Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Ebu Ümame Hazretlerinden rivayet edilmiş, bir hadis-i şerif.
Şimdi şeytan ne mendeburluklar yaparmış göreceğiz. Ne yaparlarmış bu şeytanlar? Şeytanlar sabah erken vakitte, bayraklarıyla, flamalarıyla, bayraklarıyla, efendim çarşılara Pazar yerlerine giderler. Erkenden, “huduvven” yani sabahın erken vaktinde, çarşılara giderler. “Gada, yevdu, gadad” zamanında, yani işrâk zamanında, sabahın erken vaktinde gitmek demek. Ticarete herkes erken gidiyor ya, şeytanlarda bayraklarını açıp, sabahleyin erkenden çarşı pazarlara giderler, pazar yerlerine giderler. “Esvak” şey demek “suuklar” demek. Arapçada “suuk” Pazar demek, suuku ukkaz duymuşsunuz, Ukaz Panayırı, filan diye duymuşsunuzdur. “Suuk” çarşı demek “asvakta” çarşılar. Çarşı pazarlara, hem de bayraklarını açarak, bayraklı bayraklı, ordu ordu, demek ki, grup grup gidiyorlar. “Feyedhulune maevvelidahilin” çarşıya ilk giden adamla beraber giderler, ilk giden adamla beraber, daha alış veriş için hiç kimse gitmemiş. Birisi daha ilk defa Pazar yerine geliyor, ilk gidenle beraber, şeytanlar hemen giderler. Çünkü şeytanlık yapacaklar. İlkini bile, kandırmak istiyorlar, onun için, ilk gidenle beraber giderler ve “yahrucuna maahiri haric” en sonuncu pazarda, eşyasını toplayıp da efendim, ayrılanla beraber, ayrılırlar. Çarşı pazar yerleri, panayır yerleri, şeytanın cirit attı diyoruz ya, kaynadığı yerlerdir. Öyle aldatırlar ki âdemoğullarını, çarşı pazarlarda. Giderler mal sahibine, onu aldatırlar, yalan söylettirirler. Yalan yere yemin ettirirler. “Vallahi billahi idare etmez.” Sus yalancı, bal gibi idare eder. Etmez diyor, yalan. “Vallahi billahi ben bunu daha pahalıya aldım” yalan. “Vallahi, billahi, tallahi bilmem ne, efendim, daha önce bir başkası daha fazla fiyat verdi de, vermedim” yalan. E kim söylettiriyor bu yalanları, bu satıcılara? Şeytanlar. Şeytanlar bayraklarıyla gittiler ya, para kazanacaksın yalan söyle müşteriyi kandır, kazan, diyor. O da yalanı söylüyor, yemini basıyor. Günaha giriyor. Şeytanın da işi günaha sokmak, âdemoğlunu azdırmak, saptırmak, kandırmak. Ondan sonra, malları dizerler ön tarafa. Gösterişli, güzel, irilerini dizerler. Kaça bu? Şu kadara. Tamam, şurasından ver. Olmaz. Dokunma, elleme. Ne olacak? Ben koyacağım. E hadi sen koy bakalım. Eller böyle, arka parmaklar hünerli. Önden senin bir tane istediğini alırken, arka parmaklar üç tane senin istemediğin çürüğünü alır. Ondan sonra, eve geldiğin zaman hanım azarlar. Nerden aldın, bu çürük çarık malları? Ya öyle değildi. Muz sırası dizilmişti, çok güzel görünüyordu, bende güzelini alayım da, hanım bu sefer aferin desin diye geldim. Ama gene doldurmuş arkasından, nasıl yaptı o kadarda dikkat ettim, anlayamadım. Teraziyi koyarlar, ondan sonra buradan alır patatesi, küt üstüne atar, tabi atılınca terazi, güm yere çarpar, tamam. Dur bakalım, yere çarpacak, birde havaya kalkacak, ne olacak, dur bakalım. Daha hafif aslında ama yere çarpar çarpmaz alır. Dur, beklet, bakayım. Bekletse böyle kalkacak havaya, tartıda hile yapıyor. Tartıda hile yapmak, Kur’an-ı Kerim’de yasaklanmış, büyük günahtır, ölçüde tartıda hile yapmak. Tartılacak şeyin eksik tartılması, ölçülecek şeyin eksik ölçülmesi. Kumaşı alır, metreyi gerdirtir, bir metre, iki metre, üç metre, döndürür, eve gelirsin üç metre değil. İki altmış, üç metre diye aldın, ama gerdirtti. Oyun etti, ölçüde tartıda oyun. Kim yaptırtıyor bunları? Şeytan yaptırtıyor. Allah, ölçüde tartıda hile yapmayın, hile karıştırmayın diye emretmiş, dürüst ticaret yapın, diye emretmiş. Şeytanda, Allah’ın emrini tutturmuyor, insanları azdırıyor, saptırıyor. Ölçüde tartıda hile, konuşmada yalan, boş yere yeminler ve saire. Hırsızlık, çalma çırpma, hep bunlar çarşı pazarda çok olur.
