13.01.1985 - İlim Öğrenmek, Alimin Ölümü, Yolda Dua

13.01.1985 - İlim Öğrenmek, Alimin Ölümü, Yolda Dua
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn.Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Taberânî'nin rahmetullahi aleyh Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet ettiği ve Tirmizî'nin de kaydettiği 'hasen' dediği bir hadîs-i şerîfe göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki:
Men harece fî talebi'l-ilmi fe hüve fî sebîlillâhi hattâ yercia.
"Kim ilim talep etmek için evinden, beldesinden yola çıkarsa dönünceye kadar Allah yolundadır!"
Dönünceye kadar fî sebilillâh, Allah yolunda bulunmaktadır.
Herkesin doğduğu beldede ilim olmuyor ama insan heves edince [fırsat oluyor.]
Mesela okuduğumuz eseri yazmış olan Gümüşhaneli [Ahmed Ziyâüddin] Hocamız rahmetullahi aleyh önce babasının yanında ticaret yaparmış. Gümüşhane'den Trabzon'a gelir gider, mal alır, ticaret yaparlarmış. Buluğ çağına erince ticareti terk etmiş. Bir vesile ile İstanbul'a gelmiş, kalmış. Çünkü ilim öğrenmek aşkıyla kıvranıp duruyor. Sonra da memlekette haber göndermiş ki:"Babam benim kusuruma bakmasın, ben ilim öğreneceğim..." Eserlerini yazmış.
İlim talep etmek için yola çıkan bir insan ilim tahsil edip dönünceye kadar Allah yolunda bulunmuş bir insan olur. Çünkü ilim Allah yoludur. Hakiki bir ilim insanı Mevlâ'nın rızasına götürür! İnsan Allah'ın sevdiği şeyleri ilim ile öğrenir; sevmediği, gazap ettiği şeyleri ilim ile öğrenir, ona göre hayatını tanzim eder. Bu bakımdan ilim son derece kıymetlidir.
Bir insan bir şehirden uzak bir şehre gitmese, evinden çıksa da: "Pazar günü hadis dersi dinlemek üzere İskenderpaşa Camii'ne gideyim." dese olmaz mı?
O da aynı, evine dönünceye kadar Allah yolunda, fî sebilillâh vakit geçiriyor. O kadar kıymetli! Arabada, minibüste durduğu zaman da buna dâhil mi?
Evet! Yol dâhil, araba dâhil, minibüs dâhil, oturmak, beklemek, dönmek dâhil. Ders bitti, artık ilim bitti; geri dönüyorsun [ama] hayır, evine dönünceye kadar!
Peygamber Efendimiz ne diyor?
Hattâ yercia. "Dönünceye kadar Allah yolundadır!"
Peygamber Efendimiz buyurmuştu ki;
Men harece min beytihî yürîdü's-salâh fe hüve fis-salâti fâkethü ev edrakehâ. "Kim namaz kılmayı isteyerek evinden dışarı çıkarsa ister o namaza yetişsin ister kaçırsın namazda sayılır!"
Evinden çıkıp namaz kılmaya gidiyor, gitti. Hay Allah geç kalmış, yetişemedi; namaz kaçtı.
Fe hüve fis-salâti. "Namazda, namaz içinde gibi ecir alır!"
Biz uzak yoldan, şehirlerarası mesafeden geliyoruz. Köprünün başına geldik, yol tıkandı. Koca köprüde 10-15 dk. bekledik, nerdeyse buraya geç kalacağız. Demek ki namaza yetişseydik de yetişmeseydik de aynı ecri alacakmışız, elhamdülillah. Dinimiz ne kadar güzel! Demek ki kalp temizliği ne kadar kıymetli bir şey, niyet halisliği ne kadar hoş bir şeymiş!
Bir başka hadîs-i şerîf:
"Kim cân-ı gönülden şehit olmayı temenni ederse Allah onu şehitlerin mertebesine eriştirir, isterse yatağında ölsün!"
