06.05.1984 - Ölüm, Kıyamet Alametleri, Deccal, Allah Yolunda Nöbet
09.12.2019
22 dk 31 sn
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Mes'eletün vâhidetün yete'allemuhâ'l-müminü hayrün lehû min ibâdeti senetin ve hayrün lehû min 'ıtki rakabetin min vuldi ismâîle ev veledi ismâîl ve inne tâlibe'l-ilmi ve'l-mer'ete'l-mutîate li-zevcihâ ve'l-velede'l-bârre li-vâlideyhi yedhulûne'l-cennete me'a'l-enbiyâ bi-ğayri hisâbin.
Ebu Bekr-i Sıddık Efendimiz' in ravisi olduğu bir hadis-i şerif. Bir de Ebu Eyyûb el-Ensari hazretleri rivayet etmiş. Allah-u âlem bu İstanbul'umuzun medar-ı iftiharı olan Eyüp sultan semtinde meftun bulunan sahabe-i kiramın o mübareğin rivayet ettiği bir hadis-i şerif.
Buyurmuş ki;
Mes'eletün vâhidetün. Buradaki mesele "ilmî mesele" demektir. "Bir tek ilmî mesele ki..." Yete'allemuhâ'l-müminü. "Mü'min onu teallüm eder öğrenir." Hayrün lehû min ibâdeti senetin. "Onun için bu öğrendiği mesele bir sene ibadet etmekten daha hayırlıdır."
Neden?
İlim her şeyin temelidir, ilimsiz oldu mu olmaz. Yanlışlıklar, hatalar yapılır, doğru yola gideyim derken yanlış yola gider. İnsan yol bilmezse çölde, ormanda, bilmediği yerlerde kaybolmaz mı? İlim yolu aydınlatır, nurdur, insan oradan gider karanlıktan kurtulur, onun için bir senelik ibadetten hayırlıdır. Cahillikle yapılan şeyin kıymeti yoktur, ilimle kıymeti vardır.
Ve hayrün lehû min 'ıtki rakabetin min vuldi ismâîle ev veledi ismâîl. Hz. İsmail aleyhisselam'ın nesli Araplar arasında ve bizim nazarımızda da öyle ya, çok asil bir aile. Hz. İbrahim, Hz. İsmail onların sülalesinden çok kıymetli, asaletli kimseler; Arapların, Mekke Medine ahalisinin ecdadı, kökü olmuş oluyor. İşte, "Bir mesele öğrenmek, Hz. İsmail aleyhisselam'ın evladından nasılsa köle düşmüş bir kimseyi kölelikten kurtarıp azat etmekten de hayırlıdır."
Onun için biz mesela neyi öğrendik?
Emr-i maruf nehy-i münkeri, bunun dinimizde bir temel esas olduğunu öğrendik. Eh, işte bakın bir yıllık ibadetten ve Hz. İsmail'in soyundan bir asaletli kimseyi esaretten kurtarıp azat etmekten daha büyük bir sevap kazandık.
Burada da üç-dört sınıf insanı anlatıyor ki bunlar hesap zahmeti çekmeden hesapsız kitapsız cennete peygamberlerle beraber girecekler. "Ne kadar aldın ne kadar verdin, sevabın ne günahın ne gibi tartı hesap vesaire olmadan haydi bakalım peygamberlerle beraber cennete girecekler."
Kimler bunlar? Bunları hatırınızda iyi tutun. Bir;
İslâm'da talebeliğin yaşı yok, şu anda hepiniz talebesiniz.
Ne öğreniyorsunuz?
Peygamber Efendimiz' in hadis-i şerifini öğreniyorsunuz. İsterseniz 70, isterseniz 30 yaşında olun ilim talebesisiniz.
Niye geldiniz oturdunuz buraya? Burada para mı dağıtacaklar? Hayır!
Mevki mi dağıtacaklar? Hayır!
Ne olacak burada?
Burada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in –canımız yoluna feda olsun- mübarek hadis-i şerifinden birkaç hadis-i şerif duyacağım, gönlüme yerleştireceğim ona göre amel edeceğim, buraya ondan geldik, ilim talep ediyoruz, ilim peşindeyiz.
Gayemiz ne? İlim öğrenmek.
Bir, işte bu grup doğrudan doğruya peygamberlerle beraber cennete girecekler.