E ne yapacak insan? Çarşıya pazara besmeleyle gidecek euzu besmele çekecek, efendim, dua edecek, zikrederek girecek çarşıya. Tespih çekecek, subhanallah elhamdülillah velailaheillallahu vallaallahu ekber diyecek, şeytanlardan Allaha sığınacak, yaptığı işe dikkat edecek, dürüst, dürüst alış veriş etmeyi isteyecek Allah’tan. Dürüst insan bulacak. Dürüst kimseden alış veriş yapacak, kendisi de dürüst davranacak. Böylece haramdan korunacak. Çünkü biz şimdi tasavvuf ehliyiz, değil mi? Sizler, bizler, tasavvufu seven insanlarınız. Maneviyatın temiz olmasını isteyen, insanlarız. Manevi yönden, Allah indinde efendim, makbul kullar olmak isteyen kimseleriz. Kalbimiz temiz olsun. Amelimiz Allah’ın kabul ettiği amel olsun, diyen insanlarız. Bu tasavvuf yolunun, temeli, ölçüsü, aslı, kökü, esası, ilk mühim kaidesi, helal lokma yemektir, helal lokma yemektir. Helal lokma yemedin mi, haram yedin mi, haram midene girdi mi, onun cezası, mutlaka cehennemde biraz yanmaktır. Haramına göre, bir lokma olsa bile, haram lokmanın temizlenmesi, cehennemde olur, cezası cehennemde çekilir. Onun için, bu yolun, yani ihlâs yolunun, ihsan yolunun, iman yolunun, Allah’ın sevgili kulu olma yolunun, takva yolunun, tasavvuf yolunun temeli, helal lokmadır. Onun için şeytan, bayrağıyla gidiyor, çarşıya pazara. Kökünden işi bozmak için. Kazancı, alış verişi bozup, insanları kökünden suçlu duruma düşürmek için, oraya gidiyor. Çarşı pazara ondan gidiyor. Ne yapacağız? Biz de şeytana uymamaya dikkat edeceğiz. Çok dikkat edeceğiz.
Muhterem kardeşlerim, sen, siz iyi niyetlisinizdir ama acemisinizdir. Acemi, tecrübesiz, bilgisi az. Şeytan, şeytan Hazreti Âdem atamız zamanından beri, bu işi yapıyor. Usta, tecrübeli, kandırmanın yollarını, yöntemlerini, çok iyi bilir. Seni düşürür, tuzağa düşürür, seni aldatır. Sen farkına varmazsın. Neden? Sen acemisin, bilgisizsin, toysun, farkında değilsin. Onun için, şeytanın hilelerini bilmek lazım. Şeytanı tanımak lazım, şeytanın oyunlarını, hilelerini, bilmek lazım.
