Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Übâde b. Sâmit radıyallahu anh rivayet edildiğine ve Taberânî'nin kitabında mevcut olduğu üzere Peygamber Efendimiz buyurmuşlar ki:
"Davud aleyhisselam'ın oğlu Süleyman aleyhisselam'ın yüzüğünün taşı semâvî idi, bu yerin taşı değildi." Semâvî cennetten çıkmış bir taştır, nasıl Hacerü'l-esved öyleyse onun gibi. Fe-ulkıye ileyhi fe-ehazehû. "Ona verilmişti ve o da ona almıştı." Ve vaza'ahû fî-hâtimihî. "Yüzüğünün kaşının içine koymuştu, onu yüzüğüne taş yapmıştı." Ve kâne nakşuhû enallahu lâ ilâhe illâ ene muhammedun abdî ve rasûlî. "Üzerinde bir yazı vardı ki; bu yazı, bu nakış şu mealdeydi; Enallahu lâ ilâhe illâ ene. Ben kendisinden başka ilah olmayan Allah'ım. Ben Allah'ım, benden başka ilah yoktur ve Muhammed benim kulum ve resulümdür, yazılıydı."
Yine Kurtubî'nin Câbir b. Abdilah el-Ensârî radıyallahu anh'ten rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz bir başka hadis-i şerifinde buyurmuş ki; -raviler farklı- "Süleyman b. Davud'un yüzüğünde 'Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah' yazılıydı."
Bu sözler Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz tarafından bildirildiğine göre, bildirildiği takdirce haktır gerçektir.
Peki, Peygamber Efendimiz asırlar sonra geldiği halde nasıl oluyor da Süleyman aleyhisselam çok önceki asırlarda yaşadığı halde onun ismi yazılı olabiliyor denirse bunun cevabı şöyle olabilir;
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz 'Seyyidu'l-evvelîne ve'l-âhirîn'dir.' Bütün gelmişlerin, geçmişlerin, geleceklerin efendisidir, en üstünüdür, insanların en yükseğidir. Allah-u Teâlâ hazretleri bu kâinatı onun yüzü suyu hürmetine yaratmıştır. Kâinatın yaratılmasının hikmeti, gayesi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizdir. Tasavvuf kitaplarında, "Sen olmasaydın, sen olmasaydın yerleri gökleri yaratmazdım." diye bir söz de nakledilir.
Bu işi şurada bırakıp da başka ayet-i kerimelerden deliller getirelim ki Saff Suresi’ndeki bir ayet-i kerimede Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in isminin İncil'de zikredildiği bize bildiriliyor. Fetih Suresi’nin en son ayet-i kerimesinde Tevrat'ta ve İncil'de Peygamber Efendimiz' in ve ümmetinin anıldığı bildiriliyor. Peygamber Efendimiz ismen, şu isimde bir zât-ı muhterem gelecek diye Tevrat'ta, İncil'de ve hatta daha başka mukaddes kitaplarda yazılmıştır.
Bu meseleye dinî edebiyatta tebşirât meselesi derler. Yani Allah-u Teâlâ hazretleri daha önceki ümmetlere bizim peygamberimizin geleceğini bizim ümmetimizi o gelecek diye müjdelemiş. Hatta Abdulahad adını almış bir papaz var. Bu bizim asrımızın başında Osmanlı diyarında, İran'da, Fırat'ta yaşamış, İngiltere'de tahsil görmüş, İtalya'da yüksek tahsilini tamamlamış yüksek bir papaz, pek çok dil bilen bir kimse: Abdulahad Davud [ö. 1866-1930[?]]. Ondan sonra Müslüman olmuş, Kur'ân-ı Kerîm'i incelemiş. Arapça, Farsça, Süryanice, İbranice, Latince, Yunanca, İngilizce ve Fransızca biliyor. Allâme!..
İncelemiş, incelemesi sonunda Müslüman olmuş ve İncil ve Salîb diye bir eser yazmış. 1910 yıllarında bu bizim İstanbul'da basılmış. [İstanbul 1329
1911] Bastığı kitapta hülâsaten diyor ki; "İncil yunanca da "müjde" demektir. Müjde de Peygamber Efendimiz' i müjdelemekten ibarettir. Kitabın ismi bile Peygamber Efendimiz' in geleceğine dairdir."
