05.07.1981 - Emir ve İmamlar

05.07.1981 - Emir ve İmamlar
Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ rasûlinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Fe-yecîü alâ-ümmetî zemânün yefirrûne min ulemâihim fe-yektedihimu'llâhu bi-selâsetin beriyyât yevkeu'llâhi bereketen min tesbîhim yusalleytümu'llâhu umerâe zâlimin ve yehrucûne min kubûrihim bilâ îmân.
Fe-yecîü alâ ümmetî zemânün. "Ümmetimin üzerine bir zaman gelecek." Yefirrûne min ulemâihim. "Alimlerinden kaçacaklar."
"Bir zaman gelecek; -o, alimleri seven, o, ilmi seven, o, ilmin peşinde koşan, ilmin kadrini kıymeti bilen- ümmetim, ulemasından kaçar hâle düşecek. Onların kadrini kıymetini bilmez, onlardan firar eder hâle gelecek.
Fe-yektedihimu'llâhu bi-selâsetin beriyyât. "Bunun üzerine Allah-u Teâlâ da onları üç bela ile müptela kılacak."
Birincisi;
Yerbau'llâhu'l-berekete min kesbihim. "Allah kazançlarından bereketini alacak."
On, yirmi, otuz, kırk, elli kazanacaklar ama bakacaklar ki para gidivermiş. Yine muhtaç, yine oradan buradan borç alıyor. Sıkıntı var; evde bet bereket yok. Üstlerinde bir bereket kalmayacak.
İkincisi; yusalleytümu'llâhu umerâe zâlimin. "Allah onlara, zalim emirler musallat kılacak."
Yahrucûne min kubûrihim bilâ îmân. "Kabirlerinden imansız kalkacaklar."
Allah cümlemizi hıfz eylesin. Çok, çok kötü üç ceza! "Kesbinden, kazancından, bereketin kalkması! Zalimlerin ona musallat kılınması! Kabirden imansız kalkmak!"
Üç kötü durum.
Hocamız bunu niçin yazmış?
"İlmin, ulemanın, kadri kıymeti bilinsin." diye.
İlim ışıktır. İnsan karanlık yolda, gideceği yeri bilmez. Işık olursa nereye basacağını bilir, ne tarafa gideceğini bilir; ayağı takılmadan, selametle varacağı yere varır. İlim böyle bir âlet… Bu âlet olmadı mı insan karanlıkta kalır; bazen kaş yapayım derken, göz çıkarır. Hayırlı bir şey yapayım derken, günahlı bir iş yapar. Veyahut bir türlü hayrı bulamaz. Uğraşır, didinir, hayrı bulamaz.
Onun için buraya yazılmış. Bize çıkan pay, hisse, ders; "İlmin kadr-ü kıymetini bilmek. Ulemanın kadr ü kıymetini bilmek, ilim irfan sahibi insanların çevresine koşuşmak, onlarla dostluk, ahbaplık etmek, aile bağları kurmak, gidip ziyaret etmek, konuşmak, görüşmek. Onlarla haşır neşir olmak, ilim öğrenmek, cahil kalmamak, cahillikten yakayı kurtarmak."
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz kendi zamanı; zaman-ı Saadet’tir, asr-ı Saadet’tir. Peygamber Efendimiz' in zamanı, "saadet asrıdır." Öyle bir Zât-ı muhteremi dünya ne gördü ne görecek; mümkün değil! Seyyidü'l-evvelîn ve'l-âhirîn. Asrı da öyle bir mübarek asır!
Ashâb-ı kiram ilk önce sıkıntılar çekti.
Sıkıntılar neden çekilir?
Dünya hayatı imtihan olduğu için çekilir. İnsan sıkıntı çeker çeker, ondan sonra ecir alır. Hastalanır ecir alır; sabrettiği takdirde... Cezanın veyahut bu sıkıntının, derdin, hastalığın nereden geldiğini bilip "Bunu Mevla’m böyle takdir eylemiş, bu dünya hayatında iyiyle kötü her şey zaten birbirine karışıktır, sabredeyim." diye sabrederse ecir alır.
