İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi

061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi
Tefsir Sohbetleri

061.Bakara (125) Kâbe’nin Şerefi

18.06.2026
42 dk 42 sn

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.

Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi, ihsanı, ikramı üzerinize olsun. Cenâb-ı Hak nimetlerini üzerinizde dâim eylesin.

Bakara sûre-i şerîfesinin 125. âyet-i kerîmesini size okumak istiyorum.

Bu âyet-i kerîmeyi okuyorum.

Bismillâhirrahmânirrahim.

Ve iz ce'alne'l-beyte mesâbeten li'n-nâsi ve emnâ ve't-tehizû min mekâmi İbrâhîme musallen ve ahidnâ ilâ İbrâhîme ve İsmâîle en tahhira beytiye littâ'ifîne ve'l-âkîfine ve'r-rukke'i's-sücûd.

Bu âyet-i kerîmede, daha önceki âyet-i kerîmede de aynı edat vardı, bundan sonraki âyet-i kerîmelerde de yine devam edecek. Bu edat iz edatı. "Hani hatırla, bir zamanlar şöyle olmuştu, o olayı hatırlatıyorum, hatırla, bil" mânasına gelen bir edat. Bu 125. âyet-i kerîme yine onunla başlıyor.

Ve iz ce'alne'l-beyte mesâbeten li'n-nâsi ve emnâ. "Hani biz kılmıştık, Ben Azîmüşşân, Alemlerin Rabbi, Mevlâ'nız, Yaratıcınız, Rabbiniz kılmıştım." Azamet sigasıyla, "biz kılmıştık" diye buyuruyor, Vâhidü Ehadü Ferdü's-Samed olduğunu biliyoruz.

el-Beyte. Bu el-beyt elif lam'lı, marife olarak, "o mâlum ev" demek. O mâlum evden kasıt, Beytullah, bizim el-Ka'betü'l-Müşerrefe diye isimlendirdiğimiz kıblegâhımız, üstüne altın yaldızlarla ayetler, diğer ilgili ibareler yazılıp Kâbe-i Müşerrefe'nin taş binası üstüne örtülüyor.

Kapısı bugün altından, köşesinde Hacerü'l-Esved var, dört köşeli bir yapı. Bir tarafında da şöyle yarım daire şeklinde hatim veya Hicr-i İsmâîl denilen bir kısım var. Bu yarım daire, Kâbe'nin binasına, köşelerine bitişik değil, aralarında şöyle bir kulaç kadar mesafe var. Bir tarafından iç kısma girilip öbür tarafına çıkılabiliyor.

O hatim kısmı, Kâbe'nin içinden sayılıyor. Bu el-Beyt denilince, Beytullah denilince veyahut bu bina, dört köşe, bir köşesinde Hacerü'l Esved olan bina… Bu Beytullah, "Allah'ın evi" mânası var. İzafetsiz olarak kullanılınca, "Allah'ın evi" denmeyip de "o mâlum ev" mânasına, o zaman "bilinen, mâlum, meşhur ev" mânasına el-beyt deniliyor. Arapça'da bu el bilinen şeylerin başına getirilen, harf-i tarif. "Bilinmişliği gösteren edat" demek.

"Biz Kâbe-i Müşerrefe'yi kılmıştık." "Ben Rabbiniz kılmıştım" demek. Bu "biz" ifadesinin niye geldiğini de çeşitli zamanlarda anlatmıştım.

Kâbe-i Müşerrefe'yi ne kılmıştı?

Mesâbeten li'n-nâsi. "İnsanlar için bir mesabe kılmıştık." Peltek se ile… O mesabe'nin ne anlama geldiği üzerindeki rivayetleri size nakledeceğim:

Sâbe, yesûbu mastarından mesâbeten, sevap kelimesi de aynı kökten peltek se ile. İki ana mânası var onu söyleyeceğim:

"Kâbe'yi insanların mesabe yeri yapmıştık." Ve emnâ "Ve Kâbe'yi güvenilir bir mekân yapmıştık." Ve't-tehizû min mekâmi İbrâhîme musallâ. "Ve sizler de İbrahim'in makamını namazgâh edinin…"

Âyet-i kerîmenin ortası burası, henüz sonuna gelmedi. Ama biz ilk önce âyet-i kerîmeyi tamamlayalım daha güzeli. Ondan sonra kelimeleri daha geniş izah edeceğiz.

Ve ahidnâ ilâ İbrâhîme ve İsmâîle. "Te'kiden, tekrar tekrar bir antlaşma, ahd-ı misâk olarak böyle yapacaksınız, tamam mı? diye ahdederek emretmiştik ki…" En tahhira. "Siz ikiniz temizleyin." Beytiye "Bu benim beytimi, evimi, Kâbe'mi." Li't-tâifîn. "Tavaf edenler için…" Ve'l âkifîn "Orada itikâf edenler için" Ve'r-rükke'. "Rükû edenler için." E's-sucûd. "secde edenler için." Ve'r-rükke'i's-sucûd. "Ey Ümmet-i Muhammed! Rükû, secde edenler için burayı temizleyin demiştim, bunu hatırlayın, bu olayı bilin." Benim tarafımdan böyle, şerefli bir mekân kılındığını bilin.

Mesâbeten kelimesinin bir anlamı, yesûbûne ileyhi "ona giderler" mânasına, "her yerden dönüp ona gidiyorlar." Sevab'ın böyle bir "dönme" mânası var.

İnsanın işlediği bir ibadetten dolayı da sevap alması ne demek?

Onun menfaatini, zahmetinden hâsıl olan, ihlasından hâsıl olan, menfaatinin kişiye dönmesinden dolayı sevabı diyoruz. "Bu yapıldı, oldu bitti, bunun bize faydası ne, bize geleni ne" mânasına.