Hz. İsa aleyhisselam'ın en çok yaptığı şey [Peygamber Efendimiz' in geleceğinden bahsetmekti.] Gezdiği her yerde öyle bir ümmet, öyle bir peygamber gelecek diye Peygamber Efendimiz' den bahsetmiştir. Hatta bunlar ayet-i kerimelerle sabit olduğu için hiçbir mü'minin kalbinde şek şüphe kalmaz ki [Allah-u Teâlâ] eski ümmetlere Peygamber Efendimizi methetmiş ve "O gelirse ona tâbi olacaksınız." diye bildirmiş.
Tarih kitaplarını okursak Peygamber Efendimiz' in zamanında Arapların arasında Yahudiler, Hristiyanlar vardı. Yemen'de çok Hristiyanlar, Medine'de çok Yahudiler vardı. Onların hepsi bedevilere diyorlardı ki; "Alametleri belirmeye başladı, yakında bize vaat edilen peygamber gelecek; biz, siz puta tapan müşrikleri tepeleyeceğiz." Hz. Peygamber Efendimiz peygamber olmadan önce müşrik Araplara daima öyle söylüyorlardı. Siz puta tapıyorsunuz ya! Alametleri belirdi, yakında bizim kitaplarımızda yazılan peygamber gelecek, az zaman kaldı. Geldiği zaman biz sizi tepeleyeceğiz, diyorlardı. Ama Yahudiler, Yahudilerin içinden çıkacağını sanıyorlardı. İsmail aleyhisselam'ın soyundan denildiğinden sanıyorlardı ki Yahudilerin içinden çıkacak.
Mekke-i Mükerreme'den Kureyş kabilesinden, çıkınca kıskandılar inanmadılar. Bir kısmı Müslüman oldu da bir kısmı İslamiyet'i kabul etti bir kısmı kabul etmedi ve böylece inkârlarına saplanıp sapıtıp gittiler. Fakat Kur'ân-ı Kerîm'de bildiriliyor ki; "Onlar kendi evlatlarını bilir gibi senin hak peygamber olduğunu bilirler." O kadar katî bir şey, yani bu kıyı da köşede kalmış bir bilgi değildir.
Hatta Pakistanlı ulema, âlimler o devrin Hindistan'ın, Pakistan'ın eski kitaplarını da incelemişler. Onlar Hz. İsa'dan da çok önce yazılmış. Hint dinler eski dinler; onlarda da Peygamber Efendimiz' e, ümmetine dair yazılar bulmuşlar. Onların kitaplarından fotokopiler çekmişler, fotoğraflar çekmişler. Yazılarını, sanskritçe yazılarının fotoğraflarını, tercümelerini gördüm.
Eski İranlıların dinleri var, eski İranlıların din kitaplarında da bizim Peygamberimizin geleceği aynı şekilde yazılmış.
Hâsılı Peygamber Efendimiz' in geleceği evvelden tantanalı bir şekilde belliydi. Allah-u Teâlâ hazretleri o resul-ü edibini, sevdiği kulun geleceğini bütün ümmetlere methetmiş.
Hatta rivayet edilir ki; Âdem aleyhisselam yaratılmış, başını kaldırmış bakmış ki arş-ı âlâ ‘da Lâ ilahe illallah Muhammedun Resûlullah yazıyor. Demiş ki:
"Yâ Rabbi! Lâ ilâhe illallah sensin; senden başka ilah olmadığı bu satır, bu cümle bildiriyor, ötekisi kim?
O da senin soyundan, zürriyetinden gelecek olan benim sevgili kulum, elçim Hz. Muhammed'dir.
Hâsılı pek çok hadis-i şerifler var. İşin neresinden tuttursak yüzde yüz ispat edilir ki Peygamber Efendimiz' in geleceğini önceden biliniyordu. Adını bildirmiş, adı belliydi.
