, kafasını çelmiş, vesvese vermiş, onu Allah'ı sevmediği duruma düşürmüştür. Şeytan, bizim dışımızda, bizi Allah'ın sevmediği duruma düşürmek isteyen, cehenneme düşürmek isteyen bir karşı kuvvet. Hiç uyumaz; sen uyursun, düşman uyumaz. Yaka paça kurtarmak da zordur.
Bu konuşmalar elhamdülillah kayda geçiyor, o da iyi bir şey. O hadis-i şerifleri okuyun.
Şeytanın oyunları çoktur. Şeytandan korunmanın çareleri de vardır. İnsan o çareleri tatbik ettiği, o ilaçları kullandığı zaman şeytandan kurtulabilir.
Başka bir düşman nedir?
İnsanın nefsidir. Hatta Peygamber Efendimiz insanın nefsinin daha büyük bir düşman olduğunu bize bildiriyor. [Nefis] daha büyük bir düşmandır. Çünkü şeytanın şeytan olduğunu insan bilir de, nefsi kendisi, kendi benliği olduğundan, içinden gelen arzuyu, kendi kendisini frenleyemez, nefsini engelleyemez. Nefsi de insana çok günahlar, çok kötülükler yaptırtır. O da vesvese verir. O da bir şeyleri ister.
Gezmek istiyorum. Eğlence istiyorum. Yemek istiyorum.
Ya bu haram, yeme! Olsun, canım çok istiyor vesaire.
Şu kızı çok beğendim. Aman şu meyveler çok güzel, kıpkırmızı olmuş, [elimi] uzatayım alayım vesaire.
Onun o istekleri bir başladı mı insan onun karşısında duramaz. Onun için [nefis] daha büyük düşmandır.
Kendimiz kendi kendimizi kontrol etmek zorundayız. Bu kontrolu gevşettik mi, arabanın freni olmadığı zaman ne olur?
Arabanın moturu var da çalışıyor. Freni yok ne olur? Biner misin öyle arabaya?
Deli miyim, divane miyim, canımı sokakta mı buldum, yapar mıyım hiç öyle şey? Frensiz arabaya binilir mi? Gider bir yere çarpar.
İnsan nefsini frenleyemezse günah dağlarına çarpar. Günah deryalarına uçurumdan uçar. Cump diye dalar, çıkamaz, boğulur gider. Onun için bir düşman da nefistir.
Başka? Başka ne düşmanlar var?
Bu dünya hayatındaki keyifli, zevkli şeyler de allı pullu, reklamlı, ışıklı, albenili, davetkâr eğlenceler, zevkler de insanın düşmanıdır.
"Gel!" diyor, "Bak!" diyor.
"Ne kadar pırıltılı ışıltılı dikkat çekici böyle! Haydi şuraya gidelim de felekten bir gece çalalım. Eğlenelim meğlenelim [vesaire]..."
Bu dünyanın keyifleri zevkleri de insana düşmandır. Kötü arkadaşlar, münafıklar düşmandır veya gelir misyoneri, seni İslâm'dan çıkartıp Hristiyan yapmak ister. Ama İslâm'ı bilmeyen insanlar arasından, onların reklamlarına, propagandalarına kapılıp onlara uyanlar olabilir.
Onun için cahillik de çok büyük bir düşmandır. Onun için bilgili olacağız, alim olacağız, öğreneceğiz.
Bunları niçin sıralıyoruz?
İşte kul böyle mü'min olarak yaşar yaşar da bu düşmanlar onu bir oyuna düşürürler, hatalı bir şey yapar, günah işler, o sırada da vadesi yeter, ömrü biter; günahkâr olarak canını verir gider.
Çok müteyakkız olmalıyız.
Müteyakkız ne demek?