Mesâbeten li'n-nâs. "İnsanlar için bir mesabe kıldık." Burayı, insanlar için böyle dönüp dönüp geldikleri bir yer, her yerden yönelip geldikleri bir yer…" Yesûbûne ileyhi mine'l-büldân küllehâ ve ye'tînehû diye Arapça'sını böyle söylemişler. "Çeşitli beldelerden ona gidiyorlar, her yerden oraya dönüyorlar." "Her yerde yaşayan müslüman kişilerin dönüp geldiği bir yer kıldık." mânasına; bir mâna bu…

Bir mânası da; "İnsanlar için bir mesâbet kıldık, tatmin olmuyorlar, doymuyorlar, doyumsuz bir zevk, lezzet, güzellik; bir daha gidiyorlar, doyamadan veda ediyorlar, tekrar gidiyorlar, tekrar gidiyorlar, tekrar gidiyorlar…"

Lâ yaktûne minhu vatârat yetûnehû sümme yerci'ûne ilâ ehlihim sümme yûedûne ileyhi. Daha doyamadan hac bitiyor, umre bitiyor. Ondan sonra yine arzu duyuyorlar, yine gidiyorlar. İnsanların aşk ile şevk ile gittikleri bir yer. "Tekrar tekrar, ziyaret ettikleri bir yer kıldık" mânasına geliyor.

Bir de sevap manasıyla alacak olursak; "Sevap kazanma yeri" ism-i mekân sigası olarak, "Kâbe-i Müşerrefe'yi, bu Beytullâh-ı Muazzama'yı Cenâb-ı Hak orası ziyaret edildiği zaman, ziyaret edenlere büyük sevaplar veriyor, çok büyük ecirler veriyor. Haccın çok büyük sevabı var, işte bir "sevap kazanma yeri" mânasına da olabilir.

Sevap mânasından alınırsa, ism-i mekân sigası olarak; "sevap kazanma yeri" kıldık. "Dönüp dönüp gelinen bir yer" mânasına olursa, işte "insanların doyamayıp, bir ziyaretten sonra tekrar ziyaret ettiği, tekrar ziyaret ettiği, ziyaretine doyulamayan bir yer kıldık" mânası gibi bir anlam çıkıyor. Bir de; "Her beldeden insanların yönlerini ona çevirip, her beldeden gelip toplandıkları bir yer" mânası…

Hâsılı, Cenâb-ı Hak o yeri mübarek kılmış, şerefli kılmış, yeryüzünün en mübarek, en şerefli yeri kılmış, her yerden insanlar aşk ile şevk ile geliyorlar, doyamadan tekrar geliyorlar, doyamıyorlar tekrar geliyorlar ve büyük sevaplar alıyorlar. Bütün mânaların hepsi uygun düşer bu makama, bu mekana… Böyle bir yer.

İşte buranın böyle yapılması Allah'ın bir lütfu. -O belde ahalisine- bunu hatırlayın, bak Cenâb-ı Hak size bu beldenizi böyle şerefli bir belde kılmış, şükrünü edin, itaat edin, onun emrini tutun diye…

Bu hatırlatma neden oluyor, hatırlatmalar niçin olur?

Hatırlatılan kişiler, hitap edilen kişiler, hatırlatılan şeyin önemini anlasınlar, ona göre hareket etsinler diye.

Ve emnâ. "Bir de emniyet yeri."

Evet Kâbe-i Müşerrefe bir de emniyet yeriydi, Kâbe-i Müşerrefe'ye sığınan insanlar dokunulmaz oluyordu. Kimse onlara -kan davası, alacağı, daha başka bir hıncı, kini bile olsa- dokunamazdı. Orası bir emniyet yeri oluyordu. İnsanlar Kâbe'ye, hacca, ziyarete geldikleri zaman, yolları kesilip yağmalanıyordu, esir alınmıyordu.

Halbuki başka zamanlarda, başka aylarda, hac olmayan zamanlarda, böyle bir şey yok. Her kabile, hangi kabileyi zayıf görüyorsa ona saldırabiliyor ve ahalisini esir alıp satabiliyor, mallarını yağmalayabiliyor ama hiç kimse orayı ziyaret edene saldırmıyordu.

Kâbe-i Müşerrefe'nin kadrini, kıymetini, hürmetini, şerefini biliyorlar, oraya gidene dokunamıyorlardı. Tabi bu da tecrübeyle kazandıkları bir durum, çünkü aksine hareket ettikleri zaman başlarına bir cezanın, bir belanın, bir te'dibin geldiğini çok defa tattıkları için öyle yapmıyorlardı. Etrafında, harem mıntıkasında edepsizlik yapmıyorlardı.

Ve't-tehizû min mekâmi İbrâhîme musallâ. "İşte bu güzel yeri siz de bir musalla kılın, Makâm-ı İbrâhim'den bir musalla edinin."

Bu ve't-tehizû "edinmek" mânasında, "bir şeyi, bir şey edinmek" mânasına iki mef'ul alan bir fiil. Bir bizim okuduğumuz Kur'ân-ı Kerîm'deki harekesi ve't-tehizû diye, hı harfinin harekesi esre, bu "emir" demek.

Mademki Cenâb-ı Hak burayı sevap kazanma yeri, tekrar tekrar ziyaret edilen, bütün ahalinin müslümanların, dünyanın neresinde olursa olsun, yönelip geldiği bir ziyaretgâh kılmış, "Siz de orayı bir namazgâh edinin" mânasına müminlere hitap.

Bu âyet-i kerîmenin bu kelimesini ve't-tehazû okuyan kıraat alimleri de var. Cenâb-ı Hak bu binayı mübarek, müşerref bir bina kılınca insanlar da orayı, "Makâm-ı İbrâhim'i musalla edindiler, namazgâh edindiler" mânasına mâzi sigasıyla bu rivayet de var. Bunu da bilelim.

Makâm-ı İbrâhim nedir?

Biz, "Makâm-ı İbrâhim'i namazgâh edindiler" diyoruz ama namazgâhı da yeni nesil, beni dinleyenlerin içindeki gençler bilmezler, onu [açıklayalım.] İbrahim'in bu yerini namaz kılınan bir yer edinin diye Allah emretmiş. Veya o devirden itibaren insanlar, edinmişler. Emir değil de mâzi sigasıyla olursa…

Makâm-ı İbrâhim nedir?

Bunun üzerinde çeşitli, yorumlar var. Bir; Makâm-ı İbrâhim, -en kuvvetli yorum- Kâbe-i Müşerrefe'nin yakınında bulunan, bugünlerde, bizim bu çağımızda, devrimizde, ziyaret edenlerin Hacerü'l Esved"i geçtikten sonra, Kâbe tavaf ederken sollarında, sağ tarafta, camekandan -çok kalın camdan şeffaf- altından bir yapı… İskelet üzerinde içi görünsün diye camlar konulmuş… Orada ayak izli bir taş var, bunun adı Makâm-ı İbrâhim… İşte bu âyet-i kerîmeden dolayı onun arkasında da namaz kılmak çok sevap oluyor. Bir, orasıdır deniliyor. Bir rivayet bu… yani o mekân.