Şimdi, şeytanın hilesi hakkında, evliyâullah büyüklerimizden bir tanesi, anlatıyor mesela. Şeytan bir insanı kandıracak, namaz kılmak isteyen bir müslümanı, şeytan kandıracak. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki, “Koyunu kim parçalar? Kurt parçalar. İnsanoğlunun kurdu da, şeytandır.” İnsanı, parça parça eder bu şeytan. Mahveder, maneviyatını efendim, perişan eder. Şimdi şeytan gelir müslümana, namaz kılma der. “Kılma namaz, ne yapacaksın ya? Ne güzel ütülü pantolonun var, ütüsü bozulacak, arkası kırışacak, dizi çıkacak, beğenmezler seni, kılma şu namazı der. Sonra da gideceksin, çıkaracaksın, her şeyini, abdest alacaksın. Üf be, aman ne zahmetli iş. Abdest alacaksın, onda sonra camiye gideceksin, zaten camiler pis, zaten efendim, bilmem ne.” bir sürü yalan söyleyecek ya, kandırmak için “Boş ver gitme, bak burada ne kadar keyifli zevkli şey var. Bak televizyonda ne kadar heyecanlı program var, bak şimdi Beşiktaş Fenerbahçe’yi yeniyor, gol atacak. Tam böyle hücum anında, bırakılıp da gidilir mi? Aman gitme!” Yani herkesin tipine göre. Futbolu seviyorsa futboldan, başka şeyi seviyorsa, başka şeyden, kılma namazı der. Onu da canı zaten kılmamak istiyor, yani nefsi, içindeki nefsi de, namaz kılmayı istemiyor, tamam. Kendini salıverir, yani selin üstüne yaprak düşmüş gibi, salıverir. “Namaz kaçtı ya”, farkında ama işte, salıverir kendisini, namazı kılmaz. Hah, şeytan namazı kıldırmadı. Bu Müslümancığa aldattı, bu müslümanı. Ne yaptı yani? Kandırdı. Allah, namaz kılın diye emretmiş, Kur’an-ı Kerim’in kaç yerinde namaz kılın diye emretmiş, şimdi bu adam tembeldendi, aklına çeşitli fikirler geldi, canı istemedi, namazı kılmadı, tembellettiren, canını istettirmeyen, o namazı kıldırtmayan kim? Şeytan, içinden böyle uğraşır insanla. İnsanın da canı istemez, namaz kılmayı. Neden? E şeytan bastırıyor içerden. İnsanın duygularına bastırıyor, teklif ediyor, vesvese veriyor. Namaz kılma der, kılmaz. Beş vakit namazı kılmaz, cumayı kılmaz, bayramı kılmaz, kimisi cumadan cumaya gelir, kimisi bayramdan bayrama gelir. Müslüman çocuğu ama beş vakit namazı kılmaz. Cumaya gelmez, hâlbuki üç cumayı kılmayanın kalbi mühürlenir, kapatılır. Cezaya çarptırılır. Kalbi mühürlenir, kapatılır, kalbi çalışmaz. Gönlü kararır, iyi insan olma tarafı dumura uğratılmış oluyor. Şeytan bak işte, namazı kıldırmadı. Bu mücadeleyi yapar şeytan, namazı kıldırmama mücadelesini.
