03.01.1982 - Akika Kurbanı, Davete İcabet, Hasta Ziyareti, Allah Korkusu, Cumanın Fazileti

03.01.1982 - Akika Kurbanı, Davete İcabet, Hasta Ziyareti, Allah Korkusu, Cumanın Fazileti
Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ hayra halkihî Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi's-sahîhi’l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
An yemînihî Cibrîlu ve an yesârihî mîkâîlü ya'nî sâhibe's-sûri.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hadis-i şerifte, İsrafil aleyhisselam'ı kastederek, "Sağında Cebrail vardır, solunda Mikail vardır." buyurmuş.
Melekler mertebe itibariyle derece derecedir. Kimisi çok şerefli, çok yüksek, Allah indinde çok makbul meleklerdir; melek-i mukarreb, "Allah'a yakın" denilir.
İnsan vücudunda, göklerde ve yerde çeşit çeşit melekler vardır. Melekler, Allah'ın emirlerini icra eden, ruhanî, latif mahluklardır. Bizim vücudumuzda, "kirâmen kâtibin" yani amellerimizi, hayırlarımızı ve şerlerimizi yazan melekler var. Vücudumuzun her ekleminde vazifeli bir melek olduğunu hadis-i şerif bildiriyor.
Yerde, gökte, içimizde, dışımızda çeşit çeşit, sayılamayacak kadar Allah'ın melekleri var. Bunların en büyükleri dört tanedir; Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail. İsrafil aleyhisselam kıyametin alameti olan suru üfürecek olan melektir.
"Onun sağında Cebrail, solunda Mikail vardır." diyor. Tabii bu manevi hayata, gözümüzün görmediği âleme ait bir şey. Beni asıl bu hadis-i şerifin şerhinde olan bir ibare heyecanlandırdı;
Ve kad rüiye ani'n-Nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem, ennehu kâle. "Peygamber Efendimiz' den rivayet edilmiş ki şöyle buyurmuş…" "Siz nasıl böyle gafil gafil dolaşıp durursunuz ki o suru üfürecek olan melek, suru üfürmek için yakalamış, 'ne zaman emrolunacak da üfüreceğim' diye bakıp duruyor."
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, "Nasıl gafil insanlarsınız." diyor.
Bu melek elinde sur ile bekliyor, bir işaret olsa, bir emrolunsa… Üfürdüğü zaman kıyamet kopacak. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Keyfe entüm, "Nasılsınız, ne haldesiniz?" diyor. Asıl insanı heyecanlandıran taraf bu! İsrafil aleyhisselam suru eline almış, üfürmeye hazır bekliyor. O sahneyi gözümüzün önünden hiç uzak tutmayalım da "Ha şimdi üfürdü, ha şimdi üfürecek." diye hazırlıklı olalım.
Hazırlıklı olmak nasıl olur? Hazırlıklı olmanın ilki, günahlardan tevbe edersin ve bâtılı bırakır, hak yola gelirsin.
"60 yaşına geleceğim emekli olacağım, 65 yaşına geleceğim ikramiyeyi alacağım, hacca gideceğim."
Ya gelemezsen! Uzağa atmak gafillerin işidir, şeytanın bir oyunudur. Şeytan insana şerri yaptıramazsa, hayrını tehir ettirir.
İlk iş tevbe; tevbe-i sâdıka ile tevbe edeceksin. Evvela hak yola bir döneceksin.
Sonra hak sahipleriyle haklaşacaksın. Kimin sende hakkı varsa alacağını alacak, vereceğini vereceksin; helalleşeceksin. Ondan sonra daima, her gün, her işte, her anda hayır üzere olmaya çalışacaksın. Ecel birden geliverir diye abdestli olmaya çalışacaksın.
Kıyametin nasıl geleceğine dair hadis-i şerif var. İnsanlar alışveriş yapacakmış, mal alacakmış, parasını vermeden kıyamet kopacakmış. Dünyanın hayatı gafilce sürüp giderken birden bıçak keser gibi bitecekmiş. Kıyamet kopacak!
Onun için her an hazır olmak lazım.