Eşeddü'l-belâi ale'l-enbiyâ. "Mühletlerin, meşakkatlerin, beriyyelerin, sıkıntıların, en çoğu, en kuvvetlisi, en büyüğü, en kuvvetli kullara, peygamberlere gelir."
"Sonra evliyâullaha gelir. Ondan sonra sırasıyla mertebe mertebe, o yüksek kullara gelir."
Onlar da sabrederler, sabrederler, sabrederler, dereceleri daha da yüksek olur.
İnsanın derecesinin yükselmesinin birkaç sebebi var. Sebeplerden birisi, sabır! Allah-u Teâlâ hazretlerinin takdirine tahammül etmek, sabretmek, isyan etmemek, feryâd-ü figan etmemek, yaka paça yırtmamak, isyan ve itiraz etmemektir.
Şu kâinattaki işleri kim yapıyor?
Kim tanzim ediyor bu olayları?
Bu hâdiseler nereden oluyor?
Fâil-i hakiki kim? Allah-u Teâlâ hazretleri.
Allah-u Teâlâ hazretlerinin izni ruhsatı olmasa, O takdir etmese, bir çöp yerinden kıpırdanabilir mi, bir yaprak sallanabilir mi? Mümkün mü? Mümkün değil. O halde sabret! Allah-u Teâlâ hazretlerinden gelen şeye sabır ve tahammülle muamele eyle.
Asr-ı Saadet'te sıkıntı çektiler ama sonra rahata erdiler, elleri genişledi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ümmetine ileriye ait bilgiler veriyor.
Neden? Şefkatinden dolayı.
"Ümmetim! İleride şöyle olacak, şöyle yapın."
Hani şefkatli bir anne baba, nasıl evladını nasihatle hayata hazırlamaya çalışırsa, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de ümmeti için böyle yapmıştır. Miraca çıkmış; "Ümmetimi isterim yâ Rabbi, ümmetimi isterim yâ Rabbi!" diye ümmetini unutmamış; her yerde daima bizim için hayır dua etmiş ve hayırlı niyet beslemiş.
Onun için Tevbe suresinin son ayet-i kerimesinde Allah-u Teâlâ hazretleri bize Resulünü methediyor:
Lekad câeküm resûlün min enfüsiküm. "Allah-u Teâlâ hazretleri size; sizin aranızdan, sizin cinsinizden, içinizden bir Peygamber gönderdi. Öyle bir Peygamber geldi ki..." Azîzün aleyhi mâ anittüm. "Size gelen bir sıkıntı ona çok ağır gelir, üzülür."
"Ümmetime bir hâl gelmesin." diye üzüntü, sıkıntı duyar. Şefkat kanatlarını gererek üzerinize sevgi ve şefkatle titrer.
Harîsün aleyküm. "Size karşı haristir."
Nasıl bir kurk, civcivlerini korur kollarsa, nasıl bir anne yavrularını koruyup kollarsa, size karşı öyle haristir; sizi sever ve kollamaya çalışır.
Bi'l-mü'mînîne raûfün rahîm. "Mü'minlere karşı çok merhametli ve çok re'fetlidir."
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' e -mübalağa sîgasıyla- kendi Esma-i Hüsna’sından iki sıfat veriyor.
Allah-u Teâlâ hazretleri nedir? "Rauf’tur.
Allah-u Teâlâ hazretleri, nasıldır? "Rahim’dir."
Allah-u Teâlâ'nın Esma-i Hüsna’sı var ya, Esma-i Hüsna’sından iki ismi o ayet-i kerimede, taltîfen, -ne kadar büyük şeref- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz için kullanıyor:
Azîzün aleyhi mâ anittüm harîsün aleyküm bi'l-mü'mînine raûfün rahîm. "Mü'minlere karşı fevkalade merhametli, şefkatli, yumuşak kalpli, hassas bir Peygamber geldi." diye bildiriyor.
