İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası

062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası
Tefsir Sohbetleri

062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası

02.07.2026
44 dk 40 sn

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekatüh!

Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ hazretleri sizi ve bütün müslümanları dünya ve âhiretin hayırlarına erdirsin.

Tefsir sohbetimizde Bakara Sûre-i Şerîfesi'nin 126. âyet-i kerîmesindeyiz. Bu akşamki konuşmamı onun üzerinde yapmak istiyorum. Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri bu âyet-i kerîmesinde buyurmuşlar ki;

Bismillâhirrahmânirrahîm

Ve iz kâle İbrâhîmü rabbic'a'l-hâzâ beleden âminen verzuk ehlehû mine's-semerâti men âmene minhüm billâhi ve'l-yevmi'l-âhiri kâle ve men kefera fe ümettiuhû kalîlen sümme eddarruhû ilâ azâbi'n-nâri ve bi'se'l-masîrü.

Sadakallâhü'l-azîm.

İz: Bazı tarihi olayların, ibretli olayların hatırlatılması bahis konusu olduğu zaman; "Hani, bir zamanlar, hatırla, söylenenleri hatırla, şöyle olay olmuştu…" mânasına bir edat-ı tezkîr, hatırlatma edatı.

Bu âyet-i kerîme de daha önceki âyetlerde de iz ile başlıyor. Bundan sonraki âyetlerde de böyle hatırlatmalar ile eski olaylar, tarihî mühim olaylar gözler önüne, dikkatler önüne getirilmiş oluyor.

125. âyet-i kerîmede de;

Ve iz cealne'l-beyte mesâbeten li'n-nâsi ve emnan ve't-tehizû min makâmi İbrâhîme musallâ diye başlıyordu. 127. âyet-i kerîme de;

Ve iz yerfe'u İbrâhîmü'l-kavâide mine'l-beyti ve İsmâîlü diye o da iz hatırlatma edatıyla başlayacak.

İbrahim aleyhisselam ne demişti?

Ve iz kâle İbrâhîmü. "Hani o zamanlar hatırlansın, dikkatler çekilsin şu olayın üzerine ki…"

Rabbi. "Ey benim Rabbim!"

Rabbi kelimesi bağlanıyor:

İc'al. i'si geçilebilen i, hemze-i vasl olduğundan

Rabbic'a'l-hâzâ beleden âminen."Yâ Rabbi! Sen bunu, bu diyarı güven verici bir belde, güvenli bir belde yap!"

Verzuk ehlehû mine's-semerâti. "Ve bu beldenin, bu diyarın ahalisini çeşit çeşit meyvelerden rızıklandır!"

Men âmene minhüm billâhi ve'l-yevmi'l-âhiri. "Yâ Rabbi! Bu ahalinin içinden Allah'a, âhiret gününe inananları çeşit çeşit meyvelerle rızıklandır!" diye dua etmişti.

"Ey Resûlüm; İbrahim aleyhisselam hani [böyle dua etmişti]. Hatırla, bil bunu!"

Onun o duasına Cenâb-ı Hak Teâlâ'nın nasıl mukabele eylediğini öğreniyoruz. Cenâb-ı Hak buyurdu ki;

Kâle men kefere. "Sen sadece inananlara bu rızıkların verilmesini istiyorsun, bunu mü'minler için talep ediyorsun!";

Men kefere. "Ama Cenâb-ı Hak inanmayanlara da verecek!"

Fe ümettiuhû. "Onları nimetlendireceğim!"

Kalîlan. "Az bir nimetle veya az bir zaman!"

Verilen meta'ların azlığını veyahut verilme, metalandırılma, faydalandırılma zamanının azlığını beyan ediyor.

Sümme eddarruhû ilâ azâbi'n-nâri. "Sonra o kâfir olanı, küfre sapanı, inanmayanı, inanmayanlar tarafında kalanı cehennemin azabına mecburi olarak atarım, sevk ederim, atarım, azaplandırırım!"

Ve bi'se'l-masîr. "O cehennem, ne kötü bir gidiş yeridir!"

O gidenlerin gittikleri yerlerin çeşitleri vardır. O cehennemliklerin gittikleri ne kadar fena bir yerdir, cehennem ne kadar kötü bir gidiş yeridir.

İbrahim aleyhisselam dua eylemiş. Mekke-i Mükerreme'nin ve ona tâbi olan kısımların, arazilerin, emniyetli bir yer kılınmasını Cenâb-ı Hak'tan istemiş:

"Yâ Rabbi! Burasını güvenli bir belde eyle! İnsanlara güven veren bir belde eyle!" diye dua eylemiş.

Ve oradaki neslinin de İsmail aleyhisselam Hacer validemizle oraya iskân etti de onlar orada büyüdüler, onlardan gelecek nesiller [için] de;

"Orayı emniyetli, güvenli bir yer eyle; kimse orada mala, cana saldırıda bulunmasın. Oranın ahalisi bir korku çekmesin, mal ve can yönünden huzursuz kalmasın!" diye beldenin emniyetli belde olmasına dua ediyor.

Bir de ahalisi onun; İsmail oğlundan gelen, gelecek olan evlatlar, torunlar, nesilleri de Allah tarafından, Allah'a, âhiret gününe inananlarını çeşitli çeşitli rızıklarla, meyvelerle rızıklandırmasını talep ediyor. Cenâb-ı Hak'tan; onların rahatını, huzurunu, emniyetini ve bolluk içinde yaşamalarını diliyor.

Allahu Teâlâ hazretleri o halîli olan, sırdaş, samimi, candan, sevgili kulu, dostu olan Halîlullah İbrahim aleyhisselam'ın bu duasını kabul eylemiştir. Şeriatte de hakikatte de bu dua tahakkuk etmiştir!

Şeriatte İbrahim aleyhisselam'ın işaret ettiği o beldeyi harem mıntıkası kılmıştır. Orada insanlar birbirlerine saldıramaz, kavga edemez, yağmalayamaz, vuruşamaz, savaşamaz. Oralarda bunlar, bu gibi mücadeleleri yapmak haramdır.

Oraya gelen insanlar emniyet içinde olurlar!

Fiilen de öyle olmuştur. Hem Cenâb-ı Hak şeriatte hüküm olarak bunu böyle eylemiş, duasını kabul edip dinî bir vecibe olarak bunu böyle eylemiştir. İbrahim aleyhisselam'ın duası makbul olmuştur. Hem de fiilen de Araplar bunu uygulamışlardır.

Bu, tarihte bilinen bir şey!

Kan davası olan, birbirlerine düşmanlığı, kini olan insanlar, o bölgeye geldi mi orada sanki onu görmezden gelir, başını öbür tarafa çevirir ve orada kavga yapmaktan şiddetle, çok büyük bir dikkatle kaçınırlardı. Kâbe'ye sığınan emniyette olurdu.

