02.12.1984 - Abdestli Mümin Kardeşini Ziyaret, Gusül, Tevekkül

02.12.1984 - Abdestli Mümin Kardeşini Ziyaret, Gusül, Tevekkül
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men tevaddaa fe-ahsene'l-vudûa ve âde ehâhü'l-müslime muhtesiben bûide min cehenneme mesîrete seb'îne harîfen.
Enes b. Mâlik radıyallahu anh'ten.
"Kim abdest alırsa, sonra abdestini güzel eylerse…"
Hoş, güzel bir tarzda alırsa… Abdestini hani hemen, alelusul, almış olayım, paldır küldür filan değil de güzel bir tarzda alırsa…
Ve âde ehâhü'l-müslime. "Müslüman kardeşini ziyarete giderse…"
Şu inceliğe bakın! Müslüman kardeşini ziyarete gidecek, abdest almayı söylüyor Peygamber Efendimiz. Dikkat ediyor musunuz? Namaz kılmaya değil, Müslüman kardeşini ziyarete giderse…
Neden?
Muhtesiben. "Sevabını Allah'tan bekleyerek."
Biz bir kardeşimizi neden ziyaret ederiz?
"Yanında menfaatim var. Gittim mi cebim para dolacak." Hayır!
Allah rızası için ziyaret ederiz. Ziyaretler Allah rızası için, almak ve vermek Allah rızası için, namaz ve cihat Allah rızası için, ölmek ve yaşamak Allah rızası için… Kardeşini ziyaret ediyor.
Neden?
Muhtesiben. Dünyevî bir menfaat, garaz ve maksat için değil, Allah'tan sevabını bekleyerek ziyaret ediyor. Ve gittiği yere abdestli gidiyor.
Buyurun bakalım; yirminci yüz yıldayız, şu incelik hangi kültürde var? Hint kültürü, Çin kültürü, Avrupa kültürü, Amerika kültürü, ay kültürü, Merih kültürü… Kâinatın başka yerlerinde arayın bakalım, bu incelik hangi dinde var?
Müslüman, Müslüman kardeşini ziyarete gidiyor. Efendimiz ziyarete gidiş sebebini bir kelimeyle söylüyor; muhtesiben, "sevabını Allah'tan hesap edip umarak", başka bir maksatla değil...
Nasıl?
Abdest alarak ve abdesti güzel alarak... Düşün, tertemiz olacaksın; tozun terin gidecek, elin yüzün yıkanacak... Doktorların bu hadis karşısında bir feryat edip, sırt üstü düşüp bayılması lazım! "Ne dinmiş yâ Rabbi!" deyip, bütün doktorların sıraya girip Müslüman olması lazım! 1400 yıl önce, o çöl kanunu işte bu! Buyur… Var mı senin başka bir yerde gördüğün, bir başka medeniyette rastladığın böyle bir şey?
Şu güzelliğe bakın! Elhamdülillahi alâ ni'meti'l-İslâm. İslâm nimetine ne kadar şükretsek azdır. Allah bizi bu nimetten ayırmasın, mahrum etmesin.
Âde ehâhü'l-müslim. "Müslüman kardeşini ziyaret ederse…"
Tekrar tekrar yapılan ziyaretlere tekerrür ettiğinden âde diye bu fiil kullanılır, fakat daha ziyade hasta ziyareti için kullanılır. Hasta ziyareti için iâdetü'l-marid diye, bu kelimenin mastarı iâdet gelir. Bu kelime daha ziyade hasta ziyaretinde müstamel olmuştur. O zaman, umumi mânasıyla bir ziyaret değil de belki bir hasta kardeşini ziyaret mânasına olur; o da güzel bir şey. İnsan hastalandı mı, en zayıf olduğu zaman kapıya bakıyor, "bir kardeşim gelse" diye teselli bekliyor.
Almanya'ya veya başka memleketlere gidiyorsunuz.
Bizim de her camimizin yanında, külliyesinde bir dârü'ş-şifa, şifa evi vardı. Bakarsın cami burada, medrese şurada, dârü'ş-şifa burada, aş evi burada, yetimhane burada… Külliyede her şey vardı. Tabi biz o eski şeylerin hepsini unuttuk.
