01.04.1984 - Görmeden İman Edenler, Ashaba Uymak, Müslümanların Birbirine Uyması
17.07.2025
21 dk 27 sn
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Metâ elkâ ihvânî? Kâlû; e lesnâ ihvâneke? Kâle; bel entüm ashâbî. Ve ihvânî ellezîne âmenû bî ve lem yerevnî ene ileyhim bi'l-eşvâk.
Enes b. Mâlik radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.
Bu hadis-i şerifin mevzuu sizlersiniz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri lütuf ile buyurmuşlar ki;
Metâ elkâ ihvânî? "Kardeşlerime ne zaman mülaki olacağım, ihvanıma ne zaman kavuşacağım ne zaman onlarla beraber olacağım?" Kâlû. "Orada mevcut bulunun sahâbe-i kirâm rıdvanullahi aleyhim ecmaîn bu enteresan cümle üzerine, bu ifade üzerine hayretle sormuşlar, demişler ki;
Kâlû; e lesnâ ihvâneke? "Ey Allah'ın Resulü biz senin ihvanın değil miyiz, kardeşlerin değil miyiz?" Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki; Bel entüm ashâbî. "Aksine bizzat siz benim ashabımsınız. İhvanım ise…" Ve ihvânî ellezîne âmenû bî ve lem yerevnî. "Beni görmediği halde bana inanmış olan kardeşler; daha sonra gelip benim devrime yetişmediği, beni görmediği halde bana inanmış olanlar. Benim ihvanım, kardeşlerim onlardır."
Resûlullah'ın kardeşleri, onu görmediği halde ona inanmış olanlar, yani sizler, bizler…
Allah-u Teâlâ hazretleri bu hadis-i şerifin kadrini bilenlerden eylesin.
Ene ileyhim bi'l-eşvâk... "Ben onlara karşı nice şevk duymaktayım, nice şevk duymaktayım, ah bir kavuşsam o ihvanıma diye nasıl bir sevgi beslemekteyim." diye buyurmuş sallallahu aleyhi ve sellem.
Bu hadis-i şerifi hepiniz ezberleyin de ona göre ayağınızı denk alın.
Amr b. Şuayb babasından, o da dedesinden nakletmiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir gün buyurmuş:
"İman bakımından en çok sizin hayretini çeken insanlar kimlerden? Söyleyin bakalım. İman bakımından halkın, mahlukatın en çok sizin hayretinizi çeken, sizi hayran bırakan, şaşırtıcı bir durum arz eden varlıklar kimlerdir? Söyleyin."
Kâlû: el-Melâiketü. "Bu soru üzerine Peygamber Efendimiz' e cevaben dediler ki: Melekler. Meleklerin imanına hayret ederiz, en güzel onların imanıdır, kuvvetlidir imanı."
Çünkü günahsız varlıklar, hiç günahlar yok, suçları yok, bizim gibi düşe kalka yolda yürümeye kalkışıp, yüzü gözü çamur olmuş insanlar gibi değil ki onlar; günahsız varlıklar diye onlar hatıra gelmiş şahısların. Sonra sorulduğu zaman, Peygamber Efendimiz bakın nasıl yerleştiriyor, etrafındaki insanların zihnine malumatı sorarak, cevaplarını alarak, yoklayarak, onların yanlışlıklarını düzelterek. Buyurmuş ki;
Ve mâ lehüm lâ yü'minûne ve hüm inde Rabbihim azze ve celle? "Onların Rablerinin yanındayken onlara ne oluyor ki inanmayacaklar? Mümkün mü? Melek, Allah-u Teâlâ hazretlerinin huzurlarında, onlar her şeyi görüyorlar, onlar inanmasın da kimler inansın! Onların imanlarında şaşıracak bir şey yok."
Kâlû: Fe'n-nebiyyûne. "O halde madem melekler değilmiş, onların imanlarında şaşıracak bir şey yok. Normal olarak inanmaları gerekiyor, elbette inanmaları gerekiyor. O halde peygamberlerdir."