Hatta İslâm zuhura geldiği zaman sahâbe i kirâma Mekke ahalisinin çeşitli edepsizlikleri, tecavüzleri, baskıları, zulümleri oluyordu. Sahabeden bazı kimseler alenen inancını söylediği zaman hepsi birden üstüne çullanıp onu hırpalıyorlardı. Bu cesur, samimi mü'mini hırpalıyorlardı. Ama Kâbe'nin örtüsüne sığındığı zaman, örtünün altına sığındığı zaman dokunamıyorlardı. Çünkü çok denemişler ki öyle bir şey yaptıkları zaman başına bir felaket gelir, az çok biliyorlar.

Uzaktan bir ilişkisi olan bir şeyi anlatayım:

Avustralya'da Ramazan'da havalar latif geçti, yazın sıcakları bastırmadı. Türkiye'de kış, burada yaz; tamamen zıt mevsim! Türkiye'deki temmuzun, ağustosun sıcakları gibi şiddetli sıcakların olması lazım. Fakat öyle olmadı, Ramazan çok serin geçti, latif geçti… Müslümanlar oruç tutarken öyle çok fazla hararet, sıkıntı çekmediler. Arkadaşlar anlatıyorlar, Avustralyalılar;

"Şu müslümanların Ramazan ayı geçse de havalar biraz ısınsa da deniz idmanlarını yapsak deniz sporlarını yapsak! Havaların serin gitmesinden denize giremez olduk!.." demişler.

Biliyorlar, bu sözü söylediklerine göre İslâm'ın hak din olduğunu biliyorlar! Müslümanlara da Allah'ın samimi olanlarına yardımcı olduğunu ve onlar için hoşlarına gidecek şartlar halkettiğini biliyorlar. Onun için;

"Müslümanların şu Ramazan ayı geçse de biraz havalar ısınsa!.." demişler. İlginç geldi, ben de duyunca tebessüm ettim.

Evet, Araplar da müşrik idi, putlara tapıyorlardı vs. ama Kâbe-i Müşerrefe'nin Allah indinde mübarek, muhterem bir yer olduğunu ve Cenâb-ı Hakk'ın şer'an, dinin kanunu olarak orada mücadeleyi yasak kıldığını biliyorlardı! İsterse bilmesin; bilmeyenler de belasını buluyor, cezasını çekiyordu. Onun için kıllarını kıpırdatamıyorlardı.

Hatta Peygamber Efendimiz'in gençliğinde Peygamber Efendimiz'in oturduğu yüksek Cebel-i Ebû Kubeys tarafından şiddetli bir sel gelip Mesfele tarafına doğru akarken -o zaman duvarlar şimdiki gibi çok sağlam olmadığından- Kâbe-i Müşerrefe'nin etrafındaki toprakları almış. Temeller meydana çıkmış ve duvar meyletmiş, çatlamış. Yıkılacak ama yıkılmamış. Binanın tamir edilmesi lazım. Fakat Mekkeliler Beytullah'a dokunmaya korkuyorlar. Çünkü Beytullah'ın muhteremliğini ve ona saygısızlık gösterenlerin başına neler geldiğini, hayatlarında tecrübeleriyle [biliyorlar]. Asırlar boyu babaları, dedeleri, kendileri denemiş; biliyorlar.

Bir tanesi demiş ki;

"Biz burada kötülük yapmak istemiyoruz. Kâbe'nin duvarı çatlamış. Şunu yukarıdan yavaş yavaş sökelim, tamir edip yeniden duvarı sağlamlaştıralım"

Korkusundan hiç kimse yanaşmamış. Nihayet;

"Ben bu işi iyi niyetle yapıyorum." demiş. Çıkmış; Kâbe'nin en üstündeki taşı sökmüş, öbür taşı sökmüş. Herkes;

"Tamam, bu belasını buldu, başına bir bela gelir…" diye beklerken bakmışlar bir şey olmuyor. O gece yine tereddüt etmişler, yine bir şey yok! Bu sefer onlar da duvarları münasip bir tarzda -çatlak yerin altına kadar- indirmeye ve Kâbe'nin duvarını yeniden, sağlam, tamir edilmiş olarak bina etmeye başlamışlar. Ama; "Bu ilk taşı sökenin başına Allah bir gazap indirecek mi?.." diye ilk gün beklemişler. Tabii olmamış.

Hatta temeller tekrar yükseltilirken el-Hâcerü'l-esved'i yerine koyma zamanı geldiği zaman birisi;

"Bu mukaddes taşı bizim kabilenin koyması lazım." demiş. Ötekisi de;

"Hayır, bizim kabile sizinkinden daha önde gelir, bizimki koymalı!" Daha ötekisi;

"Ne münasebet, bizim kabilemiz koymalı!.." deyince ihtilaf büyümüş. Düşmanlığa, kavgaya doğru genişleme istidadı gösterince demişler ki;

"Burada kavga olmaz. Harem-i Şerîf'in kapısından giren ilk şahsı hakem yapalım."

Kim gelirse bilmiyorlar.

"O kim koysun derse onun dediği olsun. Böylece aramızdaki ihtilaf da -o gelen şahıs kimse onun gelmesiyle- tesadüfî, olayların akışından böyle çözülmüş olsun. Ötekiler de o seçime razı olsun."

Başlamışlar kapıdan kim gelecek diye [beklemeye]! Tavaf mahalli, o zaman etrafı çevrili değildi. Kapı, Babüsselâm vardı. O devirde Kâbe'nin etrafı, tavaf edilen yerin dışı bir duvarla kapalıydı.

O kapılardan beklerken kim çıkmış gelmiş?

Genç bir kimse olan, daha henüz kendisine peygamberlik gelmemiş olduğu sırada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz gelmiş. Bakmışlar ki Muhammed geliyor, Muhammed el-Emîn sallallahu aleyhi ve sellem!

Allah şefaatine bizleri nâil eylesin, sünnetine tam uymayı hepimize nasip eylesin.

Demişler ki;

"Tamam, Muhammedü'l-Emîn'e razıyız. Onun hakemliğine razıyız, ne derse kabul. O iyi, dürüst, güvenilir insandır."

Ve o yaklaşınca;

"Bu taşın, Hâcer-i Esved'in buraya konulmasında ihtilaf ettik!.."

Arapça'sı ikisi de elif-lam'lı: el-Hâcer, el-Esved.

Farsça tamlama olarak Hâcer-i Esved diyoruz.

Arapça'sı: el-Hâcerü'l-esvedi. İkisinde de elif-lam var. Mârife kelime.