Hazır ol cenge eğer istersen sulh-u salah. Eğer sulh-u salah istersen harbe hazır olacaksın. Felah, necat istersen Allah'ın sevdiği bir kul olacak gibi daima hazırlıklı ol. Bana birisi fısıldadı, "Hemen bugün kıyamet kopacak." diye bir insan sabahleyin nasıl hazırlanırsa, gününü ona göre tanzim edersen kurtulursun. Öyle olmazsa, "yarın düzelirim" dersen o yarın hiç gelmez. O zaman insan gafil gider.
Allah-u Teâlâ hazretleri hepimizi gafletten ikaz eylesin. Daima uyanık, daima hazırlıklı, ölüm meleği geldiği zaman "al emaneti" diyebilecek rahatlık içinde olan, vasiyeti yastığının altında veyahut koynunda, cebinde olan, kimseyle pürüzlü işi kalmamış, böyle bir iş bırakmamış olan insan eylesin. Hepimizi hazırlıklı eylesin.
Diğer hadis-i şerif;
Ani'l-ğulâmi şâtâni mükâfeetâni ve ani'l-câriyeti şâtün.
"Erkek çocuğu olursa iki, kızı olursa bir koyun keser."
Bir insanın erkek çocuğu olursa onun Allah tarafından kendisine ihsan edilmesinin bir şükranesi olmak üzere, Allah'a teşekkür sadedinde, "Çok şükür yâ Rabbi! Beni akim yapmadın, çoluk çocuksuz bırakmadın, bir evlat nasip ettin." diye ona iki koyun kesecek. Kız olursa bir tane kesecek.
Mükâfeetâni sözünün de uzun izahı var. Bu kelimelerin altında yatan mânaya göre seçtiğin şey iyisinden, hoşundan olacak. Mümkün olduğu kadar iyi cinsinden seçmeye çalışacaksın.
Çocuklar için kesilen kurbana fıkıh kitaplarında "akika kurbanı" derler. Ayrıca "akika bahsi" vardır, kurban kesmenin faydalarını bildirir. Evladın hayırlı olmasına, cehennemden azat olmasına, hak yolda yürümesine faydası vardır. "Akika" diye aslında çocuğun doğduğu zamanki süt saçlarına derlermiş. Daha bir haftalık iken, hemen daha ilk günlerde kesilen kurban makbuldür. Ama senin baban sana kesmiş mi kesmemiş mi bilmiyorsun, sen çocuklarına kestin mi kesmedin mi? "Galiba kesmedim." kesmemişsen, sonradan da hatırına geldiği veya öğrendiğin zaman yapmak da olur.
Bunun çeşitli faydaları var. "Yâ Rabbi! Bunun eti çocuğumun etine, kemiği çocuğumun kemiğine bedel olsun. Çocuğum cehennemden azat olsun." diye dua ederek kesersin. Akika kurbanının sevabı çoktur.
Diğer hadis-i şerif;
Ani'l-ğulâmi akîkatâni ve ani'l-câriyeti akîkatün.
Burada "akika" kelimesiyle anlatılmış; "Erkek çocuk için iki akika kurbanı, kız çocuk için bir akika kurbanı lazımdır." diye Peygamber Efendimiz tavsiye ediyor.
Bu tavsiyeye mali durumu müsait olan kardeşler riayet ederlerse çağırırlar, kendileri de yerler; çoluk çocuk, eş dost ile beraber bir yeni gelenin bayramı, şenliği olur. Gelenler de inşaallah bir hayır dua ederler, Müslümanlar arasında güzel bir iş ve muhabbet olmuş olur. Bunu yapmaya çalışmalıdır.
Ûdü'l-merîda ve ecîbü'd-dâıye ve eğibbû fî'l-ıyâdeti illâ en yekûne mağlûben fe lâ yuâdü ve'l-ıyâdetü ba'de selâsin ve hayru'l-ıyâdeti ehaffühâ kıyâmen ve't-ta'ziyetü merreten.
Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilen bu hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bize içtimaî bazı vazifeleri bize hatırlatıyor, tavsiye ediyor. O vazifeleri bir izah edelim. Buyurmuş ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz;
Ûdü'l-merîda. "Hastayı ziyaret ediniz." Müslüman kardeşlerimizden, tanıdığımızdan, akrabamızdan, dostumuzdan birisi hastalandığı zaman onu ziyaret edeceğiz. Ve ecîbü'd-dâıye. "Sizi davet eden kimsenin davetine icabet ediniz."