Alarmda demek. Alarm halinde pürdikkat olmalıyız. Düşman gelebilir. Hadi bütün polis alarma geçiyor. Onun gibi olmamız lazım ki şu kıymetli, en kıymetli bir cevher olan imanımızı bu düşmanlara kaptırmayalım. Çok mühim bu.
Bazen de bir insan günahkâr olur, iman nasip olabilir. Sonunda mü'min olabilir.
Birincisinden ne anladık? Kendimize güvenmeyelim. İmanımızı korumaya çok dikkat edelim. Onu anlıyoruz.
İkinciden ne anlıyoruz?
Karşımızdaki, etrafımızdaki insanları hor görmeyelim, yumuşak davranalım. Şu anda değil ama Müslüman olabilir belki bu adam, uğraşalım bakalım.
Belki hadis-i şerifin bu ikinci cümlesinde söylendiği gibi adam kâfir yaşar yaşar da adını değiştirir, yolunu, dinini değiştirir, kelime-i şehadet getirir Müslüman olur. Belki senden de ileri gidebilir.
Onun için nasıl davranmalıyız?
Karşımızdaki insanlara İslâm ahlâkına, adabına göre yumuşak davranmalıyız. Onları imana davet etmeliyiz. İslâm'a girmesine yardımcı olmaya çalışmalıyız. Belki mü'min olur, belli olmaz. Hiç ummadığın insan Müslüman olur.
Baktık, gazetelerde okuduk. Yunanlı turist, gelmiş Müslüman olmuş. Belki İslâm'ı incelemeye geliyor. Belki az çok alt şuurlarında veyahut bilgilerinde, eğitimlerinde, öğretimlerinde İslâm'ın daha güzel olduğunu duymuş oluyorlar. Sen de güzel bir şey yapıverince, "Bu İslâm doğru din." diyor. Bakıyorsun üçü, beşi, onu, yirmisi Müslüman oluveriyor. Çok misalleri. Hem de alim, münevver, okumuş insanlar Müslüman oluyor.
Gazetelerde her gün görüyoruz, o zaman da seviniyoruz. "Elhamdülillah, maşallah yanlış yoldan kurtuldu. Cehenneme düşmekten kendisini kurtardı, Müslüman oldu." diyoruz. Olabilir.
Kepengi indirmemeli. Dırrrt kapattım kepengi, senle konuşmuyorum. Böyle değil.
Yumuşak, tatlı, güzel, İslâm'ı anlatmalı, doğru yola çekmeye çalışmalıyız. Buradan da o çıkıyor.
Efendimiz hadis-i şerifin üçüncü cümlesinde kötü huyları zikrediyor.
Hemmâs, lemmâs. "İnsanlara kötü lakaplar takan insanların kötü insanlar olduğunu, ahirette damgalanacağını; yüzünden, dudaklarından, burnundan çentiklerle, yırtıklarla işaretleneceğini bildiriyor.
Muhterem kardeşlerim! Biz bu devrin şu yaşayan nesilleri İslâm'ı tam bilmiyoruz.
İslâm nedir?
İslâm namazdır, ramazandır, kandildir, kandil simididir. [İslâm'ı] bunlarla tanıyoruz. İslâm hakkındaki bilgimiz bu. Halbuki, İslâm'ın asıl can alacak tarafı ahlâkın güzel olması. Adam sözünde duracak, vefalı olacak, doğru sözlü olacak. Adam haram yemeyecek, merhametli olacak, sabırlı olacak. Adam veya kadın veya çocuk, herkes. Geçimli, cömert, merhametli olacak; seven, acıyan, yardım seven, geçimli insan olacak; güzel huylara sahip olacak.
Güzel huylar nelerdir?
Hocamız bu iş çok önemli olduğu için Tasavvufî Ahlâk diye bir kitap yazdı. Ahlâkı sıraladı. Şu huy güzeldir. Bu huy güzeldir. Eskiler de bu meseleye çok ehemmiyet verdikleri için ahlâk mevzuunda çok eserler yazdılar. Onları okumak lazım. En güzellerini sorup soruşturup okumak lazım.
