18.08.1996 - Vitir Namazı, Kurban Kesmek

18.08.1996 - Vitir Namazı, Kurban Kesmek
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnne'l-abde tukbadu rûhuhu fî-menâmihi fe-lâ yedrî etüreddu ileyhi em lâ? Fe-yekûnu kad kadâ vitrahû hayrun lehû. Ve men sâme selâsen mine'ş-şehri fe-kad sâme'd-dehre. Li-enne'l-hasenete bi-aşri emsâlihâ. Ve yusbihu'l-abdu ve alâ-külli sülâmâ minhu zekâtün. Kîle yâ Resûlallah, ve me's-sülâmâ? Kâle re'sü külli azmin min cesedihî. Fe-izâ sallâ rek'ateyni bi-erba'i secedâtin fe-kad eddâ mâ alâ cesedihî min zekâtin.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
İbn Asâkir an ebî'd-derdâ kâle: Emeranî resûlullahi aleyhi's-salâtü ve's-selâmü en lâ enâme illâ alâ-vitrin ve emeranî bi-sıyâmi selâseti eyyâmin mine'ş-şehri ve emeranî bi-erba'i secedâtin ba'de'r-tifâ'i'ş-şemsi li-d-duhâ. Sümme fesserahünne lî. Kâle fe-zekerehû.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Uzunca bir hadisin teberrüken mübarek sözlerini okuyarak dersimize başlıyoruz.
Okuduğumuz hadis-i şerifler Râmûzü'l-ehâdîs kitabımızın 104. sayfasının 2. hadis-i şerifi ve devamı olacak inşallah.
Bu hadis-i şerifin içinde pek çok nasihat ve bilgi var. Uzunca bir hadis-i şerif. Şimdi yavaş yavaş cümlelerini okuyup açıklamaya Allah'ın lütfuyla izniyle başlayalım.
İnne'l-abde. "Hiç şüphe yok ki, Allah'ın bir kulu." Allah'ın kulunun Tukbadu rûhuhû. "Ruhu alınır, kabz olunulur." Fî menâmihi. "Uykusunda." Kul uyuduğu zaman onun ruhu kabzolonur, alınır. Kabzetmek, "almak" demek. Fe-lâ yedrî etüreddü ileyhi em lâ. "Bilinmez ki kendisinden alınmış olan ruhu kendisine geri verilecek mi verilmeyecek mi?"
Yatan uykusundan uyanacak mı uyanmayacak mı? O uyku öyle başladı, gitti gider. Ruhu teslim olup ölüp gidecek mi, yoksa kalkıp tekrar yaşayacak mı?
Bizim rahmetli bacanak, biz burada değildik Almanya'daydık, akşam yatmış şu bizim [İskenderpaşa] camiinin meşrutasında. Onun da adı benim gibi Es'ad. Sabahleyin hanımı "Es'ad" demiş ama cevap vermiyor.
Neden?
Ruhu uçmuş gitmiş. Hanımı yanında ama sessiz sedasız ahirete göçüvermiş. Belli olmuyor. İnsan uyudu mu, uykuya yattı mı ruhu alınıyor. Bilmem geriye verilecek mi, yoksa verilmeyecek mi?
Bunun için, fe-yekûnü kad kadâ vitrahû hayrun lehû. "Vitir namazını kılıp da yatması onun için daha hayırlı olur."
Çünkü vitir namazını kılmadan yatar, uyanamaz, vitir namazını kılmadan göçmüş olur. Onun için, kılmış olarak yatması onun için daha hayırlıdır.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hadis-i şeriflerinde "Vitir namazı kılmadan sakın yatmayın." diye çok tenbih eylemiş. "Gecenin sonunda, yatma zamanınız geldiği zamanda mutlaka vitir namazını kılın, aman kılmadan yatmayın!" diye çok hadis-i şerifler var. Onun için vitir namazı kılmak vacip; kuvvetli, önemli, sünnetten daha yüksek önemli bir nasihat. Kılınması lazım.
Mevzu burada bitiriyor. Hadis-i şerifin devamında başka mevzuya geçiyor.