Eğer Müslüman kuvvetliyse, hadi oradan kör şeytan! Allah, namaz kılın demiş, ben bu namazı kılacağım. Efendim, mutlaka kılacağım bu namazı. Allah Allah, şeytan bakar şimdi tecrübeli ya. Azılı, tecrübeli, usta, aldatmakta usta. Kılma diyor, kılacağım. Kılma. Kılacağım. Bir mücadele oluyor içinde. Namazı kılacak. Bakar, doğrudan doğruya, olmuyor, tamam tamam kıl ama şu işi bitir de, öyle kıl, şu işi bitir de, öyle kıl. Şunu da bitir, bak şimdi şu maç bitsin, ya sonucu çok önemli, şu maç bir bitsin, bakalım kim galip gelecek? Ne olacak ya? Ne olacak, o galip oldu, bu galip oldu. Ne olacak yani? Onu seyrettirirken, namazı kaçırttırır. Veya şu yazını bitir de, öyle şu sayfayı tamamla da öyle. Elindeki işi tamamla canım, bitiriver de, tamam kılacaksın, kılacaksın. Tehir eder, tehir ettirmek de, şeytanın bir oyunudur. Hayırlı işi yaptırmamak da, bir oyun, şimdi namazı aldık, namaz konusundaki oyunlarını anlatıyoruz şeytanın. İlk önce, ya kılma diyor, namazı, hayrı, yaptırtmak istemiyor. Engellemek, şeytanın bir oyunu. Yaptırtmamak, kötü göstermek, istetmemek, şeytanın bir oyunu. E ille istiyor, kılacağım diyor, iyi terbiye almış, namaz kılacak. Der ki, tehir, tehir et, tehir etmeye, tesvif derler Arapçada, tesvif.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki, “helegelmüsevvifun” Tehir edenler helak oldular. Tehir etmeyeceksin. Yoo tehir yok, ben hemen kılacağım diyecek yani. Tehir yok, tehir içinde şeytan unutturmayı düşünüyor. Unutturacak, öyle kıldırmayacak. En çok sabahleyin olur. Uyanırsın, müezzin, Allahuekber Allahuekber diyor, kulağın duydu. Tamam, uyandım, namazı kılacağım ama kafam biraz sersem, uykumu toparlayamadım, şöyle biraz gözlerimi kapatayım, yatağın içinde kafamı toplayayım, ondan sonra kalkacağım. Gözünü bir daha bir kapatırsın, biraz sonra kalkacağım diyor yani. Kalkacağım, tamam uyandım, diyor. Bir uyanırsın, bakarsın ki, güneş doğmuş. Tüh, keşke o gözümü kapatmasaydım, uyandığım zaman, zıp diye kalksaydım. İşte bak, şeytan tehir ettirince, tehirde yaptırtmıyor. Tesvif helak eder insanı, tesvif ilerde yapacağım, sonra yapacağım demek. Ne yapacak? Hayrı hemen yapacak. İkinci oyunu tesviftir, ilk oyunu yaptırtmamak, ikincisi tehir etmek, tehir arasında bir oyun yapmayı düşünüyor.
Üçüncü oyunu, hayır ben tehir etmem, hemen kılacağım derse, üçüncü oyunu, aceleye getirttirmektir. Tamam, tamam, madem öyle, ille kılacaksın, çarçabuk kıl da, maç kaçmasın. Takır tukur takır tukur takır tukur kıl, çabuk ya Allah Allah kaçacak, bilmem ne. Bu seferde, acele ettirir. “Elaceletü mineşşeytan etteenni minerrahman” düşüne düşüne, ağır ağır, güzel güzel, teenni ile hareket etmek Rahman’dandır, acele şeytandandır. Hayırlı bir işi gürültüye getirmek, gargaraya getirmek efendim, çalıp çırpıp, çabuk yapmak efendim, şeytanın işidir. O çeşit acele, şeytanın işidir. E doğru düzgün oku bakalım ya. Şimdi bakıyorsun bir delikanlıya, babası zorluyor. “Gel namaz kıl!” “Baba kılacağım”. “Hayır, şimdi kıl!” “Peki”. Geliyor babasının gözü önünde namaz kılacak, Allahu ekber Allahu ekber, Semiallahulimenhamiden, Rabbenavelekelhamd süp süp süp süp Esselamualeykümverahmetullah. Süp ne demek? Sübhanallah ne demek? Kulak veriyorsun, süp süp süp süp süp kalkıyor. Allahu ekber Allahu ekber Allahu ekber Allahu ekber, veleddalin âmin. Dur bakalım, Fatiha’nın kaç ayetini okudun? Yedi ayetli bu. Dalline nasıl geldin? Daha böyle elhamdülillah derken, harfleri yutarak, ayetleri yutarak, çabuk kıldı. Esselamunaleyküm ve rahmetullah, essalamunaleyküm verahmetullah. Hop kaçıyor. Gel bakayım buraya sen. Şimdi bu kıldığın namaz oldu mu? Olmadı. E kıldım olmadı.