Onun için Peygamber Efendimiz, istikbale ait şeyleri bildirmiş.
Yahu insan istikbale ait şeyleri bilir mi?
İstikbale ait şeyleri bazen sen bile biliyorsun. Bazen Allah ertesi gün olacak şeyi rüyanda göstermiyor mu? Sen bile biliyorsun.
O, Allah-u Teâlâ hazretlerinin en sevgili kulu; seyyidü'l-evvelîn ve'l-âhirîn. Allah-u Teâlâ hazretleri ona cenneti göstermiş, cehennemi göstermiş, Miraç'ı nasip etmiş, -Cebrail aleyhisselam'ın bir adım daha öteye gitse yanacağı mahallerden- daha ötelere geçirmiş.
Fe-kâne kâbe kavseyn.
Cemâl-i bâ-kemâl'ini, bî-kemm-ü keyf müşahede şerefiyle, hayattayken taltif eylemiş. Allah-u Teâlâ hazretleri o Zât-ı muhtereme gelmişin, geleceğin esrarını açmaz mı?
Bakın vefatından, ahirete irtihalinden sonra olacak neleri söylüyor?
Setekûnü aleyküm ümerâü min ba'dî. "Benden sonra sizin başınızda ümera olacak, emirler olacak."
"Emir" Arapça' da "komutan, kendisinde emir ve komuta bulunan" mânasına. "Bir insan topluluğunun başına geçip de onlara hükmeden kimse" demek. Biz şimdi "emir" deyince, "asker" anlarız ama Arapça' ya göre "vali" de "Emir’dir. Çünkü emir verme salahiyetine sahiptir. Kaymakam da öyledir, asker de öyledir.
Peygamber Efendimiz; "Sizin başınıza böyle valiler, idareciler gelecek." diye bildiriyor.
Min ba'dî. "Benden sonra."
Ye'murûneküm bi-mâ lâ ta'rifûne. "Size örfte olmayan, şer-i şerife uygun olmayan bazı şeyler emredecekler." Ve ya'melûne bi-mâ tünkirûne. "Ve münker olan şeyleri, şer-i şerifin kerih gördüğü, kötü gördüğü münkerâtı işleyecekler." Fe-leyse ülâike aleyküm bi-eimmetin. "Aslında onlar sizin idarecileriniz değildir."
Diğer hadis-i şerif:
Se-tekûnü fitnetün va'htilâfün. "İleride, yakın bir zamanda."
Demek vefatından sonra olacak hâdiseler
Arapça' da istikbali bildirmek için iki imkân var, birisi; kelimenin başına gelen takılardan, 's' harfi, 'sin' harfi gelirse yakın istikbali gösterir. 'Seyfe' edatı gelirse uzak istikbali gösterir, burada setekûnü diyor, "olacak." Yakında olmak, bu yakınlık ifade eden 'sin' ile zikredilmiş.
Se-tekûnü fitnetün. "İleride, yakın bir zamanda bir fitne, şiddet, harp olacak." Va'htilâfün. "Ümmet arasında çekişme, ihtilaf olacak." Kâlû fe-mâ te'mürunâ yâ resûlallâh. "Ey Allah'ın Resûlü! Bize o durumda, ne yapmamızı emredersin?"
"Yâ Resûlallah!" ifadesi metinde yok ama hitap Resûlullah Efendimiz' e.
"Biz o duruma erişirsek, onların arasında bulunursak, ne yapmalıyız, bize ne emredersin ya Resûlallah?" diyor.
Bakalım; böyle fitneler, ihtilaflar, çekişmeler çıktığı zaman ne yapmak lazımmış?
Kâle aleyküm bi'l-emîr ve ashâbihî ve eşâra ilâ Osman. "Osman-ı zinnureyn radyallahu anh'i göstermiş. 'Size' demiş, 'Şu emiri ve onun etrafındaki arkadaşları tavsiye ederim.'"