Nerden çıkıyor bu güzel ahlâk ile ilgili bilgiler?
Kur'ân-ı Kerîm'den çıkıyor. Hadis-i şeriflerden çıkıyor. Bazısını okuyacağız, okuyoruz. Zamanı gelince de söylüyoruz. Ahlâkı düzeltmek en mühim. İnsanlar ekseriyetle güzel huyuyla cennete giriyor.
İslâm'ın asıl temeli, önemli bölümü, kısmı ahlâkın güzel olması. Ahlâkı güzel oldu mu bir insan, oruç tutan, ibadet eden, geceleri sabaha kadar namaz kılan, zikir yapan, Kur'an okuyan insanlar kadar, hatta daha fazla sevap alabilir. Ahlâkın da öğretilmesi, benimsenmesi lazım. Kötü huylarımız varsa atmalıyız. İyi huyları almalıyız.
"Hiç yapmadık hocam öyle bir şey. Ben hocam sana intisap edeli yirmi sene oldu, eski hamam eski tas, hiçbir şeyim değişmedi. Değiştirmedim."
Olmaz. Değişeceksin.
Müslüman kötü huylarını atacak, iyi huylarını alacak. Her zaman söylüyoruz; tasavvuf mektebi edeptir. Edep öğrenecek, ahlâkını düzeltecek, ahlâkına dikkat edecek. Davranışlarının kötülerini tespit edecek, vazgeçecek, bırakacak. İyilerini alacak.
Kötü bir huyu var.
Nesi var? Uykuyu seviyor, tembel. Bu belli işte hemen çıkar ortaya.
Gel bakalım. Bir ay içinde kaç defa sabah namazını camide cemaatle kıldın?
Söyle bakayım. Hadi söyleme de sen kendin bil. Kendi kendine sor. Hadi gizli kalsın durumun. Kaç sabah namazını camide cemaatle kıldın? Kaç sabah namazını güneş doğmadan evvel hakikî vaktinde kıldın.
Hocam utanıyorum, sıkılıyorum. Kusura bakma, sordun, maalesef ben sabahları kalkamıyorum. Çok da erken oluyor sabah yahu. Saat beşte, beş buçukta oluyor; altıda bitiyor iş. Gece geç yatıyoruz kalkamıyorum hocam. Film oluyor, futbol oluyor, çok güzel programlar koyuyorlar, bir sürü kanal var. Birisinde olmasa ötekisinde güzel bir şey oluyor. Bir açıkoturum oluyor, çok merak ettiğim bir şey oluyor. İkide, üçte yatıyoruz, ayağımdan sürükleseler uyanamıyorum hocam.
İşte bir kötü huy çıktı. Tembellik, uykuyu sevmek, ibadette gayretsizlik. Birkaç kötü huy birden çıktı ortaya. Azimsizlik, iradesizlik.
İnsan ne yapar yapar, yani ne yapmalı yapmalı sabahın o vaktinde uykusu az da olsa, iki saatlik de uyumuş olsa, kalkmalı camide namazını kılmalı.
Neden?
Münafıklar sabah namazına, yatsı namazına gidemez de ondan. Münafık durumuna düşmemek için o namaza gidecek.
Baktı olmuyor, o zaman "Arkadaşlar kusura bakmayın, sohbet böyle çok olduğu zaman ben sabah namazına kalkamıyorum. Yatsıyı kıldıktan sonra, Allah'a ısmarladık. Yarın gündüz konuşalım. Eyvallah." Hemen gitsin yatsın uykusunu alsın.
"İşte çok yemek yemişim de hocam, geceleyin çok derin bir uykuya dalmışım."
Tamam o zaman akşam yemeği yeme.