Peygamber Efendimiz, birisinin öyle acele kıldığını gördü, yanına çağırdı. Dedi ki, “Ey şahıs, ey filanca, sen namazı kılmamış gibi oldun, kılmadın sen, yeniden kıl” dedi, hızlı kıldığı için. Bir daha kıldı, gene hızlı kılınca, “Sen namazı kılmadın, bir daha kıl”, dedi. Ondan sonra da, gene hızlı kılınca, bak dedi, “Allahuekber deyince, ayakta durunca, şöyle bir dur, kıraatini güzelce yap, rükûya varınca, şöyle bir rükûnu, şey yap, azaların dinlenecek kadar dur yani, böyle gerilim içinde değil, gerilim içinde, şeyler peş peşe değil yani. Dur, hah bu böyle duruyor desin, herkes gören. Semiallahulimenhamideh de, kalk böyle, hareketli değil, dur. Rükûya vardığın zaman, secdeye vardığın zaman, dura dura, dinlene dinlene kıl” diye tarif etti, öteki türlü namazın olmadığını söyledi.
Şeytanın üçüncü oyunu nedir? Aceleye getirmek. Çabuk kıl hadi, film kaçmasın, efendim ve saire bilmem ne filan. Sünneti kılma, sünneti kılma, zaten ikindinin sünnetini Peygamber Efendimiz her zaman kılmamış, sende kılma. Bak nasıl, nasıl dini de biliyor. Nasıl fıkhı da biliyor. Gördün mü? Peygamber Efendimiz bazen kılmamış sünnet-i gayr-i müekkede. Seni kurnaz seni. Nasıl biliyorsun sünnet-i müekkedeyi, gayr-i müekkedeyi. Peki, müekkedeyi biliyorsun da niye kılmıyorsun? Müekkedenin, müekkede olduğu zamanda o sünneti niye kılmıyorsun? İkindinin sünneti gayri müekkede ama gene kılmaya çalışacaksın. Mümkün olduğu kadar. Sünneti kırpıştırır efendim, bilmem ne yaptırtır. Duayı yaptırtmaz. Essalamu aleyküm ve rahmetullah, essalamu aleyküm ve rahmetullah. Benim pabucum nerde? Hop, hadi Allaha ısmarladık. Hayrola, nereye gidiyorsun? E uçuyorum, namazı kıldım. E bu namazın bir allahümmeentesselamu yok mu, salât-u selamı yok mu, yani ne bu böyle? Acele. Sıkılıyor, şeytan sıkıyor içerden, acele ettiriyor. Şeytanın bir oyunu, aceledir muhterem kardeşlerim. Bir oyunu, yaptırmama, bir oyunu, tehir etmek, bir oyunu, aceleye getirmek. Yoo, ben Esad hocamdan İskender paşa camiinde duydum, öyle namazı acele kılmak yok. Allahuekber derim, güzelce okurum, rükûmu, secdemi, hakkını vererek yaparım. Hakkını vermeye ne diyor namazda, böyle usulünü, tam uygun uygulamaya, güzel yapmaya ne deniliyor? Ta’dîl-i erkân. Ta’dîl-i erkân ne demek? Her namazın, her bölümüne, hakkını, adaletli vermek demek. “Ta’dîl” güzel yapmak, adaletli yapmak demek. Ta’dîl-i erkân. Ayakta durmasını, adaletli güzel yaptı, hakkını yemedi, çalmadı. Rükûsunu adaletli yaptı, çalmadı. Secdesini, adaletli yaptı, çalmadı. Subhanallahı çalmadı, süp demedi. Efendim, her şeyi güzel yaptı, tamam. Ta’dîl-i erkân. Ta’dîl-i erkân ile namaz kılacağım ben.