Bakın Resûlullah nasıl istikbale ait bir hadiseyi bildiriyor.
Biliyorsunuz, Hz. Osman'ın hilafeti zamanında ihtilaflar çıktı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in o cömert sahabesi, iki kızına damat olmuş olan, o Osman-ı zinnureyn radıyallahu anh Kur'an okurken, şehit edildi de gitti. Kanları Kur'ân-ı Kerîm'in üstüne damladı.
"O ihtilaflı zamanlarda, size -elif lam'la zikretmiş, bi'l-emîr diyor, 'zamanın idarecisine uyun' demiyor da- şu malum komutana, başkana ve onun arkadaşlarına itaat etmenizi tavsiye ederim." diyor. Ve işaret ettiği şahıs da Hz. Osman tarafıymış.
Bakın o zamandan, ileride Hz. Osman'ın başına gelecek hadiseleri biliyor da ashabına;
"Sakın bu melek gibi, hayâ timsali olan, sahabemin karşısına çıkmayın! Onun tarafını tutun, onun karşısına çıkanlar iyi durumda değildir!" diye bir işaret vermiş oluyor.
Se-tekûnü eimmetün min ba'dî. "Benden sonra imamlar olacak."
İmam da "başkan, önder" demek. Bir cemaatin önüne geçip de onları sevk ve idare eden kimseye "imam" derler. Cami imamı da cemaati idare ediyor. En önde, Allah-u Teâlâ hazretlerinin huzurunda, cemaatin önünde bulunduğu için ona da "imam" denmiş. Ama Arapça' da "imam" dendi mi cami imamından başka bir şey anlaşılır. "Bir topluluğun başkanı, lideri, önderi, onları sevk ve idare eden, yöneten kimse" hatıra gelir.
Se-tekûnü eimmetün min ba'dî. "Benden sonra böyle başkanlar, idareciler olacak." Yekûlûne fe-lâ yüraddü aleyhim kavlühüm. "Bazı sözler söyleyecekler. Hatırlarına gelen, istedikleri sözleri, paldır küldür, düşünmeden; 'Şer-i şerife uygun mu, değil mi? Allah-u Teâlâ hazretleri, benim bu söylediğim sözden hoşnut, razı olur mu?' diye kontrol etmeden söyleyecekler." Fe-lâ yüraddü aleyhim kavlühüm. "Kimse karşılarına çıkıp da sözlerini kendilerine geri çeviremeyecek, cevaplandıramayacak."
Neden?
Zalim adam, eli kılıçlı, zorba, Müslümanların başına geçmiş. Fakat hele bir karşısına çık da bir şey söyle bakalım. Eli kılıçlı, sopalı; onlara söz tevcih edilemeyecek, sözüne karşılık verilemeyecek.
Bunlar, böyle idareciler ne durumda acaba?
Yetekâhamûne fi'n-nâri. "Bunlar cehenneme kendilerini atarcasına, saldırırcasına girecekler."
Cehenneme öyle hızlı bir şekilde girecekler.
Kemâ tekahâme'l-kiredetü. "Maymunların hızlı hızlı saldırıp girdiği gibi…"
Buradan çıkan ders nedir?
İnsan bir şeyin başında, başkanlığında bulunursa hak sözü söylemeli, zorbalık etmemeli. Böyle zorbalık eden kimseler; sözünün karşısında durulmayan, karşısındakine laf söylettirmeyen, höt deyip susturan kimseler, ehl-i cehennem olacak. Bu hadis-i şeriften o çıkıyor. Hakikaten de Peygamber Efendimiz' in hayatından sonra, yakın tarihinde bunlar hep tarihî hâdise olarak gerçekleşti.
Se-tekûnü ba'dî fitenün ke-kıta'i'l-leyli'l-muzlimi. "İleride, yakın istikbalde, bazı fitneler olacak."
Nasıl?