İki, dinleyen hanım kardeşlerime müjde olsun; Ve'l-mer'ete'l-mutîate li-zevcihâ. "Kocasına itaatli olan Müslüman Hanım." O da peygamberlerle hesapsız cennete girecek.
Ve'l-velede'l-bârre li-vâlideyhi. "Ana ve babasına muti olan sözünden çıkmayan evlat, ana babasına iyilik yapan evlat [peygamberlerle beraber girecekler.]" Berran bi-vâlideyhi, "ana babasına iyi olmak" manasına...
Bu iyilikten maksat ne? Hizmetinde olmak, saygı duymak, ihtiyaçlarını karşılamak...
Yedhulûne'l-cennete me'a'l-enbiyâ bi-ğayri hisâbin. "Peygamberlerle beraber hesapsız olarak cennete girecekler."
Üç sınıf sayıldı; birisi ilim öğrenen kimse, birisi kocasına itaat eden hatun, birisi de ana babasına itaatli evlat.
Eskilerden anlatmış olduğum bir olmuş hadiseyi yine anlatayım. Bilmeyenler vardır diye anlatıyorum. Bizim fakültemize birisi kaydolmuş, adını burada söylemem uygun değil. Bir vaiz arkadaşı varmış onunla beraber gelmişler bizim fakülteye kaydolmuşlar. O zaman merkezî imtihan sistemiyle oluyor ama istediği fakültelere de kaydolma hakkı var. Akşam gelmiş eve, babası sormuş:
"Puanına göre nereye kaydoldun oğlum, hangi fakülteye kaydoldun?"
"İlahiyat fakültesine kaydoldum."
"Hiç gidecek fakülte bulamadın mı? Ne olacak ilâhiyat fakültesinde? Tıbbiyeye veyahut mühendislik fakültesine gitseydin!" diye itirazda bulunmuş; "Yarın git oradan kaydını al, ötekilerden kazandığın başka bir fakülteye kaydol." [Demiş.]
Ertesi gün çocuk öteki vaiz arkadaşına gelmiş; "Babam benim ilâhiyat fakültesine kaydolduğuma çok kızdı, çok sinirlendi ben kaydımı alacağım başka bir fakülteye kaydımı kaydıracağım." [Arkadaşı] demiş ki:
"Sen beni babana bir götür." Peki!
Babasına götürmüş. O vaiz arkadaşı nasıl tatlı konuştuysa, ne dediyse, [babası] çocuğu bizim fakültede bırakmış. Bizim fakültede okudular, mezun oldular. Şimdi o nazlı, çocuğunu bizim fakültede okutmak istemeyen baba daha önceki çocuklarından bir tanesini hariciyeci yapmış, dışişleri bakanlığında, elçiliklerde çalışan siyasal bilgilerden mezun bir kimse; bir tanesini doktor yapmış, bir tanesini mühendis yapmış, bu küçük çocuk da ilahiyatçı olmuş. O da gitmiş bir mesleğe girmiş. Sonradan naklettiler bize diyormuş ki:
"Ah! Keşke öteki çocuklarımı da buraya verseymişim! Bana en hayırlı evlatlığı bu yapıyor, en çok bundan memnunum." Öyledir. Biz çocuklarımızı ilahiyatta çok iyi yetiştirebildiğimiz kanaatinde değiliz ama yine de okutulan mevzuların bereketiyle hayırlı evlat olur.
Onun için hayırlı evlat isteyen, ömrünün sonunda rahat etmek isteyen, mezarında kemiklerinin titrememesini, sızlamamasını isteyen kimse hayırlı, dindar evlat yetiştirsin. Çünkü her cuma günü evladının yaptığı ameller kendisine getirilecek;
"Senin oğlan var ya, bugün üç şişe rakı içti, sekiz tane adam dövdü, bir tanesinin kafasını kırdı, şu kadar hırsızlık yaptı." diye rapor gelirse mi iyi yoksa;
"Senin evlat bugün şu kadar sadaka verdi, şu kadar gönül yaptı, şu kadar hayr-u hasenat işledi, filanca susuz köyde bir çeşme yaptı, senin adını yazdırdı, sana oradan her su içen Fatiha okuyor." diye gelirse mi?
Onun için evladımızı iyi yetiştireceğiz, hepimiz bir ananın babanın evladıyız, anamıza babamıza da itaatli olacağız, ana babaya muti olacağız, iyilik, hayır yapacağız, onun sevabı çok.