Ve iz kâle îse'bnu meryeme yâ benî isrâîle innî rasûlullâhi ileyküm musaddikan li-mâ beyne yedeyye mine't-tevrâti ve mübeşşiran bi-rasûlin ye'tî min ba'di's-muhû Ahmed felemmâ câehum bi'l-beyyinâti kâlû hâzâ sıhrun mübin.
"Hani Meryem oğlu İsa -aleyhimesselam- demişti ki, Yâ benî isrâîle. "Ey İsrailoğulları!" Etrafında Yahudiler, İsrailoğulları var onlara hitap ediyor. İnnî rasûlullâhi ileyküm. "Ben size Allah'ın göndermiş olduğu elçisiyim, peygamberiyim." Musaddikan li-mâ beyne yedeyye mine't-tevrâti. "Benden evvel Musa aleyhisselam'a indirilmiş olan Tevrat'ı tasdik ediciyim." İnkâr etmiyorum ki, o da Allah'ın kitabı, onu tasdik ediciyim o yoldan yürüyorum.
Ve mübeşşiran bi-rasûlin. "Gelecek bir peygamberi müjdeciyim." Ye'tî min ba'dî. "Benden sonra gelecek..." İsmuhû Ahmed. "Adı Ahmed olacak." İsa aleyhisselam böyle demişti ya hani, o günleri hatırla. Ayet-i kerime bu mealde. Felemmâ câehum bi'l-beyyinâti. "Peygamber Efendimiz gelip de onlara bu aşikâr delilleri zikrettiği zaman." Kâlû hâzâ sıhrun mübin. "Bu aşikâr sihirdir, büyüdür dediler."
Büyüyle ilgisi var mı, bekleyip duruyordunuz, gelecek diye bekliyordunuz ya! Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz Medine-i Münevvere' de Yahudilerin havrasına gitti dedi ki:
"Ey Yahudi cemaati! Tevrat'ınız da şöyle bir cümle, şöyle bir ayet yok mu, şöyle bir söz, şöyle bir haber yok mu?
Tevrat'tan onlara kendisini bildiren ayetleri bildirdi. Hiç ses seda çıkarmadılar. Sözünü üç defa tekrarladı; tebliğ ediyor, vazifesini yapıyor. Tebliğ ediyor ister kabul etsin ister etmesin.
İn aleyke'l-belâğ. "Yâ Resulüm! Sen telaşlanma, sana sadece bildirmek [düşer], isterse kabul etmesinler!"
Allah-u Teâlâ hazretleriyle harp mi edilir?
Tebliğ etti ayrıldı, giderken arkalarından Yahudilerin alimlerinden Abdullah b. Selâm adlı şahıs Havradan koştu geldi dedi ki:
"Yâ Resûlallah! Senin dediğinin hepsi doğrudur, o ayetlerin hepsi Tevrat'ta vardır ve Tevrat'ta sen müjdeleniyorsun. Sen haksın, doğru söylüyorsun. Kıskandıkların evet diyemediler, sustular. Hayır da diyemediler, nasıl desinler, ellerinde ayetler var. Sustular, Abdullah b. Selâm radıyallahu anh, o Yahudi alimi kabul etti Müslüman oldu.
Ondan sonra da Kur'ân-ı Kerîm'i, Tevrat'ı, İncil'i inceleyen herkes Müslüman oluyor. Hiç kimseden pervamız, korkumuz yoktur. Hangi papaz, hangi haham, hangi müdekkik araştırıcı olursa olsun buyursun, meydan açık! Onu inceleyip bunu inceleyip aklını kullandı mı eğer inadı yoksa kabul etmek zorunda ve kabul etmişler.
Fransız profesörlerinden birisi Tevrat'ı, İncil'i, Kur'an'ı bîtaraf bir gözle incelemiş. Kendisi Fransız tıp profesörü. Kur'ân-ı Kerîm'i incelemiş, söylediği şeyler tamamen ilme muvafık; Tevrat'ı ve İncil'i incelemiş ilme aykırı çok şeyler var.