O mekân da, daha önceden Kâbe-i Müşerrefe'nin duvarına bitişik imiş. İbrahim aleyhisselam'ın bıraktığı zaman, Kâbe-i Müşerrefe'nin duvarına bitişik imiş. Şimdi arada yan yana duran on, on beş insanın geçeceği kadar genişlik var. Tavaf edenler arasından geçiyor… O zaman öyle değil, Kâbe'nin duvarında; ona bitişik durumdaymış. Bunu da kitaplar kaydediyorlar. Bu bitişik duvarı Ömer b. Hattab radıyallahu anh, Emîrü'l-mü'minîn olduğu zaman Kâbe'nin o kenarından bu kenara kaldırmış, arada bir mesafe o zaman meydana gelmiş. Bu hususta başka bilgiler de var.

Bir de İbn Abbas radıyallahu anh'ten yapılan rivayete göre, "Makâm-ı İbrâhim'i, ibadetgâh edinin, namaz kılma yeri edinin" sözünden, sadece orası değil, sadece o İbrahim aleyhisselam'ın ayak izlerinin olduğu yer değil; bütün harem-i şerîfin Makâm-ı İbrâhim olduğunu -İbrahim aleyhisselam'ın mekânı mânasına- rivayet etmişler. Öyle bir rivayet de var. Bundan şu çıkar ki "İbrahim'in makamını ibadet yeri edinin" deyince, sadece o daracık bir yer değil de, Kâbe-i Müşerrefe'nin etrafındaki bütün harem-i şerîf mıntıkasının öyle olduğunu ve oralarında namazgâh, namaz kılınan yer olabileceğini göstermesi bakımından önemli.

Hz. Ömer'in kenara çektirdiği bu taş, İbrahim aleyhisselam ile İsmail aleyhisselam Kâbe-i Müşerrefe'yi bina ederken, duvar yükseldikçe, İbrahim aleyhisselam bu Makâm-ı İbrahim denilen, taşın üzerine çıkar, aşağıdan da İsmail aleyhisselam Kâbe'nin binası için getirdiği yeni taşı babası İbrahim aleyhisselam'a verir… O da, o yukarda Makâm-ı İbrahim denilen taşın üzerinden, onu yerine yerleştirip duvarı dönerek biraz daha öteye, biraz daha öteye dönerek, döne döne; Kâbe'nin duvarını yapıkları taştır; deniliyor.

Bu cahiliye devrinde de İslâm gelmeden önceki devirde de öyle bilinen bir taştı. Tabi şimdi insanlar onun üzerine böyle elini sürüp yıpratmasınlar diye, çok kalın, bir billur cam tabaka kaplanmış, sadece görüyorsunuz ama elinizi süremiyorsunuz. Rivayetler "eskiden görünüyordu, insanlar ona ellerini sürerlerdi, öperlerdi…" diyor. O yüzden de bir hayli, üzerindeki belirgin izler görünmez bir hâle gelmiş, yıpranmış bir duruma gelmişti. Şimdi onun, için o yıpranma daha fazla devam etmesin diye üzeri cam kaplanmış oluyor.

İbn Kesîr tefsirinde; "Bu ümmetin yaptığı aşırılıklardan biri de burayı namazgâh edinin dedi, Hâlbuki elinizi sürün denmedi" diyor. Bu el sürme sonradan insanların kendilerinin çıkarttığı bir şey olmuş oluyor. Tekellüf olmuş oluyor, "emredilmeyen bir şeyi yapmak mânasına geldiğini" söylüyorlar.

Şimdi bu âyet-i kerîme ne zaman inmiş?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Haccetü'l-Vedâ, Veda Haccı'nı yaptığı zaman, Kâbe-i Müşerrefe'ye gelip tavaf ederken, bu Makâm-ı İbrahim'in yanına gelince -bahis konusu olan, bu İbrahim aleyhisselam'ın ayağıyla bastığı taşa gelince. - Ömer radıyallahu anh'ten çeşitli rivayetler var. Hz. Ömer radıyallahu anh demiş ki;

"Yâ Resûlallah bu, atamız, İbrahim dedemizin, makamı mı?"

Makam ne demek?

"Üzerine çıkıp durma yeri" demek, ism-i mekân oluyor. Kâme, yekûmu ayağa doğrulmak, ayakta durmak, makam da ism-i mekân, "ayakta durma yeri." Bu;

Yâ Resûlallah! Hazâ makâm-u Halîl-i Rabbinâ. "Bu Rabbimizin halili olan, Halîlü'r-Rahmân'ı olan İbrahim aleyhisselam'ın makamı mı?"

Peygamber Efendimiz; "Evet" buyurdu.

Çeşitli rivayetler var, ibarelerde biraz değişik, üç-dört rivayet buraya alınmış.

Efelâ nettehizu musallâ "Biz de burada o zaman namaz kılmayalım mı? Namaz kılma yeri edinmeyelim mi? Madem böyle aziz, kıymetli, değeri olan, anlamı olan bir taşmış deyince" biraz sonra böyle demiş.

Ve't-tehizû min mekâmi İbrâhîme musallâ. ayeti inmiş. "İbrahim aleyhisselam'ın o ayakta durma mahalli olan o şeyi namazgâh edinin." diye âyet-i kerîme inmiş.

Tefsir kitapları, beyan ediyorlar, ben de size nakledeyim:

Hz. Ömer radıyallahu anh, çok halis muhlis, çok zeki, çok akıllı bir insan… Peygamber Efendimiz'den sonra, Ebû Bekir es-Sıddîk Efendimiz, ondan sonra da Ömer el-Fâruk Efendimiz, emirü'l-mü'minîn oldu ve koca, büyüyen devleti çok güzel yönetti…

Şimdi bu diyor ki:

"Üç şeyi diledim, üç şeyi Cenâb-ı Hak dileğime uygun olarak, emretti, ihsan eyledi, inzal eyledi…"

Nedir o üç şey?

