Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men tevaddaa fe-ahsene'l-vudûe sümme refaa basarahû ile's-semâi fe-kâle; Eşhedü en lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûluhû futihat lehû semâniyetu ebvabü'l-cenneti yedhulu min eyyihâ şâe.
Sadaka Resûlullah fîma kâl ev kema kâl.
Ukbetü'bnü Âmir tarafından nakledilmiş, Ahmed b. Hanbel Müsned'inde kaydetmiş, daha başka hadis kitaplarında da mevcut. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;
Men tevaddaa fe-ahsene'l-vudûe. "Kim abdest alırsa ve abdestini güzel yaparsa…"
Abdestin hakkını vererek, farzlarına, sünnetlerine, adabına riayet ederek, dikkatli bir tarzda abdest alırsa…
Sümme refaa basarahû ile's-semâi fe-kâle. "Sonra gözünü göğe diker de şu sözleri söylerse…" Eşhedü en lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâ şerike leh ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûluh.
Bildiğimiz bir söz, kelimeteyni şehâdeteyn… "Allah'tan gayrı ilâh olmadığına, O'nun şerîki olmadığına, O'nun tek olduğuna ve Muhammed'in onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim."
Güzelce alınan abdestin akabinde bunu söylersek ne olur?
Futihat lehû semâniyetu ebvabü'l-cenneti. "Cennetin sekiz kapısı buna açılır." Yedhulu min eyyihâ şâe. "Neresinden isterse oradan dâhil olsun diye."
Mirasyediler gibiyiz. Yani kendimiz emek çekerek kazanmadık da babadan, dededen geldiği için elimizde bulunan nimetlerin nasıl kıymetli nimetler olduğunu bilmiyoruz. Babadan görmüşüz, mahiyetini bilmiyoruz. Abdest denilen ibadetin hazırlığı ve alınışı ne kadar güzeldir ne kadar güzel ve mânalı bir harekettir. İnsanı hem maddî bakımdan temizliyor hem de manevi yönü var. Elini, yüzünü âzâsını yıkadıkça dökülen sularla beraber manevi kirlerden de arınıyor. O sularla beraber manevi kirler de günahlar da gidiyor; insan pak oluyor. Hem sembolik hem hakiki! Hem maddeten insanın tozunu toprağını gideriyor hem de manevi bakımdan içinin kirini, pasını gideriyor.
Dikkat edin, kontrol edin, siz de deneyin! Sıkıntılı, sinirli, üzüntülü veya yorgun olduğunuz zamanda bir abdest alın bakalım; insanın her şeyini alır götürür, tertemiz ve pak eyler.
Namaz ne güzel ibadettir! İçinde ne güzel fiiller var. İnsan rükû ediyor, secde ediyor; o mübarek, güzel ve kıymetli uzvu olan alnını, o şerefli alnını yerlere, topraklara koyuyor. "Yâ Rabbi! Sen âlemlerin sahibisin, ben senin önünde eğiliyorum." diyor. Ne derin mânalar var ki insanı eritir. Ne kadar güzel!
İşte insan duasına dikkat ederek besmeleyle başlayıp güzelce abdest alıp gözünü göğe kaldırırsa…
Niye göğe kaldırılıyor?
Çünkü rahmet gökten iner. Çünkü insan sanki; "Yâ Rabbi! İşte abdestimi aldım; senin rahmetini, bereketini umuyorum, gelişini gözlüyorum." demiş gibi oluyor. Hepimizin yapabileceği bir dua şeklidir, hatırınızda tutun.
Kim abdest alır da abdestini güzel yaptıktan, güzel eyledikten, tamamladıktan sonra gözünü semaya kaldırıp Eşhedü en lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûluhû der de imanını dille ikrar ederse ona manevi bakımdan çok kârlar geliyor. "Buyur hangisinden istersen gir." diye cennetin sekiz kapısı kendisine açılıyor.