"Efendim! Bizim filanca akşam nişan törenimiz, nikah törenimiz vs. var."
Bir sebeple sizi çağırıyor, sizi dost bilmiş, gelmenizi istemiş; yan çizmeyin. Mümkün olduğu kadar davete icabet edin. Davete icabet sünnettir, Peygamber Efendimiz' in tavsiyesidir, Müslümanlar arasında muhabbetin artmasına vesiledir.
Bizim dinimiz muhabbetin artmasına vesile olan her şeyi hararetle tavsiye etmiştir. Muhabbeti bozucu şeylerden de kaçınmayı tavsiye etmiştir. Bir şartla gidilmez; orada günah işlenecekse o zaman gitmezsin. O günahı işletmemeye gücün yeteceğine kanaatin varsa, senin hatırın için sen gittiğin zaman yapmayacaklarsa o zaman gidersin, yapılmamasına vesile olmuş olursun; sevap işlersin.
Ve eğibbû fî'l-ıyâdeti. "Hasta ziyaretini ara ara yapın, hastayı çok sıkıştırmayın."
Peygamber Efendimiz, ashabından bir zât-ı muhtereme radıyallahu anh buyurmuş ki:
"Ara ara ziyaret et, sevgin daha çok olur."
İnsan çok sevdiği kimsenin hep yanında olmak ister ama çok gidince bıkkınlık meydana gelir, iyi olmaz. Arada bir fasıla vererek giderse iyi olur. O zaman insan, "Yahu nerelerde kaldın, özlemişim." der, daha fazla sarılır. Her zaman gelen kimseye de "Yine mi sen geldin." gibilerden eski zevki ve heyecanı kalmaz.
Onun için ölçülü bir şekilde hareket edilmeli. Mühim olan muhabbetin artması... Muhabbet artacak diye hiç durmadan gidilmesi de doğru değil, o zamanda iyi olmuyor. Sonra hastanın çeşitli hali olur, utanır; mesela yataktan kalkamaz, abdestini yatakta yapması icap eder. İğne olacaktır açılması gerekir veyahut vücudu zayıf, naif olduğu için konuşup dururken uykusu geliverir. Çok fazla durursan rahatsız olabilir.
İllâ en yekûne mağlûben fe lâ yuâdü. "Eğer hastalığı çok fazlaysa ve kendisini kaybetmiş durumda ise, geleni gideni fark etmezse… O zaman ziyaret etmeye lüzum yok."
Mühim olan onu ziyaret edip gönlünü almak… Peygamber Efendimiz, "Hastaya gittiğiniz zaman şefkatle alnına elinizi koyun, elinin üstüne elinizi koyun ve hâl hatır sorun." diye tavsiyede bulunuyor. Ona hayır dua etmeyi, ondan dua istemeyi tavsiye ediyor. Hastalar hakkında da çok tavsiyeler var. Benim kanaatime göre onları da söylemek iyi olur.
Bir hastaya gittiğiniz zaman böyle müjdeli hadis-i şerifleri söylemek lazım. Mesela Peygamber Efendimiz buyurmuştu ki:
"İnsanlar hastalık dolayısıyla kendilerine ihsan edilen sevapları, nimetleri bilselerdi hastalıktan şikâyetçi olmazlardı."
Çok sevabı var. Hastanın iniltisi tesbih gibidir, uykusu ibadettir. Yapamadığı ibadetleri Allah yapmış gibi yine defterine yazdırtır. Hastalıktan kurtulduğu zaman da "Haydi bakalım, defterin tertemiz oldu, yeniden başla." denir. Hastalık günahların silinmesine bir vesile oluyor.
O bakımdan hastalık istenmez ama gelirse de insanı bir çeşit paklayıcı olmuş oluyor. İşte bunlara dair sözleri söylemek de hastaya teselli verici olur. "Sabret kardeşim. Sabredersen büyük ecir vardır. Allah hastalara büyük mükâfatlar veriyor. İnsan hastalığın kadr-u kıymetini bilseydi hasta olarak ölmeyi ve Allah'a öyle kavuşmayı dilerdi." diye bu güzel hadis-i şerifleri hatırlatmakta kanaatimce fayda olur.