Birisi bu, İbrahim aleyhisselam'ın makamına geldikleri zaman oradaki duygulanmadan, madem burası bu kadar güzel bir yer, burada namaz kılsak, namaz kılma yeri edinsek deyince, Cenâb-ı Hak biraz sonra, Resûl ü Edîbi'ne vahiy hali geldi ve orada o haccı yaparken; Ve't-tehizû min mekâmi İbrâhîme musallâ âyet-i kerîmesi indi. Hz. Ömer radıyallahu anh'ın temennisi Cenâb-ı Hak tarafından âyet-i kerîme olarak Peygamber Efendimiz'e emredilmiş oldu. Tabi Cenâb-ı Hak'ın dileğine muvafık bir emir vermesi, bir muvafakat bu.

Hz. Ömer Efendimiz "üç şeyde Rabbim bana dileğime uygun emir buyurdu" demiş. İkincisi:

Demiş ki; "Yâ Resûlallah! Seni ziyaret eden insanların içinde mü'min-i kâmili var, halis muhlis mü'min olanı, daha böyle bu olgunluğa erişememiş olanlar var. Siz emretseniz de bu eşleriniz, mü'minlerin anneleri, -onların kadrini kıymetini bilen olur, bilemeyen olur- Onlar perde arkasında olsalar, herkesin gözü önüne çıkmasalar." deyince o zaman Cenâb-ı Hak âyet-i kerîme indirmiş. Hatta hanımlarından bazıları da demişler ki;

"Resûlullah bize vaaz edemez mi? Sen kalkıp vaaz vermeye geliyorsun. Ey hanımlar! böyle herkesin önüne çıkmayın diyorsun." deyince, o zaman âyet-i kerîme inmiş;

Asâ rabbuhû in tallakakünne en yubdilehu ezvâcen hayran min künne müslimâtin. diye bu âyet-i kerîme inmiş. O talebine uygun olarak "Hanımlar emrini tutmazlarsa Cenâb-ı Hak daha hayırlı zevceler verir." mânasına âyet-i kerîme inmiş. Hicap, onların perde arkasında gizlenme ve konuşmaları emredilmiş… Cenâb-ı Hak Hz. Ömer'in istediğini emretmiş oluyor, bu iki…

Bir üçüncüsü de; Münafıkların reisi, Abdullah b. Übey ölünce, onun namazını kılmak istedi. "Bu münafık kâfirin arkasında onun namazını mı kılacaksın?" diye onu istemedi. Peygamber Efendimiz biraz üzülmüş ama âyet-i kerîme inmiş, Allahu Teâlâ hazretleri böyle kimselerin namazını kılmamasını Peygamber Efendimiz'e emir buyurmuş.

Tusalli alâ ehadin minhum mâte ebeden velâ tekum alâ kabrihi. "O münafıklardan birisi ölürse; -müslüman görünüp de içi inanmamış olanlar- onların cenaze namazını asla kılma, kabrinin başında da durma" mânasına…

Böyle talepleri yerine getirilmiş oluyor. Hz. Ömer, talebine uygun âyet-i kerîmeler, üç yerde indiğine seviniyor. "Ben böyle temenni etmiştim de öyle oldu" diye. Demek ki buradaki Makâm-ı İbrâhim'in mânası o mâlum mekân ve orada namaz kılma yeri olmuş oluyor.

Musalla ne demek?

Bu kelime sallâ, yusallî, tasliye fiilinden ism-i mekân olmuş oluyor.

O ne demektir?

"Namaz kılma yeri, namazgâh, ibadet etme yeri" mânasına geliyor. Bir de salat kelimesi "namaz" mânasına geldiği gibi "dua etmek" mânasına geliyor. Zaten namaz da en mükemmel dua hüviyetinde ama duadan daha özel bir ibadet. El pençe divan durmak var, belli sureleri, belli ibareleri okumak var, rükûu, secdesi, selamları, rekatları var. Düz bir dua etmekten geniş, çok daha geniş, çok daha muazzam bir ibadet. Çok büyük bir zikir. Ama salat kelimesinin Arapça'da iki mânası var:

Bir; "dua" demek. "Sen bana bir dua et" dediğimiz zaman birbirimize yaptığımız kısa uzun her dua… "Dua" mânasına. Musalla "dua edilen yer" yani "insanların Cenâb-ı Hakk'a tazarru ve niyaz ettikleri yer" mânasına… veyahut ta mâruf [bilinen] namaz. Tavaf ediyorsun, tavafı bitirince Makâm-ı İbrahim'in orada iki rekât namaz kılıyorsun. Namaz kılma yeri… Ya "namaz kılma" mânasına ya da "dua yeri" mânasına… Ama ikisi de birbirine yakın tabii. İnce manaları biz söylüyoruz.

İbrahim aleyhisselam'ın o yerinde, o yerde, Makâm-ı İbrâhim'in olduğu yerde "namaz kılın" demek. Yahut "orada dua ediniz" demek.

Gerçekten de tavaf ettikten sonra öyle yapıyoruz. Peygamber Efendimiz de haccını yaparken, üç dönüşünde, hızlı hızlı döndüğü, remel eyledi, koşar gibi; dördünü de sakin tavaf eylediği, tamamladığı sırada âyet-i kerîme inince, orada namaz kıldı. Allahu Teâlâ hazretleri Hz. Ömer Efendimiz'in temennisine, arzusuna muvafık, uygun âyet-i kerîme emretmiş oldu.

Orada hem namaz kılınıyor, hem de el açılıyor, yana yakıla gözyaşlarıyla dualar ediliyor, çünkü güzel bir ibadet yapılıyor, mekân güzel, zaman güzel, şartlar elverişli, dua yeri. Onun için biz de şimdi bu âyet-i kerîmeye uygun olarak, tavafı yaptıktan sonra oralarda mümkünse namazı kılıp duamızı yapıyoruz.

Ama ilk mâna da "Makâm-ı İbrâhim bütün Harem-i Şerif'tir" mânası da doğru, orada yer yoksa, kalabalıksa, izdihamdan tavaf oralara kadar geliyorsa, oralarda insanlar dönüyorsa, orada namaz kılamadıysa ne olur?

Öbür tarafta kılar, Harem-i Şerîf'in neresinde kılsa orası Makâm-ı İbrâhim sayılır. O zaman o Makâm-ı İbrâhim'in ne olduğu meselesindeki birinci söz olmuş oluyor. Bütün Harem-i Şerîf, Makâm-ı İbrâhim olmuş oluyor. Orada nerede kılsa olur diyorlar. Fıkıh kitapları da aynen öyle söylüyorlar. Yani tavafı bitirdiği zaman iki rekât vacib tavaf namazını kılacak, nerede olsa kılar.