Diğer hadîs-i şerîf:
Men teveddaa fe-meseha bi-sevbin nazîfin fe-lâ be'se bihî ve men lem yef'al fe-hüve efdal li-enne'l-vadûe –veyahut vudûe- yûzenu yevme'l-kıyâmeti mea sâiri'l-a'mâl.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş bir hadis. Abdest almanın esrarından bir sırrı bize açıklıyor. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"Kim abdest alır, ondan sonra yüzünü bir temiz bez ile silerse…" Fe-lâ be'se bihî. "Beis yoktur."
Havluya, bir beze, temiz bir kumaş parçasına kurularsa beis yoktur. Ama eğer iklim, mevsim, şartlar müsaitse…
Ve men lem yef'al fe-hüve efdal. "Yapmazsa, suyu olduğu gibi üstünde kalırsa, o daha efdaldir." Li-enne'l-vudûe. "Çünkü abdest…" veyahut vadu okunursa "abdest alınan su… Kıyamet gününde diğer amellerle beraber teraziye konur, o da tartılır. O bakımdan Peygamber Efendimiz, "Kendi haline bırakıp da kurumasını sağlarsa daha iyi olur." buyurmuş.
Tıbbî bakımdan diyorlar ki:
"Su insanın âzâsında kendisi buharlaştığı zaman, mikropları da öldürür."
Öyle bir faydası da var. Hakikaten temizleyici, dezenfektan bir hareket olmuş oluyor.
Yine abdest almakla ilgili bir hadîs-i şerîf:
Men tevaddaa nahve vudûî hâzâ sümme sallâ rek'ateyni lâ yuhaddisü fîhimâ nefsehû ğufira lehû mâ tekaddeme min zenbihî.
Buhari, Müslim ve birçok sahih hadis kitaplarında rivayet edilmiştir, sahih bir hadis-i şeriftir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;
"Kim benim aldığıma benzer bir tarzda abdest alırsa…"
Demek ki yüzünü, elini nasıl yıkadığını göstererek abdest almış.
"Kim bu tarzda abdest alır, sonra iki rekât namaz kılarsa…"
Buna, "müstehab olan abdest namazı" yani "abdestten sonra kılınan namaz" derler.
[Gümüşhanevî] Hocamız şerhte; "Ama ona vakit olmaz da doğrudan doğruya hemen farz namazı kılarsa, yine sevabı hâsıl olur." diye açıklamış.
İki rekât kılınan bu namazda ne yapacak?
Lâ yuhaddisü fîhimâ nefsehû. "Nefsiyle bu namazda konuşmazsa."
Namaza uygun olmayan fikirler kafasından geçmezse, aklı dünya işlerine takılmazsa, huşû ve hudû ile kendini tam vererek namazı kılarsa…
Ğufira lehû mâ tekaddeme min zenbihî. "O zaman geçmiş günahları, segâiri affolunur."
Abdesti illa namaz vaktinde almak şart değil. İnsan fırsat olduğu zamanlar erken de alabilir. O zaman abdestin arkasından "abdest namazı" denilen iki rekât namazın kılınması afv-u mağfiret olmaya sebep oluyor.
İnsan bir hadis-i şeriften bir fazilet duyduğu zaman onu tatbik etmeli.
Namazla ilgili bir hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"Kim namaz için abdest alır da…" Fe-esbeğa'l-vudûa. "Bütün âzâsını dikkatli bir şekilde yıkarsa…"
Hiç ıslanmamış yer bırakmadan güzelce ıslatarak abdest alırsa… Çünkü bu işlerin inceliklerini bilmeyen kimseler şaldur şuldur abdest alıyorlar, dikkat etmiyorlar. Gözleri, alnının üst tarafı, yüzünün yan tarafları, dirseklerinin alt tarafı vb. bazı yerlerine su varmıyor. Acele etmekten ve bu işin ehemmiyetini bilmemekten abdest eksik kalabiliyor. Her tarafını güzelce ovuşturarak suyu vardırtır, gözlerinin yuvalarına filan gayet güzel bir tarzda suyu gidererek abdest alır, sonra farz bir namaz kılmaya yürürse… Evinde abdesti aldı, abdestli olarak camiye namaz kılmaya doğru yürürse…
Fe-sallâhâ mea'n-nâs. "Ve o namazı insanlarla birlikte kılarsa…" Ğafera'llâhu lehû zünûbehû. "Allah onun günahlarını afv-u mağfiret eder."