Ve mâ lehüm lâ yü'minûne ve'l-vahyu yenzilu aleyhim? "Onlar niye inanmasınlar, vahiy kendilerine iniyor? Allah'a iman etmemiş olurlar mı; vahiy iniyor kendilerine."
Kâlû: Fe nahnu. "Bilemedik ya Resûlallah, yoksa biz miyiz? Madem peygamberler değil, melekler değil, yoksa biz miyiz?" diye tereddütlü tereddütlü sormuşlar. Peygamber Efendimiz buyurdu ki;
Ve mâ leküm lâ tü'minûne ve ene beyne ezhüriküm? "Siz niye inanmayacaksınız? Ben sizin karşınızdayım. Peygamber pırıl pırıl nur içlerinde; inanmamak olur mu?" Fe kâle Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem. "Baktı ki cevap çıkmadı Peygamber Efendimiz o zaman buyurdu ki."
E lâ inne a'cebe'l-halki ileyye îmânen le kavmün yekûnûne min ba'diküm yecidûne suhufen fîhâ kütübün. "Benim nazarında iman bakımından hayran kalınacak insanlar o kimselerdir ki onlar benden sonra gelirler. Bazı yazılı sayfalar bulurlar, içinde yazılar vardır, bazı kitaplar vardır, içinde yazılmış, bilgiler vardır." Yü'minûne bimâ fîhâ. "O kitaplara iman ederler."
Peygamber yok karşılarında, başka kimse yok diye, işte Kur'an diye öpüp başımıza koyuyoruz işte Resulullah’ın hadisleri diyoruz. Dağları, dereleri, denizleri aşıp geliyoruz Resulullah’ın hadisini dinleyeceğiz diye, elhamdülillah.
Allah bizi taklîden yaptığımız şeyin hakikatine erenlerden eylesin, o şuura sahip eylesin. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in ihvanı olmanın ne kadar şeref olduğunu idrak edip de ona ihvanına aykırı iş yapmayan kullarından eylesin. Yakışır mı; sallallahu aleyhi ve sellem'in ihvanı olalım, kardeşleri olalım o bize şevk duysun biz ondan uzak duralım, biz onun yolundan ayrı yol çizelim, başka yollara gidelim?
ABD'linin, İngiliz’in, Çin'in, Rus'un…
Dünyanın neresinde bir fikir varsa Türkiye'de! Sübhanallah!
Ya dünyanın en sağlam fikri, en güzel fikri bizde, dünya mü'min olup geliyor, siz nereye gidiyorsunuz?
Dünya dolaşıyor, Müslüman oluyor aklı başında insanlar, biraz namusu, biraz haysiyeti olanlar, biraz dünyanın boşluğunu hissedip de bir gün gelip ahirete göçeceğini anlayanlar, hissedenler, aklını başına devşiriyor da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kıymetini anlıyor. Kur'ân-ı Kerîm'in şaşaası karşısında gözleri kamaşıyor, Müslüman oluyor.
Kanadalı bir şahıs geldi kapıdan girdi oturduğumuz salona, tipi zenci, giyinişi ABD'li, o taraftan.
"İsminiz nedir?" diye İngilizce sordum.
"Yahya." dedi. Ben "John" diyecek diye bekliyorum;
"Yahya." dedi.
"Ben yedi senedir Müslümanım." dedi.
"Peki, nasıl Müslüman oldun?"
"Beni Kur'ân-ı Kerîm Müslüman etti." dedi.
Kimisi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini okur, oradan yola gelir, kimisi Kur'ân-ı Kerîm'i okur oradan yola gelir. Biz de doğru yoldayken başka yol arıyoruz.
Fe mâzâ ba'de'l-hakki ille'd-dalâl.
"Haktan sonra insan başka yol seçerse insan nereye gider?"
Dalaletten başka yol var mı haktan başka? Hak yoldan çıkıyorsun, nereye gidiyorsun?
Oraya gidersin, buraya gidersin hakka gitmezsin, çünkü hak yolu bıraktın başka bir yere gidiyorsun.
Nereye gidersin?
Hak yol bir tane. Ondan sonra nereye tâbi olursan ol, kıymeti yok, hak yol bir tane, o caddeyi bıraktıktan sonra gideceğin yere varamayacaksın. Cennet o caddenin sonunda. Başka bir istikamete gidiyorsun.