Bize dedelerimiz kötülendi, kötülendi, kötülendi… O dedelerin torunu olmaktan utanacak hâle geldik. Cahillik zor şey! İnsanı cahil bırakıp beynine de yalan yanlış şeyleri tekrar tekrar söyledin mi… 40 gün bir adama "sen delisin" desen deli olurmuş derler. Bizi de "Senin anan baban şöyle, senin anan baban vahşi, senin anan baban barbar…" diye diye Müslümanları barbar sanıyorlar.
Avrupa!.. İtalyanlar Libya'ya geldiği zaman nüfusun yüzde ellisini kesmiş. Medeniyet mi?..
Cezayir'de Fransızlar çok şiddet kullanmışlar, nüfusun üçte birini katletmişler. Her üç kişiden bir tanesi gitmiş. Medeniyet mi?..
Libya’da er iki kişiden bir tanesi gitmiş. İnsan bu; kuş değil, sinek değil, insan!
Medeniyet bizdeymiş; biz esir aldığımız, bizimle çarpışmış komutana bile izzet etmişiz. Esir aldığımız komutana bile bizim padişahımız, "Olur böyle şeyler. Asker bazen kazanır, bazen kaybeder. Müsterih ol. Haydi seni memleketine gönderiyorum. Hem seni gönderirken, 'Bir daha benim karşıma çıkıp savaşmayacaksın.' diye şart da koşmuyorum. Yine adam topla, yine gel. Bana bir zafer daha kazandırırsın, bir şeref daha eklenir şerefime." demiş. İnsanlık bu! Bunu başkaları anlayamaz. Biz o dedelerin torunlarıyız da mazimize düşmanız. İngiliz, Fransız, Alman ve İtalyanlarla omuz omuza vermişiz, veryansın Osmanlı'ya çatıyoruz.
Osmanlı kim?
Benim dedem Osmanlıydı, senin deden de... Yani şimdi değişti; dedene çattırtıyor da kimse bir şey yapmıyor, kılı kıpırdamıyor. Vur, tamam, "Vay hain padişahlar vay…"
İstanbul'u kim aldı? Fatih'e bir teşekkür etmek gerekmez mi? Bu kadar güzel şehir dünyanın neresinde var?
Men lem yeşkürü'n-nâse lem yeşkürullah. "İnsanlara şükretmesini, teşekkür etmesini bilmeyen, Allah'a hiç teşekkür edemez."
İnsanların da yaptığı iyiliğin kadrini bileceksin.
Hiç ziyaret ettin mi Fatih Sultan Mehmet’i? Hiç ruhuna Fatiha okudun mu?
Biniyorsun vasıtaya, gidiyorsun geliyorsun, Edirnekapı surundan geçiyorsun. Bu sur neymiş, bu surdan nasıl bu tarafa gelmiş, bu dağların üstünden gemileri nasıl kaydırıp da öbür tarafa indirmiş?.. Ne azim!
Fe-leni'me'l-emîrü emîruhâ. "O ordunun komutanı ne iyi komutandır." diye Peygamber Efendimiz asırlar önceden söylemiş, sen ona düşman oluyorsun. Bir köprüye adını koyup da "Fatih Köprüsü" diyemiyor. Cennet mekân bize şehri vermiş, beldeler kazandırmış; böyle centilmenlik mi olur?
Adam, "Buyurun efendim." diye sana yol verse, "Teşekkür ederim." diyorsun. Koca beldeler vermiş, teşekkür etmiyorsun, aleyhinde konuşabildiğin kadar konuşuyorsun. Kendi deden, kendi deden!.. İnsan aslını inkâr eder mi yani?
Kim abdest alırsa, abdestini güzelce tamamlarsa, sonra Müslüman kardeşini hastayken ziyaret ederse… Belki o mânaya geliyor, dedik.
Bu işi Allah rızası için yaparsa ne olur?
Bûide min cehenneme. "Cehennemden uzaklaştırılır."
Ne kadar hocam?
Seb'îne harîfen. "Yetmiş sonbahar mesafe uzağa gider." 70 yıllık uzağa uzaklaştırılır.
Düşünün! Şimdi sanki karşımda beyazlar giymiş bir doktor, bir hastabakıcı duruyor gibi geliyor bana. "Aman hastanın yanına temiz gidin, üstünüz başınız tozlu topraklı olmasın. Aman elinizi yüzünüzü güzelce yıkayın, çünkü elini sıkacaksınız, 'geçmiş olsun' diyeceksiniz, mikrop bulaşmasın vesaire…" Yirminci yüzyılda böyle bir şey denilebilir. Bunu Peygamber Efendimiz 1400 yıl evvel demiş. Akıllı insana bir işaret kâfidir.