İnsanoğlu çok hatakârdır. Hatası, cahilliği çoktur, nefsi kuvvetlidir. Şeytan gelir, iyi insanı da kötü insanı da aldatır, hatalara düşürür. Nefis, şeytan, dünya zevkleri, lezzetleri vesaireler ayağını sürüştürür. Ama bu alınan abdestler ve bu kılınan namazlar günahları affettiriyor. Yoksa biz mahvoluruz, başımıza taş yağar.
İki namaz, aradaki günahları affettiriyor. Abdestler, oruçlar, Ramazanlar, haclar aradaki günahları affettiriyor. Biz tekrar tekrar günahlardan temizleniyoruz. Yoksa mümkün olur mu? Linyit yakılan bir soba düşünün... O sobanın boruları hiç temizlenmese ne olur?
Dolar, tıkanır.
İçinden kireçli su akan bir boru zamanla ne olur?
Tıkanır! Her şey böyle zamanla tıkanıyor. Bizim de günahlarımız bizden silinmese taş oluruz. Tepeden tırnağa her tarafımızı kireç bağlar, taş kesiliriz; hiçbir işe yaramaz hâle geliriz. Abdestler, namazlar ve böyle işler, her birisi günahlarımızı affettiriyor.
Cemaatle namaz kılmanın çok fazileti var. Camiye yürümenin çok faydası var. Cemaatin içindeki insanların birbirlerine çok faydası var. Hadis-i şerifler, "İki Müslüman karşı karşıya geldiği zaman, birisinden Allah mutlaka ötekisini faydalandırır." buyuruyor. Caminin içinde ağzı dualı, mübarek, beyaz sakallı bir ihtiyar, Allah'ın sevdiği bir halis ve salih kimse hürmetine, onunla beraber namaz kılmış herkesin namazı kabul oluyor. Ama evinde o garanti yok. Evinde belki namazın kabul olmayacak, "Kıldın ama kabul etmedim, ey kulum!" veya "Çalın bunu yüzüne!" deyiverse Allah-u Teâlâ hazretleri!.. Buruşuk bir elbise gibi insanın yüzüne çarparlar.
Bir insan usulüne ve erkânına riayet ederek güzelce namaz kılarsa, namaz ona dua edermiş; "Sen beni nasıl koruduysan, eksiksiz kıldıysan Allah da seni hıfz eylesin, korusun." dermiş. Onun üzerine melekler, o namazın sevabını alır, dergâh-ı İzzet'e götürürlermiş. Yani dergâh-ı İzzet'e yükselirmiş.
Eğer namazı doğru kılmazsa… Dayyi' kallâhu kemâ dayyatenî. "Sen beni nasıl mahvettiysen, zayi ettiysen, elden kaçırdıysan, düşürdüysen, berbat ettiysen Allah da seni zayi etsin." diye beddua edermiş. İşte o beddua ettiği zaman, namaz buruşturulmuş bir elbise gibi yapılır ve namaz kılanın yüzüne çarpılırmış. Hadis-i şerifte böyle bildiriliyor.
Demek ki abdesti güzel alacağız. Bileceğiz ki ibadetlerin çok sırları vardır. Yavaş yavaş öğreneceğiz; hadisleri ve ayetleri okudukça, zikir ve ilim meclislerine geldikçe öğreneceğiz. "Meğerse bilmediğim daha çok şey varmış, ben de kendimi bir şey biliyorum sanıyordum. Yavaş yavaş öğreneceğim." diyeceksiniz. Esrarını öğrendikçe hatırınıza yerleştireceksiniz.