Mesela, bir kere diyorlar ki 3750 yıl önce dünya yaratıldı. Halbuki jeoloji ilminden filan bakıyorsun dünya yaratılalı ondan çok daha fazla sene olmuş, o verilen rakam yanlış. Ondan sonra Hz. Âdem'den itibaren Musa aleyhisselam'ın soyu şudur şudur, yanlış. Şu şöyledir, bu böyledir, yanlış. Sonunda inceleye inceleye adam Müslüman olmuş. Fransız profesörü Müslüman olmuş. Yeni [bir olay.]
Buraya Almanya'dan Yahya isminde bir Alman bir Müslüman geldi, Bakırköy Bahçelievler'de konuştuk, yeni Müslüman olmuş. Ankara'ya 3-5 gün önce Kanada'dan birisi geldi; sarı benizli, uzun boylu, temiz yüzlü bir kimse, elimizi sıktı. Biraz konuştuk, baktım başkası... Yani neyin nesi olduğunu sorup anladım, Kanada'nın Toronto eyaletinden, Müslüman olmuş.
Neden Müslüman oluyor, bu adamlar aptal mı, zorlayan mı var? Kanada'nın her tarafı Hristiyan. O kadar Hristiyan’ın içinde kendisini durup dururken zorlayan var mı?
Hayır, incelediği zaman Müslüman oluyor. İncelemezse, sırtının üstüne yan gelip yatarsa veyahut kulağını iki parmağıyla tıkarsa veyahut gözünü kapatırsa o zaman biraz rahat edebiliyor. İçinden gelen duyguları bastırıyor ama ahirette rahat edemeyecek. Mecbur. Çünkü Allah-u Teâlâ hazretlerinin akdi bu, böyle olacak. Böyle evvelden belli olduğu ayetlerle, hadis-i şeriflerle ve vakıalarla sabit.
En son İbrahim müteferrika var. Bize matbaayı getirmiş kurmuş, I. Mahmut zamanında Lale Devrinde yaşamış. O da Macaristan'da papazken, orada kilisenin yasak kitaplarını, bunları okumayın, bunları okumak iyi değildir filan diye kenara ayırdıkları kendi Latince eski kitapları okumuş. Oradaki o eski kitaplarda Hz. Peygamber'in hak peygamber olduğunu kendi kitaplarından gördüğü için gelmiş Müslüman olmuş.
Bu kadar sözün hülâsası, demin okuduğumuz hadis-i şerife gelirsek, Süleyman aleyhisselam'ın yüzüğünde de Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah yazılıdır. Hem o yüzük bütün o mucizelerini gösterdiği yüzük, onu çıkarttı mı bir şey yapamazmış. Süleyman aleyhisselam o rüzgârlara şey yapıyor [hükmediyor], başka mahlûkatın seslerini şey yapıyor [duyuyor], uzak mesafeler gidiyor geliyor, o yüzüğü çıkardı mı bir şey yapamazmış. [Bütün mesele] o yüzük!
Bu vesileyle tebşîrât meselesini öğrenmiş olduk. Eski ümmetlerde bizim ümmetimizi metheden müjdeleyen ifadeler vardır. Elhamdülillah biz Allah-u Teâlâ hazretlerinin seçip beğendiği, habibim dediği bir zât-ı celilin ümmetiyiz ve bizim yerimizde olmaya eski ümmetlerin peygamberleri, "Ah ne olaydı geç zamanda yaşasaydım da o zât-ı muhtereme ümmet olaydım." diye can atmışlardır. Çok kimseler can atmıştır. Eski devirlerin benî İsrail’in peygamberleri bizim ümmetten olmak, bu şerefe ermek için can atmışlardır.
Allah elimizde bulunan bu şerefin kadr-ü kıymetini bilmeyi cümlemize nasip eylesin. Öyle namlı şanlı şerefli bir ümmetiz ama şimdi Avrupalı Müslüman oluyor bizimkiler de dinini bırakıyor.
Avrupa'dan nasipliler Müslüman oluyor, imana geliyor, ahiretini kurtarıyor. Bizden nasipsizler edepsizliğinden dolayı dinden imandan çıkıyor. Gafil, cahil bir yaşayış sürüyor, sonu ne olur bilmiyoruz. "Ol zaif ümmetlerin hali ne ola" bakalım...