Ke-kıta'i'l-leyli'l-muzlimi. "Karanlık, gece parçaları gibi…"
Gecenin akşama yakın vakti, sabaha yakın zamanı, biraz aydınlandığı zaman filan değil, kapkara… Hani insan bazen bastığı yeri göremez.
Ben bir kere bizim köye gittim. Çarşıdan, teyzemin evine varıncaya kadar, hiçbir yeri görmeden, el yordamıyla gittim. Biz elhamdülillah şehirde yaşıyoruz, elektrikler şıkır şıkır her tarafı aydınlatıyor. Ama biraz mehtap olmadı mı, mehtapsız bir gecede, burnunun ucu görülmüyor. Bastığım yer taş mıdır, çukur mudur, kuyu mudur, tepe midir, hiçbir şey anlamadan, böyle sanki âmâ bir insanmışım gibi gittim. İşte karanlık geceler, gece parçaları gibi fitneler olacak. O kadar kötü!
Yusbihu'r-racülü fihâ mü'minen ve yümsî kâfiren.
Kötülüğü nereden?
"Kişi sabaha mü'min olarak çıkacak, sabahleyin iman ehli bir kimse olarak sabahlayacak."
Ve yümsî kâfiren. "Akşama imanı yok, gitti. Akşama, kâfir olarak akşamlayacak."
Gündüzki faaliyetleri esnasında ne söz söylediyse ne hatalı iş yaptıysa ne gibi densizliklerde bulunduysa, akşama kâfir oldu, imanı uçtu gitti.
Ve yümsî mü'minen ve yusbihu kâfiren. "Yahut akşama mü'min olarak akşamlayacak da sabaha imanı gitmiş olacak, kâfir olacak."
Çok tehlikeli bir zaman! Bunda birkaç işaret var. Bir kere zamanın kötülüğü var. Zaman öyle bir kötü zaman ki mü'min bir kimseyi alıyor, kâfir safına atıyor. Ne gibi fitneler dolaşıyor ne gibi sözler söyleniyorsa, insan o yangından kendi imanını kurtaramıyor da imanı elden gidiyor, kâfir oluveriyor. Allah imanımızı hıfz eylesin.
Allâhümme yâ veliyye'l-İslâm messiknâ bi'l-İslâm hattâ nelgâke. "Ey İslâm'ın sahibi Mevla’mız, Rabbimiz! Bizi sana mü'min olarak kavuşma nimetine erdir, elimizden imanımızı alma."
Emaneti teslim etmeyi cümlemize nasip eylesin.
Kîle: Keyfe nasna'u.
Ashâb-ı kiram yine üzüldüler, korktular ve sordular:
"Nasıl yapalım ya Resûlallah? Böyle korkunç bir fitneli zamanda, asırda, insanın akşamdan sabaha, sabahtan akşama kadar, yarım gün bile imanını muhafaza edemediği zamanda, ne yapalım?"
Kâle üdhulû büyûteküm ve ahmilû zikreküm. "Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu; 'Evlerinize girin. Namınızı, şöhretinizi indirin. Namınız nişanınız olmasın, ortaya atılmayın, pek şöhretli, tanınmış, parmakla gösterilen, adı anılan, alkış tutulan, şöhrete sahip bir kimse olmayın. Evinizin içine çekilin, kenarda kıyıda kalmayı tercih edin." Kîle: E raeyte in dehale alâ-ehadinâ beytehû. "Peki, evimize girdik ya Resûlallah! Peki, o fitneyi yapan, çıkaran, o kötü insanlar, şerliler, evimize de gelirlerse, evimizden içeri girerlerse o zaman ne yapalım?" Kâle: Li-yümsik bi-yedihî ve'l-yekün abda'llâhi'l-maktûl ve lâ yekün abdullâhi'l-kâtil. "Elini tutsun; Allah'ın öldürülen kulu olsun, öldüren kulu olmasın." Fe-inne'r-racüle yekûnü fî fîhi'l-İslâm. "Çünkü kişinin ağzında İslâm olur." Ve yekûlü mâle ehîhi. "Ama Müslüman kardeşinin malını alır, çalıp çırpar, yutar, yer." Ve yesfikü demehû. "Ve onun kanını heder eder, döker." Ve yağsî rabbehû. "Rabbine böylece âsi olur." Ve yekfüru bi-hâlikihî. "Kendi Yaradanı'na, Hâlıkı'na âsi olur." Ve tecibu lehü'n-nâr. "Cehennem kendisine vacip olur." Hâzâ fitnetün tekûnü beyne'l-müslimîn ve'l-küffâr. "Bu; Müslümanlar arasında olan bir ihtilafta, Müslümanın takınması gereken tavırdır."