Yatağında öldü; harp olmadı, burnu kanamadı, yüzü çizilmedi, tırnağı kopmadı… O kadar kolay! Ama temenni ediyordu, şehit olmayı istiyordu, aklı fikri oydu; işte o ecri alıyor. Bizim dinimiz böyle, dinimizde kalp temizliğinin, niyetin o kadar büyük bir ehemmiyeti var ki tariflere sığmaz. İnsan neye niyet etmişse ona göre ecir alır.
Tabi bunun ters tarafa işleyişi de var. Kötü niyetle iyi bir şey yapsa kâr etmez.
"Camiye gideyim, oradan bir pabuç çalarım, yeni bir pabucu ayağıma giyerim, pabucumu değiştirmiş olurum…"
Geldi namaz kıldı… Allah ona o namazın sevabını verir mi? Mümkün değil! Başka niyetle geldi.
"Ben camiye gideyim, oradaki şahıs beni birkaç defa namaz kılarken görsün, ondan sonra dükkânına veya fabrikasına giderim, 'Bana bir iş ver.' derim. O da beni camide gördüğünden, takkeli gördüğünden, 'Tamam, bu müslüman, bana hıyanet etmez, beni aldatmaz.' der, işine alır. Onun için birkaç defa şu adamın yanında görüneyim…"
Niyeti, ona gösteriş oldu; ecir almaz!
Onun için kalbimizi pak tutacağız. Niyetimizi dümdüz, dosdoğru tutacağız, eğri büğrü olmayacak, sağa sola yamulmayacak. Niyeti pak oldu mu insan camiye gidip evine dönünceye kadar, ilim öğrenmeye gidip dönünceye kadar Allah yolunda olmuş oluyor. Namaza yetişmek üzere evinden çıkıp gittiği zaman namaza yetişemese bile Allah, kılmış gibi ecir veriyor.
Peygamber Efendimiz bir de bize edep, terbiye öğretmiş. Diyor ki:
"Namaza yetişemezseniz acele etmeyin!"
Bazen namaza duruyoruz, Allahu ekber, imam başladı. Arka taraftan duyuyoruz; kapı bir açılıyor, pat, bir kapanıyor paldır küldür paldır küldür… Caminin zemini sarsılıyor.
Ne o? Rekâtı kaçırmayacak!
Böyle şey yok! Sekînet, vakar, ciddiyet ile Mevlâ'mın huzurundayım, Rabbim benim hâlimi görüyor… O rekâta yetişirsen yetişirsin, yetişemezsen yetişemezsin! İnsan yaptığı işi sakin sakin, ölçülü ölçülü yapacak. Kaçırsa bile Allah o ecri veriyor. Niyeti neydi, iyiydi; o iyi niyetine göre ecri veriyor.
Bu hadis-i şerifer hatırınızda kalsın:
Men harece fî talebi'l-ilmi fe hüve fî sebilillâh hattâ yercia. "İlim talebi için yola çıkmış insan dönünceye kadar Allah yolundadır, fî sebilillâh vakit geçirmiş demektir!"
Men harece min beytihî yüridi's-salâh fe hüve fi's-salâti fâkethü ev edrekehâ. "Evinden namaz kılmak üzere çıkan bir kimse ister o namazı kaçırsın, erişemesin; ister yetişsin, onu cemaatle kılsın namazda sayılır, yolu da namaza dâhildir!"
Bana bir büyük alim Gaziantep'te sormuştu. Dedi ki:
"İnsanın bir an bile Mevlâ'dan gafil olmaması gerekiyor. Bu nasıl olacak, bu nasıl sağlanacak?"
Ben de dedim ki:
"Namaza giderken insan dönünceye kadar namazda sayılıyor ya, öyle niyetini iyi tutar, başı ortası önü sonu [iyi niyetli] olursa Allah arayı da, aradaki ufak tefek şeyleri de ona sayar, o niyetli olduğu zaman o ecri alır." diye bunu misal vermiştim.
Sağlam hadîs-i şerîfler; ilimle ilgili hadîs-i şerîf Enes b. Mâlik radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş, namazla ilgili hadîs-i şerîf Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.