Ayet-i kerime burada bitmedi, âyet-i kerîmenin ortası;

Ve ahidnâ ilâ İbrâhîme ve İsmâîle. "Biz İbrahim'e ve İsmail'e ahd ettik, kuvvetli bir taahhüd altına girmelerini emrettik."

"Ne emrettik?"

"Emrettik ki" Tahhirâ. "Siz ikiniz temizleyin, beytimi, Beytullah'ımı temizleyin diye emrettik." Bu tahhira'nın çeşitli anlamları var.

Nereden temizleyecek?

"Putlardan temizleyin."

Mine'l-evzan. Tahhira beytiye li't-tâifîne ve'l-âkifin. "Bu Beytullah'ın içinde böyle putlar vs. olmasın." Veyahut burayı pisliklerden temizleyin, yalan sözlerden, orayı kirleten, o mülevves şeylerden temizleyin" mânasına; veyahut tahhirâ beytiye "evimi temizleyinin" mânası nedir?

"Lailaheillallah'la şirkten temizleyin, müşriklik emaresi kalmasın, mânevî bakımdan tertemiz olsun" mânasına… "Namaz kılarak, Allah'a ibadet ederek orayı temizleyin."

Çünkü bu insanlar, Peygamber gittikten sonra, ahirete göçtükten sonra, onların emirlerini tam anlayıp tam uygulayamıyorlar ve yanlış işler yapabiliyorlar. Her Peygamber sıkı sıkı öğrettiği halde, asırlar yıllar geçtikçe, o öğretilenler ağızdan ağza değişiyor, kulaktan kulağa değişiyor, yanlışlıklar ortaya çıkabiliyor. İşin aslı bir Allah'a ibadet etmek iken, sonradan nice nice bozuk inançlar çıkıyor, puta tapmalar çıkıyor; insanlara, aya güneşe, yıldıza, dağlara, taşlara, ağaçlara çeşitli varlıklara, yaratıklara, Allah'ın yarattığı şeylere tapınma çıkabiliyor. İşte onlardan temizleyin mânasına…

Li't-tâifîn. "Kimler için o beytullah hazır hâle getirilecek?"

Binayı yaptılar, Kâbe'yi yaptılar, bu bir hazırlık, kimler için?

Li't-tâifîn, tâif. Tı ile tavaf eden kişi demek. Tâifîn'de onun çoğulu, "Tavaf edenler için" bu mübarek Beytullah'ı yaptığı zaman, İbrahim aleyhisselam oğlu İsmail'le ana temellerinden, eski kalıntılarına uygun şekliyle bina ettiği zaman, Allahu Teâlâ hazretleri "cümle cihana ilan eyle ki, seslen, ezan oku ki burayı ziyaret etsinler, burası Allah'ın evidir, buraya haccı Allah size emretmiştir, burayı ziyarete gelin diye söyle" diye emretti.

Ve ezzin fi'n-nâsi bi'l-hacci ye'tûke ricâlen ve alâ külli dâmirin ye'tûne min külli feccin amîk.

İbrahim aleyhisselam'a bu evi, Beytullah'ı yaptırdıktan sonra Cenâb-ı Hakk, "İnsanlara seslen buraya hacca gelsinler" buyurdu, emretti, "Yâ Rabbi! Ben onlara sesimi nasıl duyurayım?" dediği kitaplarda rivayet ediliyor.

"Benim sesim nereye kadar duyulur?" Cenâb-ı Hak "Sen seslen, onun duyurulması bizden." buyurmuş. Hakikaten de İbrahim aleyhisselam o ekin bitmez tenha yerde evladını bıraktı, orası bir güzel mamur yer oldu. Binayı yaptı; Allah ziyareti, haccı emretti, ondan sonra orası asırlarca hep ziyaret olundu. Cenâb-ı Hak dileyince olmayacak gibi görünen şeyler oluyor.

Bu mübarek Beytullah'a gelenlerin burada yapacakları ibadetin şekli ne olacak, nasıl ibadet edecekler?

Gelenler, Kâbe-i Müşerrefe'nin etrafında dönecekler. Bu dönmenin adı tavaf… Yedi defa dönülecek, her bir dönüşüne bir şavt deniliyor. Yedi şavt, yedi dönüş işlemi tamam olunca, bir tavaf tamamlanmış oluyor. Yedi defa dönünce Kâbe'nin bir tavafı… Yedi tane dönüş bir paket halinde, yedi tane dönüş bir tavaf ediyor. O zaman Kâbe tavaf edilmiş oluyor.

Bu, Beytullah'a hürmetin şekli, hürmet-i izhâr etmenin şekil bu. Tavaf ederken dualar edilecek, Cenâb-ı Hak'ın zikr-u tesbîhi yapılacak, her türlü dualar yapılabiliyor. Hadîs-i şerîflerde ve hac ziyaret kitaplarında bunlar yazılı. Dua ederek ve ihramlı haliyle… Başka zamanlar ziyaret ettiyse ihram dışında, yine ayak çıplak bir vaziyette –orası mübarek bir yer olduğu için- tavaf ediliyor.

Li't-tâifîn. "Böyle tavaf edenler için burayı hazırla, hazırlayın, sen ve oğlun ikiniz hazırlayın." diye emretmiş.

Başka kimler için?

Ve'l-âkifîn. Âkifîn iki mânaya gelir. Bir, orada ikâmet edenler, tavaf edenler ve orada oturanlar için.

Mukimîne fîhi. "Bir de itikâf edenler…" İtikâf da "ibadet için bir yere girip bir müddet kalmak" mânasına…

Mesela Ramazan'ın son on gününde itikâf var. Camiye geliniyor, eve gidilmiyor artık, camiden çıkılmıyor. On gün, geceli gündüzlü ibadet ediliyor. İtikâf deniliyor. Bu kökten gelen âkif…

Mehmed Âkif Ersoy…

Âkif ne demek?

"İbadet eden, itikâf eden" mânasına. Âkifîne "âkifler için" oraya gelip, orada kalıp orada ibadetini devam ettirmek isteyenler için. Gelip, tavaf edip gidenler, kalıp orada itikâf edenler veyahut orada, o çevrede mukim, olanlar için. Mücâvir gibi. Mücâvir mânası gibi mânada var. Mûtekif mânası gibi bir mânada var.