Peygamber Efendimiz' in zamanında, "Vitir namazı kılmadan yatmayın, vitir namazı geceleyin kılınsın." diye buyurduğu için Peygamber Efendimiz, namazını tehir edenler olmuş. Yatsıyı kıldıktan sonra yatıp sonra kalkıp vitir namazını kılarız diyenler olmuş. İnsan bazen yorgun, hasta, bitkin, rahatsız oluyor, derin bir uykuya dalıyor kalkamıyor. Bazıları da kalkıp kılamamış. Onun için bu hadis-i şeriften Efendimiz' in tavsiyesini öğrenmiş oluyoruz.
Ne olur ne olmaz vitir namazını kılıp öyle yatın. Çünkü insanın ruhu uyuduğu zaman insandan alınır. Geriye verilecek mi verilmeyecek mi, artık o bilinmez. Onun için vitir namazını kılmış olarak yatmak daha iyidir diye Efendimiz bu hadis-i şerifinde tavsiye buyuruyor.
Biz yatsı namazını kıldıktan sonra son sünneti de kılıp vitri camide kılıveriyoruz. Camide de kılınır, evine gidip "Evimde de namazdan şöyle bir parça kılınmış olsun da evim de mübarekleşsin, evim de ibadethane olsun." diye kılınabilir. Sabah, yatsı, öğlen ve ikindi namazında sünnetler evde kılınır, camiye sünnet kılınmış olarak gidilebilir. Onun için camilerde de ezan ile ikamet arasında biraz mesafe bırakmak iyidir.
Bunu Suudi Arabistan hükümeti rakamlara bağlamış. Diyor ki;
Öğle ezanı okunduktan sonra 20 dakika geçmeden kamet getirilmez. Müezzinlere, "Getirmeyeceksiniz ha!" diye emrediyor. İkindide şu kadar, akşamda beş-on dakika, yatsıda şu kadar, sabahta yarım saat, neyse bir zaman koymuş ortaya. Herkes eşit olarak şey yapsın diye.
Bu çok faydalı oluyor. Çünkü insan ezanı duyuyor, uykudaysa kalkıyor. İşi varsa işini derliyor toparlıyor, abdestini tazeliyor, rahatlıyor, camiye geliyor veya evinde namaz kılıp camiye öyle geliyor diyelim, hatta camide biraz oturuyor, Kur'ân-ı Kerîm açıyor okuyor; zikir, dua, tesbih ile zamanını değerlendiriyor, saati gelince namaza başlanılıyor. Güzel.
Mehmed Zahid rahmetullahi aleyh Hocamız burada [İskenderpaşa'da] vazifeliyken onun zamanında namazlar için uzunca bir ara bırakılırdı, farza durulmak için biraz beklenilirdi. Hocamız rahmetli de sünnetleri evinde kılardı. Müezzin camdan kapıyı gözlerdi, hocamız kapıyı açıp da geliyor mu diye. O ne zaman gelirse, kapı açılıp bu tarafa doğru yürürken ona göre müezzinliğini yapmaya başlardı. Bunlar ibadete bütün kardeşlerin yetişmesi, cemaatin yetişmesi bakımından güzel oluyor.
Güzel olmayan şey nedir?
Mesela ben bir ara İstanbul dışında bir mahallede oturdum. Evimiz ile cami arasında beş tane ev var, altıncısı cami. Ezan okunduğu zaman evimden çıkarsam farza yetişebiliyordum zar zor. Sünnet kaçıyor. Bazen de biraz da oyalansam farz bile tehlikeye girebiliyordu. Çok çabuk kılıyorlar.
Burada iyi olmayan taraf ne?
İnsanın müezzine dönüp de şöyle diyeceği geliyor:
Be mübarek, sen beni çağırdın, hayye 'ale's-salâh demedin mi sen?
Tamam.
Ben de namaza geldim, namaz kılınmış. Madem, beni beklemeyecektin, ne diye böyle çağırdın?
Ezanda bir çağırma yok mu, davet değil mi ezan?
Hayye 'ale's-salâh. "Namaza gelin." Hayye 'ale'l-felâh. "Felaha, kurtuluşa gelin." diye çağırıyor. Geliyorsun, namaz bitmiş, felah gitmiş.
O zaman ne oluyor?
"Gel bizim evde yemek yiyelim."
Evine gidiyorsun, "Tamam biz yemeği yedik, sofrayı kaldırdık, sen aç bekle." demek gibi bir şey oluyor.
Biraz mesafe konulması iyi. İşin latife tarafı bir tarafa, ezanın mânasına da uygun.