E şimdi şeytan bunu nasıl aldatsın? Çetin ceviz, kılma dedi, kılacağım diyor, tehir etti, tehir etmem diyor, başlar yaltaklanmaya, methetmeye. Ya sen ne iyi müslümanmışsın be, maşallah ya. Allah Allah, sen şöyle halkın karşısına çık, herkesin göreceği bir yerde, öyle bir namaz kıl ki, herkes görsün, namaz nasıl kılınırmış anlasın, göster bakalım bir millete, namazın nasıl kılındığını? Şimdi ne yaptırıyor? Gösterişe kaydırtıyor, çünkü gösterişi de Allah sevmiyor. Gösteriş de, riyakârlık deniliyor. Riya, göstermek demek Arapçada. Gösterme, yani başkası görsün diye, bak ben ne kadar namaz kılıyorum, görün ey cemaati müslimîn. Allahuekber, bak görüyor herkes. Tamam, şişiyor kabarıyor filan. Ha buna derler riyakârlık, gösterme, başkasına göstermek için amel yapmak. Bu da amelleri iptal eden bir sebeptir. Riya oldu mu, Allah o ameli kabul etmez. Riya yaptırmak istiyor. Tamam, sen çok namaz kılıyorsun, çok güzel namaz kılıyorsun, sen tamam şey yap.
Bazıları vardır, böyle ibadetleri, ha ben onu çok güzel yaparım, yani övünmek gibi olmasın ama ben o hususta bir taneyim filan der. Şeytan oradan pohpohluyor, şey yaptırtıyor kendini beğendirtiyor, bir de gösterişe kaydırtıyor, oradan Allahın sevmediği bir kul durumuna getirmek istiyor, dört. Yok, ben öylede şey yapmam, ben gösteriş taraftarı değilim, mütevazıyim, kendimi beğenmiş bir adam da değilim, işte şöyle kıyıda kendi halimce namazımı kılacağım. “Öyle mi? Vay be, sen benim umduğumdan daha da iyi bir insanmışsın, o zaman sen, hakikaten bu gösteriş çok kötü, gösterişçiyi, riyakârı, Allah sevmiyor, en iyisi sen namazını evinde kıl, camiye de gelme, hiç kimse görmesin, evinin bir köşesinde sessiz sedasız namaz kıl.” Şimdi ne yapıyor? Cemaatten koparmak istiyor. Yani her fikir, her duyguyu, ters kullanıp, şeytan aldatmaya çalışıyor filan. Böyle, kademe kademe peşini bırakmaz, şeytan insanın yakasını bırakmaz. Namaza durduğu zamanda, aklına başka şeyler getirir. “Ha, sen bakkaldan ne alacaktın? Hanım ne demişti? Ya git başımdan, ya şimdi ben namaz kılıyorum, Allah Allah! Ama hani listenin üçüncüsü neydi?” “Dur unuttum”. Bak, hemen namazda, hemen bakkalla efendim, listeyle ilgili şeyleri hatırına getirtiyor, namazı hakkını vererek, böyle huzur içinde kılmasın diye. Aklını karıştırır, rekâtları unutturur. Hay Allah tuh ben ikinci rekâtta mıydım, üçüncü rekatta mıydım? Oturacak mıydım, kalkacak mıydım? Üç mü kıldım, dört mü kıldım? Nerden? Şeytandan. Şeytan böyle uğraşır muhterem kardeşlerim.
İnsanı aldatmak vazifesi olan, vazifesi bu olan, ahdi bu olan, bir mahlûktur şeytan. Onun için, çarşıya pazara da, bayraklarıyla ordusuyla gidiyor. Bayraklarını açarak gidiyor. Müşteriyi de aldatıyor, satıcıyı da aldatıyor.
Hanım da gitse, beyde gitse, çarşıya pazara, dinimizin ahkâmına uygun alış veriş yapsın. Ölçü tartı ve saire sözler dürüst olsun. Oturmalar, kalkmalar, konuşmalar, haramdan, günahtan korunarak yapılsın. Çok daha başka şeytanlıklar vardır tabi, benim hatırıma geliveren şeyler bunlar. Çarşı Pazar, çok tehlikeli yerlerdir. Mayınlı yerlerdir. Mayınlı, mayınlı manevi mayınlı yerlerdir, orda tehlike vardır yani. Hemen usulüyle yap, Allaha sığınarak, dua ederek, git gel.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.