Allah akıl fikir versin, Allah şuur versin, Allah imanının tadını dimağımıza yerleştirsin. İmanımızın lezzetini duya duya yaşamayı nasip etsin.
O imanla fedakârlık da güzeldir, hasta olmak da güzeldir, ölmek de güzeldir, yaşamak da güzeldir. Aç kalmak da güzeldir, tok olmak da güzeldir. Hepsi güzeldir, hepsi o imanla tatlanır.
O iman olmadıktan sonra ne köşklerin kıymeti var ne sarayların ne mevkilerin ne makamların…
İnsanın en büyük nimeti nedir? İnsanı en çok mutlu edecek şey nedir? Sıhhat…
Hayır! Hasta insandan olmaz mı? Yandın mı şap gibi?
İnsanın mutluluğu imanındadır. İmanı varsa hasta da olsa şey yapar. Tenini kurtlar yiyen kurt yedikçe şükreden Eyyûb peygamber şu toprakta yatar. Kurt yiyor, üstü kurtlanmış, yaralanmış berelenmiş, sabrediyor.
İnnâ vecednâhu sâbiran ni'me'l-abdü.
"Biz onu sabırlı kul olarak bulduk, ne güzel kuldur!"
Eyyûb aleyhisselâm methediliyor. Biz de hemen küçücük şeyden açarız ağzımızı, basarız feryadı. Sabrın ecrini kaçırırız.
İnne's-sabra inde's-sadmeti'l-ûlâ.
Meselü ashâbî ve ümmetî meselü'l-milhi fi't-ta'âm lâ yasluhu illâ bi'l-milhi.
Bu da Enes b. Mâlik radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Süyûtî 'hasen' demiş. Peygamber Efendimiz yine ashabını ve ümmetini methetmiş bu hadis-i şerifte. Buyuruyor ki:
"Benim ashabımın ve ümmetimin durumu tuza benzer, tuzun durumuna benzer. Malum yemek tuzsuz olunca tadı olmaz. Nasıl yemeğin tadı tuz ekince geliyorsa benim ashabımın durumu da ümmetimin durumu da o tarzdadır."
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashabı yıldızlar gibidir, hangisine uysa insan doğru yolu bulur. Çünkü nurlarını o nûr-ı Nübevet'ten almışlardır, terbiyeyi o medresede görmüşlerdir. Peygamberlik medresesinde, onun huzurunda diz çöküp görmüşler, hangisine uysa insan hak yolu bulur. Onların hayatlarını okumamız gerekiyor, onları kendimize örnek almamız gerekiyor. Nasıl fedakârlıklar yapmışlar, nasıl çalışmışlar, nasıl yaşamışlar, nasıl harcamışlar, nasıl kazanmışlar?
Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretleri Peygamber Efendimiz' in ashabından, İstanbul'da metfun.
Bu yollar biter mi yürümekle?
Tâ Medîne-i Münevvere'lerden, Hicaz'lardan kalkmış burada medfun.
Kimisi Orta Asya'da, kimisi Anadolu'nun filan yerinde, kimisi dünyanın başka taraflarında... Her birisi bir tarafa dağılmışlar.
Neden?
Gaye; Allah'ın dinine hâdim olmak, hizmet etmek, Allah-u Teâlâ hazretlerinin yolunda çalışmak. İhtiyar haliyle;
"İhtiyarlar müstesna kılınmış mı bu ayet-i kerimede? İhtiyarlar müstesna diyor mu? Onlar cihat yapmasınlar diyor mu? O halde ben cihada gideceğim." diyor.
Şemseddîn-i Sivâsî hazretleri -Allah şefaatine nail etsin- Osmanlı devrinin büyük evliyâlullah, büyük şahsiyetlerinden bir muhterem kişi, meşâyih-i izâmdan... Rüya görmüş, cihada gitmesi gerektiğine kâni olmuş, ihvanının uyanıklarından bir tanesine diyor ki:
"Ben rüyada şöyle şöyle gördüm. Bana cihat emrediliyor."