Onun için Suud'da onlar öğleden sonra uyur. Hava çok sıcak olduğundan çalışılmaz, uyurlar. İkindi ezanını duyar adam terli kalkar, gider duşunu yapar; yıkanır, giyinir, camiye gider; sünneti kılar, biraz daha bekler. Hoş, güzel oluyor. Bu da ibadetlerin sevaplarını güzelce herkes alsın diye bir çare.
Efendimizin hadis-i şerifi devam ediyor.
Ve men sâme selâsen mine'ş-şehri. "Kim aydan üç günü oruçla geçirirse."
Şehr, Arapça' da "Ay" demek. Şehr-i Ramazan, "Ramazan ayı", Şehr-i Şaban, "Şaban ayı" demek. Şehr Arapça' da "ay", Farsça' da "belde" demektir. Şehr-i İstanbul, şehr-i Burusa, şehr-i Konya, Konya şehri demek. Farsça' da kelime başka bir mânada, biz o mânasını almış kullanıyoruz, Arapça' da bir başka mânaya.
Arabî aylardan bir ayın üç gününü oruçlu tutan bir kimse, Fe-kad sâme'd-dehre. "Bütün zamanını oruçlu geçirmiş gibi sevap alır."
Neden?
Sanki matematik formülü, matematik hesabı, rakamla yapılan hesap gibi besbelli bir şey.
El-hasenetü bi-aşri emsâlihâ. "Yapılan iyi bir işin mükâfatı on mislidir."
Daha fazla da olabilir de en aşağı Allah'ın lütfuyla keremiyle on mislidir. Üç gün tuttu, on misli olunca 30 ediyor.
Bir ay ne kadar? 29 gün, 30 gün.
Tam bütün ayı oruçla geçirmiş gibi olduğu hesaptan da çıkıyor. Efendimiz söylemiş, oradan da çıkıyor.
Demek ki bir ayda üç gün oruç tutuversek, her ayda üç gün oruç, üç gün oruç, üç gün oruç, bütün sene oruç tutmuş gibi Allah sevap verecek. Ömrünü oruçla geçirmiş gibi sevap alacak.
Peki hocam tutalım. Ne zaman tutalım?
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuş ki; "Bir ayın başında, ortasında ve sonunda tutarsanız olur."
Kendisi ayın ortasındaki 13, 14, 15'inde oruç tutmayı hiç bırakmamış.
Arabî ayların 13, 14, 15'inde ne vardır?
Geceleri mehtap vardır. Ayın 14'ü diyoruz, böyle yusyuvarlak pırıl pırıl mehtap vardır.
Demek ki mehtaplı gecelerin gündüzlerinde Efendimiz oruç tutuyormuş. Bu mehtaplı gecelerin gündüzlerinin Arapça' da hususi bir adı var.
Bugünlere ne derler?
Eyyâm-ı biyz. "İ" ile, beyz değil. Beyz olursa "yumurta" demek. Mâna değişir. Biyz, ebyaz ve beyzâ kelimesinin çoğulu. Ebyad, "beyaz" demek. Çoğulu biyz gelir.
Eyyâm-ı biyz; "ak günler; pırıl pırıl, ak, nurlu günler" demek.
Nereden nurlu oluyor?
Manevi bakımdan sevap çok olduğundan ak gün, nurlu gün diye; yevmün ebyad, "ak gün" diye bildirilmiş.
Bu eyyâm-ı biyz oruçlarını Efendimiz hep tutmuş. Bizim de hocalarımız derviş olarak, mürit olarak bizlere hep tavsiye ederlerdi.
Eyyâm-ı biyzde oruç tutun.
Niye? Efendimiz tutardı da ondan.
Bizim Arabî ayların takibini güzel yapmamız lazım. Birçok ibadetimiz Arabî ayların başlangıcını, ortasını, sonunu bilmemizi gerektiriyor. Başında ortasında sonunda oruç tutacaksak, hangi aydayız, neresindeyiz diye bilmemiz lazım.
Ya eyyâm-ı biyzde oruç tutun, ya her Arabî ayın başında ortasında sonunda tutun. Ortasında tutunca, kendiliğinden eyyâm-ı biyzın bir tanesini tutmuş oluyorsunuz. Çünkü ortasında eyyâm-ı biyz [var].
Bu da Peygamber Efendimiz' in bir tavsiyesi, hatırınızda kalsın.