Ve'l-ıyâdetü ba'de selâsin. "Hasta ziyareti üç günden sonradır." Ve hayru'l-ıyâdeti ehaffühâ. "Hasta ziyaretinin en güzeli, hayırlısı hafif olanıdır." Yanında kısa müddet duracaksın, pek taciz etmeyeceksin. "Nasılsın? İyi misin? Yapabileceğim bir hizmet var mı? Maşaallah, iyi gördüm. Oh oh iyiye gidiyorsun. Geçen seferkinden biraz daha yüzünü renkli gördüm, maşaallah." deyip bir münasip zamanda da "Bana müsaade edersen ben gideyim, istediğin bir şey varsa getireyim." deyip yanından çabuk ayrılmak, ziyaretin en hayırlı olanıdır.
Ve't-ta'ziyetü merreten. "Bir de taziye vazifemiz var." Taziye dediğimiz şey de yakınları ölen bir kimseye gidip de "başın sağ olsun" diyoruz. -Onun da bir mânası yok. "Başın sağ olsun" yani "sen sağ ol" demiş oluyoruz. Ölmüş kimseye rahmet, kalana sabır dilemek daha güzel.- Peygamber Efendimiz, "Bu, bir defa olur." diyor.
Neden?
Zaten adamcağız bir yakını vefat etti diye üzülmüş, sen ona gidiyorsun, "geçmiş olsun" diyorsun, hatırlatıyorsun, gözünü yaşartıyorsun, ağlatıyorsun. Bir gün, iki gün, bir hafta geçiyor, bir daha gidiyorsun, "Allah rahmet eylesin" deyip bir daha hatırlatıyorsun. Yaranın kabuğunu ikide bir kaldırmış oluyorsun. Onun için uygun değil. Bir defa söyleyiverirsin, kâfidir. Taziye dediğimiz şey bir defa yapılacak.
Diğer hadis-i şerif yine hastalıkla ilgili onu da okuyalım;
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;
Ûdü'l-merida. "Hastayı ziyaret ediniz." Ve murûhüm fe'l-yed'ullâhe leküm. "Ona emrediniz de sizin için Allah'a dua etsin." Peygamber Efendimiz, hastaya "bize dua et" diyeceksiniz, diyor. Fe-inne da'vete'l-merîdı müstecâbetün. "Çünkü hastanın duası müstecaptır, kabuldür." Allah-u Teâlâ hazretleri hastanın duasını kabul eder. Onun için kendinize dua ettirtin. "Benim için dua ediver" deyin, duası makbuldür. Ve zenbühû mağfûrun. "Günahı da aff-u mağfiret edilmiştir." Hastanın günahı mağfur, duası müstecaptır.
Bu hadisi de söylersiniz, "Aman bana dua et, şu işim sıkıntıda, beni duadan unutma kardeşim." diye. Zaten onun başka işi gücü yok. Sabahtan akşama kadar yatacak, zamanı da müsaittir. Hatırlatırsan, duasını alırsan iyi olur. Kendisine gidip ziyaret ettiğin zaman o sevinir, memnun olur, "Allah senden razı olsun, iyi ki geldin, özlemiştim, sağ olasın var olasın." gibi şeyler zaten der.
Bize de Allah bir hastalık vermişse biz de bunu fırsat bilip sevdiklerimize bol bol dua edelim. Bundan da o çıkıyor değil mi? Anamıza, babamıza, yakınlarımıza, sevdiklerimize, eşe dosta, cümle Müslümanlara, Ümmet-i Muhammed'in hepsine hastalıktan bi'l-istifade bol bol dua edelim. Kabul olan dualar malum; mazlumun duası, Müslüman kardeşin öbür Müslüman kardeşe o yokken, onun arkasından yaptığı dua, ana babanın duası, hastanın duası, Müslümanların reisinin duası makbuldür. "İmam" deniliyor ya, önder, Müslümanların başkanı; hele bir bedduasını al bakalım, perişan olursun, hayır duasını alırsan ihya olursun.
Mesela Hz. Ömer'i farz edelim. Müslümanların başkanı. Biri ona isyan ederse isyan eden mahvolur, kalbini kırarsa mahvolur; iyi hizmet eden, hayır duasını alan ihya olur. Müslümanların emirlerinin, imamlarının, başkanlarının, kendisine itaat edilen önde gelenlerinin duaları da makbuldür.
İslâmiyet her şeyi ne güzel nizama bağlamış.
Niye imamın duası makbul oluyor?