Diyor ki:
"Üstadımız, Efendimiz, zât-ı âliniz daha iyi bilirsiniz ama yaşlandınız, vücudunuza zaaf geldi. Tâ Sivas'tan kalkacaksınız, İstanbul'a gideceksiniz atlar üstünde. Oradan kalkacaksınız tâ Macaristan'a, Avusturya'ya kadar gideceksiniz. Siz büyük cihadı yapın, nefis ile olan cihadı yapın. Malum, Peygamber Efendimiz' in bir hadis-i şerifinde geçiyor ya, bir grup sahabe-i kiram savaştan dönmüşler. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki; 'Küçük cihattan büyük cihada geldik. Kişinin kendi nefsiyle mücahede etmesi meselesine geldik.'"
Medine'ye geldi savaş bitiyor mu?
İnsanın içinde çeşitli duygular var, çeşitli fikirler var.
Şeytan herkesi bir başka türlü aldatır. Herkesin damarının içinde böyle kanın dolaştığı gibi dolaştığı bildiriliyor. Bakar, nereden hoşlanıyor, neden hoşlanıyorsa o yoldan bir çaresini bulup onu alt etmeye çalışır, kusur işlettirmeye çalışır, cehenneme düşürmeye çalışır. Onun için insan onun nefse ve şeytana fırsat vermemesi gerekiyor.
Bu; tasavvuf, bu tarikat dediğimiz şey nedir?
"İnsanın kendi nefsine fırsat vermemesi, Allah'ın emrine ram olması, nefsin şeytanın söylediği yoldan gitmemesi demek. Yoksa taç değil, hırka, tesbih, seccade değildir." diye büyükler söylüyor. Huydur, davranış tarzıdır, hareket tarzıdır.
Nasıl yaşıyorsun, nasıl davranıyorsun? Etraf ile muamelen nasıl? Nasıl geçiyor günün?
Aldatmasın kimse kendisini; işte cihat, büyük cihat oluyor.
"İnsanın kendi nefsiyle mücadele etmesi, zât-ı âli haliniz büyük cihatla meşgul olun. Ötekisi küçük cihat, düşmana gidip düşmanla mücadele etmek."
"Yok. Rüyada gördüğüm işaretler benim fiilen orada düşmanla çarpışmam gerektiğini gösteriyor, onun için hazırlık yapalım." demiş. Başlamışlar kılıç yapmaya, ok, zırh yaptırmaya savaş için, cihat için ne gerekiyorsa onları hazırlamaya başlamışlar. Hazırlamaya başlamışlar. İki sene sürmüş hazırlık, iki sene sürmüş kılıçlar, kamalar, kınlar, oklar, mızraklar yapılacak diye iki sene hazırlık sürmüş. İki sene sonra padişahtan bir ulak, bir haberci geliyor Sivas'a. Diyorlar ki:
"Efendim, padişahtan bir haberci geldi."
Geliyor huzuruna şeyh efendinin;
"Padişah hazretlerinin zât-ı âlinize selamı var Avusturya üzerine sefer açmayı düşünüyor, zât-ı âlinizin de bu seferde bulunmanızı rica ediyor."
"Zaten iki senedir hazırlık yapıyorduk." demiş. Ondan sonra kalkıyorlar İstanbul'a geliyorlar, İstanbul'da padişah diyor ki Şemseddin-i Sivâsî kuddise sırruhu hazretlerine:
"Efendim siz, biz size haber göndermeden iki sene önceden cihat hazırlığına girişmişsiniz. Bunun böylece önceden hazırlanmağa başlanmasından başka acaba yanınızda bu gideceğiniz seferin sonu ne olacak diye bir bilgide var mı, bir işaret var mı? Acaba nasıl olacak bu seferde düşmanın karşısına çıkacağız, ne olacak olan halimiz?"