Türkçe; "Hâcer-i Esved" diyoruz. İranlılar'ın dil kurallarına göre sıfat tamlaması oluyor.

Hâcer-i Esved'in yerine konulması meselesi olduğunu anlatmışlar.

Peygamber Efendimiz'in kendisine müracaat edilen bir kimse olarak olayı çözmekteki maharetine bakın!Ne kadar güzel!

Peygamber Efendimiz onların o ihtilafını anlayınca ilk önce davalının, davacının veya birbirleriyle muhasıma eden, zıtlaşan insanların fikirlerini anladıktan sonra mübarek hırkasını, ridasını, üste giydiği üst kıyafetini yere yaymış. Hâcer-i Esved'i üstüne koymuş. Bütün kabilelerin başkanlarına, ileri gelenlerine;

"Bu örtünün, [hırkanın] birer tarafından tutun, taşı kaldırın." diye buyurmuş.

Böylece hepsi kaldırmışlar. Hâcer-i Esved'in yerine konulması hizasına kadar kaldırma şerefi, hepsine ortak olarak verilmiş olduğundan hepsi bu çözümden son derece memnunlar. Tam o hizaya gelince Peygamber Efendimiz Hâcer-i Esved'i mübarek eliyle yerine yerleştirmiş. Tabii o mübarek taşın o mübarek köşeye o şekilde yerleştirilmesini Cenâb-ı Hak ona nasip ediyor ama çözüm şahane!

Bunları niçin anlattım?

Kâbe-i Müşerrefe'nin mübarek olduğunu biliyorlar ve orada edebe aykırı bir şey yaptıkları zaman mutlaka başlarına bir şey geldiğinden de çekiniyorlar. Mümkün olduğu kadar kendi anlayışlarına göre saygılı olmaya çalışıyorlar.

Demek ki Cenâb-ı Hak İbrahim aleyhisselam'ın "Burasını güvenli bir yer eyle…" duasını kabul etmiş.

Bu münasebetle Peygamber Efendimiz'in birkaç hadîs-i şerîfini bahis konusu etmek istiyorum:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, İbn Abbas radıyallahu anhümâ'nın rivayet ettiğine göre -Sahiheyn'de, İmam Buhârî'nin ve İmam Müslim'in sahih, mübarek, çok değerli hadis kitaplarında yer alıyor- Mekke'nin fethi günü buyurmuş ki;

İnne hâze'l-belede harremehüllâhü. "Hiç şüphe yok ki Allahu Teâlâ hazretleri bu şehri, burayı muhterem, mübarek harem mıntıkası kılmıştır!

Burada kavga gürültü, çatışma dövüşme, kan dökme olmaz.

Ne zaman?

Yevme halaka's-semâvâti ve'l-arde. "Yerleri gökleri yarattığı zaman burayı mübarek, muhterem bir belde olarak takdim buyurmuştur."

Fe hüve harâmün bi-hürmetillâhi ilâ yevmi'l-kıyâmeti. "Allah'ın burayı Harem-i Şerîf kılmasıyla burası kıyamet gününe kadar bir harem mıntıkasıdır." diye o fetih günü böyle beyanda bulunmuş.

Biliyorsunuz Mekke'ye çok yumuşak bir şekilde girdi. Kendi askerlerine savaşmamayı, kan dökmemeyi söyledi. Yoksa öyle bir şeye demeseydi işkence çekmiş olan müslümanlar, kendilerine işkence etmiş olanları, Mekke fethedildiği zaman ne hâle getirirlerdi?!.. Peygamber Efendimiz;

"Kâbe'ye sığınanlar, silahını bırakanlar, evinden çıkmayanlar, Kureyş'in başkanı Ebû Süfyan'ın evine gidenler, orada duranlar… Bunlara dokunulmayacak!" demişti.

Çok az bir muhalefetle çok güzel bir şekilde Mekke'yi fethetmişti. Böylece de bir konuşma ile oranın muhterem, mübarek, Harem mıntıkası olduğunu; içinde savaşılmaz, mücadele edilmez bir mıntıka olduğunu, içinde savaşın olmadığını beyan etmiş oluyor.

Onun için biz de orayı ziyarete hacı veya umreci, hac edici veya umre yapıcı kişiler olarak gittiğimiz zaman, muhterem olduğu mübarek olduğu için harem mıntıkasına ihramlı olarak giriyoruz. Baş açık giriyoruz. Ayaklarımız, çizmeli vs. olmuyor, ayağın belli bir şekilde münasip bir tarzda açık olması gerekiyor. Dikişli elbise giyilmiyor. Harem-i Şerîf'in otları, ağaçları kesilmiyor, yolunmuyor. Avları avlanmıyor… Çünkü her şeyiyle mübarek bir mıntıka!

Bu, İbrahim aleyhisselam'ın duası; bu münasebetle yine bu hususu vurgulayan bir hadîs-i şerîfi de nakletmek istiyorum:

Hadis alimi İmam Müslim'in Sahih'inde, Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet olunmuş ki;

Kâne'n-nâsü izâ raev evvele's-semeri câû bihî ilâ resûlillâhi sallallahu aleyhi ve selleme. "İnsanlar, ahâli Mekke'de bir meyvenin ilk defa, turfanda olarak yepyeni ilk ortaya çıktığını gördükleri zaman Resûlullah'a sevgi ve saygılarından o turfanda, ilk meyveyi Peygamber Efendimiz'in önüne getirirlerdi."

Fe izâ ahazahû resûlillâhi sallallahu aleyhi ve selleme kâle.

Resûlullah Peygamber Efendimiz'e sallallahu aleyhi ve sellem bu meyveleri belki bir tabak içinde, belki bir kap içinde getiriyorlar. Görünce derdi ki;

Allahümme bârik lenâ fî semerinâ. "Yâ Rabbi! Bizim bu meyvelerimizi bereketli eyle!"

Ve bârik lenâ fî medînetinâ. "Ve bizim şu Medine-i Münevvere'mizi bizim için bereketli mübarek eyle!"

Ve bârik lenâ fî sâinâ ve bârik lenâ fî müddinâ. "Ölçeklerimizi bereketli eyle!"

Bir kilo ama bazen ne kadar bereketli olur, ne kadar bitmez, ne kadar işe yarar!

Bazen de bereketsiz olur. Nereye gittiği anlaşılmaz, çuval da olsa kamyon da olsa ölçekleri bereketli olsun diye böyle dua ederdi ve buyururdu ki;

Allahümme inne İbrâhîme abdüke ve halîlüke ve nebiyyüke. "İbrahim senin kulundu, halîlin idi, Halilullah idi ve nebî idi, senin Peygamberin idi, nebiyyullahın idi."

Ve innî abdüke ve nebiyyüke. "Yâ Rabbi! Ben de senin kulunum, peygamberinim."