Men harece min beytihî yüridi's-sefere fe kâle hîne yahrucu bismillâhi amentü billâhi ve'tasamtü billâh ve tevekkeltü alâllah ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh ruzika hayra zâlike'l-mahreci ve sulka anhu şerre zâlike'l-mahrac.
Osman radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş bir hadîs-i şerîf. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuşlar ki:
"Kim evinden yolculuğa kast ederek çıkarsa..."
Yolculuk yapmaya çıkıyor, İstanbul'dan Ankara'ya, Adapazarı'na gidiyor, yola çıkmış.
Fekâle hîne yahrucu. "Çıktığı zaman şu duayı okursa, şu ibareyi söylerse…"
Ne olur?
Ruzika hayra zâlike'l-mahreci. "Bu çıkışın hayrı kendisine ikram olunur." Ve surife anhu şerre zâlike'l-mahrac. "Bu çıkışın şerri kendisinden uzaklaştırılır."
Böyle dua edip çıktığı takdirde bu çıkıştan dolayı Allah onu başka bir insanın karşılaşabileceği birtakım şerlerden mahfuz tutar; erişilmesi muhtemel olan hayırların hiçbirisini kaçırmaz, hepsi kendine gelir. Demek ki koruyucu, hayırlara erdirici bir dua, sefere çıkan insanın yapması gereken bir güzel dua! Nasılmış?
Bismillâh. Allah'ın adıyla başlıyor. Sonra; amentü billâh. "Ben Allah'a inandım, o benim Rabbim, kâinatın sahibi, hâlıkımız, mâbudumuz; O'nun adıyla başlıyorum, ben ona inandım." Va'tasemtü billâh. "Allah'a sarıldım." Ve tevekkeltü alâllah. "Ve Allah'ı kendime vekil edindim!"
Mesela insan denize düşse batmamak için korunmak için kayığa sımsıkı sarılır veyahut bir tahta parçası bulsa ona bile sımsıkı sarılır. Küçük bir çocuk önlerine doğru, kendisine doğru gelen bir hayvandan korksa babasının bacağına sarılır, annesinin eteğine sarılır. Kuyuya düşen bir insan yukarı çıkmak için ipe sarılır, bayırdan aşağı düşecek bir insan bir dala sarılır… Sarılmak kendisini korumak için kurtarmak için olan bir sarılma…
"Ben de Rabbime sarıldım. Rabbime sımsıkı yapıştım ve O'na tevekkül ettim!"
Tevekkül etmek ne demek?
"Yâ Rabbi, sen benim vekilim ol; benim namıma ne yapılması gerekirse yap, beni neden koruman gerekiyorsa koru!" demek.
İnsanın vekili tabii onun namına her şeyi yapar. Vekil Allah-u Teâlâ hazretleri olunca insan ne kadar hayırlara erer, ne kadar kuvvetli olur!
Peki, biz Allah'ı vekil edebilir miyiz? Biz kimiz ki… Edemezdik, öyle bir şeye gücümüz kuvvetimiz yetmezdi, edepsizlik olur diye korkardık. Öyle bir şeye katiyen cesaret edemezdik, tevessül edemezdik. Allah-u Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;
İnnallâhe yuhibbü'l-mütevekkilîn. "Allah kendisine tevekkül edenleri, işini Allah'a havale edenleri sever."
"Yâ Rabbi! Sen benim vekilim oluver, sana havale ettim. Nasıl dilersen öyle yap, razıyım, sen benim nâmıma ne işlersen işleyiver…" diye Allah tevekkül edenleri sever, diyor.
Fe-tevekkelû alâllah. "Allah'a tevekkül edin!" diye de emrediyor. Baş üstüne. O zaman demek ki hiçbir mahzuru yokmuş:
"Yâ Rabbi sen benim vekilim ol!"
Hasbünallâhu ve ni'mel vekil. "O ne iyi vekildir, O yeter!"
O vekil oldu mu her işin sonu hayır gelir, insan her türlü tehlikeden korunur.