Allah cümlemize akıl fikir ihsan eylesin.
Onlar yabancı insan değil, sorsanız; Nerelisin?
Yozgatlıyım, Konyalıyım, Kayseriliyim, Malatyalıyım diyecek; adın ne desem Ayşe, Fatma, Hatice diyecek; Ali, Veli, Hüseyin diyecek. Benim dedem müftüydü, annemin babası iyi vaizdi. Bilmem biz asil sülaledeniz, hatta elimizde şecere var Peygamber Efendimiz' in sülalesiyle akrabalığımız var filan... Yani sorsan kim bilir neler diyecek.
Allah-u Teâlâ hazretleri bize de bir gayret versin de o kardeşlerimize hakkı söyleyelim.
Ya bak, siz ne yapıyorsunuz?
Siz Avrupa'ya gidiyorsunuz, onlar buraya geliyor, onlar araştırdığı zaman Müslüman oluyor.
Daha önce de birkaç vesileyle söylemiştim çok hoşuma gidiyor.
Hadise Amerika'da [geçiyor.] Üniversitede profesör Müslüman olmuş, Ömer Faruk Abdullah adını almış. İslamiyet'i merak ediyor, içinde ateş kaynamaya başlamış, konuşacak insan arıyor. Telefon rehberini açmış Müslüman ismi aramış, John bilmem Ivan arasında bakmış bir tane Ahmet, Mehmet Müslüman ismi varmış, bir Müslüman ismi çevirmiş telefonu demiş ki;
Ben Amerika'da falanca yerde profesör falancayım Müslüman oldum, sizin de isminizi rehberden gördüm. İslamiyet üzerine sizinle konuşmak istiyorum, acaba durumunuz müsait mi?
Gayet normal değil mi? Yaptığı iş yerinde. Ötekisi de tesadüfen bizim memleketten, bu diyardan oraya gitme birisiymiş, herhalde ihtisas için filan gitti.
“Kardeşim, sen hangi asırda yaşıyorsun!” demiş, telefonu çat yüzüne kapatmış.
Ne oluyor, biz de Müslümanız, ne var yani, nesi mâni? Hangi şeyden boynumuz bükük, yüzümüz kara?
Elhamdülillah alnımız açık, gayet hoş, rahatız. Dinimizi, kitabımızı, ilmimizi, irfanımızı ilim destekliyor; Avrupalılar, araştırmalar destekliyor. Hiçbir kimseden pervamız yok? Mazlum, kenarda itile kakıla kaldık, şimdi Avrupalılar Müslüman oluyor da keyfimiz geliyor. Onlardan anlatıyor, [misaller veriyoruz]. Şimdi güneş batıdan doğuyor!.. Allah akıl fikir versin. Çalışalım! Başkalarını da hak yola getirmek için bize de vazife düşüyor.
Biliyorsunuz Lut kavmi kötü huyundan helâk oldu. Cinsi bakımından çok kötü huylara düşmüşlerdi, Allah-u Teâlâ hazretleri yerin dibine batırdı. Helak oldular ama helâk oldukları akşam içinde 70 bin âbid vardı, gece ibadet ediyordu, derler. Kitaplarda böyle yazarlar.
Niye helâk oldu?
Şu sebepten ki, Allah bir kavme bir azabı göndereceği zaman azabı gönderir, iyilerini ahirette sonra ayırır, bir o var. Artık o içinde bir iki tane kişi var diye şey yapmaz azabı umumi gönderir bir, bir de Lut kavminin âlimleri, âbidleri suçluymuş, yani kitaplarda suçlandırılıyorlar; "Niye bu kavmi irşat etmediniz, niye bunların haksızlıklarını söylemediniz, niye hak yola çağırmadınız?" diye helâk ondan geldi deniliyor.
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi doğru yolsa sabitkadem etsin. Başkalarının da doğru yola hak yola gelmesi için gayret sarf eden kimseler eylesin.