Diğer hadis-i şerif:
Mu'alecetü meleki'l-mevti eşeddü min elfi darbetin bi's-seyfi ve mâ mü’minun yemûtu illâ ve küllü 'ırkin minhu ye'lemu 'alâ ve akrabü mâ yekûnü 'aduvvu'llâhi minhu tilke's-sâ'ate.
Bu hadis-i şerifte ölüm denilen hadiseyi tarif eden bir hadis-i şeriftir. Başımıza gelmedi, belki bazı vefat eden kimselerin yanında bulunmuşuzdur ama uzaktan bakmak içinde olmak gibi değildir.
Mu'alecetü meleki'l-mevti. "Ölüm meleğin olan Azrail'in o işe girişmesi." Kişinin canını alacak ya, nasıl alacaksa o işe girişmesi, canına anlamaya başlaması. Eşeddü min elfi darbetin bi's-seyfi. "Bin defa kılıç darbesi yemekten daha şiddetlidir." İnsanın öleceği zaman canı çıkıyor ya; nasıl çıktığını ölen bilir, dışarıdaki ancak birazcık terini görür ya duyar ya duymaz durumunu ya anlar ya anlamaz dışarıdaki, ama o ölüm işlemi başladığı, melekülmevt işe giriştiği zaman o bin kılıç darbesinden daha şiddetlidir.
Ve mâ mü’minun yemûtu. "Hiçbir Müslüman yoktur ki ölür." İllâ ve küllü 'ırkin minhu ye'lemu 'alâ "Her bir uzvu bu ölüm hadisesinden elem duyar." Ve akrabü mâ yekûnü 'aduvvu'llâhi minhu tilke's-sâ'ate. "Allah'ın düşmanının ona en yakın olduğu saat de bu saattir."
Kim Allah'ın düşmanı?
Şeytan. Şeytanın da insana en yakın olduğu zaman bu ölme saatidir. Sabredemez, susar, dudağı yanar hararetten çatlar, o karşısına geçer; "İmanını ver ben sana şu kâse suyu vereyim." der. Allah korusun! Veyahut bir vesvese verir.
İsim söyleyince belki gıybet olur, isim söylemeden hadise anlatayım. Büyük alimlerden, çok büyük alimlerden birisi; kütüphanelerimizde çok kitapları var, eski büyük alimlerden meşhur bir İslâm âlimi Necmeddîn-i Kübrâ hazretlerine gelmiş.
Necmeddîn-i Kübrâ hazretleri kim?
Kübreviyye tarikatını kuran, meşhur büyük evliyallullahtan, büyük velilerden bir zât-ı muhterem ki Moğol istilasında şehiden vefat etmiş. İstilada onlarla müritleriyle beraber çarpışırken şehit olmuş. Gelenler müşrik, onlar çarpışırken şehit olmuş; cennetlik olduğu ölümünden de belli. O büyük alim koca kavuğu ile cübbesiyle o zata gelmiş... Kılık kıyafet dış şey [görünüş] iyi herkes de onun büyük alim olduğunu biliyor; oturmuş, hürmet etmiş. Demiş ki:
"Efendim, bendeniz tefsirden filanca büyük eseri yazdım. İsmi var söylemiyorum. Büyük bir eser yazdım, elhamdülillah tefsir ilmine vâkıfım; hadisten filanca eseri yazdım, fıkıhtan filanca eseri, feraizden şunu yazdım, falancadan bunu yazdım, felsefeden şunu yazdım, ilm-i kelamdan bunu yazdım. Hepsini biliyorum, kim ne sorsa cevabını verebiliyorum ama efendim bu tasavvuftan bilgim az. Beni lütfetseniz talebeliğe kabul etseniz?.."
Alime bak! Alim ama yine şeyini [haddini] biliyor, Allah rahmet eylesin. Gelmiş tevazu göstermiş, koca alimliğiyle gelmiş o zattan beni manevi bakımdan terbiye et, bana bu tasavvufun inceliklerini öğret diye istemiş, yani talebeliğini kabul etmiş.
Yoksa, koca profesör gider de bir mahallede oturan bir imamdan mesela, bana şunu öğret der mi bu devirde?