Başka kimler için burası hazırlanacak, kimler gelebilir başka?

Bir tavaf edenler girebilir; bir itikâf edenler girebilir veyahut orada mukim olanlar girebilir.

Başka?

Rükka'; rüka'da fu'âl vezninde, ism-i fâilin çoğulu, bazen bu sigada, bu kalıpta gelir. Rükka', "râkîler" demek, rükû mastarından, ism-i fâil râkî gelir. Rükka' da, "râkiler, rükû edenler" demek. Sucûd'da yine aynı şeklide, "secde edenler" mânasına geliyor. Sacid tekili, sucûd çoğulu geliyor. Sucûd"un bir anlamı, buradaki gibi "secde edenler" demek. Bir de sucûd, kendisi fuûl vezninden, bu secede fiilinden mastar da olabilir. "Secde etmek" mânasına da gelebilir; ama burada ism-i fâilin çoğulu olduğu kesin.

Namazın içinde dizlerimize doğru bir eğiliyoruz, şöyle bir belimizi doğrultuyoruz, yatay hale getiriyoruz, buna rükû deniliyor, Subhâne rabbiye'l-azîm, Subhâne rabbiye'l-azîm Subhâne rabbiye'l-azîm, sonra kalkıyoruz… Semi'allâhu li-men hamideh, Rabbenâ ve leke'l hamd, Allahu Ekber. Secdeye gidiyoruz. Ona rükû deniyor, o duruşa, öyle rükû edenleri için.

Kitaplarımız, "rükû etmek, secde etmek daha öncekilerin bildiği bir şey değil" diyor. Bu rükû etmek, secde etmek, Peygamber Efendimiz'in emrettiği namazda var; daha önceki ümmetler bu rükûlu, sucûdlu namazı kılmayı, bilmiyorlardı, emrolunmuş değillerdi. Peygamber Efendimiz Mirac'a çıktı, meleklerin kimisinin böyle rükûda, kimisinin secde halinde Cenâb-ı Hak'a ibadet ettiğini gördü, ondan sonra bu rükûlu, sucudlu ibadet olan namaz emrolundu.

Bu âyet-i kerîmede anlatılan şey; İbrahim aleyhisselam'a, İsmail aleyhisselam'a, buraları tertemiz hazır hâle getirin diye emrolunuyor.

Kimler için?

Tavaf edenler için. Buraya gelip itikâf edenler, rükû ve secde edenler için. Demek ki, o zaman, orada olan bir şey değil bunlar, Cenâb-ı Hak bu iki peygamberine istikbali de bildiriyor… Siz burayı hazırlayın, tertemiz hâle getirin, güzel bir ibadethane hâline getirin, buraya tavaf eden insanlar gelecek, burada kalıp ibadete, yana yakıla, aşka ile şevk ile kendini veren insanlar gelecek. Burada âhir zaman peygamberi Muhammed-i Mustafâ ümmeti gelecek. Onların, işte o güzel şekilde Allahu Ekber diyerek rükûlu, secdeli namaz kılanları olacak, işte onlar için bu beyti böyle hazır hâle getirin diye Cenâb-ı Hak emretmiş oluyor.

Buranın şirkten, daha başka maddî kirlerden, eza cefa verecek, insanları tiksindirecek pisliklerden, putlardan temizlenmesini emretmiş oluyor.

Bunları, 125. âyet-i kerîmede, Resûl-u Edîbine vahyettiği bu âyet-i kerîme ile insanlara hatırlattı…

Bundan sonraki âyet-i kerîmelerde de -yine 26. âyet-i kerîme- iz edatıyla ilgili. "Hani şunu da hatırla" diyen… 27. âyet-i kerîme, yine iz ile…

Onları da yine inşaallah Cenâb-ı Hak sağlık âfiyet verirse önümüzdeki derslerimizde, konuşmalarımızda anlatacağız…

Bunlar böyle çok önemli konuları bize hatırlatan âyet-i kerîmeler olduğu için ancak bir sohbette bir tanesinin izahı ve o bir tanesiyle ilgili, alimlerimizin sözleri, rivayetleri söylenecek kadar vakit oluyor.

Allahu Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'in zevkine hepimizi [erdirsin.] Cenâb-ı Hak, Kur'ân-ı Kerîm okumaktan, dinlemekten, öğrenmekten, derin manalarının inceliklerini anlamayı sevmekten yana hissemizi, kısmetimizi çoğaltsın. Onu severek okuyalım, aşk ile şevk ile anlayıp öğrenmeye gayret edelim. Derinliklerini, inceliklerini öğrenelim, kulluğumuzu da, öğrendiğimize göre güzel yapalım, Rabbimizin rızasını kazanalım, ibadetlerimiz, taatlerimiz, her şeyimiz, Efendimiz'in tarifine ve Kur'an'ın ahkâmını, Allah'ın rızasını kazanacak şekle uygun olsun.

Rabbimiz, tevfikini refik eylesin. Hakkı hak olarak görüp uymayı nasip eylesin. Âhir zamanın, deccalın fitnelerine kanıp, aldanıp, İslâm'ın güzelliklerinin farkına varmayıp gafletle yanlış yollara adım atmaktan, karanlık yerlere kaymaktan korusun. İmandan ayırmasın, şekke şüpheye, şirke, küfre, kaydırmasın. Evlatlarımızı, yakınlarımızı, sevdiklerimizi, mü'min-i kâmiller olarak yaşayıp huzuruna sevdiği razı olduğu kullar olarak varmayı, cennetiyle cemaliyle müşerref olmayı cümlemize nasip eylesin. Allah hepinizden razı olsun,