Ve innehû deâke li-Mekke. "O Mekke için böyle dua etmişti."

İşte bu âyet-i kerîmede bildirilen dua, "Yâ Rabbi! Mekke'yi emniyetli yer kıl, meyvelerini bereketlendir…" dediği gibi o Mekke için dua etmişti.

Ve innî ed'ûke li'l-Medine. "Ben de bu Medine-i Münevvere için dua ediyorum yâ Rabbi!"

Bi-misli mâ deâke li-Mekkete ve mislihî meahû. "O -İbrahim aleyhisselam- Mekke için nasıl dua etmişse öyle dua ediyorum. Bir de onun kadar daha fazla!"

"Bir misli daha fazla…" demek oluyor.

Sümme yed'û asğara velîdin. "Sonra bu duayı yaptığı sırada etrafına toplananların içindeki en küçük çocuğu çağırırdı."

Fe yu'tîhi zâlike's-semera. "O çocuğa bu meyveyi verirdi, en küçüğe verirdi."

Başka rivayet farkları da var ama ana hatlarıyla böyle!

Bu hadîs-i şerîflerle, İbrahim aleyhisselam'ın Mekke için Kâbe'yi zaman yaptığı duası gibi Peygamber Efendimiz'in de Medine için dua ettiğini bildirmiş oluyoruz.

Tabii İbrahim aleyhisselam'ı Mekke-i Mükerreme'ye gönderen O! 'Hanımını ve çocuğunu oraya yerleştir!' diye emreden O Cenâb-ı Hak! Zaten Mekke-i Mükerreme'nin yeri önceden beri mübarek ve muhterem! Tufandan önce de orada mübarek bir ibadethane vardı. Böyle dua edince de duasını da kabul etmiş oluyor.

Bu hususta bir hadîs-i şerîfi daha beyan etmek istiyorum:

Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;

İnnehüm kâlû yâ resûlallahi ahbirnâ an bed'i emriküm. "Ashâb-ı kirâm kendilerine bir gün merakla; 'Yâ Resûlallah! Peygamberliğinin başlangıcı nasıldır? Bunun evvelinden bize bilgi verir misin?' diye sormuşlar."

Peygamber Efendimiz;

Fe kâle da'vetü ebî İbrâhîme. "Buyurmuş ki: Benim peygamberliğim, ta İbrahim aleyhisselam'ın duasına gider. Çünkü ben bu ahaliyi, hanımı, çocuğumu yerleştiriyorum yâ Rabbi! İlerdeki İbrahim sûresinde gelecek.

Sen bunları çeşitli rızıklarla rızıklandır, içlerinden de bir peygamber gönder ki o, onları doğru yola sevk etsin, şirkten temizlesin!"

İçlerinden bir peygamber gönderilmesini; asırlarca sonra gelecek, torununun torununun torununun torunu Peygamber Efendimiz'in duasını yapmış oluyor.

"Peygamberliğinin evveli nasıldı?" diye sordukları zaman, Peygamber Efendimiz diyor ki;

Da'vetü ebî İbrâhîme aleyhisselame. "Ona salât ü selâm olsun, ben; dedem İbrahim aleyhisselam'ın duasıyım, bu iş oradan başlıyor."

Ve büşrâ Îsâ ibn-i Meryeme. "Ve ben, Meryem'in oğlu İsa'nın da müjdesiyim!"

İncil'de de vardır, Kur'ân-ı Kerîm âyetlerinde de beyan edilmiştir ki İsa aleyhisselam kendisinden sonra âhir zaman peygamberinin geleceğini, isminin Ahmed olacağını beyan etmişti.

Paraklitos meselesi!

Faraklit diye mevcut İncil tercümelerinde birisinin geleceği bildiriliyor. Faraklit sözü de Ahmed kelimesinin mânaca benzer tercümesi olacak. Bir faraklit geleceği İncil'de yazıyor. Zaten Peygamber Efendimiz gelmeden önce Ehl-i Kitâb da, hem Yahudiler hem hristiyanlar "Âhir zaman peygamberi gelecek!" diye beklemişler.

Peygamber Efendimiz sözüne bir şey daha ilave buyurmuş:

Ve reet ümmî. "Ve benim annem gördü!"

Ne zaman?

Kendisi dünyaya geleceği gece, doğacağı sırada, doğum esnasında!

Ve ennehû harece minhâ nûrün. "Annem; sanki kendisinden bir nur çıkıverdiğini, çıktığını gördü!"

Edâet lehû kusûru'ş-Şâmi. "Ve kendisinden çıkan nurdan Şam'daki köşklerin, kasırların manzaraları aydınlandı!" diye buyuruyor.

Bu son cümleyi hatırlayacaksınız.

Süleyman Çelebi Mevlid'inde de bu mânayı şiirin içine almış, yerleştirmiş:

Dedi gördüm ol Habîb'in anesi

Bir acep nur kim güneş pervânesi

Berk urup çıktı evinden nâgehân

Göklere dek nur ile doldu cihân

O Habîbullah Muhammed- Mustafâ'nın annesi Âmine Hatun dedi ki;

"Oğlum Muhammed doğacağı zaman evimden cihana öyle bir nur çıktı, fışkırdı ki! Parıldayarak evimden çıktı."

Berk urup çıktı evinden nâgehân

Göklere dek nur ile doldu cihân

"Cihan göklere dek nur ile doldu. Her taraf nurlandı ve Şam'ın şehirleri ve kasırları göründü."

Demek ki Süleyman Çelebi sahih rivayetleri almış oluyor. O şiirini boşuna yazmamış, boş malzemeyle, edebiyat şişirmeleriyle, boş övgülerle [yazmış] değil! Sözlerini sahih hadislere dayandırmış oluyor.

Bütün bunları niçin zikrediyoruz?

İbrahim aleyhisselam bu beldenin bir mübarek belde olmasını istedi, Allah mübarek belde eyledi. Güvenilir bir belde olmasını istedi, Allahu Teâlâ hazretleri orasını Harem-i Şerîf yaptı. Güvenilir, savaşılmayan, kimseye zarar verilemeyen bir belde hâline geldi, getirdi.

Bir de İbrahim sûresinde aynı ifade, beled kelimesi, elif-lam'lı olarak geliyor:

Rabbi'ca'l-hâze'l-belede âminen.

Burada nekre olarak, elif-lam'sız olarak geliyor. İbn Kesîr buna dayanarak diyor ki;

"İbrahim aleyhisselam tekrar tekrar bu duayı yaptı."