Abdesti güzel güzel alacaksınız; aceleye getirmeyecek, üstünüze sıçratmayacak, suyu âzâlarınıza güzelce yayacaksınız. Dualarını ede ede güzelce abdest alacaksınız. Sekînet ve vakar ile efendi efendi vakur bir kimse olarak camiye geleceksiniz. Yolda gördüklerinize selam vereceksiniz, zikir ve tesbihle yürüyeceksiniz. Camiye gireceksiniz ve camide insanlarla namaz kılacaksınız.
Adam hiç kimseyi beğenmiyor, beğenmediği için evinde yalnız kılıyor.
Seni ne yapalım?
Kusursuz kul olmaz! Allah-u Teâlâ hazretleri bunca kusurlarıyla kullarına bakıyor, hiç ibret almıyor musun? Sen, gökten melek gibi mi indin? Kusursuz kul olmaz. Kul kimseyi beğenmiyor, camiye gelme lüzumunu duymuyor. Allah tevfîkini kesiyor da şeytan onu camiye gelmekten ayırıyor, koparıyor. Yani onu sürüden çalıyor.
Camiye gelecek!
Camiler Allah'ın kaleleridir, buraya gelen kurtulur. Çok çok faziletleri vardır, farkına varmazsın.
"Bugün sabahtan beri bir hayır, bir bereket! Allah Allah! Yemekler tatlı, evde bir bereket var, hanımın muamelesi güzel, çocuğun hâli güzel, dükkânda alışverişler tatlı…"
Neden?
Bilmezsin işte. Bu işlerin hepsini yapan, yaratan Allah-u Teâlâ hazretlerine sen iyi kulluk edince her şeyin böyle rast gider. Evinde hayır bereket kaynar, nereden geldiğini, nasıl olduğunu anlayamazsın.
"Ben dokuz bin lira maaş alıyorum. Bu para nasıl yetiyor, ne oluyor?" dersin…
Ankara'da geçen senelerde birisi geldi, adını hatırımda iyi tutamadım. O zaman dokuz bin lira alıyordu ama yine çok düşük bir maaştı. Dokuz bin lira alıyormuş, gecekonduda oturuyormuş, evi de kiraymış. Söz arasında bir mesele sordu bana da bir de baktığı bir kimse varmış. Yani üç-dört çocuklu ailesi var bir de fukaradan, duldan bir yardıma muhtaç kimseye hayır olsun diye bakıyor.
"Bu para yetmez!" diye düşündüm ama Allah bir bereket veriyor. O kadar para; kiraya mı, yol parasına mı, gıdaya mı, ekmek almaya mı yetecek? Mümkün değil! Allah hayır bereket verdi mi, insan hayrını bereketini görür. Hayır bereket vermezse milyonları olsa Allah yetirmez.
Bu esrarı biz farkında olmadan, mirasyedi gibi kullanıyoruz. Şuurunda değiliz ama hadisleri okudukça şuuruna ereceğiz. Yaptığımız şeyi şuurla yapacağız. Namazımıza; "Huzûr-u Rabbi'l-âlemin'e durdum." diye duracağız, tüylerimiz diken diken olacak. Ayetleri okurken gözlerimiz yaşaracak. Rükû ve secde ederken kendimizden geçeceğiz.
Namazı öyle kılacağız. Öyle şuurla kılmalıyız. "Kimin huzurundayım." diye düşünmeliyiz.
Men tevaddae fe-ahsene'l-vudûa harecet hatâyâhu min cesedihî hattâ yahruce min tahti ezfârihi.