Orucun faydası ne?
Peygamber Efendimiz bildiriyor ki:
"Orucun mükâfatını Allah verecek. [Allah-u Teâlâ] 'Oruç benim için tutulmuştur. Onun mükâfatı bana aittir.' diye [buyurdu.]"
Oruç sabır ibadeti olduğundan, insan sabrediyor, kendisini tutuyor. Yiyecek ama yemiyor. İçecek ama içmiyor. Nefsine hâkim oluyor.
"Benim rızam için iştihasını frenledi, kesti. Benim rızam için arzularını tuttu, frenledi, önüne geçti, yapmadı. O halde onun mükâfatını ben vereceğim." diye Allah-u Teâlâ hazretleri oruç tutana büyük mükâfat vadediyor.
Onun için, orucu ramazanın dışında da böyle güzel günlerde tutmalıyız. Her ayın başında ortasında sonunda eyyâm-ı biyz günlerinde oruçlu olmayı bundan sonra yazın.
Şimdi bizde Diyanet, Hicret, Mevlâna takvimi gibi güzel duvar takvimleri var. Duvara [asıyoruz], her gün sayfasını koparıyoruz. Bu bir takvim çeşidi.
Bir de benim hoşuma giden başka takvimler var. İnşallah önümüzdeki zamanlarda onları çıkartalım. Duvara, şu halının asıldığı gibi, kocaman bir şey asılıyor. Ama o kadar büyük değil tabi. Bir şey asılıyor, yılın her günü orada var. Ocak, şubat, mart, nisan, mayıs, haziran, temmuz, ağustos, eylül... hepsini sıralamış; bir iki üç dört beş altı yedi sekiz dokuz on, 11, 12, 13, ... 30, 31. Aşağı doğru sıralamış, her günün bir [sırası] var. O günlerin böyle gözümüzün önünde olması iyidir. O günlerin mühim olanlarını kırmızıya boyarız, işaret ederiz; "Şu vakitte şu ibadeti yapacağım." diye yazarız. Gözümüzün önünde manzara durur. Bugün ne yapacakmışım oradan belli olur.
Şimdi ne yapacağız?
Bu hadis-i şerifi okuduk. Peygamber Efendimiz' in sünnetini ihya etmek istiyoruz, sünnetine uymak istiyoruz.
Çünkü Peygamber Efendimiz' in sünnetine uyanlara, yaşanmayan bir sünneti yaşatanlara, yapılmayan bir sünneti yapmaya başlayanlara, ihya edenlere ne var?
Yüz şehit sevabı var. Onun için, o sevapları almak için Peygamber Efendimiz' in sünnetini tutacağız.
"Sarıkla kılınan namaz sarıksız kılınan namazdan 70 kat daha sevaplı." diye [yapıyoruz].
[Mithat] abime de [Ahmetçe] yalıda bir cübbe bir de sarık hediye ettim. Sarıldı. Heybetli [biri] oldu. Yakıştı.
Benim gözüme göre yakıştı ama bazıları da demişler ki; "Aman sen bunu sadece camide kıl [sar], namazda kıl [sar], çok acayip oluyorsun."
Sünnet-i seniyye olan bir şeyi hazmedememek acayiplik aslında. Ona da alışacağız.
"Ya sakal bırakma, çok acayip oluyorsun."
Hayır. Ben acayip olmadım senin sözün acayip oldu. Çünkü erkeklerin sakal bırakması sünnet; sakalın kazınması haram! Onun için mazeret varsa, mazeret meşru ise Allah affederse affeder. Ama bırakmak lazım.
"Efendim kıllar çıkmış oluyor, işte şey oluyor."
Kafanın tepesinden çıkan saçlar makbul de aşağısından çıkan kıllar niye makbul değil? Bu uzatılıyor, taranıyor, örülüyor bilmem ne oluyor da bu niye makbul değil?
Peygamber Efendimiz ne demişse onu yaparız. Kesin dediği yeri keseriz, bırakın dediği yeri bırakırız.
Koltuk altımızı kırt kırt kırt kesiyoruz.
Neden?
Orada ter birikiyor, teke gibi kokuyor insan. Birisi konuşmaya gelip iki dakika söz söylerken burnunu tutuyor hocam, konuşur konuşmaz fırt dışarı kaçıyor, "Zehirlenmekten kurtuldum." [Diye] derin nefes alıp veriyor. Demek ki [o zaman] koltuk altının kazınması isabetli, hikmetli.