El-Ârifu yekfîhi'l-işâre. "Arife bir işaret kâfidir." deniliyor. İslâm nasıl bir medeniyet getirmiş; şu hadisi ezberle, bu işaret sana yeter.
Kim abdesti güzel alırsa...
Abdest, ibadet için yapılan bir hazırlıktı.
Kim abdestini güzel alır, Müslüman kardeşine Allah rızasını düşünerek, Allah'ın ecr-ü sevabını umarak ziyarete giderse (hastayken veya başka bir sebeple) cehennemden 70 yıllık mesafe uzağa uzaklaştırılıyor.
Gör bakalım, bu zarafet başka yerde var mı?
İnsanın kalbi güzel olacak. İç âlemi nuranî ve zengin olacak.
Başka bir hadîs-i şerîf… Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
Men tevaddae ba'de'l-gusli fe-leyse minnâ. "Gusülden sonra abdest alan bizden değildir."
Bu ne demek?
Gusül, büyük abdest demektir. Abdest almanın büyüğü ve daha şümullüsü demektir. Tepeden tırnağa yıkanıyorsun. Ona gönlün mutmain olmuyor da bir daha abdest almaya kalkıyorsun.
Ne bu tereddüdün? Guslün en büyük temizlik olduğuna itimadın yok mu?
Bir de vesveseyi defetmek için, böyle bir vesvese, bir suizan olmasın diye Peygamber Efendimiz, "Gusülden sonra abdest alan bizden değildir." buyurmuş.
Gusül yeter! Üç kere ağzına su, üç kere burnuna su, tepeden tırnağa hiçbir yerinde kuruluk kalmayacak gibi yıkanırsın; işte gusül oldu. İnsan cünüplükten kurtulur, abdest almış olur. Onunla namaz kılınır, her şey olur. Ama evvelinde yani gusül abdesti almadan önce abdest almak var, mezhebimizde söylenmiş, öyle alırsa iyi olur.
Vesvese yapmayacağız.
Konuşuyoruz… Kardeşlerimiz, kara zeytin yemiyormuş.
Neden?
Zeytincilerle konuşmuş da içine, havuzlarına hayvan düşebiliyormuş… Yahu faraziye, böyle şey olur mu?..
"Ya benim kullandığım suyun içine hayvan düştüyse… Ya benim abdestim olmadıysa…"
Bu işle bir yere çıkılmaz ki. Böyle vesveseler insanın aklını oynattırır, deli eder.
Görmediğin takdirde bir şeyin asıl olanı, esası, kökü nedir?
Aslolan temizliktir. Eşyada aslolan temizliktir.
"Hocam senin şu oturduğun minder, şu bizim namaz kıldığımız halı, üstünde oturduğumuz hasır, acaba kirli mi temiz mi? Tereddüdüm var, içime sinmedi, namaz kılmaya rahat edemedim."
"Ne var, üstünde bir kir görüyor musun? Bir pislik emaresi görüyor musun?"
"Görmüyorum ama ya görmediğim zaman üstüne bir şey dökülmüşse."
Vesveseyi bırak! Bu din oyuncak değil; görmüyorsan temizdir, kıl namazı.
"Hocam, ben abdest almıştım. Kaçırdığımı bilmiyorum ama kaçırdım gibi geliveriyor."
Abdestte seni vesveseye düşürüp de baştan çıkartmak isteyen vazifeli özel şeytan var. "Olmadı abdestin." diyor, bir daha alıyorsun. "Olmadı yine." diyor, bir daha alıyorsun. Karşına geçip "Müslümanların şu haline bak, maskara ettim." diye kıs kıs gülüyor. Alacaksın, bitti, tamam… "Almıştım ama kaçırdım mı ki?" diye bir tereddüt geldi.
Aldığını iyi biliyor musun? İyi biliyorum.
Kaçırdığını? İyi bilmiyorum, tereddüt...
Abdestin var, git namazı kıl.
Men tevaddaa fe-ahsene vudûahû sümme sallâ salâten ğayru sâhin ve lâ lâhin küffira anhu mâ kâne kablehâ min seyyietin.
Bu da Ukbetü'bnü Âmir'den rivayet edilmiş, yine abdestle ilgili bir hadis-i şerif.