İnsan demek ki sefere çıkarken Bismillâh, amentü billâh, diyor. Va'tesamtü billâh. "Allah'a sımsıkı sarıldım, yapıştım!" Ve tevekkeltü alâllah. "Allah'a tevekkül ettim, onu vekil edindim!" Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh. "Hiçbir değiştirecek güç kuvvet yoktur, her şey Allah'ladır, Allah-u Teâlâ hazretlerinin elindedir!" O'nun emri olmaz ise hiçbir şey olmaz, her şey onun emri ile oluyor:
Cümle işler Hâlık'ındır kul eliyle işlenir
Hakk'ın emri olmaz ise sanma bir çöp deprenir
Farz edelim birisi geliyor, sana bir para veriyor. Bazen, sen tam sıkıştığın zamanda; işin, müşterin az, sıkışık bir durumdasın; bir adam geliyor, sana birçok iş havale ediyor, sipariş ediyor… Sıkıntıdan kurtuluyorsun.
Bu iş nasıl oluyor? Allah celle celâlüh gönderiyor!
Peki o adam? O vasıta, Allah onun da kalbine ilham ediyor; rüyasında gösteriyor, aşikâre gösteriyor, senin tarafına getiriyor, o işi yaptırtıyor. O bir sebep! Allahu Teâlâ müsebbip: Sebepleri sevk edici. Müsebbibü'l-esbâb. Sebepleri yaratan Allahu Teâlâ hazretleri.
O adam sana bir iyilik yaptı, sana yaptığı iyiliğin fâili ama fâil-i hakiki Allahu Teâlâ hazretleri. Allah sana onun öyle yapılmasına müsaade etmeseydi yapamazdın. Onu yaratmasaydı olmazdı, sen orada olmasaydın olmazdı. Onun senin yanına gelip de o hayrı yapabilmesi için ne kadar iş ayarlanıyor bir bilsen!.. Onu insanoğlu yapamaz, istese de yapamaz! Her şeyi bu tarzdadır.
Koşuşuyoruz ama her şeye gücümüz yetiyor mu? Allah'ın müsaade ettiğine yetişiyorsunuz, [müsaade] etmediğine olmuyor. Demek ki;
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh, "Allah'tan gayri güç kuvvet yok, her türlü şey O'ndan!"
Allah güç kuvvet vermezse insan ne hâlini değiştirebilir ne de bir şeyi yapmaya güç kuvvet getirebilir. Her şey Allahu Teâlâ hazretlerinin elindedir.
Namazı duydun, saat çaldı, niye kalkamadın? Allah kaldırmadı!
Bir şeyi yapmak istedin, en son anda unuttun yapamadın, niye? Allah unutturdu.
Musa aleyhisselam ile yanındaki genç, Hızır aleyhisselam'ı aramaya gidiyorlar. Bir kayanın yanında mola veriyorlar. Balık var… Sonra kalkıyorlar biraz daha sefere gidiyorlar. Ondan sonra hadi:
Âtinâ gadâenâ lekad lekînâ min seferinâ hâzâ nasabâ. "Bu yolculuğumuzda epey yorulduk, getir şu gıdamızı!" diyor. O yanındaki şahıs:
"Aaa, kayanın yanına geldiğimiz zaman ben onu orada unuttum!.." diyor.
"Zaten bizim istediğimiz şey buydu, dön geri!"
Orada buluşacaklar.
Demek ki unutturan, hatırlatan, her şey, [hepsini yaptıran] Allah celle celâlüh! Onun için, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh; her şey Allah'ın gücünde kuvvetindedir. Yoksa O dilemezse insan kendisi yapamaz.
"Bu, Arş-ı Âlâ'nın hazinelerinden bir hazinedir!" diyor.
"İnsan lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh sözüne devam ederse bu; insanın üzerinden yetmiş çeşit kötülüğü def eder, en aşağısı iç sıkıntısıdır!"
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh… İnsanın içinden yetmiş çeşit [kötülüğü] def eder, en aşağısı tasalanmak, gamlılık, kederlilik, can sıkıntısıdır.