Düşünün mesela, demez, ama o gitmiş ona öyle demiş. O da bakmış, tabii evliyaullah! Kalbine şöyle bir bakmış, duygularını bir ölçmüş, ses çıkartmamış ama şöyle bir cevap vermiş, demiş ki:
"Olur evladım olur. Peki, öğreteyim ama benim dersime başladığın zaman kafanda ne kadar bilgi varsa hepsi silinir uçar, kafan bomboş kalır. Eski ilimleri unutursun. Benim işe başlar başlamaz aklından gidiverecek, bomboş, cahil bir kimse kalacaksın, hiçbir şeyin olmayacak."
Allah Allah! Hiç hesapta olmayan bir durum; o kadar bilgi var, ömrünü harcamış...
Taveytü bi-ihrazi'l-funûni ve hazzahâ ridâe şebâbî ve'l-cünûnu funûnu.
Fe-hîne te'âtaytü'l funûnu ve hazzahâ tebeyyene lî enne'l-fünûne cünunu diyor şairin birisi. Çok ilimlerle ömürlerimizi tüketiyoruz, neler neler öğreniyor ama hangisi ne işe yarar onu bilmek lazım.
Yine isim söylemeyeyim, yine bizim eski mücahit münever yazarlarımızdan birisi vefat ederken; "Ah! Ömrü çok boş geçirmişim, keşke şu işle meşgul olsaydım." demiş. Hakiki imana erme ilmi. Yine İslâm yolunda çalıştı da rahmetullahi aleyh, [ömrünün] son deminde; "Ah keşke şuna çok gayret sarf etseymişim." demiş. Neyse...
O zât bu şeyi [kafandaki bilgiler gidecek, cahil kalacaksın sözünü] duyunca razı olmamış. Kafasındaki o bilgiler gidecek, cahil kalacak, birisi bir şey soracak cevap veremeyecek...
"Efendim, müsaade ederseniz ben bunu bir iyice düşüneyim." demiş. [O da]
Peki evladım, sen bilirsin." demiş.
O da oradan kalkmış gitmiş, bir daha onun semtine uğramamış. İlimler gidecek ne tefsir ne hadis ne fıkıh kalacak... Ama o kapıdan çıkarken arkasından Necmeddîn-i Kübrâ hazretleri tatlı tatlı gülmüş, demiş ki:
"Teslim olamadı. Teslim olsaydı alırdık alırdık ama o bilgilerin daha fazlasını verirdik." Neyse...
O zât ölümden bahsedilince hatırama geldi de... [O zatın] vefatı gelmiş, can hulkuma, boğaza gelince, hırıltı başlayınca ölmek üzere, ruhunu teslim edecek şeytan aleyhillâne karşısına dikilmiş, demiş ki:
"Allah var mı ki?"
"Elbette var." demiş. Gözü kapalı ama konuşuyorlar, elbette var...
"Peki delilin ne?"
"Kâinat sonradan olma. Her sonradan olma şeyin bir yapıcısı vardır. O halde kâinatın da yapıcısı vardır, o Allah'tır." demiş.
Peki, filanca zât filanca kitapta hani bu meselenin şurasına şöyle bir itirazı yapmamış mıydı? diye onun okuduğu bir itirazı ona hatırlatıvermiş.
"Onun da cevabı vardır ama benim başka bir delilim var." demiş.
"Nedir o?"
"Kâinatta esas olan sükûnettir, bıraktın mı her şeyi sakin durur. Hareket var, her hareket bir muharrike muhtaçtır. Onu hareket ettiren bir şey var ki ondan hareket ediyor.
Dal kıpırdıyor, neden? Rüzgâr var.
Sen odada durup dururken perde kıpırdadı, neden?
Cam açılıverdi, kapı açıldı, ona alâmet, bir şeye alâmet değil mi? İşte o hareket ettirici Allah'tır." filan demiş.
Peki ona filanca felsefeden filanca şeyden şöyle bir itiraz olmadı mı?
Başka delilim var, başka delilim var; 99 tane delili sıralamış, başlamış nefes nefese kalmaya... Tabii şeytanla böyle cebelleşiyor, şeytan onu sapıtmaya çalışıyor. O Necmeddîn-i Kübrâ hazretleri de ihvanıyla oturuyormuş, gözü kapalı murakabede;
"Filanca âlimin durumu zor. Bize bir kere geldi, bizden talebeliğini istedi, gerçi sonra semtimize uğramadı ama yine bir saygı gösterdi, onu sıkışık zamanda yalnız bırakmak mürüvvete sığmaz." demiş.