Ahmed b. Hanbel ve Müslim'de geçen bir hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"Kim abdest alırsa ve abdestini güzel eda eylerse…" Harecet hatâyâhu min cesedihî. "Onun hataları, günahları vücudundan çıkar, sıyrılır gider." Hattâ yahruce min tahti ezfârihi. "Tırnaklarının altından çıkıp gidinceye kadar…"
Demek ki abdest güzel alındığı zaman günahlar vücudun uç kısımları olan ayak ve el tırnaklarından sıyrılıp çıkar gider. İşte biz, böyle mânası derin ibadetler yapan bir ümmetiz. Dünyanın başka milletlerinde bu dinin güzellikleri yok. Dünyada çok çeşitli yol tutturmuş insanlar var ama o dinlerin kimisi hak din de olsa, zamanında bir peygamber öğretmiş de olsa, o öğretilen şeyler unutulduğu için bu incelikler yok. Abdest yok, namaz yok, oruç yok, hac gibi güzel bizimkine benzer tarzda ibadet yok. Bizim ibadetlerimizin her birisinin hikmetine mütefekkirler, filozoflar hayran kalıyorlar.
Günde beş vakit namaz; yılda bir kere hac, zekât, oruç… Ne kadar kıymetli ibadetler! Orucu perhize, haccı ziyarete çevirmişler; mukaddes yerlerden başka yerlere döndürmüşler. Hayrı, hasenatı, sadakayı ters tarafa çevirmişler.
Namaz denilen ibadet, oruç denilen ibadet daha eski ümmetlerde de emredildiği halde çığırından çıkartılmış. Elhamdülillah, bizim yolumuz çok güzel. Allah-u Teâlâ hazretleri bizi, bu güzel İslâm'ın güzelliklerini bilerek yaşatsın. İslâm'dan bizleri ayırmasın. İmandan sonra küfre düşürmesin, izzetten sonra zillete indirmesin, kabulden sonra reddeylemesin.
Diğer hadis-i şerif:
Men tevaddae fe'l-yestensir ve meni'stecmere fe'lyüvettir.
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"Kim abdest alırsa, burnunu iyice temizlesin."
Hınkırsın, temizlensin. Çünkü maddî bir kir de kalmayacak. Manevi kirler, hatalar, günahlar sıyrılıp gidiyor da maddî bir kir, toz, toprak da kalmayacak. Burnunu güzelce temizlesin.
Temizliğe riayet etmek lazım… Şimdi elhamdülillah evlerimiz var, Terkos tesisatına bağlı sularımız var; şaldır şaldır akıyor. Yüznumaralar beyaz fayanslarla döşenmiş filan, elhamdülillah güzel yani.
Peki 14 asır evvel nasıldı? Çölde nasıldı?
Bu imkânlar eski devirlerde yoktu. Biz ne kadar şükretsek azdır. Eski insanlar çok sıkıntı çekerlerdi. Hatta ben hatırlarım; çocukluğumuzda, bizim beldemizde evlere sırtta su taşınırdı, "aman su zayi olmasın" denirdi. İnsanın evinde musluk olsun, herkesin musluğundan şaldır şaldır su aksın; bu büyük bir gelişme.
Hele Arabistan diyarında suyu nereden bulacaksın? Çok zor. Yapılmış kesme taş binalar, onlar sonradan oldu. Osmanlılar, padişahlar geldi; cihatlar ettiler, zenginlikler oldu, paralar kazanıldı, hayır sahipleri hayırlar yaptılar…
Ondan evvel Müslümanlık, Hicaz yarımadasında diyar-ı gurbetteki mahzun insanlar gibi, boynu bükük olarak, yoksul bir tarzda doğdu. İnsancıkların üstlerinde elbiseler yoktu, koyunlardan yüzülmüş derileri üstlerine örterlerdi. Yağmur yağdığı zaman üstleri ağıl gibi kokardı ama kalpleri altın gibiydi. Evet, üstünde İngiliz kumaşı yoktu, tertemiz değildi ama ne yapsın? Başka kıyafetleri yoktu, koyun derisine bürünmüşlerdi.