Daha ortada hiçbir şey yokken hanımını ve çocuğunu oraya yerleştirdiği zaman, "Aman yâ Rabbi! Ekin bitmez, taşlık bir vadide bırakıyorum. İnsan yok, ev bark yok, yerleşme yeri değil! Aman burayı emniyetli bir belde eyle!" diyor. Ondan sonra elif-lam'lı olarak İbrahim sûresindeki duası da

Geldi gitti, oğlu büyüdü, Cürhümlüler'den bir kızla evlendi, nesli [devam etti]… O zaman da;

"Yâ Rabbi! Yine bu beldeyi güvenli bir yer olarak devam ettir, bu ahaliyi de koru!" diye yine o duasına devam ettiği anlaşılıyor.

"Allahualem müteaddit defalar bu duayı tekrarlamıştır." diye İbn Kesîr beyan ediyor.

Belde emniyetli bir belde kılınmış, tarihen de öyle dinen de hükmen de öyle olmuş! Çünkü Cenâb-ı Hak sevgili kullarının duasını kabul eder. O da sevgili kulu, İbrahim Halîlullah!

O ekin bitmeyen taşlık ve kumluk diyarda hakikaten ekin bitmiyor. Bir de mesela Medine-i Münevvre'nin ovasında çok hurma ağaçları var. Mekke öyle değil, orada ağaç da yok! Mekke'nin her tarafı çatır çatır taş, kaya! Medine'nin ovası var, toprağı, harresi, hurmalık alanları var; Mekke öyle değil! Ama orada hiçbir zaman o meyveler, rızıklar eksik olmamış! Cenâb-ı Hak sebeplerini halkediyor, kervanlar oradan getiriyor, buradan getiriyor… Ama o taşlık yerde o hayat, o mübarek beldenin hayatı devam etmiş.

İbrahim aleyhisselam ehlinin, ahalisinin mü'min olanlarının rızıklandırılmasını istedi.

Neden?

Çünkü daha önce Allahu Teâlâ hazretleri İbrahim aleyhisselam'a; "Ben sana peygamberlik vereceğim, Ey İbrahim! Sen başarıyla imtihanları aştın, geçtin. İyi, samimi kul olduğunu itaatinle gösterdin, seni peygamber yapacağım!" diye bildirince İbrahim aleyhisselam;

Ve min zürriyetî. "Zürriyetimi de mi aynı şekilde taltif edeceksin yâ Rabbi?" diye heveslendi, zürriyetine de istedi. Ama Allahu Teâlâ hazretleri o zaman buyurdu ki;

Lâ yenâlü ahdi'z-zâlimîn. "Benim o anlaşmam, o ahdim, zalimlere geçerli değildir. O lütfu onlara ihsan etmem!"

Demek ki zalimleri ayırdı. Zalimleri ayırınca bu sefer İbrahim aleyhisselam Rabbinin rızasını düşünen bir kul, peygamber olarak bu sefer de diyor ki;

"Yâ Rabbi! Mü'min olanlarını, Allah'a ve âhiret gününe inanıp da mü'min olanlarını böyle rızıklandır!'

Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri de bu sefer bu âyet-i kerîmede buyuruyor ki;

"Mü'min-kâfir diye ayırmam, kâfirin de rızkını veririm; ama sonradan cezasını veririm. Bir kulu yarattıktan sonra, kulumu yarattıktan sonra rızıksız mı bırakırım?!.."

Erzukuhüm kemâ erzukü'l-mü'minîn. "İster kâfir olsun ister mü'min olsun, onu da rızıklandırırım onu da rızıklanrırırım." E ahluku halkan lâ erzukuhüm. "Mahlûkatımı yaratıp da yarattıktan sonra rızıksız mı bırakırım?.. Bırakmam!" buyurmuş.

Fe ümettiuhû kalîlen. "Nimetleri veririm, nimetlerden biraz faydalandırırım. Ama az bir zaman veya az bir nimetle faydalandırırım."

Ne kadar yıl yaşarsa yaşasın, sonu ölüm değil mi?..

Sonra âhirette elim azaba uğratacağını bildiriyor.

Cenâb-ı Hakk'ın Rahmanlığından dolayı, Rahman olduğu için mü'min, kâfir, yarattığı[nın hepsinin rızkını veriyor]. Hatta insan ve insanların dışındaki kuşlar, diğer mahlûkat; hayatı boyunca hepsinin rızkını veriyor. Vadesi geldiği, müddeti bittiği zaman da rızkını kesiyor, canını alıyor. Bu rızık işinin sadece mü'minlere mahsus olmadığını Cenâb-ı Hak beyan ediyor.

Neden böyle olduğunu düşünecek olursak Cenâb-ı Hak kulları dünyaya imtihan için gönderdiğinden! Dünyaya imtihan için geldiler. Müslümanlar çeşitli meşakkatlerle imtihan oluyorlar.

Peygamberler en şiddetli, imtihanlara tâbi oluyor. Başlarına çok şiddetli musibetler geliyor ama sabrediyorlar, sebat ediyorlar, samimiyetlerini ispat ediyorlar. Evliyâullah'a da öyle çok gelir, ama zayıf kullara gelmez. Kâfirlerin hiç başı bile ağrımaz, vur patlasın çal oynasın yaşar. Ondan sonra birden ölüm gelir, imtihan biter, âhireti mahvolur.

Burası imtihan yeri olduğundan burada mü'minleri mükâfatlandırsa herkes mükâfattan dolayı imana gelir. Cenâb-ı Hak öyle yapmıyor. Mü'minler ve diğer insanlar çeşitli sıkıntılarla imtihana uğruyorlar. İmtihanlarında başarı kazananları âhirette mükâfatlandırdığı için herkes mükâfattan dolayı mükâfatın başına üşüşmüyor. Hatta kâfir bakıyor ki;

"Nedir bu müslümanların hâli, bak bu kâfirler ne kadar rahat!.."

O tarafa kayabiliyor. Âhir zamanda Deccal fitnesinde de Deccal'a tâbi olanlara yer, hazinelerini verecek. Her türlü imkânlar önlerine açılacak, bolluk, refah olacak. Ama o da bir imtihan! Öbür tarafta Deccal'ın Deccal olduğunu anlayıp da ona karşı duranlar çeşitli sıkıntılara mâruz kalacaklar, o da imtihan! Ama o imtihanı kazananlar âhirette cennete girecek. Öteki refaha aldananlar da dünyada biraz müreffeh yaşasalar bile âhiretleri mahvolacak.

İmtihan olduğu için Cenâb-ı Hak mü'mine, kâfire hepsine veriyor. Sırf mü'mine verse kâfirlerin hepsi de bu sefer nimetlerden dolayı İslâm'a gelecek, samimiyetinden dolayı değil! Onun için bir hikmetini araştırdığımız zaman öyle olduğunu düşünebiliriz.

Cenâb-ı Hak kâfirleri de rızıklandırıyor.