Ne diyoruz biz? Hikmetli.
Bir şeyin yerli yerinde olmasına hikmet derler. Koltuk altının kazınması da sakalın bırakılması da hikmetli. Sakalı bırakan insanların dişleri sağlıklı oluyor, boğaz ağrıları olmuyor.
Neden? Koruyor.
Tabii boyun atkısıyla insanın buraları korunmuş oluyor. Allah yaratmış.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"Sakallarınızı uzatın, bıyıklarınızı kısaltınız."
Bunun hikmeti ne?
Onun hikmeti de burun temizlenirken kolay olsun, altı temiz olsun diye burası kısaltılacak.
Uzun olursa ne olur?
Hop kıvrılıyor, fırt kıvrılıyor, ağzının içine giriyor. Çünkü [bıyıklar] biraz fazla uzadı mı ya böyle yapacaksın ya böyle yapacaksın, yapıştıracaksın, kıvıracaksın. Onun en doğrusu "Bıyıklarınızı kısaltın." buyurmuş.
Nasıl kısaltırmış Peygamber Efendimiz?
Derisi belli olacak kadar kısaltırmış.
"O zaman erkek yakışıklı olmuyor. Erkeğin yakışıklısı tıraşlanmalı, her tarafı bembeyaz olmalı."
O senin dediğin hanımlar için.
Allah bizi böyle yaratmış. Cenâb-ı Mevlâ'nın hilkati böyle.
Arslan yeleli olur, değil mi? Böyle kocaman yelesi olur. Horoz bir başka türlü oluyor da tavuk bir başka türlü oluyor. Bizi de Allah böyle yaratmış.
Kadında bu makbul değil, böyle olunca gidiyor tedavi görüyor. [Sakal] bıyık çıkmaya başladı mı bir iki şey, gidiyor onun kökünü yaktırıyor, ne yapsın acayip oluyor diye.
Demek ki aslında biz kendimiz ortaya bir şey koymuyoruz; her şeyi bilen Allah-u Teâlâ hazretleri sevgili Peygamberine her şeyi öğrettiğinden biz Peygamber Efendimiz' in yaptığını yapıyoruz.
Sakal bırakmış, bırakıyoruz. Bırakana ne mutlu. Bırakamayanlara da Allah nasip etsin; mazereti vardır, talebedir, memurdur, ona bir şey demiyoruz.
Almanya'da sakallı bakan, sakallı asker, komutan gördüm. Sakallı, hem de top sakallı polis memuru gördüm. Demek ki olabiliyor, olur dersen oluyor. Almanlar olur, karışmam senin sakalına demiş; polise de askere de memura da karışmam demiş, olmuş.
Bizde bu ayrıca sevap. Onun için ben olsam, vebalden kurtulmak için olur deyiveririm.
Ben çeşitli kıyafetler giyiniyorum. Kıyafetin içinde de arayış içindeyim. Kısa giyinsem insanın butları, bacakları vesairesi görünüyor.
Ne yapmak lazım? [Kıyafetin] uzun olması lazım.
Kılık kıyafet arayışlarını sürdürüyorum, bir şeyler yapıyorum. Arkadaşlar da bakıyorlar, "Hocam güzel olmuş." [Diyorlar].
Güzel olduğunu sen de taklit edersen anlarım ben. Lafla güzel olmuş değil.
Bir erkek tepeden aşağı uzun bir kıyafet giydiği zaman, hatta hanım da öyle, heybetli oluyor. Bu muhakkak. Bol kıyafet giydiği zaman rahat oluyor. Bu da bir gerçek. Daracık, sımsıkı, sıkıştırılmış, zor giyilmiş, hıh yapmış kemerini bağlamış...
Rahat giyin kardeşim. Ne onu giyen kadın rahat ne onu giyen erkek rahat. Nasıl olsun?
Şöyle rahatını, sıhhatini düşün, kan deveranı engellenmesin. Doktorlar var, sor. "Böyle bir şey insanın vücuduna sımsıkı sıkarsa iyi mi olur, kötü mü olur?" diye doktora sor. Ben susayım, o söylesin. Herhalde deveran etmesi, hava alması daha iyi.
Her şeyimizi sünnete uygun yapacağız. Tamam.