Müslümanlık sistemdir, darmadağın değildir. Müslümanlar kime tabii olacağını bilsin; lalettayin, perişan, gayesiz, irtibatsız bir hayat sürmesin. Kime uyacağını bilsin ve uyduğu zaman da ihlâsla uysun; duası istenen, duası talep edilen bir kimseye hizmet ettiğini bilsin diye... Allah-u Teâlâ hazretleri sistemi nasıl kurmuş, elhamdülillah. Her yönden, nereden baksan Müslümanlık güzeldir. Emire, imama, başkana salahiyet veriyor ki ötekiler de "Kızdırmaya gelmez, güzel hizmet etmek lazım." diye ona göre iş yapsınlar.
Aynâni lâ temessühüme'n-nâru ebeden, aynun beket min haşyetillâhi ve aynun bâtet tahrusu fî sebîlillâhi.
Aynâni. "İki göz vardır ki…" Lâ temessühüme'n-nâru ebeden. "Asla o gözlere cehennem ateşi değmeyecek." O gözlerin sahibi cehenneme girmeyecek, cennetlik demek.
Allah cümlemizi bunlardan eylesin.
O gözlerin sahipleri kimmiş?
Aynun beket min haşyetillâhi. "Haşyetullahtan, Allah korkusundan dolayı ağlayan kimsenin gözü." Haşyetullah nedir, öğrenmemiz; haşyetullaha sahip olup da ondan sonra gözümüzün yaşını dökmemiz lazım! Kalbimizi yumuşatmak lazım ki gözümüzün yaşını dökmek gerekiyor.
Ve aynun bâtet tahrusu fî sebîlillâhi. "İkinci göz, Allah yolunda Müslümanları beklemek için bekçilik yapan kimsenin gözü." Müslümanları korumak için uyanık duran ve hudutta nöbet tutan kimse.
Haşyetullah ne demek? Kur'ân-ı Kerîm'de bir ayet-i kerime var ki;
İnnemâ yahşallâhe min ıbâdihi'l-ulemâü.
Haşye, yahşa; Arapça' da "korkmak" demek. Haşyetullah, Allah korkusu demek.
Allah'tan kim korkar?
Allah'ı tanıyan, Allah'ın kudretini bilen, Allah'ın kâfîrlere, zalimlere, asilere hazırladığı cehennem gibi korkunç azabı bilip de tir tir titreyen, cennet gibi nimetlerin yurdunu bilip de ona iştiyakından eriyen, kül olan kimse… Allah'tan korkan odur. "Aman yanlış iş yapıp da cenneti elden kaçırmayayım, cehennem denilen belalı yere düşmeyeyim." diye hareket eden…
Allah'tan kim korkar? Allah-u Teâlâ hazretlerini bilen kimse.
İbrahim İbn Ethem rahmetullahi aleyh kaddesallahu sırrahû evliyâullahtan bir zât. Belh şehrinde padişahmış, altınlı, gümüşlü, kalkanlı kaç tane asker önünden ve arkasından yürürmüş. Askerlerinin kalkanları altınlı ve gümüşlüymüş, ihtişamdan, debdebeden bakılmazmış; o kadar ihtişamlı, saltanatlı kimse… Sonradan o saltanatı, o hazineleri, o mevkileri, makamları, itibarı terk etmiş Allah'ın yoluna girip Allah'ın rızasını arayan bir kimse olmuş.
Ona birisi geceleyin misafir olmuş. Misafir ne zaman uyansa İbrahim İbn Ethem kaddesallahu sırrahu'l-azîz hazretlerini hep namaz kılıyor, göz yaşları içinde ağlıyor görürmüş. Ne zaman uyansa gözyaşlarıyla ağlamakta… Sabahleyin İbrahim İbn Ethem hazretlerine demiş ki:
"Yahu, ben senin gecen gibi gece görmedim. Sürekli ağladın, namaz kıldın. Ben ömrümde böyle gece görmedim."
İbrahim İbn Ethem hazretleri de diyor ki:
"Ben de senin gecen gibi gece görmedim." Sen de sürekli uyudun, demek istiyor. "Bir insanın önünde cehennem ateşi gibi ateş [olur da] o insan nasıl uyur?"
Önümüzde değil mi cehennem? Oradan geçmeyecek miyiz? Geçen geçecek, geçemeyen ne yapacak?