Ama birçok âyet-i kerîme var. Sohbetimiz uzamasaydı, onların üzerinde örnekleri çoğaltabilirdim.

Biraz bir nimet veriyor ama ondan sonra da yine cezasını veriyor:

Ve keeyyin min karyetin emleytü lehâ vehiye zâlimetün sümme ehaztühâ ve ileyye'l-masîrü.

Ve keeyyin min karyetin emleytü lehâ vehiye zâlimetün "Nice nice şehirler, beldeler vardır ki biraz onlara fırsat vermişimdir, serbest bırakmışımdır; onlar günahlara dalıcı, âsi, mücrim, kâfir kullarken nimetler biraz devam etmiştir." Sümme ehaztühâ. "Sonra onlar günahları işlerken suçüstü cezalandırmışımdır." diye Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmelerde bildiriyor.

Sahihayn'den bir hadîs-i şerîf okuyarak sohbetimizi tamamlayalım. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

Lâ ehade asbaru alâ ezen semiehû minallâhi azze ve celle innehüm yec'alûne lehû veleden sümme ve hüve yerzukühüm ve yuâfîhim. "Kendisine karşı hoşlanmayacağı, eza verici sözler söylendiği zaman sabredenler içinde Allah'tan daha sabırlısı olmaz!"

İnsanlara, onun hoşuna gitmeyecek sözler söylediğin zaman parlar, kızar, mukabele eder, bağırır çağırır. Ama kendisine eza verici, çirkin, uygun olmayan, söz söyleyenlere karşı Allah'tan daha çok sabırlı bir başkası yoktur!"

İnnehüm yec'alûne lehû veleden.

Nitekim insanların bazısı maalesef "O'nun oğlu var!" diyorlar, Allah'a oğul isnat ediyorlar. "Oğlu vardır. Allah'ın oğlu!.." diyorlar, kâfir oluyorlar.

Yanlış bir şey söylüyorlar. Allah'ın sevmediği bir şey söylüyorlar. Yaratığından birisini kendisine şerîk koşuyorlar, şirke düşüyorlar.

Ve hüve yerzukuhüm. "Yine de böyle diyenleri Allah' rızıklandırıyor."

Ve yuâfihim. "Sıhhatle yaşatıyor."

Sabûr olduğundan müsaade ediyor, fırsat veriyor; ama cezasını sonra veriyor.

Ve men kefere fe ümettiuhû kalîlen. "Bir müddet onu nimetlerimden faydalandırım. Dünyada nimetlerden istifade eder, ondan sonra da kesin bir şekilde muztar olarak, kesin, zarurî olarak onu cehenneme atarım. Cehennem ne kötü bir yerdir!" buyuruyor.

Kâle ve men kefere fe ümettiuhû kalîlen. "İbrahim aleyhisselam'ın duası üzerine Cenâb-ı Mevlâ'nın onu irşat edici beyanı: 'Yâ İbrahim, sen rızkı sırf mü'minlere istiyorsun ama ben mü'mine de kâfire de rızkını veririm. Kâfiri de biraz nimetlerden faydalandırırım ama ondan sonra cezasını veririm!"

Kâle ve men kefera fe ümettiuhû kalîlen sümme eddarruhû ilâ azâbi'n-nâr kısmı, Cenâb-ı Hakk'ın Halilullah İbrahim aleyhisselam'a cevabı. Alimlerin ekseriyetinin kanaati bu.

Bazılar da, "Bu sözler, İbrahim aleyhisselam'ın sözlerinin devamıdır!" [demiş]. "Yâ Rabbi! Mü'min olanları helal rızıklandır da kâfir olanları bir müddet faydalandırsan bile ondan sonra cezasını ver!" mânasına, o kıraatle okuyanlar da öyle değerlendirmek isteyenler de olmuş.

Ama alimlerin büyük çoğunluğunun genel beyanı:

Allahu Teâlâ hazretleri, İbrahim aleyhisselam'ın duasına mukabil; "Kâfir olanları da rızıklandırırım bir müddet ama ondan sonra onları, ıstırarî olarak kesin olarak azab ı cehenneme atarım. Orası ne kadar kötü bir yerdir!" diye buyuruyor, buyurduğunu işitmiş, duymuş oluyoruz.

Allahu Teâlâ hazretleri kendisine inanan, emirlerini tutan, güzel huylu, güzel ahlâklı olan, mahlûkâta şefkatli olan, hemcinslerine, insanlara iyi duygularla yaklaşan, herkesin iyiliğini isteyen, herkesin Cenâb-ı Hakk'ın lütfuna ermesini isteyen, herkesin cehennemden kurtulup cennete girmesini isteyen, bunun için çalışan kullar olmamızı hepimize nasip etsin.

Biliyorsunuz çok önemli bir hakikat var, bilmeyenler de bilsinler diye bunu sık sık söylemeliyiz:

Peygamber Efendimiz'in peygamberliğinden itibaren cihanda Devr-i Muhammedî başlamıştır. Devre devre, devir devir ayıracak olursak Osmanlılar devri, Selçuklular devri, Göktürkler devri, Hunlar devri… Tarihte devletleri devirlerine ayırarak anlatıyoruz ya, Peygamber Efendimiz ba's olunduktan sonra artık Peygamber Efendimiz'in devri başlamıştır. Bu dinî milat, Peygamber Efendimiz'le beraber başlamıştır. Artık devir, Peygamber Efendimiz'in devridir. Bu devirde hangi peygamber gelse Musa aleyhisselam bile gelse Peygamber Efendimiz'e iman eder ve ona ümmet olurdu. Musa aleyhisselam gelse Peygamber Efendimiz'e tâbi olacaktır. Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîfte böyle buyuruyor.

"İsa aleyhisselam gelecek, Kur'an ile hükmedecek. Haçı kıracak, domuzu katledecek ve Allah'ın birliğini anlatacak. Hatta o zaman dünyada büyük bir sulh; güzel, huzurlu devre olacak. Ondan sonra vefat edince müslümanlar üzerinde namaz kılacaklar…" diye Riyâzü's-sâlihîn gibi sahih kitaplarda bu çeşit bilgiler var.

Devir, Devr-i Muhammedî!

Ben şuraya getirmek istiyorum:

Artık Peygamber Efendimiz'in hayatından sonra bizim dünya üzerinde yaşayan bütün insanlara İslâm'ı anlatmamız lazım. Müslüman olmuş olanlar; Peygamber Efendimiz'in davetine icabet etmiş olan ümmetidir, ümmet-i davettir. Müslüman olmamış olanlar; davet edilecek olan, girmesi beklenen, kendisine teklif yapılacak olan insanlardır. Bu iman edenlerin dışındaki bütün insanlar o zaman ümmet-i icabet olmuş oluyor.