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
001.Kur an-ı Kerim in Faziletleri
19.09.202434 dk 51 sn
002.Kur an-ı Kerim Tefsirine Giriş
26.09.202450 dk 30 sn
003.Besmele Hakkında
03.10.202450 dk 39 sn
004.Euzü Besmele
10.10.202428 dk 36 sn
005.Fatiha (1 - 2) Hamd ve Senâ
17.10.202450 dk 54 sn
006.Fatiha (3) Allah Rahmân ve Rahîm dir
24.10.202440 dk 4 sn
007.Fatiha (4) Hesap ve Cezâ Gününün Sahibi
31.10.202445 dk 20 sn
008.Fatiha (5 - 7) Kulun Rabbinden İstedikleri
07.11.202453 dk 17 sn
009.Bakara Suresine Giriş
14.11.202431 dk 25 sn
010.Bakara (1) Hurûf-u Mukattaa
21.11.202430 dk 37 sn
011.Bakara (2) Kur an-ı Kerim Hidâyettir
28.11.202450 dk 59 sn
012.Bakara (3) Müttakîlerin Vasıfları
05.12.202448 dk 35 sn
013.Bakara (4 - 5) Ehl-i Kitaptan Müslüman Olanlar
12.12.202445 dk 56 sn
014.Bakara (6 - 7) Bile Bile Hakkı İnkâr Edenlerin Durumu
12.06.202546 dk 23 sn
015.Bakara (8 - 10) Münafıkların Halleri
19.06.202533 dk 34 sn
016.Bakara (11 - 13) Münafıkların Fesad Çıkartmaları
03.07.202550 dk 9 sn
017.Bakara (14 - 22) Münafıkların Şaşkınlıkları
10.07.202549 dk 5 sn
018.Bakara (23 - 24) Kur’an-ı Kerim’in Emsalsiz Oluşu
17.07.202557 dk 3 sn
019.Bakara (25) İman Eden ve Salih Amel İşleyenler
24.07.202539 dk 38 sn
020.Bakara (26 - 27) Kur’an-ı Kerim’deki Misaller
31.07.202556 dk 17 sn
021.Bakara (28 - 29) Allah’ı Nasıl İnkâr Edersiniz?
14.08.202546 dk 3 sn
022.Bakara (30) İnsanın Yaratılması ve Melekler
21.08.202546 dk 16 sn
023.Bakara (31 - 33) Adem As’ın Meleklerden Üstün Kılınması
28.08.202536 dk 57 sn
024.Bakara (34) Şeytanın Hz. Adem’e Secde Etmemesi
04.09.202528 dk 18 sn
025.Bakara (35 - 36) Adem As’ın Cennete Girmesi ve Çıkması
11.09.202535 dk 13 sn
026.Bakara (37 - 39) Hz. Adem’in Tevbesinin Kabul Edilmesi
25.09.202532 dk 14 sn
027.Bakara (40 - 43) Ey İsrâiloğulları
24.11.202251 dk 27 sn
028.Bakara (44 - 46) Bildiği ile Amel Etmemek
02.10.202552 dk 39 sn
029.Bakara (47 - 48) Öyle Bir Günden Sakının Ki...
09.10.202541 dk
030.Bakara (49 - 50) İsrâiloğulları’nın Firavun’un Zulmünden Kurtarılması
16.10.202549 dk 12 sn
031.Bakara (51 - 54) Tur-u Sinâ’da Mûsâ As’a Kitap Verilmesi
23.10.202558 dk 47 sn
032.Bakara (55 - 57) İsrâiloğulları’nın “Allah’ı Görmedikçe İnanmayız!” Demeleri...
30.10.202550 dk 40 sn
033.Bakara (58 - 60) İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri
06.11.202539 dk 37 sn
034.Bakara (61) İsrailoğulları’nın Çeşitli Yiyecekler İstemeleri
13.11.202542 dk 15 sn
035.Bakara (62) İman Edenlere Mükafatlar
20.11.202555 dk 6 sn
036.Bakara (63 - 66) Allah’a Karşı Gelmekten Sakının!
27.11.202545 dk 16 sn
037.Bakara (67 - 73) İsrâiloğulları’na Bir Sığır Kesmelerinin Emredilmesi
04.12.202545 dk 2 sn
038.Bakara (74 - 77) İsrailoğulları’nın Kalplerinin Taştan Katı Olması
24.02.202348 dk 36 sn
039.Bakara (78 - 82) Tevrat’ı Değiştirenlere Veyl Olsun!
11.12.202546 dk 28 sn
040.Bakara (83) İsrâiloğulları’na Verilen Görevler
18.12.202555 dk 40 sn
041.Bakara (84 - 86) Kitabın Bir Kısmına İnanmıyor Musunuz?
01.01.202638 dk 58 sn
042.Bakara (87 - 88) Yahudilerin Peygamberlere Karşı Gelmeleri
08.01.202640 dk 48 sn
043.Bakara (89) Bekledikleri Peygamberi İnkâr Etmeleri
22.01.202638 dk
044.Bakara (90) Yahudilerin Küfrü Tercih Etmeleri
10.12.201942 dk 19 sn
045.Bakara (91 - 96) Yalnız Bize İndirilene İnanırız Demeleri
29.01.202647 dk 31 sn
046.Bakara (97 - 98) Yahudilerin Cebrâil As’a Düşmanlığı
05.02.202646 dk
047.Bakara (99 - 101) Fâsıklar İman Etmezler
12.02.202633 dk 42 sn
048.Bakara (101 - 103) Yahudilerin Şeytana ve Sihre Uymaları
15.06.202345 dk 45 sn
049.Bakara (104 - 105) Yahudilerin Müslümanlarla Alay Etmeleri
02.04.202643 dk 12 sn
050.Bakara (106 - 107) Bazı Ayetlerin Neshedilmesi
09.04.202644 dk 17 sn
051.Bakara (108) Yahudilerin Peygamber Sas’den İstekleri
16.04.202633 dk 28 sn
052.Bakara (109 - 110) Ehl-i Kitabın Müslümanları Küfre Döndermek İstemesi
23.04.202642 dk 50 sn
053.Bakara (111 - 112) Ancak Mü’minler Cennete Girecek
30.04.202632 dk 33 sn
054.Bakara (113) Yahudilerle Necran Heyetinin Tartışmaları
13.08.202049 dk 48 sn
055.Bakara (114 - 115) Mescidlerde Allah’ın Zikrine Engel Olmak
07.05.202651 dk 9 sn
056.Bakara (116 - 117) Allah’a Oğul İsnad Edenler
14.05.202646 dk 45 sn
057.Bakara (118 - 119) Bilmeyenlerin Allah Bizimle Konuşsa Demeleri