Manevî bakımdan yanına gidince şeytan o mübarek zikirli nurlu zatı görünce küçülmüş defolmuş gitmiş. Ondan sonra o da oradan kelime-i şehadet getirmiş, hoca kelime-i şehadet getir evladım diye telkin etmiş, onu getirerek ruhunu imanla teslim etmiş.
Yani 99 tane delili sıralamış da öyle sıkıntılara düşmüş diye anlatırlar da güzel bir fıkra, çok ibretler var. Nasıl oldu, oldu mu olmadı mı, kitaplarda böyle yazmış okuduk. Ölüm zordur.
İnsan, "Öleceğim sırada lâ ilâhe illallah derim son nefeste son kelamım kelime-i tevhit olur, kurtulurum." [Diye düşünebilir.]
Yahu sen hiç araba kullanmadın mı, hiç çarşıda pazarda yürümedin mi? Ani bir hadiseyle karşılaşınca insan nereye gideceğini şaşırmıyor mu? Şoför aklı karıştığı zaman frene basacak yerde gaza basmıyor mu?
Ölüm bin kılıç darbesi kadar zor bir hadise olduğuna göre tedbirlerin hepsi gider, tedbir kalmaz insan perişan olur. Onun için ölüme şimdiden hazırlanmak lazım. Mûtû kable en temûtû. "Ölmeden evvel öl bakalım!" Ölmeden evvel her gün bir hazırlık yap, bir tatbikat yap bakalım.
"Ya ben yüksek tahsilliyim, bunu öğrendim!" Yok, böyle yap böyle yap!
Yat yere! Yatar, topuğu dik oldu mu komutan gelir tekmeler...
Böyle dik olmayacak, kurbağa gibi ayaklarını yatıracaksın der.
Niye?
Tecrübe tabii. Düşman topuğunun yüksekliğinden insanı küt vurur. Nişan alır topuğunun yüksekliğinden vurur. Yere iyice yassılacak ki düşman nişan alamasın.
Talim talim talim... Ondan sonra bir tatbikat oldu mu bizim Mehmetçik lâ ilâhe illallah dedi mi gidiyor.
Düşman bir devlet demiş ki; "Türk ordusu şöyle yapamaz, böyle yapamaz filanca düşmanın karşısında şu kadar duramaz." Bilmem kaç saatte İstanbul'a geliriz.
O hesap belli olmaz, mü'minin sînesi alınır kale midir? O öyle bir durdu mu geçmez oradan, ölür dönmez, kafası kesilir yine durur, yine gider, yine kılıç sallar.
Onun için Allah bizi imandan ayırmasın, son nefeste iman-ı kâmil nasip eylesin, son nefeste imanımızı şeytana kaptırtmasın, hayatımızda da son nefeste de şeytanın şerrine uğratmasın. Cemâl-i Resûllullah'ı göre göre ruh teslim etmeyi nasip eylesin.
Ma'kilü'l-müslimîne mine'l-melâhimi dimeşkü ve ma'kiluhum mine'd-deccâli beytü'l-makdisi ve ma'kiluhum min ye’cüce ve me'cûce et-tûru.
Bu hadis-i şerifte kıyamette olacak hadiselerde Müslümanların bulundukları esas merkezleri bildiriyor.
Mâkil "bağlanma, toplanma yeri, düğüm noktası, esas merkez" demektir. Ma'kilü'l-müslimîne mine'l-melâhimi. "Ahir zamandaki ben-î asfar ile yapılacak savaşlarda Müslümanların esas yeri Dimeşk, Şam şehri merkez olacak."
Son zamanda Müslümanlar ile ben-î asfar denilen kavim arasında -ki onlar Avrupalı, batılı diye kitaplarda yazılıyor- bir büyük savaş olacak diyor bizim kitaplarımız. Onların kitaplarında da hayret ederek okudum. Mesela, Yehova şahitlerinin kitaplarında filan okudum, onlar da bir Armegedon savaşı olacak diyorlar, onlar da o savaşa hazırlanıyorlar. Yani onlar bizi düşman görüyor ya, bizimle savaşmak için onlar da hazırlanıp duruyorlar. Aklınızı toplayın! Aklınızı toplayın gafil olmayın demek istiyorum.