İşte onların İslâm'a davet edilmesi, İslâm'ın anlatılması [gerekiyor]. Artık Devr-i Muhammedî olduğu, Allah'ın birliğine inanılması gerektiği, haça, puta tapılmaması gerektiği, yeri göğü yaratan Allah'a, yerin göğün hâlıkı, bizi yaratan Allah'a ibadet etmemiz gerektiği, O'na kimseyi şirk koşmamamız gerektiği bizler tarafından anlatılmalı. Bu davete muhatap olma durumunda olan ümmeti icabeti davet edip müslüman etmeye çalışmalıyız. Daveti kabul etmiş Ümmet-i Davet'ten olma durumuna getirmeye var gücümüzle çalışmalıyız.

Allahu Teâlâ hazretleri bize bu hususta, dinine hizmet hususunda, kendisine en güzel tarzda, razı olacağı şekilde kulluk etmek hususunda gayret, kuvvet versin. Rızasına vasıl olmayı nasip eylesin. Sevdiği işleri yapıp ömrümüzü rızasına uygun geçirip huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varmayı cümlemize nasip eylesin.

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekatüh!

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
001.Kur an-ı Kerim in Faziletleri
19.09.202434 dk 51 sn
002.Kur an-ı Kerim Tefsirine Giriş
26.09.202450 dk 30 sn
003.Besmele Hakkında
03.10.202450 dk 39 sn
004.Euzü Besmele
10.10.202428 dk 36 sn
005.Fatiha (1 - 2) Hamd ve Senâ
17.10.202450 dk 54 sn
006.Fatiha (3) Allah Rahmân ve Rahîm dir
24.10.202440 dk 4 sn
007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi
31.10.202445 dk 20 sn
008.Fatiha (5 - 7) Kulun Rabbinden İstedikleri
07.11.202453 dk 17 sn
009.Bakara Suresine Giriş
14.11.202431 dk 25 sn
010.Bakara (1) Hurûf-u Mukattaa
21.11.202430 dk 37 sn
011.Bakara (2) Kur an-ı Kerim Hidâyettir
28.11.202450 dk 59 sn
012.Bakara (3) Müttakîlerin Vasıfları
05.12.202448 dk 35 sn
013.Bakara (4 - 5) Ehl-i Kitaptan Müslüman Olanlar
12.12.202445 dk 56 sn
014.Bakara (6 - 7) Bile Bile Hakkı İnkâr Edenlerin Durumu
12.06.202546 dk 23 sn
015.Bakara (8 - 10) Münafıkların Halleri
19.06.202533 dk 34 sn
016.Bakara (11 - 13) Münafıkların Fesad Çıkartmaları
03.07.202550 dk 9 sn
017.Bakara (14 - 22) Münafıkların Şaşkınlıkları
10.07.202549 dk 5 sn
018.Bakara (23 - 24) Kur’an-ı Kerim’in Emsalsiz Oluşu
17.07.202557 dk 3 sn
019.Bakara (25) İman Eden ve Salih Amel İşleyenler
24.07.202539 dk 38 sn
020.Bakara (26 - 27) Kur’an-ı Kerim’deki Misaller
31.07.202556 dk 17 sn
021.Bakara (28 - 29) Allah’ı Nasıl İnkâr Edersiniz?
14.08.202546 dk 3 sn
022.Bakara (30) İnsanın Yaratılması ve Melekler
21.08.202546 dk 16 sn
023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması
28.08.202536 dk 57 sn
024.Bakara (34) Şeytanın Hz. Adem’e Secde Etmemesi
04.09.202528 dk 18 sn
025.Bakara (35 - 36) Adem As’ın Cennete Girmesi ve Çıkması
11.09.202535 dk 13 sn
026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi
25.09.202532 dk 14 sn
027.Bakara (40 - 43) Ey İsrâiloğulları
24.11.202251 dk 27 sn
028.Bakara (44 - 46) Bildiği ile Amel Etmemek
02.10.202552 dk 39 sn
029.Bakara (47 - 48) Öyle Bir Günden Sakının Ki...
09.10.202541 dk
030.Bakara (49 - 50) İsrâiloğulları’nın Firavun’un Zulmünden Kurtarılması
16.10.202549 dk 12 sn
031.Bakara (51 - 54) Tur-u Sinâ’da Mûsâ As’a Kitap Verilmesi
23.10.202558 dk 47 sn
032.Bakara (55 - 57) İsrâiloğulları’nın “Allah’ı Görmedikçe İnanmayız!” Demeleri...
30.10.202550 dk 40 sn
033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri
06.11.202539 dk 37 sn
034.Bakara (61) İsrailoğulları’nın Çeşitli Yiyecekler İstemeleri
13.11.202542 dk 15 sn
035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar
20.11.202555 dk 6 sn
036.Bakara (63 - 66) Allah’a Karşı Gelmekten Sakının!
27.11.202545 dk 16 sn
037.Bakara (67 - 73) İsrâiloğulları’na Bir Sığır Kesmelerinin Emredilmesi
04.12.202545 dk 2 sn
038.Bakara (74 - 77) İsrailoğulları’nın Kalplerinin Taştan Katı Olması
24.02.202348 dk 36 sn
039.Bakara (78 - 82) Tevrat’ı Değiştirenlere Veyl Olsun!
11.12.202546 dk 28 sn
040.Bakara (83) İsrâiloğulları’na Verilen Görevler
18.12.202555 dk 40 sn
041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?
01.01.202638 dk 58 sn
042.Bakara (87 - 88) Yahudilerin Peygamberlere Karşı Gelmeleri
08.01.202640 dk 48 sn
043.Bakara (89) Bekledikleri Peygamberi İnkâr Etmeleri
22.01.202638 dk
044.Bakara (90) Yahudilerin Küfrü Tercih Etmeleri
10.12.201942 dk 19 sn
045.Bakara (91 - 96) Yalnız Bize İndirilene İnanırız Demeleri
29.01.202647 dk 31 sn
046.Bakara (97 - 98) Yahudilerin Cebrâil As’a Düşmanlığı
05.02.202646 dk
047.Bakara (99 - 101) Fâsıklar İman Etmezler
12.02.202633 dk 42 sn
048.Bakara (101 - 103) Yahudilerin Şeytana ve Sihre Uymaları
15.06.202345 dk 45 sn
049.Bakara (104 - 105) Yahudilerin Müslümanlarla Alay Etmeleri
02.04.202643 dk 12 sn
050.Bakara (106 - 107) Bazı Ayetlerin Neshedilmesi
09.04.202644 dk 17 sn
051.Bakara (108) Yahudilerin Peygamber Sas’den İstekleri
16.04.202633 dk 28 sn