Plaja, gezmeye, tatile, rahat etmeye gideriz; her çeşit keyfi, zevki düşünüyoruz; kanunda da var, 11 ay çalışmak 1 ay yıllık izin diye hepsi hakkımız diyoruz. Acaba Akdeniz'de mi geçirsem Ege'de mi geçirsem, Kıbrıs'a mı gitsem, Avrupa'ya mı gitsem. Herkes keyfini yerine getirmek için bir çare arıyor. Biraz da Allah-u Teâlâ hazretlerinin dinine hizmet edelim.
İn tensurullâhe yensurkum ve yüsebbit akdâmeküm. "Eğer siz Allah-u Teâlâ hazretlerinin yoluna, dinine, Müslümanlarına, kullarına, ibâdına yardımcı olursanız Allah da size yardımcı olur ve ayağınızı sabit tutar." Yüsebbit akdâmeküm. "Ayağınız kaymaz."
Sizin ayağınızın kaymaması için sizin hizmete kalkışmanız, hüsn-ü niyetinizi ispat etmeniz lazım. Belli olmaz, bu öyle bir fitneli devirdir ki insan akşama Müslüman akşamlar da sabaha kâfir sabahlayabilir. Kıyametin alametlerinden olarak zikredilmiştir ki kişi sabahleyin Müslüman sabahlayacak akşamla kâfir olacak; akşama Müslüman akşamlayacak sabaha kâfir sabahlayacak... Yani çabuk değişir. Bir gazete okursunuz, bir çirkin resme bakarsınız, bir ters haberi ters fikri, zihninize doğru gelmiş bir şeyi okursunuz, "Ha, doğru be!" derseniz, gittiniz.
Allah'ın dinine hizmet edin. Nasıl hizmet edeceğim?
İlmin varsa ilimle hizmet edeceksin, buyur, dolaş. Bak Hristiyanlardan Yahova şahitleri diye bir grup var, azılı insanlar, Hristiyanların harbe hazırlıyorlar. İlerde Armagedon Savaşı diye bir savaş olacakmış, "Ey Hristiyanlar hazırlanın!" diye ona hazırlıyorlar. Taraftarlarını zararlı, kindar, kinci olarak yetiştiriyor. Asacağız keseceğiz diye o hınçla heves edip duruyorlar, Avrupa'da kapı kapı dolaşıyorlar. Her işçimizin kapısı çalıyorlar, sizinle dini konuşma yapmak istiyoruz diye söylüyorlar. Yasaklanmış olduğu yerlerde de sonradan davalar açıyorlar, şöyle böyle yapıyorlar; biz masumuz, iyiyiz, hoşuz diye müsaadeler alabiliyorlar.
Müsaadesi yasağı bir tarafa da bizim yapacağımız şey, bak onlar o batılı yaymak için kapı kapı dolaşıyor; sen de arkadaşlarına, akrabalarına git söyle, çocuğuna, karına kızına sahip ol. Böyle böyle herkes bir kişiyi kurtarırsa, bir kişiyi irşad ederse hemen nüfusumuz iki misli olur. İki kişiyi kurtarırsa üç misli olur. Onlar da ayrıca kurtarırlarsa altı misli olur; onlar da kurtarırlarsa 12 misli olur.
Diyelim ki, nüfusumuz has Müslüman 100 bin kişi. Böyle çalıştığımız zaman bir iki sene içinde, ilaç için kâfir lazım bana diye kâfir ararsın da bulamazsın. Ama çalışmazsan nefis var, şeytan var, neşriyat var, Avrupa'dan küfür dalgaları var. Avrupa'da adam cahil, adam kâfir, bir şey görmemiş öyle gelmiş; açık saçık, çıplaklar kampları, eğlence yerleri var. Uzun boylu anlatmaya lüzum yok, gazetelerden boy boy resimlerden biliyorsunuz. Öyle yetişmiş insan geliyor buraya da tesir ediyor. Kendi ırzını, namusunu kollamayan, gözetmeyen insan başkasına tesir ediyor. Hâsılı, has halis iyi Müslümanlar da hiç olmazsa ötekiler kadar çalışsalar çok iyi olacak.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.