Evine çekilecek; evine birisi gelirse bile öldüren olmayacak, öldürülen olmaya razı olacak. O kadar pasif duracak.
Bu bize neyi hatırlatıyor?
Âdem aleyhisselam'ın iki oğlu vardı: Habil ve Kabil… Menkabelere göre, Kur'ân-ı Kerîm'de de kendilerinden bahsedilir:
İz karrabâ kurbânen. "Bunlar kurban takdim ettiler." Fe-tukubbile min ehadihimâ ve lem yütekabbe'l-mine'l-âhar. "Allah-u Teâlâ hazretleri, birisini kabul eyledi. Ötekisinin amelini; hatalı, kusurlu, niyeti bozuk vesaire olduğundan dolayı kabul etmedi."
Çünkü Allah-u Teâlâ hazretleri ancak hâlis niyetle yapılan ibadeti kabul eder. Bozuk niyetle, riya ile ihlâssızlıkla yapılan amelleri kabul etmez. Kalp tertemiz olacak, ibadet sırf Allah rızası için yapılacak. Allah, sırf kendisi için yapılan ameli kabul eder. Şirk koşulursa, ihlâstan uzaklaşılırsa, riya olursa kabul etmez. Kabul etmedi. Kabul edilmeyen, kabul edilen kardeşi olduğu halde kıskandı.
Kâle le-aktülenneke. "Muhakkak seni öldüreceğim!" dedi.
Yahu onun ne kabahati var? Kusur sende; sen kusur ettin de Allah senin kurbanını kabul etmedi. Kur'ân-ı Kerîm'de anlatıldığına göre öteki kardeşin cevabı bize ne kadar ibretli bir cevap.
Diyor ki;
Le in besatte ileyye yedeke li-taktülenî mâ ene bi-bâsıtin yediye ileyke li-aktuleke. "Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan, ben sana karşılık vermek, seni öldürmek için sana elimi uzatmam!" Kardeş çünkü, Âdem aleyhisselam'ın iki oğlu.
Biz geçtiğimiz yıllarda memleketimizde buna benzer kardeş kavgaları gördük mü?
Gördük.
Müslümanlara fırsat ver de Müslümanlar hadisleri öğretsinler. Ulema, hocalar, Müslümanlara hadisleri öğretsinler. Bak din ne kadar güzel bir şey yapıyor! Dinimiz iki kardeşin arasını nasıl ıslah ediyor. Ne kadar güzel!
"Sen öldüren olma, ölen olmaya razı ol!" diyor. Bu zihniyet, bu terbiye alınmış olsaydı memleketimizde o karışıklıklar çıkar mıydı?
Her zaman söyledim, söylüyorum; biz dinimizden uzaklaştıkça canavarlaşırız. Dinimizden uzaklaştık mı hayvanlardan, kurtlardan beter oluruz. Kurtlar hem kuzuyu yer hem birbirlerini yer.
Bizim akrabalardan birisi Mamak'ta askerlik yapıyormuş. Nöbet tuttuğu yer ıssız, kar yağmış; öbür taraftan kurtlar hücum ediyor. "Bir de baktım ki" diyor, "Bir sürü kurt uğuldayarak üstüme hücuma başladılar, tüfeği ancak doğrultabildim."