052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi
23.04.202642 dk 50 sn
053.Bakara (111 - 112) Ancak Mü’minler Cennete Girecek
30.04.202632 dk 33 sn
054.Bakara (113) Yahudilerle Necran Heyetinin Tartışmaları
13.08.202049 dk 48 sn
055.Bakara (114 - 115) Mescidlerde Allah’ın Zikrine Engel Olmak
07.05.202651 dk 9 sn
056.Bakara (116 - 117) Allah’a Oğul İsnad Edenler
14.05.202646 dk 45 sn
057.Bakara (118 - 119) Bilmeyenlerin Allah Bizimle Konuşsa Demeleri
21.05.202640 dk 40 sn
058.Bakara (120 - 121) Yahudiler ve Hristiyanlar Senden Asla Memnun Olmayacaktır
04.06.202646 dk 15 sn
059.Bakara (122 - 123) İsrâiloğulları’na Verilen Nimetler
11.06.202631 dk 33 sn
060.Bakara (124) İbrâhim As’ın İmtihan Edilmesi
17.09.202054 dk 56 sn
061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi
18.06.202642 dk 42 sn
063.Bakara (127 - 128) İbrâhim As ve İsmâil As’ın Kâbe’yi Yapmaları
09.07.202637 dk 18 sn
064.Bakara (129) Yâ Rabbi, Onlara İçlerinden Bir Peygamber Gönder!
16.07.202646 dk 57 sn
065.Bakara (130 - 132) İbrâhim As’ın Dininden Yüz Çevirenler
23.07.202654 dk 35 sn
066 Bakara (133 - 134) Ya’kub As’ın Oğullarına Vasiyeti
30.07.202635 dk 11 sn
067.Bakara (135) İbrâhim As’ın Dinine Gelin!
06.08.202639 dk 46 sn
068.Bakara (136 - 138) İslâm Bütün İnsanları Kucaklar
07.12.202333 dk 6 sn
069.Bakara (139 - 141) Doğru Yol Rasûlüllah’ın Yolu
13.08.202624 dk 36 sn
070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder
20.08.202637 dk 28 sn
071.Bakara (143) Ümmet-i Muhammed’in Şerefi
28.12.202349 dk 58 sn
072.Bakara (144 - 147) Kıblenin Kâbe’ye Çevrilmesi
27.08.202637 dk 42 sn
073.Bakara (148 - 150) Yüzünüzü Mescid-i Haram’a Çevirin!
03.09.202632 dk 40 sn
074.Bakara (151 - 152) Beni Zikredin, Ben de Sizi Zikredeyim!
10.09.202640 dk 37 sn
075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!
17.09.202631 dk 57 sn
076.Bakara (155 - 157) Belâlara Sabretmenin Karşılığı
24.09.202647 dk 46 sn
077.Bakara (158) Safâ ile Merve
01.10.202646 dk 45 sn
078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak
08.10.202650 dk 6 sn
079.Bakara (163 - 164) Allah’ın Varlığı ve Birliği
15.10.202647 dk 48 sn
080.Bakara (165 - 167) Mü’minlerin Allah Sevgisi
22.10.202645 dk 51 sn
081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin
29.10.202651 dk 56 sn
082.Bakara (172 - 173) Helâl ve Haram Rızıklar
25.04.202439 dk 50 sn
083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası
18.03.202127 dk 25 sn
084.Bakara (177) Asıl İyilik
01.04.202161 dk 39 sn
085.Bakara (178 - 179) Kim Haddi Aşarsa...
16.05.202429 dk
086.Bakara (180 - 182) Vasiyet Etmek
16.05.202437 dk 13 sn
087.Bakara (183 - 184) Orucun Farz Kılınması
23.05.202440 dk 15 sn
088.Bakara (185) Ramazan Orucu
08.04.202150 dk 11 sn
089.Bakara (186) Allah-u Teàlâ Duaları Kabul Eder
20.06.202455 dk 12 sn
090.Bakara (187) Oruçla İlgili Hükümler
27.06.202466 dk 50 sn
091.Bakara (188) Haksızlıkla Başkasının Malını Yemeyin!
04.07.202444 dk 3 sn
092.Bakara (189) Ay’ın Durumları
11.07.202433 dk 41 sn
093.Bakara (190 - 192) Allah Aşırılığa Sapanları Sevmez
03.06.202150 dk 37 sn
094.Bakara (193 - 195) Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın
10.12.201955 dk 44 sn
095.Bakara (196) Haccı ve Umreyi Tamamlayın!
06.06.202457 dk 48 sn
096.Bakara (197) Haccın İncelikleri
13.06.202439 dk 8 sn
097.Bakara (198 - 199) Hacda Ticaret ve Zikir
10.12.201944 dk 22 sn
098.Bakara (200 - 202) Dünyada da, Ahirette de İyilik
18.07.202443 dk 23 sn
099.Bakara (204 - 207) Münafıkları İyi Tanıyın!
25.07.202448 dk 21 sn
100.Bakara (208 - 210) Topluca İslâm’a Girin!
01.08.202441 dk 50 sn
101.Bakara (210 - 212) Dünya Hayatı ve Kâfirler
08.08.202445 dk 19 sn
102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler
15.08.202454 dk 4 sn
103.Bakara (214) Belâlar ve Allah’ın Yardımı
22.08.202440 dk 19 sn
104.Bakara (215 - 216) Allah Yolunda Harcamak
29.08.202442 dk 1 sn
105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür
07.07.202233 dk 53 sn
106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar
05.09.202432 dk 11 sn
107.Bakara (221) Müşriklerle Evlenmeyin!
12.09.202438 dk 28 sn
108.Bakara (222 - 223)
10.12.201947 dk 5 sn
Ali İmran (92) Furkan (74) İnfak, Gıpta Edilecek Kimseler, Sadaka Vermek
29.05.202514 dk 54 sn
Ali İmran 98 - 101 - Hristiyanların Allahın Ayetlerine Tutumları
01.05.202528 dk 30 sn
Bakara (104) Rahman (1- 4) Kuranı Öğrenmek, Kıymet Bilmek
10.04.202519 dk 2 sn
Bakara (146) Hicr (2 -3) Doğru İnancın Önemi
24.04.202519 dk 44 sn
Hac (73 - 76) Mü’minun (14) İnsanın Yaratılışı Süreci
22.05.202537 dk 38 sn
İnsan (1 - 31) Dünya Sevgisi
15.05.202525 dk 40 sn
Rahman (5 -13) Her Şeyin Dengeli Olması ve Her Varlığın Secde Etmesi
17.04.202525 dk 25 sn
Tekvir (1-14) Kıyamet Günü Alametleri, Mahşer Anı, Pişmanlıklar
05.02.202531 dk 11 sn
AKRA