Giyimde, yeme içmede sünnet. İbadetlerin yapılışı; akşam vitir namazı kılmadan yatmayacağız. Her yılın her ayın üç gününde oruç tutacağız.
Böyle bütün günleri gördüğümüz bir duvar takvimi yaparsak, oraya işleriz, kalemle yazarız. Hatta bu daimî de yapılabilir. Kurşun kalemle yazarsın, silersin, her sene işaretlersin.
Mesela ne demiştik?
Kurban Bayramında kurban kesiliyor da Ramazan Bayramında kurban kesmek yedi yüz misli sevap.
Hemen ne yapacaktınız? Ramazan Bayramının ilk gününe yazacaktınız.
Es'ad Hocam camide söyledi, "Bugün kurban kesersem yedi yüz misli sevap alıyormuşum." diye yazacaksınız. Oraya baktığınız zaman, ha bugün kurban kesme günüm. Gidelim, arayalım diye bu işi yapacaksınız.
Bu planlı, programlı, düzenli, sevaplı, ecirli çalışmadır.
Bir şeyi öğrendiğin zaman yazıyorsun.
Ben şuramda [gömleğin cebinde] defter gezdirilmesini tavsiye ediyordum. Kendim de cebime defteri, kalemi koydum, bir şey oldu mu yazacağım.
Tamam, duydum, yazdım.
Vaazda her ayın üç gününde oruç tutmak Efendimiz' in tavsiyesiymiş, tamam. Bunu yazdım. Eve gittiğim zaman da oradaki çizelgeme, duvardaki büyük yaygın yıllık takvimime işlerim, olur biter.
"Hocam yıllık takvimim öyle değil."
Tamam. Bu takvimin sayfasını aç, orasına yaz. O da olur. Oraları kırmızı bir ispirtolu kalemle çarpı işaretiyle işaretle. O kırmızı kocaman bir işaret geldiği zaman onu gör; "Demek ki bugün yemek yemek yasakmış." [Dersin], akşamdan niyetlenirsin mesela.
Ne yapacağız?
Sevap kazanmak istiyoruz. Ömrümüzü Allah'ın rızasına uygun geçirmek istiyoruz. Bunun için de size küçük tedbirler söylemiş oluyorum.
Başka ne buyurmuş Efendimiz tavsiye olarak? İzahını yapmış:
"Kim bir ayın üç gününü oruçla geçirirse bütün zamanını oruçlu geçirmiş olur."
Li-enne'l-hasenete bi-aşri emsâlihâ. "Çünkü yapılan iyi bir şeyin mükâfatı on misliyledir."
En aşağı on misliyledir. En aşağı mükâfatı on mislidir.
Yukarısı? Yukarısı sonsuza kadar gider.
Ramazan Bayramında kurban kesmek on misli değil, 700 misli. Ana babasına masraf yapmak 700 misli.
Git annene babana bir mendil al, bir çorap al. Cuma günü, "Babacığım sana cumalık çorap aldım, buyur." de; elini öp, ondan sonra duasını al. "Dur şu çorabı sana giydireyim babacığım. Sana bir tane misk aldım, amber aldım." de hediye et, sürünsün.
"Vay be bizim oğlan maşallah ne kadar iyi, Allah nazardan saklasın. Elalemin çocuğu şöyle yapıyor böyle yapıyor, benimki Allah'a hamd-ü senalar olsun, şaşırmamış..." diye dua edecek tabii. Annenin babanın duasıyla insan cennete giriyor.
Anneye babaya yapılan masraf bire 700. Evine, çoluk çocuğuna, hanımına yaptığı masraf da bire 700. Nafakatüke alâ ehlike. Onun için eve de bol bol götüreceksin. Dolduracaksın fileleri; elma, armut, üzüm, kavun, karpuz, meyve, sebze, götüreceksin eve, belki küfeyle alacaksın çarşamba pazarından, perşembe pazarından, döktüreceksin eve, bol bol. "Yiyin kuzularım. Yiyin, buyurun, alın." diyeceksin.
Neden? Bire 700. O da bire 700.
Hanım memnun, çocuklar memnun, gözleri tok, vitaminli, güzel yemek yedikleri için yanakları kırmızı kırmızı, iştihaları yerinde. Bak her şey güzel oluyor.