Bir patlatmış kurtların arasına; bir tanesi yaralanmış, düşmüş. Yaralanan da kurt, ötekiler de kurt. Hemen onun başına çökmüşler, başlamışlar onu yemeye.
Neden? Kurt bu!
Başka hayvanlar öyle yapmaz ama kurt kendi cinsini de parçalar.
Biz dinimizden, imanımızdan uzaklaştık mı kurtlardan da beter oluruz. Kurtların da kabahati yok. O da Allah'ın bir mahluku, biz onlardan da beter oluruz.
Bizim her şeyimiz, her türlü sermayemiz, izzetimiz, nimetimiz dinimizdir. Biz dinimizden ayrıldık mı, dinimizin terbiyesini görmedik mi hırsızlık yaparız, rüşvet alırız, adam döveriz, hırsa kapılırız, ırza tamah ederiz. Her türlü kötülük imansızlıktan olur.
İman olacak insanda! İman oldu mu, Allah korkusu oldu mu tamam.
Re'sü'l-hikmeti mehâfetu'llah.
Allah'tan korkmak insanı insan yapar.
Gerisi, kul kulu bulur, çaresini bulur. Muhakkak bir atlatacak, aldatacak tarafını bulur. Polisi de askeri de müfettişi de herkesi atlatır, bütün emniyet kuvvetlerini aldatır, yine yapacağını yapar. Vicdan olmadı mı, iman olmadı mı yapar. İman oldu mu her şey olur. Bir insan iman sahibi oldu mu insan değil melek olur. Meleklerden de üstün seviyeye çıkar. Onun için bizim memleketin iyiliğini istemeyenler, bizi imanımızdan ayırmak istiyorlar.
Kim istemiyor?
Fransa'nın vekillerinden birisi galiba, parlamentoda eline Kur'ân-ı Kerîm almış, göstermiş. Fransız milletvekillerine diyor ki;
"Siz Cezayir ile harp ediyorsunuz ya, Cezayir'i istila edeceksiniz, sömüreceksiniz. Yenemezsiniz. Neden? Onlar Müslüman."
İngiltere, Hindistan'a hâkim olmuş sömürüyor. Koca kıtayı, dört yüz, beş yüz milyonluk kıtayı sömürüyor, her türlü imkânı var. Orada diyor ki; "Bu devirde cihada lüzum yok."
Mahsustan, bir mezhep çıkarıyor ortaya, esas prensibi, "Cihat yok." fikri.
Neden?
Rahat edecek, güzel sömürecek, hiç kimse bir şey demeyecek. Onun için "Boş verin, cihat yapmayın." diyor. "Bu devirde cihada lüzum yok." diyor.
Yine İngiliz başbakanlarından birisi parlamentoda;
"Bu Müslümanları dinlerinden ayırmadıktan sonra onlara tahakküm edemezsiniz." demiştir.
Bir zamanlar tâ Belgratlara, Viyanalara kadar bizimmiş. Tâ Atlas okyanusuna kadar bizimmiş. Tâ Hint okyanusuna, Hazar denizine kadar bizimmiş.
Şimdi ne oldu?
Bir ara almıştık, şimdi çıktı. İçimiz, vicdanımız çok rahatmış. İçimizde hiçbir endişe yok. Ya orada o çiğnenen ırzlar, namuslar, yağmalanan mallar, dayak yiyen insanlar, öldürülenler, asılanlar, kesilenler, harbe girenler… Feryatlarını duymadın, burada rahat rahat yiyorsun, oturuyorsun aşağıya. Oralar senin memleketin değil mi? Altı, yedi asır senin memleketin olarak bulunmuştu. Gitti. Demek Türkiye de gitse elinden; "Ne yapalım? Biz Orta Asya'dan gelmiştik." diyeceksin.
Öyle şey olur mu?
Onun için senin ve benim imanım, bizim her şeyimizdir. Biz imanlı olursak dünyamız da mamur olur, ahiretimiz de mamur olur. İnsanlığa da faydamız dokunur. Biz Müslüman olduk mu Avrupa da bizden fayda görür. Ama anlamıyorlar.