Buradan çıkıyorlar tâ Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, Avusturya'ya kadar varıyorlar. Eğri kalesi önlerinde düşman deniz gibi… 700 bin mi, daha fazla mı; bakacağım tarih kitaplarına, rakamını öğreneceğim. Düşman çok, çok da iyi hazırlanmış toplar, silahlar, vesaireler teçhizatı çok kuvvetli. Osmanlı ordusunun bir kanadına saldırıyor, o kanadı geriletiyor; öbür kanadına bir top atışı arkasından bir saldırıyor, o kanadı geriletiyor. Padişahın Hazine-i Hümâyûn'u yağmalanmaya başlanıyor. Orta tarafta gidiyor. Padişah ümitsizliğe düşmüş ve çok perişan olmuş. Diyor ki:
"Çağırın şu şeyh efendiyi!" Çağırıyorlar.
"Hoca Efendi ne oldu, hani zafer bizim olacaktı? Nedir bu hal?"
Bozgun başladı, padişahın hazinesi de yanındaki teçhizat, levazımât, para pul, askere verilecek, alınacak şeyler onlarda gidiyor elden.
"Merak etmeyin padişahım. Biraz sonra Behram Paşa diye birisi gelecek. Bir yerden o şey yapacak, ondan sonra durum değişecek, hiç telaşlanma. Metin ol." diyor. Hakikaten biraz sonra Behram Paşa diye birisi imdada geliyor. Arkasından bu yaşlı pîr-i fâni eline kılıcı alıp fiilen savaşın içine giriyor. Arkasından askerler toparlanıyorlar filan. Bir büyük zafer: Eğri zaferi.
Osmanlıların Eğri zaferi. Geçtiğimiz sene Avusturya'da şey yapmışlar II. Viyana'da biz geri çekilmek zorunda kaldık diye düğün, bayram, merasimler, şunlar bunlar, papa bile gitmiş oraya "Türkler burada geri çekildiler" diye.
Bak, âlem kendi tarihine nasıl bağlı! Bir defa biz kuşatmışız. İkinci defa aramızda ihtilaf çıkmış, Kırım'dan gelen asker ile buradan giden asker arasında ihtilaf çıkmış, Kırım askeri katılmayıvermiş savaşa. Yoksa Viyana'nın Kahlenberg tepesine kadar gelmişler.
Şehir, surlar böyle ayaklarının altında.
Oraya otağ kurmuşlar, şimdi orada bir kilise var. Kiliseye de bir resim yapmışlar, yukarıya; Lâ ilâhe illallâh bayrağı aşağı inmiş haç yukarıya çıkmış. Öyle resim yapmışlar.
Bak ihtilaflardan neler oluyor?
Ve adamlar şehrin, Viyana'nın en büyük caddesine Maria Hilfert Strasse diye isim koymuşlar. Maria Hilfert Strasse; yani "bize yardım eden Meryem". "Meryem yardım etmiş de Türkleri defetmişler" diye.
Papa geliyor, kutlama yapıyorlar orada. Öyle büyük bir merasim yapmışlar. Viyana bozgunu veyahut II. Viyana muhasarasının kaldırılışında.
Biz İstanbul'umuzu almayı kutlayamadık. "Yunanlı komşularımız darılmasın" diye.
Onlar hiç bizi darıltmayı düşünüyorlar mı?
Bak, tarihe nasıl bağlı. Caddelerine o ismi koymuş, hatıraları öyle yapmış. Oraya bizim padişahın otağının olduğu yere kilise dikmiş. Herkes tarihine sımsıkı bağlı!
Senin tarihin nerede?
Tarihle marihle, coğrafyayla işimiz mi var: Biz Müslümanız.
Eski kavmiyetçilik şeyleri ile ilgin ne?
Kavmiyetçilik şeyiyle ilgim yok da yani dedelerin yanlış yolda olsa neyse. Dedelerine bir vefa borcun yok mu?
Sen de aleyhinde konuş, karala. Kim anlayacak başka?
İşte öyle bir zafer kazanılmış, Eğri zaferi. Hiç kimsenin haberi yoktur. Nerelerde ne zaferler kazanılmış?
Ne zaferlerimizden haberimiz var ne bozgunlarımızdan ne de bozgunlarımızın neden olduğundan haberimiz var! Ne de zaferlerimizi nasıl kazandığımızdan haberimiz var.
Sanıyoruz ki sayı üstünlüğü; düşman daha fazla, sanıyoruz ki teçhizat üstünlüğü.