Devam edin, nasıl tesirini göreceksiniz; böyle kıymetli bir şey!
[Yola] böyle çıkan bir insana Allah o çıkışını hayırlı eder, hayırlara erdirir; şerlerden korur, mahfuz kalır.
Bir daha okuyalım:
Bismillâh, amentü billâh, va'tasemtü billâh ve tevekkeltü alâllah ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh.
1.Bismillâh.
2.Amentü billâh.
3.Va'tasemtü billâh.
4.Tevekkeltü alâllah.
5.Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh.
Demek ki parmaklarınızın adedi kadar cümle imiş.
Bismillâh, amentü billâh, va'tasemtü billâh ve tevekkeltü alâllah, ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh.
Hafızanızı yoklayın bakalım, akşam namazından sonrada aklınızda kalacak mı?..
O insanlar, o mübarekler Peygamber Efendimiz'i böyle dinlerlermiş de bu hadisleri öyle ezberlemişler. Dinlerlermiş, hatırında kalırmış. Kendimizi böyle dinlemeye, hatırımızda tutmaya alıştıralım. Bizim akıl dediğimiz, hafıza dediğimiz âlet de çalışınca kuvvetlenir.
Hafız; babası dört yaşında hafızlığa başlatmış. Kur'ân-ı Kerîm'in altı yüz küsur sayfasını, koca Kur'ân-ı Kerîm'i ezberlemiş. İnsan; artık bunun hafızası dolmuştur, kafasına hiçbir şey girmez sanır, "Yıpranmıştır!" der değil mi?..
Hayır hayır! Hafızlar zihni daha iyi gelişmiş oluyor. Bir şeyi duydu mu daha iyi hatırında tutar. Çalıştırmayan, hiç zihnini yormamış olan insan bir şeyi hatırında kolay tutamaz, unutur. Ama beriki, hafız kulağının ucuyla dinlediği bir şeyi tıkır tıkır hemen söyleyiverir. İnsan, "Yaa mâşaallah…" filan der.
[Mehmed Zahid Kotku] Hocamız rahmetullâhi aleyh öyleydi. Bizi imtihan ederdi. İmtihan olduğumuzu bilmeden, gafil, birdenbire imtihan ederdi. Gündüz [Mehmed Zahid Kotku] Hocamızla beraber Cuma namazına gittik, dinledik. Akşam sorardı:
"Söyle bakalım cuma hutbesinde hoca ne demişti?"
İnsan bazı cümleleri hatırlıyor, bazen mevzuyu hatırlayamıyor. Fakat o başından başlardı, 80 yaşında insan, başından sonuna hepsini söylerdi. O söyledikçe hatırlardık:
"Tamam hocaefendi onu da söylemişti, onu da söylemişti, onu da söylemişti…"
Bir defada duyuyor; o da bir defada duyuyor, ben de bir defada duyuyorum. Ben gencim, güya benim hafızam kuvvetli olması lazım, yıpranmamış olması lazım, o yaşlı güya…
Demek ki çalıştıkça kuvvetleniyor. Demircinin pazısı nasıldır? Adam balyoz sallıyor. "Çok kullanıldığı için yıpranmıştır, delik deşiktir bir işe yaramaz…" Aman sakın öyle sanıp da yanına yanaşıp kafasını kızdırma, çimentoyu sıksa ezer! Neden? Balyoz sallaya sallaya onun pazıları senin pazının iki misli olmuştur. Çalışınca kuvvetlendi. İşte onun gibi olur, hafıza da çalışınca kuvvetlenir. Onun için her gün birkaç âyet, birkaç hadîs-i şerîf ezberleyin.
Hoşuma gitti. Hanımlar kısa kısa hadîs-i şerîflerden her gün bir hadîs-i şerîf ezberleyelim diye karar vermişler.