Şimdi Almanya'da, bizim işçilerimizin hepsi iyi Müslüman olsaydı Almanya güllük gülistanlık olurdu. Avrupa Müslüman olsaydı rahat ederdi. Farkında değiller, akılları ermediği için nimeti tepiyorlar.
Bizim Müslüman olmamız, dünya için iyidir. Çünkü biz onlar gibi zulmetmeyiz. Biz onlar gibi sömüremeyiz. Sömürmemişiz de sömüremeyiz de bizim vicdanımız el vermez. Biz mazlumun yanında yer alırız, hakkımıza razı oluruz, kimseye kötülük yapmak istemeyiz; biz Allah'tan korkarız. Onlar bir ormanı yangına verirler, çıkan zencileri beri taraftan makineli tüfekle tararlar; hiç korkmazlar. Bizim tarihimizde böyle bir şey görülmemiştir. Biz el kaldıranı, af dileyeni, katiyen yakmayız, vurmayız, kırmayız. Müslümanların gerilemesiyle dünya çok şeyler kaybetmiştir. Kıyametin kopması Müslümanların gerilemesinden veya onlar tarafından çelmelenip gerilemesinden dolayı olacak.
Bütün bu sözleri nereden çıkardık?
Hadis-i şerifteki tavsiyeden çıkardık. Bak, Peygamber Efendimiz Müslümanlar arasında ihtilaf oldu mu ne diyor?
"Çekiliver kenara, evine gir!" diyor. "Varsın namın, nişanın olmasın!" diyor.
Neden? Allah mükâfatı verecek; burada namın nişanın olmaz, ahirette sultan olursun.
"Evime gelirse…"
"Evine gelirse de sen yine onu öldürmeye kalkma." diyor.
Biraz garip gibi görünüyor ama bu nedir?
Zaten o adam kolay kolay eve gelmez. Müslümanın izzet ve ikramını gösteriyor. Bir Müslümana bir kusur, bir bahane bulup da insan silah çekip öldüremeyecek. Halbuki eve tecavüz etti mi, eve tecavüz, meşru müdafaayı gerektirir, müdafaayı meşrulaştırır.
Birisi senin kapından içeri girdi mi artık; "Kapımdan içeri girdi." dersin, "haneye tecavüz" denir. Ama bak dinimiz orada bile müsaade etmiyor.
Neden?
Kardeş, kardeşliğini bilsin. Müslümanlık azizdir, önemlidir; bir bahane bulup da öteki kardeşinin kanını dökmeyi, kendisine caiz görmesin. "Müslüman" diye, orada geri durmayı tavsiye ediyor.
Dinimizin güzelliklerini yeni öğreniyoruz. Elhamdülillah hadis-i şeriflerde Peygamber Efendimiz her şeyi bildirmiş.
Müslümanlar arasında bu kadar yumuşak ya, gelse seni öldürmeye kalksa sen onu öldürme diye tavsiye ediyor.
Bir insan memleketini, malını, ırzını, haysiyetini korumak için çarpışsa, ölürse şehittir. Nasıl?
Mesela sen buradan kalktın Ankara’ya gidiyorsun. Bolu Dağı’nda geceleyin silahlı 3 kişi karşına çıktı. “Ver malını.” dedi. Ne gelir senin aklına?
Canım malımı verir, kurtulurum.
Vermesen, uğraşsa, çarpışsan, öldürülsen şehitsin. Hadis-i şerifte öyle. Yol kesiciye pabuç bırakmak yok. Yani düşman memleketi istila ederse öyle şey yapmak yok. Bir tek ocak kalıncaya kadar teslim olmayacaksın. Müslüman Müslümana bir şey yapmaz, o aralarındaki şefkatten dolayı. Kafire o şey yok. Onlar hiç boşuna heveslenmesinler.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
05.07.1981 -
Hadis Rivayet Etmek,
05.04.1981 -
Namaz Kılmadan Önce