"Kim abdest alırsa ve abdestini güzel tamamlarsa..."
Bak, güzel tamamlamak arkasından hep te'kiden, te'yiden söyleniyor. Yani burada bize, "Abdesti paldır küldür almayın! Aman dikkatli alın!" diye bir işaret var.
"Kim abdest alır da abdestini de güzelce yapmış olur, sonra namaz kılarsa…"
Nasıl?
Ğayru sâhin. "Şaşırmadan, aklı başında."
Mevlâ'nın huzurunda durduğunu biliyor. Allah-u Ekber deyince dünyayı arkasına attı, huzûr-ı Rabbi'l-İzzet'e durdu. Kendinden geçti, güzelce namaz kılıyor ama rekâtlarına vâkıf. Hata etmeden, gevşek ve dalgın olmadan güzelce kılıyor.
Ve lâ lâhin. "Kalbi de oraya buraya dağılmış değil, huşu ve hudu içinde."
Böyle namaz kılarsa ne olur?
Küffira anhu mâ kâne kablehâ min seyyietin. "Üzerinde günah bâbından, günah cinsinden daha evvelce neler varsa hepsi mağfiret olunur, Allah örter."
Küffira, örtülür demek. Güzel namaz kılındı mı üstüne bir perde çeker, örter, "Haydi affettim kulum." der.
Camilere gelen insanlar içinde öyle insanlar vardır ki birisi bir alır gider, birisi bin alır gider. Hadis-i şeriflerde daha önceden geçti.
Bin alan nasıl bin alıp gidiyor?
Namazı güzel ve şuurlu kılıyor. Yaptığı ibadete kendisini tam veriyor, şuuruna vakıf… Aklı yerinde ve dikkatli bir tarzda kılıyor.
Şimdi geldik bir başka mevzuya.
Men tevekkele alallâhi kefâhullâhu mü'netehû ve razakahû min haysü lâ yahtesib ve men inkataa ile'd-dünyâ vekelehullâhu ileyhâ.
Bu da tevekkülle ilgili bir hadis-i şerif:
Ayetlerde geçiyor.
İnnellaha yuhibbu'l-mütevekkilîn. "Allah kendisine tevekkül eden kullarını sever."
Allah'a tevekkül edeceğiz. Bizim mü'min olarak düşünüş tarzımızdan birisi Allah'a tevekkül olacak.
"Birinci kat evde oturuyorum da camın demiri yok da vesaire…"
Allah'a tevekkül et, gelsin bir şey içeri girsin, göreyim bakalım... Mümkün mü girmesi? Sen Allah'a dayanırsan mümkün mü?..
"İşte hocam, yapayalnız şuraya gideceğim de… Şu olacak da… Karanlık da düşman çok da bilmem ne de…"
Allah'a tevekkül et! Bizim imanımız zayıf. Mevla’mız ile kulluk muamelemizin nasıl olacağından haberimiz yok ki... Dayan bakalım Mevlâ'ya.
Allah'a dayan, say'e sarıl, hikmete râm ol.
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.
Allah'a dayanmak, tevekkül… Say'e sarılmak, esbâba tevessül ederek çalışıp çabalamak yani oturmamak, sırt üstü yatmamak, gevşeklik ve tembellik etmemek...
Hikmete râm olmak?
Hikmet; ilim, ayet, hadis…
Şu hikmetlere baksanıza… Okuduğumuz hikmetler; 1400 yıl önce, üniversite olmayan bir zamanda, Allah'ın mübarek beldesi ama ekin yok, ağaç yok, orman yok… çöllerin arasından fışkırmış. O kumların arasından çıkmış bu elmaslar, inciler, mercanlar, yakutlar, zümrütler... Hikmete râm olacağız, teslim olacağız. Bunlar ne güzel şeyler, hayatımızı bunlara göre tanzim edeceğiz.
Kim Allah'a tevekkül ederse ne olurmuş; bu hadis-i şerif onu bildiriyor.
Ve men tevekkele alallah. "Kim ki Allah'a tevekkül eyledi." Kefâhullâhu mü'netehû. "Allah onun sıkıntısına yeter, kifayet eder."
Bir çare bulur, derdi neyse, derdine Allah deva eder.
Nâçâr olacak yerde
Nâgâh açar ol perde
Derman irirur derde,
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler.