Hurma dallarından gölgelenmiş evlerde otururlardı. Hurma dallarının arasını çamurla sıvarlardı. Altı toprak üstü dal… Bu durumda temizlik nasıl olacak? Dağda, bayırda, çölde… İşte o insancıklar bütün bu imkânsızlıklara rağmen pırıl pırıl, tertemiz insanlardı. Büyük abdest için de taş toplarlar, taşlarla temizlenirlerdi. Peygamber Efendimiz o temizliği de hepsine öğretmiştir. Küçük abdesti olduğu zaman nasıl olacak? Büyük abdesti olduğu zaman nasıl temizlenilecek? Tırnaklar nasıl temizlenilecek?
Mesela bıyıklar azaltılıyor, ince oluyor. Çok olsa ne olur?
Yukarıdan gelen akıntılar, bunların arasında kalır, temizlik tam olmaz. Sakal uzatılacak da Peygamber Efendimiz, "Bıyıkları kesin." buyurmuş. Temizlik olsun diye bıyıklar azaltılacak, tırnaklar kesilecek.
Neden?
Uzadığı zaman insanın yüzünü yırtar, altına pislik birikir ondan. Temizlik olsun diye koltukaltlarındaki kıllar giderilecek. İnsanın kasıklarında Allah yaratmış, o kıllar giderilecek. Ağzı, burnu, kulağı temizlenecek. Zaman zaman vücut yıkanacak.
Bizim dinimiz bize günde beş defa yıkanmayı emretmiş. Eskiden insanlarda yoktu. Hâlâ da dünyanın birçok yerinde yoktur.
On dördüncü, on beşinci asırlarda Avrupa'dan gelen seyyahlar, bizim büyüklerimizi hamamlarda yıkanırken görünce, "Ya bu adamlar ne biçim adam! Her gün yıkanıyorlar! Bunlar hasta olacak, ölecekler." diye korkarlarmış. Yani kafaları öyleymiş. Fransızların parfümlerinin ve parfüm sanayilerinin çok ilerlemesi o kokuları bastıracak kuvvetli kokular bulmak içindir. Adamlar yıkanmıyorlar. Sarayda yüznumara yokmuş. Allah Allah! Yüznumara olmayınca ne olur, gerisini artık siz anlayın. Biz "leb" diyelim gerisini siz bilirsiniz. Evi arıyorsun, tarıyorsun, yüznumara yok. Ne olacak? Ayıkla pirincin taşını…
Bu izahattan sonra bir daha bu hadis-i şerifi düşünürsek… Peygamber Efendimiz; "Abdest aldığınız zaman burnunuzu iyice temizleyin, pislik kir kalmasın. Büyük abdestten sonra taş kullandığınız zaman da taşları bir, üç, beş, yedi gibi tek yapın." buyurmuş.
Bak, Peygamber Efendimiz şefkatli bir mürebbi –terbiyeci- olarak her şeyi öğretmiş, tepeden tırnağa her bakımdan insanı yetiştirmiş. Namazı nasıl kılacak, abdesti nasıl alacak, nasıl temizlenecek?.. Hiçbir eksik yok.
İnsanı maddesiyle mânasıyla, içiyle dışıyla, dünyasıyla ahiretiyle bir bütün olarak düşünüp de her bakımdan yardımına yetişen bir başka sistem yok. Bizim dinimiz böyle bir din. Biz bunun kadr-ü kıymetini bilmiyoruz.
Neden?
Mirasyediyiz. Bunları çalışıp bulmadık ki… Öbür milletlerin halini bilmiyoruz ki… Ankara'da, İstanbul'da yaşadık; köyümüzdeydik, şehre geldik filan… Dünyadan haberimiz yok. Her tarafı böyledir hatta daha ileri sanıyoruz. Mukayeseyle anlaşılır, geziyorsun görüyorsun.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.