Akşam yemeği yeme, bak nasıl sabaha kalkarsın. Uykun kaçar, geceden kalkarsın. Teheccüde kalkarsın. Akşam yemeğini öyle kebaplar, pilavlar, börekler, çörekler, tatlılar, baklavalar, kaymaklar yersen onların bir ağırlığı var. Onların hazmının insanın vücudunu yorması var, kalkamıyor. Akşam yemeğini yeme, aç yat. Uyku tutmaz zaten ya, hadi uyudun, uyuduktan iki saat sonra kalkarsın. Rüyanda da baklava, börek, kebap filan görürsün. Ondan sonra yutkunarak kalkarsın.
Muhterem kardeşlerim!
Demek ki latife bir tarafa, tedbir alınabilir. Onun kötü olduğunu bilip vazgeçmek gerektiğini anlarsa çare bulabilir. Bunları yapmak zorundayız. Bunları yapmazsak sabah namazları, yatsı namazları, sevaplar kaçar; günahlar yazılır, yazılır yazılır; mü'min iken insan bazen bir hatasından dolayı Allah'ın tevfîki refik olmaz, ayağı kayar gider. Kötü insanlarla arkadaş olur filan derken çeşitli olaylar olabiliyor. Etrafa bakmalı, ibret almalı. İnsan kendisine dikkat etmeli.
Huylarımızı düzeltmek de çok önemli.
Çok şakacı bir arkadaş, çok latifeyi seviyor.
"Cenneti istemem. İsteyene ver onları."
"Yunus Emre böyle demiş." diyor. Sen Yunus'u anlayamazsın. Sen Yunus'un bir sözüne bakma, öteki sözlerine de bak.
Kimisi cenneti istemiyor, kimisi cehennemden korkmuyor, kimisi Kur'an'a aldırmıyor, kimisi hadis-i şerifi dinlemiyor,
Onun için insanın huylarına dikkat etmesi, kötü huyları atması, iyi huylu olması lazım.
İyi huyların listesini yapacaksınız. Şecaat, hürmet, merhamet, sabır, şükür, vesaire vesaire. Bir, iki, üç, dört, beş, ... 15, 20, 30, 50... Kötü huyların listesini yapacaksınız. Masanızda duvarda görünecek. Duvarda resmi filan bırak. Duvarda huylar, kötü huylar, iyi huylar görünecek. Yemek yediğin yerde olsun. Yemek yerken gözün orada olsun.
Şunlar kötü huylar bende var mı? Var.
Daha şundan kurtulamadım. Daha tembellikten kurtulamadım. Daha gayretli bir Müslüman olamadım. Daha ibadetlerime vefalı olmaya, devam etmeye güç yetiremiyorum. Zayıf bir müslümanım.
Hatasını kusurunu bilsin. Günahların bir listesini yapsın. Yalan, dolan vesaire. Sevaplı işlerin bir listesini yapsın. Şunlar, şunlar, şunlar. Beş vakit namaz, cuma namazı, zekât, oruç, hac vesaire onları da bilsin. Hem de hanımına da çoluk çocuğuna da küçükten öğretsin.
Ne zaman öğretsin?
Çoluk çocuğa haramları, günahları, sevapları iyi huyları, kötü huyları ne zaman öğretelim?
Ana okulunda öğreteceğiz. Neden?
Sorumluluk çağına girdiği zaman, günahlara girmeye başlayacak da ondan. Ortaokul, üniversite geç. Çocuk ortaokulda buluğa eriyor, bıyıkları terlemeye, anasından babasından gizli gizli sigara içmeye başlıyor. Okulun yüznumarasına gidiyor, kapı kapalı, hocası gelse yakalayamıyor onu, yüznumaranın yukarısından duman çıkıyor. Gizli gizli kötü huylar ediniyor.
Hayatının esasları arasına girememiş. Bu önemli. Hayatının esasları arasına girmesi önemli. Bu da çocuklukta olur.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
26.05.1996 -
Cennetlikler
24.11.1996 -
Cennetteki Huriler, Edeb,