"Hiç çarem kalmadı, bir şeyim kalmadı, bittim." dediğin yerde, tevekkül edersen imdada yetişir. Allah'a kim ki tevekkül eyledi, Allah onun sıkıntısını, üzüntüsünü, derdini giderir, onu karşılar.
Ve razekahû min haysu lâ yahtesib. "Ummadığı bir taraftan onu ikrama erdirir, rızıklandırır."
Maddî ve manevi rızka erdirir.
Ve men inkataa ile'd-dünyâ. "Kim de dünyaya bağlanırsa…"
Allah'ı bırakmış, bütün manevi bağlarını kesmiş, koparmış; dünyaya sımsıkı sarılmış. Dünya dünya dünya, mal mal mal, ticaret ticaret ticaret, kazanç kazanç kazanç… Ona sarılmış, ahiret hiç hesapta yok. Öteki güzel şeylerin hepsinden koptu, kesildi sadece dünyaya bağlandı. Kim böyle dünyaya bağlanırsa…
Vekelehullâhi ileyhâ. "Allah onu dünyaya teslim eder."
Haydi, ne halin varsa gör bakalım.
Kazancı sen kendin mi kazanıyorsun? Haydi bakalım, kazan da görelim.
Sen işleri kendin mi düzeltiyorum sanıyorsun? Düzelt bakalım işini...
Kendi haline bırakır.
Onun için Müslüman Allah-u Teâlâ hazretlerine tevekkül edecek. Önce bir işe niyet edecek, ondan sonra istişare edecek.
"Şu işi yapsam galiba sevaplı ama bir de bilenlere sorayım." diyecek.
Ona sordu, buna sordu, "iyi olur" dediler ama bazı müşkülleri de var. Tevekkül edip işe girecek. Müslüman'ın işi cesarettir. Korkak tüccar ne kâr eder ne ziyan. İslâm'da pintilik, gevşeklik, tembellik, ürkeklik yok…
Müslüman'ın alnı açık, işi sağlamdır. Bir işi düşünür, "Şu iş galiba hayırlı olacak, yapayım. Bismillahirrahmanirrahim. Yâ Rabbi! Sen bana yardım eyle." der, girişir işe. Müslüman böyle aktiftir.
Dünyaya sarılıyor. Nasıl sarılıyor?
Ahiretini ihmal ederek, unutarak. Allah'tan, hesaptan korkmuyor. Peygamber'den utanmıyor. Mahşer halkının huzurunda bir gün gelip de mizanın karşısında bu dünyada yaptıklarından hesap vereceğini düşünmüyor. Yaptığı her işin -zerre kadar hayır, zerre kadar şer- amel defterlerine melekler tarafından yazılıp, tescil edilip damgalandığından haberi yok.
Haberi var hocam, olmaz olur mu? Müslüman! Amentü billahi diyor, ahiret gününe iman ettim diyor, hesaba kitaba inanıyor.
İnansa böyle mi yapar? Ahirette hesap var. İnanan böyle mi yapar? Haramı, helali bilmez mi?
Ahirette hesap var; hiç aldırmıyor, dere tepe dümdüz, tank gibi… Haram helal demeden homur homur… Olur mu?
Nerede kaldı senin imanın? Senin imanın evin duvarına astığın levha mı?
Uygulayın! Herkes uygulasın! Herkes önce kendisinde uygulayacak, imanını yaşayacak.
"Ben mü'minim. Bir şey bilmiyorum, cahilim. Hiç bilgim yok. Bugün geldim, üç beş tane hadis duydum."
Haydi bunları tatbik et. Kendisi tatbik edecek; evinde, mahallesinde, işinde tatbik edecek. Öğrendiği bilgisini hayatına tatbik eden kimseye, Allah bilmediği şeyleri ikram eder. Öğrendiği şeyi tatbik etmeyen bu hale düşer. Müslüman öğrendiğini tatbik edecek.
"Hoca güzel söyledi, 15 tane hadis-i şerif okudu. İyi şeyler…" de, geç televizyonun başına, kahveni höpürdet, ezan çağırdığı zaman camiye gelme, ticaretini yine bildiğin usullerle devam ettir. Olmaz!
İnsan bildiğini tatbik edecek. Müslüman, hayatı değişen insan demektir.
"Tevbe yâ Rabbi!" dedin. Ne demek?