Zikrullah, Allah Allah Allah Allah demek, mükâfatı bire 70 bin. Bir defa Allah diyor, 70 bin misli sevap. İçinden zikretmenin, dışarıdan Allah demiyor da içinden söylüyor, mükâfatı dille, dışarıdan aşikâre söylenenin 70 kat daha fazlası. Bunları ezberledim ben, size de çok çok söylüyorum ezberleyin diye.
Yetmiş binin 70 kat fazlası ne ediyor?
Yedi kere yedi 49, şu kadar sıfırı şuraya ekle, üçer üçer ayır, 4 milyon 900 bin.
"Yapma hocam! Rakamda bir hata yok mu?" Yok.
70 binin 70 katı. 4 milyon 900 bin, içinden bir kere Allah derse.
Allah dedim.
Ne yaptın? Yutkunur gibi yaptın hocam.
Ne yaptın?
İçimden, Allah! dedim. İçimden ama; sen de duymadın, kimse bilmedi. İşte onun bir defası 4 milyon 900 bin.
Eee, bundan da yükseği var mı?
Bundan da yükseği, Allah'ın bi-gayri hisab verdiği, hesaba rakama sığmayanlar da var. Hesapsız bi-gayri hisab ikramı var.
Ankara'da misafirlikteydik. Hocamıza bir vaiz efendi sordu. Dedi ki;
Hocam böyle çok sevaplı bir şeyler [var mı?]
Hani insan Mekke'de namaz kılıyor, 100 bin misli sevap alıyor. Peygamber Efendimiz' in mescidinde kılıyor, 1000 misli sevap alıyor.
Acaba böyle çok sevaplı bir şeyler var mı?
Hocamız "Var!" dedi. Hemen ağzından soru çıkar çıkmaz, düşünmeden "Var!" dedi.
"Nedir hocam?" dedi.
"İnsan zikrullaha çalışa çalışa çalışa zikrullah bütün vücudunu tesir altına alır. Bütün vücudu, bütün zerreleri Allah der. Parmağı, kılları, ayağı, dizi, derisi, her tarafı Allah der; hücreleri zerreleri sayısınca Allah der. Onun için bir Allah dedi mi, artık hücreler, moleküller, zerreler sayısı tabii o çok fazla oluyor.
Ona ne diyorlar?
Sultânu'z-zikir. Zikrin vücuda yayılması, dağılması, hâkim olması, tüm vücudun zikretmesi hali diyorlar.
Demek ki sevaplı işler çokmuş. En aşağısı, bir iyiliğin karşılığı on misli olduğundan, üç gün oruç tuttu mu 30 gün ediyor, böylece bütün sene oruçlu olmuş oluyor her ay üç gün tutarsa.
Ve yüsbihu'l-abdü ve alâ külli sülâmâ minhu zekâtün. "Kul sabahleyin güne başladığı zaman, bütün vücudunun her eklemi için bir zekât borcuyla başlar." Yüsbihu "sabaha çıkmak, sabahlamak" demek. Sabaha çıktın mı, sabahleyin yataktan kalktın mı, şimdi neyin var? Borcun var.
Ne kadar borcun var?
Vücudundaki eklem sayısınca zekât vermen lazım. Bir parmakta kaç tane eklem var. Şurası var, şurası var, şurası var. Bilek var, dirsek var, omuz var. Beş tane parmak, üç kere beş 15, 16, 17, 18; 18 daha, 36; 36 daha, 64. Omurgaların eklemleri vesaire, boynun, başın eklemleri...
Eyvah! Her sabah çok borçlu olarak kalkıyoruz. Her eklem için zekât borcu var.
Allah bizi sevdiği kul eylesin. Dünyada, ahirette iyiliklere mazhar eylesin. Lütfuyla, keremiyle, kahrına gazabına uğramadan, büyük musibetlere fitnelere belalara duçar kalmadan yüksek dereceler ihsan eylesin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin. Tevfikini her zaman her yerde refik eylesin. Şükredilecek şeylere şükretmeyi nasip eylesin. Sabredilecek hususlarda da edebimizi muhafaza edip takdire rıza gösterip (çünkü rıza en yüksek makamdır) sabredip o dereceleri kazanmayı nasip eylesin.
Bi-hürmeti Esmaihi’l Hüsna ve Habîbihi’l Mücteba ve bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
21.07.1996 -
Sabır, Doğru ve
18.08.1996 -
Namaz, Lakap Takmamak