21.05.202640 dk 40 sn
058.Bakara (120 - 121) Yahudiler ve Hristiyanlar Senden Asla Memnun Olmayacaktır
04.06.202646 dk 15 sn
059.Bakara (122 - 123) İsrâiloğulları’na Verilen Nimetler
11.06.202631 dk 33 sn
060.Bakara (124) İbrâhim As’ın İmtihan Edilmesi
17.09.202054 dk 56 sn
062.Bakara (126) İbrâhim As’ın Mekke İçin Duası
02.07.202644 dk 40 sn
063.Bakara (127 - 128) İbrâhim As ve İsmâil As’ın Kâbe’yi Yapmaları
09.07.202637 dk 18 sn
064.Bakara (129) Yâ Rabbi, Onlara İçlerinden Bir Peygamber Gönder!
16.07.202646 dk 57 sn
065.Bakara (130 - 132) İbrâhim As’ın Dininden Yüz Çevirenler
23.07.202654 dk 35 sn
066 Bakara (133 - 134) Ya’kub As’ın Oğullarına Vasiyeti
30.07.202635 dk 11 sn
067.Bakara (135) İbrâhim As’ın Dinine Gelin!
06.08.202639 dk 46 sn
068.Bakara (136 - 138) İslâm Bütün İnsanları Kucaklar
07.12.202333 dk 6 sn
069.Bakara (139 - 141) Doğru Yol Rasûlüllah’ın Yolu
13.08.202624 dk 36 sn
070.Bakara (142) Allah Dilediğine Hidayet Eder
20.08.202637 dk 28 sn
071.Bakara (143) Ümmet-i Muhammed’in Şerefi
28.12.202349 dk 58 sn
072.Bakara (144 - 147) Kıblenin Kâbe’ye Çevrilmesi
27.08.202637 dk 42 sn
073.Bakara (148 - 150) Yüzünüzü Mescid-i Haram’a Çevirin!
03.09.202632 dk 40 sn
074.Bakara (151 - 152) Beni Zikredin, Ben de Sizi Zikredeyim!
10.09.202640 dk 37 sn
075.Bakara (153 - 154) Sabır ve Namazla Allah’tan Yardım İsteyin!
17.09.202631 dk 57 sn
076.Bakara (155 - 157) Belâlara Sabretmenin Karşılığı
24.09.202647 dk 46 sn
077.Bakara (158) Safâ ile Merve
01.10.202646 dk 45 sn
078.Bakara (159 - 162) Hakkı Söylememek, Susmak
08.10.202650 dk 6 sn
079.Bakara (163 - 164) Allah’ın Varlığı ve Birliği
15.10.202647 dk 48 sn
080.Bakara (165 - 167) Mü’minlerin Allah Sevgisi
22.10.202645 dk 51 sn
081.Bakara (168 - 171) Şeytanın Peşinden Gitmeyin
29.10.202651 dk 56 sn
082.Bakara (172 - 173) Helâl ve Haram Rızıklar
25.04.202439 dk 50 sn
083.Bakara (174 - 176) Ayetleri Saklayanların Cezası
18.03.202127 dk 25 sn
084.Bakara (177) Asıl İyilik
01.04.202161 dk 39 sn
085.Bakara (178 - 179) Kim Haddi Aşarsa...
16.05.202429 dk
086.Bakara (180 - 182) Vasiyet Etmek
16.05.202437 dk 13 sn
087.Bakara (183 - 184) Orucun Farz Kılınması
23.05.202440 dk 15 sn
088.Bakara (185) Ramazan Orucu
08.04.202150 dk 11 sn
089.Bakara (186) Allah-u Teàlâ Duaları Kabul Eder
20.06.202455 dk 12 sn
090.Bakara (187) Oruçla İlgili Hükümler
27.06.202466 dk 50 sn
091.Bakara (188) Haksızlıkla Başkasının Malını Yemeyin!
04.07.202444 dk 3 sn
092.Bakara (189) Ay’ın Durumları
11.07.202433 dk 41 sn
093.Bakara (190 - 192) Allah Aşırılığa Sapanları Sevmez
03.06.202150 dk 37 sn
094.Bakara (193 - 195) Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın
10.12.201955 dk 44 sn
095.Bakara (196) Haccı ve Umreyi Tamamlayın!
06.06.202457 dk 48 sn
096.Bakara (197) Haccın İncelikleri
13.06.202439 dk 8 sn
097.Bakara (198 - 199) Hacda Ticaret ve Zikir
10.12.201944 dk 22 sn
098.Bakara (200 - 202) Dünyada da, Ahirette de İyilik
18.07.202443 dk 23 sn
099.Bakara (204 - 207) Münafıkları İyi Tanıyın!
25.07.202448 dk 21 sn
100.Bakara (208 - 210) Topluca İslâm’a Girin!
01.08.202441 dk 50 sn
101.Bakara (210 - 212) Dünya Hayatı ve Kâfirler
08.08.202445 dk 19 sn
102.Bakara (213) Ümmet-i Muhammed ve Diğer Ümmetler
15.08.202454 dk 4 sn
103.Bakara (214) Belâlar ve Allah’ın Yardımı
22.08.202440 dk 19 sn
104.Bakara (215 - 216) Allah Yolunda Harcamak
29.08.202442 dk 1 sn
105.Bakara (217 - 218) Fitne Katilden Daha Kötüdür
07.07.202233 dk 53 sn
106.Bakara (219-220) İçki ve Kumar
05.09.202432 dk 11 sn
107.Bakara (221) Müşriklerle Evlenmeyin!
12.09.202438 dk 28 sn
108.Bakara (222 - 223)
10.12.201947 dk 5 sn
Ali İmran (92) Furkan (74) İnfak, Gıpta Edilecek Kimseler, Sadaka Vermek
29.05.202514 dk 54 sn
Ali İmran 98 - 101 - Hristiyanların Allahın Ayetlerine Tutumları
01.05.202528 dk 30 sn
Bakara (104) Rahman (1- 4) Kuranı Öğrenmek, Kıymet Bilmek
10.04.202519 dk 2 sn
Bakara (146) Hicr (2 -3) Doğru İnancın Önemi
24.04.202519 dk 44 sn
Hac (73 - 76) Mü’minun (14) İnsanın Yaratılışı Süreci
22.05.202537 dk 38 sn
İnsan (1 - 31) Dünya Sevgisi
15.05.202525 dk 40 sn
Rahman (5 -13) Her Şeyin Dengeli Olması ve Her Varlığın Secde Etmesi
17.04.202525 dk 25 sn
Tekvir (1-14) Kıyamet Günü Alametleri, Mahşer Anı, Pişmanlıklar
05.02.202531 dk 11 sn
AKRA