"Yâ Rabbi! Senin yoluna döndüm, senin güzel dininin ahkâmını kabul ettim, bundan sonra ona göre yaşayacağım." demek. Müslümanlık bu!
Çocuk geliyor; "Hocam! İçimde bir bezginlik, bıkkınlık, hevessizlik var." diyor. İmanlı insan hevessiz olur mu?
İçsen bu sudan, dostum bir daha susamazsın.
Bir hal gelir ağlayamazsın, susamazsın.
Ağlasan ağlayamazsın, sussan susamazsın. Bir hâl gelir, iman ehli insana yerler dar gelir.
Ebû Eyyûb el-Ensârî, "Getirin bana zırhımı." demiş. Haliç'te camisi var.
"Dede, sen ihtiyarsın. Biz senin yerine cihat ederiz, sen evde otur." demişler.
"Kur'ân-ı Kerîm, 'cihat edin' diyor, ihtiyarları istisna ediyor mu? Getirin bana zırhımı, ben Allah yolunda cihat edeceğim." demiş.
Kalkmış Medine-i Münevvere' den İstanbul'a gelmiş. Kabri Haliç'in kenarında...
Uçakla mı geldi? Adım adım… O ihtiyar zât-ı mübarek buraya adım adım geldi. Azme bak!
Hangi sahabe kendi yurdunda? Kaç tanesi?
Adedi 124 bin kadar deniliyor. Kaç tanesi Medine'de kaldı?
Çok azı… Ekseriyetle cihanın her bir tarafına dağıldılar.
Bir tanesi bir güzel vadide bir güzel nehir, güzel bir pınar gördü;
"Şuraya yerleşeyim de bundan sonraki ömrümü Rabbime ibadetle geçireyim." dedi.
Geldi, Peygamber Efendimiz' e sordu:
"Yâ Resûlallah! Güzel bir su, tenha bir yer, çekileyim, orada ibadet edeyim mi?"
İslâm'da terk-i dünya yok.
Dedi ki:
"Hayır, tavsiye etmem. Allah yolunda cihat etmen, şu kadar daha hayırlıdır."
Müslüman gayretli olacak, çalışacak, uğraşacak, parasını verecek.
"Hocam! Para çok sevgili şey, çok zor kazanılıyor."
İşte o sevdiklerinizden infak etmedikçe birr-i takva mertebesine ulaşamazsınız ki, infak edeceksiniz.
"Hocam 'şunu şöyle yapma, bunu böyle yapma' diyorsunuz, zor bunlar."
Cennet de ucuz bir mükâfat değil ki. Cennet bu; ahiret, ebedî saadet… Köşkler, huriler, ırmaklar ve rıdvanu'l-mina'llâhi ekber, Allah-u Teâlâ hazretlerinin rıdvân-ı ekberi...
Daha ne istiyorsun?
Müslümanlar ölüyor mu ya? Müslümanca yaşayınca insan nefes alamaz duruma mı geliyor? Müslümanca yaşa!
Birazcık fedakârlık yapacaksın, almayacak etmeyeceksin, helallerle iktifa edeceksin.
Allah'ın helalleri bizi haramlardan müstağni kılacak kadar bol, ne diye haramlara düşeyim?
Birazcık fedakârlık edeceksin. Allah seni imtihan ediyor, elbette biraz zorlanacaksın.
"Çok da canım istemişti hocam."
İşte o canının istediği şeyi almayacaksın, yapmayacaksın da Allah ecir yazacak.
"Hocam bu emrettiğin şey, biraz ağırca geliyor." Elbette o ağır işi yapacaksın da kazanacaksın.
Talebeler 20 yıl okuyorlar da bir diploma alıyorlar. İnsan askerde iki sene çalışıyor, icabında ölmek var, hudutta sınırda çarpışmak var. Tüccar, sabahleyin gün ağarırken işine gidiyor, akşam geç vakit elinde fileler otobüslerde vs. sıkışarak eve geliyor.
Kolay mı? Hangi şey kolay? Cennet kolay mı?
Elbet çalışacak herkes.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi, sevdiği işleri öğretip sevdiği şeyleri yapmaya muvaffak eylesin, yardım eylesin.
Eğer O'ndan yardım gelirse ne âlâ, gelmezse halimiz harap olur.
Fâtiha-i şerife meal besmele.
07.07.1985 -
Faziletli Dua ve
22.04.1984 -
Niyetlerde Sevap, Günah,