Değil! Teçhizatı daha kuvvetli onun.
Ne? İman! Allah yolunda şehit olamadığı, geri döndüğü zaman üzüntü duyan insanların hâlet-i rûhiyesi.
"Ben Allah yolunda ne kusur işledim ki canımı veremeden geliyorum…" diye düşünen zihniyet.
İslâm, iman gücü!
Sen şimdi bunu soyup atıyorsun ama gâvur Armagedon savaşına hazırlık yapıyor. "Bir büyük savaş olacak" diye boyuna hazırlık yapıp duruyor. Bizim içimize de yayıyor, bizim içimizde de sizlerden, bizlerden adam toplayıp kandırmaya çalışıyor. Kendi tarafına çekmeye çalışıyor, bayrak aleyhinde neşriyat yapıyor, ordu aleyhinde neşriyat yapıyor.
Bilmem başka şeyler aleyhinde, askerlik aleyhinde neşriyat yapıyor. Bizim dinimiz askerliği, cihadı, silahı vesaireyi, hepsini takviye ediyor. Bizim dinimizin; memleketimizin hayatiyeti için ehemmiyeti var. O öyle değil; herkesin gözünde hor hakir. Dinimiz; o bayrağın, imanın, askerin Allah yolunda cihat etmenin aleyhinde şeklindeki zihniyet yayılıyor.
Aklınızı başınıza toplayın! İman bizi bu hâle getirdi! İmansız gidersek hasereti'd-dünyâ ve'l-âhiret. "Dünyamız da mahvolur ahiretimiz de mahvolur." Bu imanın kadr-ü kıymetini bilelim.
Bak, Resûllullah bize asırların ötesinden nasıl iltifat ediyor? Canımız hoş olsun diye nasıl ihvanım diye iltifat ediyor asırların ötesinden?
Onun için Allah-u Teâlâ hazretlerine vefa gösterin. Ahdinize sadık kalın, bu yoldan ayrılmayın, bu imanın kadr-ü kıymetini bilin!
Meselü'l-mü'minü izâ lekiye'l-mü'mine fe selleme aleyhi ke meseli'l-bünyâni yeşüddü ba'dühû ba'den.
Ebu Mûsâ el-Eş'arî hazretlerinden Müslümanların nasıl olması gerektiğini anlatan bir hadis-i şerif. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Meselü'l-mü'minü izâ lekiye'l-mü'mine. "Bir başka Müslüman ile karşılaştığı zaman Müslümanın durumu, misali neye benzer, ne gibidir?" fe selleme aleyhi. "Ve es-selâmu aleyküm der de selam verirse…" Bir mü'min öteki mü'min ile karşılaşır ona selam verirse bu neye benzer?
Ke meseli'l-bünyâni yeşüddü ba'dühû ba'den. "Binanın kilit gibi birbirlerine kenetlenmiş taşları gibidir. Birisi ötekini takviye ediyor."
Taşlar da koca duvar oluyor ya; şu camiin bakın mihrabına taşlar nasıl kenetlenmiş, aralarında hiç şey yok. Nasıl sağlam, o taraftan bir yıkılacak gibi hal var mı?
Duvarlara bakın, camların içindeki kalınlıklardan, kalın yukarıya kadar. Altında emniyetle oturuyoruz, üstümüz taş ama bu kubbe üstümüze düşecek diye korkmuyoruz.
Neden?
Taşlar birbirine kenetlenmiş. Yeşüddü ba'dühû ba'den. "Bağlar, birisi ötekini destekliyor, takviye ediyor."
"Sımsıkı hocam, hiçbir şey olmaz, bu kubbenin üstü taş ama meraklanma, tasalanma, bu kemer bir şey olmaz." diyoruz değil mi? Bir bina gibi birbirine kenetlenmiş karşılaşıp da es-selâmu aleyküm dediği, yani muhabbet olduğu zaman, birbirini sevdiği zaman...
Ama bu zamanın mü'minleri dinlerinin inceliklerini unutmuşlar. Birbirlerini sevmek değil, hocalarını sevmiyorlar. Gel de uğraş bunlarla!
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.