Ama erkekler kadınlardan geride kalırsa yazıklar olsun! Hanımlar daha ileride olsun da erkekler geride kalsın olur mu!.. Mirasın iki mislini alıyorsunuz; mirasa gelince iki misli alıyorsunuz, erkekler kadınların iki mislini alıyor. Hadi bakalım, ilimde de iki misli, en aşağı iki misli olması lazım. Kadınlardan üstün olmanız lazım. O zaman siz her gün bir âyet, bir hadis ezberleyin. Onlar bir hadis ezberliyorlarmış, siz bir âyet, bir hadis ezberleyin, iki misli olsun!
Men harece yürîdü ilmen yetaallemühû futiha lehû ebvâbün ile'l-cenneti ve fereşethü'l-melâiketü eknâfehâ ve sallet aleyhi melâiketü's-semavâti ve hîtânü'l-bahri ve li'l-âlimi mine'l-fadli ale'l-âbidi kefadli'l-kameri leylete'l-bedri alâ esğari kevkebin fis-semâ. İnne'l-ülemâe veresetü'l-enbiyâ inne'l-enbiyâe lem yüverrisû dînâran ve lâ dirhemen ve lâkinnehüm ve'r-resu'l-ilme fe men ehaze bil-ilmi fekad ehaze bi-hazzihî mevtül âlimi musîbetün lâ tücber ve selmetün lâ tüseddü ve hüve necmün tumise mevtü kabîletin eyseru min mevti âlim.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Bu hadîs-i şerîfi duyduktan sonra artık camideki cemaatin hepsi ilim yoluna girer! Ebû'd-Derdâ radıyallahu anh rivayet etmiş. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
Men harece yürîdü ilmen yetaallemühû futiha lehû bâbün ile'l-cenneti. "Kim bir ilmi öğrenmek için çıkarsa ona cennete doğru kapılar açılır!"
Nerden çıkarsa? Nereden çıkacağı söylenmiyor. Evinden çıkarsa veyahut beldesinden çıkarsa; her ikisi de olabilir.
Evinden çıkarsa ne demek? Evinden çıkıyor; aynı şehirde filanca camiye, filanca medreseye, filanca okula gidiyor.
Beldesinden çıkarsa ne demek? Türkiye'den kalkıyor; Suudi Arabistan'a gidiyor, Irak'a, Suriye'ye, Şam'a, Pakistan'a gidiyor mesela…
"Kim ilim öğrenmek için çıkarsa ona, [onun için], cennete kapılar açılır!" diyor.
Futiha lehû bâbün ile'l-cenneti. "Ona cennete doğru bir kapı açılır, cennete doğru bir kapı açılır!" Ve fereşethü'l-melâiketü eknâfehâ. "Melekler onun üstüne kanatlarını yayarlar!"
Yayarsa ne olur? Melek kanat yayarsa insan kötülüklerden korunmuş olur. En aşağısı; üstüne bir şey gölge olduğu zaman sen güneşin şerrinden, sıcaklığından, yakmasından, çarpmasından vs. korunuyorsun ya… Mânevî zararlar vardır, melekler senin üstünü örttüğü zaman sen onların hepsinden korunmuş olursun. Demek ki melekler seni, tavuğun civcivini koruduğu gibi koruyup kollayacaklar, ne güzel!
Ve sallet aleyhi melâiketü's-semavâti. "Göklerin melekleri ilim öğrenen o kimseye salat eder!"
Melekler dua ederler: "Yâ Rabbi! Bu ilim yoluna giden insanı affeyle, mağfiret eyle, hayırlara erdir, şerlerden koru..." diye melekler dua etmeye başlarlar.
Melekler hiç isyan etmeyen Allah'ın mutî varlıklarıdır, yaratıklarıdır. Onların duaları insanoğluna çok fayda sağlar. Peygamber Efendimiz birisinin evinde yemek yedi de öyle dua etti: "Sana melekler dua etsin!" dedi. Meleklerin dua etmesi günahkâr ağızlı bir insanın dua etmesi gibi olmaz, o çok büyük bir hayrın alameti.
Başka? Ve hîtânü'l-bahri. "Denizin balıkları da dua ederler!"