Düşecek.
Allah cümlemizi cehennemden azat ettiği bahtiyarlar arasına eklesin. Cehennemde azap etmesin, cennetine dahil eylesin. Cehennem ateşini yakmışlar. O öyle kükreyip sağa sola saldıran, Allah'ın azabının tecelli yeri olan, bir garip yaratık… İbrahim İbn Ethem hazretleri de "O azap, o ateş varken insan geceleri nasıl uyur?" demiş.
Uyuruz işte, biz sabaha kadar uyuruz. Bazen uyumayız da gece yarısına kadar televizyon seyretmek için… "Uyuyoruz" sözü yanlış, uyumama var; televizyonun programını seyretmek için uyumaz. Allah'a ibadet vakti gelir, tam televizyonun programı bittiği zaman, asıl mevsim başlıyor... Allah'a ibadetin makbul, duanın kabul, sevapların çok olduğu, manevi pazarın açıldığı, alışverişin başlayacağı zaman bizimki yoruluyor. Gözleri kapanmaya başlıyor. O zaman artık yatar. Televizyon programı bitti, hop yatağa.
Ayıplamak da doğru değil derler. Allah cümlemizi ıslah eylesin, ne diyelim, O kimse Allah'ın göstermesiyle görmüş de padişahlığı, Belh padişahlığını bırakmış, Allah'ın yoluna girmiş.
Biz acaba Allah yolunda bir televizyonu bırakamaz mıyız? "Zor hocam! Bırakılmaz."
Ekseriyetle babalar çocuklara kabahat buluyor, kendisinin de hoşuna gidiyor ya… "Bizim çocuk televizyon olmadığı zaman başkasının evine gidiyor." diyor.
Mazeret olur mu?
Inde külli hatmetin da'vetün müstecâbetün.
"Her hatmin sonunda müstecap bir dua vardır."
Bu hadis-i şerif Kur'ân-ı Kerîm'i hatmetmekle ilgili. Kur'ân-ı Kerîm'i okuyup bitirdin. Her hatmin bittiği yerde müstecap bir dua var. Allah'ın kitabını okudun ya, baştan sona hatim oldu elhamdülillah, aç elini iste, işte şimdi zamanı.
Bundan bize ne ders çıkıyor?
Bol bol hatim çıkıyor. Duanın makbul olmasını herkes ister. Duanın makbul olacağı bir fırsat daha çıktı, bir tanesini daha öğrenmiş olduk; hatim edeceğiz, hatmin sonunu kollayacağız. Hatim ederken önceden bir deftere Allah'tan neleri isteyeceğini yaz ve bir liste yap. Bir sayfa mı, on sayfa mı, elli sayfa mı; ne kadar yaparsan onu oku. Çünkü dualar kabul olacak. Dinleyen ve okuyan için de durum aynıdır.
Mesela Ramazan'da hatim okunur, "mukabele" deniliyor. Kimisi dinler, kimisi okur; dinleyen de okuyan da hepsi inşaallah hatmin o sevabına, buradaki vaade erer.
Gubâru'l-Medîneti şifâün mine'l-cüzâmi. "Medine'nin tozu toprağı cüzam hastalığına şifadır."
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem böyle buyuruyor.
"Hocam! Toprak şifa olur mu?"
Şifayı ilaca kim koyuyor? Allah-u Teâlâ hazretleri koyuyor.
Her ilacı aldığın zaman, her doktora gittiğin zaman iyi oluyor musun?
Demek ki şifa ne doktorda ne ilaçtadır. Şifayı insana Allah veriyor; bazen doktoru, bazen ilacı, bazen duayı vesile ediyor. Peygamber Efendimiz buyurmuş işte, "Medine'nin tozu toprağı cüzam hastalığına şifa." diye ki cüzam hastalığı şifa kabul etmez bir hastalıktır.
Cüzam denilen korkunç hastalık ki ilk önce deride alacalık olarak başlar imiş, sonra yaralar filan... Şerhte okudum, hicrî 771 senesinde Medine'ye vücudunda cüzamın ilk belirtisi, aklık belirmiş olan bir insan gitmiş. Geceleyin, seher vaktinde Medine'nin tozuna toprağına o aklığı, derisindeki rahatsız kısmı bulamış; iyi olmuş.