İkincisi ve ma'kiluhum mine'd-deccâli beytü'l-makdisi. "Deccal çıktığı zaman deccalın fitnesine karşı toplanma merkezleri Kudüs olacak." Ve ma'kiluhum min ye’cüce ve me'cûce et-tûru. "Yecüc ve mecüc çıktığı zaman da toplanma yerleri Tur Dağı olacak." Tur Dağı Musa aleyhisselam'a vahiy inen yer.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi kıyametin tehlikelerinden mahfuz eylesin.
Bilin ki, "İnsanın ölümü küçük kıyamettir. Öldü mü onun kıyameti koptu." İzâ mâte'l-insânü fe-kad kâmet kıyametühû. O artık büyük kıyameti beklemesin, onun işi bitti. E bu ölüm de bize çok yakındır; bir saat, on saat, on gün, on ay, on yıl sonra mı hiç beli olmaz.
Yaş sırasıyla da gelmez, aman hazırlıklı olun! Aman hazırlıklı olun bu fâni dünyaya dalmayalım; bu fâni dünya çok süslüdür, çok oyalayıcıdır, göz boyayıcıdır; insanı kendisine çeker. Onun için dünyayı bir mekkâr hilekâr aşüfte ihtiyar kadına benzetmişler. Ama öyle ihtiyar kadın olmasına rağmen, yüzünü gözünü sıvamış boyamış, uzaktan baktığın zaman yanağı düzgün görünüyor ama buruşuk; gözlerine çekmiş bilmem neli ilaçları gözleri güzel görünüyor, yakından baksan bitmiş; dışardan bakıyorsun düzgün görünüyor ama kamburu çıkmış belli etmiyor. Buna benzetmişler yani bu dünya bir cadaloz olduğu halde güzel görünüşlü gibidir. Yanına yaklaşınca kıymetli olmadığını anlarsın ama; "Tüh ya! Ömrü senin uğrunda harcadım meğer hiç değmezmiş." der insan.
Onun için gaflete düşmeyin, bizim asıl hedefimiz ahirettir, Allah'ın rızasıdır; onu kazanmaya bakalım.
Yarın tevbe ederim!
Olmaz! Şu anda tevbe edeceksin! Şu anda tevbe edeceksin buradan çıktıktan sonra iyi kul olacaksın.
"Hocam pazartesiye kadar müsaade et."
Öyle şey yok! Şu anda, olursa şimdi olur, sonra pazartesi gelmez. Pazartesi gelmez arkadaşlar, aman gafletten kendinizi koruyun.
Makâmu ehadiküm fî-sebillillahi sâ'ten hayrun min 'amelihî fî ehlihî umrahû.
Makam burada "durmak" manasına mastar-ı mîmîdir. Makâmu ehadiküm. "Sizden birinizin ayakta durması."
Nerede?
Fî-sebillillahi. "Allah yolunda ayakta durması" Sâ'ten. "Zamanın bir bölüğünde bir parçasında." Yirmi dört saatin bir cüzi mânası değil bir kısa zaman demek. Sâ'ten. "Bir insanın bir müddet Allah yolunda dik durması." Savaşta, nöbette, bekçilikte vesairede durması. Hayrun min 'amelihî fî ehlihî umrahû. "Ömür boyunca ailesinin olduğu yerde, evinde salih amel işlemesinden hayırlıdır."
Ömür boyunca evinde namaz kılıyor, tesbih çekiyor, Kur'an okuyor, salih amel işliyor vesaire... Allah yolunda hudutta, cephede, bir saat yani kısa bir müddet durması, dik durması ondan daha hayırlıdır
"Hocam, şimdi ne yapacağız?"
Mesela Afganlı kardeşlerimiz cihat ediyorlar. Allah insanı fitnelere uğratmasın. Iraklı olsaydık halimiz haraptı.
Ama ben bir başka şeye işaret edeceğim; düşmanın çeşidi çok. Düşmanın çeşidi, hilesi, gayreti, uğraşması çok. Bizim gayemiz, imanı ve Müslümanları korumak olduğuna göre mesela burada küfre, o da bu hükme girer. Allah'ın dinini müdafaa etmek için çalışsak, Müslümanlığı korumak yaymak için çalışsak o da bu hükme girer.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.