Göktekiler, denizdekiler hepsi o kimse için dua ediyor. Denizdeki balıklar bile dua eder. Demek ki biz ilim yoluna girdik mi cümle âlem dostumuz oluyor. "Denizdeki balıktan bana ne, benim haberim yok!.." dersin, denizdeki balık bile sen ilim yoluna gittin diye gökteki melekle beraber dua ediyor.
Ve li'l-âlimi mine'l-fadli ale'l-âbidi kefadli'l-kameri leylete'l-bedri alâ esğari kevkebin fis-semâ. "Alimin abid üzerine üstünlüğü…"
Alim; ilim öğreniyor, biliyor, hadis, tefsir, fıkıh öğreniyor, Allah'ın rızasının yollarını öğreniyor. İbadet ehli bir insan; namaz kılıyor, oruç tutuyor, tesbih çekiyor... Bakıyorsun: "Bu mübarek adamcağız, melek midir nedir, sabahtan akşama ne zaman görsem namazda niyazda…" Hep güzel hâlde görüyor. O ibadet ediyor, bu ilim öğreniyor.
İbadet edene âbid, ibadet edici derler. Öğrenene, bilene de alim derler. Alim abidden üstündür. Bir kere bunu bilin! Ne kadar üstündür? Bu cümlede Peygamber Efendimiz bildiriyor:
Ve li'l-âlimi mine'l-fadli ale'l-âbidi. “Alimin âbid üzerinde faziletinden yana ne kadar üstün olduğunu anlamak isterseniz.” Ne kadardır o? Kefadli'l-kameri leylete'l-bedri alâ esğari kevkebin fis-semâ. "Alimin derecesi, fazileti, mehtaplı gecede dolunayın gökyüzündeki en küçük bir yıldıza göre nuru ne kadar üstünse o kadar daha üstündür!"
Mehtaplı bir havada gökyüzüne baktın mı zaten kolay kolay yıldız görünmez. Sadece mehtap görünür. Pırıl pırıl, insanın yolunu bile aydınlatır. Yolu görür, havuzu görür, bahçeyi, karşıdaki dağları görür, önünde deniz varsa denizi görür, gölü görür… Mehtaptan her taraf aydınlanıyor. Öbür tarafta belki kıyıda köşede küçücük bir yıldız vardır. Senin gözüne göre işte o yıldızın ışığı ne kadar zayıf! Alimle abidin farkı o kadardır! Alim dolunay gibidir, ötekisi sönük bir şey gibidir. İlim çok kıymetli!
İnne'l-ulemâe veresetü'l-enbiyâ. "Muhakkak ki alimler peygamberlerin varisleridir, mirasçılarıdır, peygamberlerin mirasları onlara kalır!" İnne'l-enbiyâe lem yüverrisû dînâran ve lâ dirhemen ve lâkinnehüm ve'r-resu'l-ilme. "Muhakkak ki peygamberler dinar dirhem, para pul miras bırakmazlar!" Onlar para toplamaya gelmemişler ki, insanlara ilim öğretmeye gelmiş. Geride para pul bırakmazlar.
Ne bırakırlar? İlim bırakırlar. Geriye ilim miras bırakırlar, hikmet bırakırlar, hadis bırakırlar, bilgi bırakırlar! Bırakmış olduğu mirastan kendisine düşen hisseyi almış demektir. İlim öğrenince onun varisi olmuş oluyor. İlim bırakıyor, peygamberlerin mirası ilimdir. İlimden payı olan, nasibi olan, alan, öğrenen kimse mirasını almış oluyor. Ben Peygamber Efendimiz'den biraz miras almışım, Allah sizlere de nasip etsin. Arapça'yı okuyabiliyorum elhamdülillah, çok şükür.
Hâzâ min fadli rabbî. Mevlâ'ma hamd-ü senâlar olsun. Demek ki varisçilerinden birisiyiz. Allah cümlemize nasip eylesin.
07.10.1984 -
Borcu Tehir Etmek,
06.05.1984 -
Ölüm, Kıyamet Alametleri,