İnsan iman ederse, inkâr ve şek etmeden bu şeylerden faydalanırsa Allah-u Teâlâ hazretleri o şifayı verebilir.
Semhûbi diye bir alim de ayrıca belirtmiş;
Kâlû Semhûbiyyu, kad şâhedne men isteşfâ bihî minhu. "Biz, Medine'nin toprağını kullanıp da şifaya ermiş insanlara şahit olduk."
Medine'nin toprağı hastalara şifadır, ehl-i aşkın da gözüne sürmedir.
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi tekrar tekrar oraya ziyaret şerefiyle şereflendirsin.
Guslü yevmi'l-cumuati vâcibün ke-vücûbi gusli'l-cenâbeti.
"Cuma günü yıkanmak, insan cünüp olduğu zaman yıkanmak nasıl vacipse öyle vaciptir." buyuruyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. Bizim fıkıh kitaplarımız da cuma günü yıkanmayı tavsiye eder, "müstehaptır" der.
Peygamber Efendimiz' in buradaki ifadesinden bu işi hafife almamamız ve mümkün olduğu kadar çok gayret etmemiz gerektiğini öğrenmiş oluyoruz. Cuma günü fırsatını bulup yıkanacağız.
"Hocam! Sabahtan yıkansam işe gitsem olur mu?"
Olur! Kim cuma günü Allah'tan sevabını umarak, iman ederek yaparsa Allah-u Teâlâ hazretleri o ecri ihsan eder.
Demek ki cünüp kimse nasıl vücudunu hassas bir şekilde baştan sona yıkıyorsa -Peygamber Efendimiz namaz için abdest alır gibi değil de boy abdesti olduğunu belirtmek için bu ifadeyi kullanmış- cuma günü de yıkanacak.
Ecri, mükâfatı nedir?
Geçmiş haftanın günahlarının affıdır. Cuma günü insan yıkanırsa üç gün ziyadesiyle on günlük günahı affolunur.
Onun için cuma günleri yıkanmaya büyük önem verin. Memleketimizde su bol, elhamdülillah… Hamamlar ucuz; sıcak su, soğuk su, her türlü imkân var. İnsan gider, baştan aşağı duş alır, yıkanır. Arabistan gibi suyun bulunmadığı, su tesislerinin az olduğu yerde olsan da, "Bir sarı altın verip de bir maşrapa su alsan bile yine yıkan." demişler.
Bu sevabı kaçırmamak için cuma günü hatırınızda olsun, abdest alın, tertemiz yıkanın.
Bu mevzuda bir hadis-i şerif daha var;
Guslü yevmi'l-cumuati vâcibün alâ külli muhtelimin ke-gusli'l-cenâbeti. "Her buluğa ermiş kimse için cuma günü yıkanmak, cünüplükten yıkanmak gibi vaciptir, gereklidir."
Peygamber Efendimiz' in bu tavsiyesine uyarak inşaallah cuma günü yıkanma vazifesini de yaparsınız, günahlarınızın affına sebep olur.
Gadvetün fî sebîlillâhi ev ravhatün hayrün mine'd-dünyâ ve mâ fîhâ. "Allah yolunda insanın sabahleyin veyahut öğleden sonra yaptığı bir yürüyüş dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlıdır."
Allah yolunda ilk hatıra gelen, cihat için yapılan yürüyüş… Sabahleyin, öğleden evvel, güneşin altında yola çıkıyorsun, buna gadve; öğleden sonra yürüyüşe gavha derler.
Cihadın dışında başka sebeplerle de insan Allah yolunda yürüyüş yapabilir. Müslümanlara hizmet etmek, insanların derdine çare bulmak için… "Allah yolunda olmak şartıyla insanın böyle bir yürüyüşü dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlıdır." diyor Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
Allah-u Teâlâ hazretleri hangi ameller kendisine mahbub ve makbul ise o amellere bizleri muvaffak eylesin. Sevdiği, razı olduğu yollarda ömrümüzü geçirmeyi nasip eylesin. Bizi şerlere âlet eylemesin, hayırlara vasıta eylesin, iki cihanda mesut bahtiyar eylesin.
Fatiha-i Şerife mea'l Besmele.
04.04.1982 -
Sabır, Takva Ehli
02.05.1982 -
Lokman Hekimin Oğluna
