09.01.1983 - Cehennemdeki Azap, Zakkum, Cehennemin Kıvılcımı, Derinliği, Korunma Duası, İbadete Mağrur Olmak

09.01.1983 - Cehennemdeki Azap, Zakkum, Cehennemin Kıvılcımı, Derinliği, Korunma Duası, İbadete Mağrur Olmak
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Lev enne katraten mine'z-zakkûmi katerat fî dâri'd-dünyâ le efsedet alâ ehli'd-dünyâ meâyişehüm fe keyfe bi men yekûnü taâmehû.
Bu hadis-i şerif cehennemin zakkum ağacından bahsediyor.
El-Cennetü hakkun ve'n-nâru hakkun. "Cennet de var cehennem de var!"
Bazıları da bu varlığı nasıl söylüyorlar, biliyor musunuz?
"Hepsi bu dünyada!" diyorlar; inkârın, küfrün bir başka şekli! Hepsi dünyadaymış, cennet de cehennem de dünyadaymış…
Vay şaşkın vay! Ne boyundan büyük, bilmediği laflar söylüyor!..
Peki, öldükten sonra ne olacak?
Biz böyle fitnelerden fesatlardan, boş felsefelerden, cahil okumuşların şaşırtmalarından nasıl kurtuluruz?
Okumuş ama fayda vermemiş.
Kur'ân-ı Kerîm Tevrat ehline, Tevrat kendisine indirildiği hâlde onunla hükmetmeyen kimselere nasıl bir şamar vuruyor?
Peygamber Efendimiz o ayet-i kerimeyi okumuş, ondan sonra da bu hadis-i şerifi buyurmuş.
O ayet-i kerime nedir?
Yâ eyyühellezîne âmenû "Ey iman edenler" ittekullâhe hakka tukâtihî. "Allah'tan hakkıyla korkun!" Nasıl korkmak uygunsa münasipse korkmak nasıl olmak gerekiyorsa o tarzda korkun! ve lâ temûtunne illâ ve entüm müslimûn "Sakın Müslüman olmaktan başka bir şekil ile ölmeyin!"
"Sakın Müslüman olmaktan başka bir hal üzere ölmeyin, sakın ha öyle başka türlü ölmeyin!" diye nûn-u te'kîdi sakîle ile söylüyor ki Arapça bilenler bilirler; "Sakın ha, asla, kat'a!" mânasına. Allah-u Teâlâ hazretleri; "Müslüman olarak ölünüz, sakın ha başka türlü ölmeyiniz!" diyor.
Allah'tan nasıl korkmak gerekiyorsa öyle korkun!
Bizde hiç korkan insan hâli var mı?
Allah yardımcımız olsun, Allah kusurlarımızı affetsin, o kusurlardan dolayı hak ettiğimiz cezalardan da bizi affetsin, o cezaları kaldırsın.
"Müslüman olarak ölün, başka türlü ölmeyin!" ne demek?
Allah-u Teâlâ hazretleri; "Azabımın yurdu olan cehenneme girersiniz, kahrolursunuz!" diye tembihliyor.
Cehennemde malum zakkum ağacı var. Cehennem ehli azap görürken acıkacaklar, feryâd-ü figan edecekler!
Günlerce aç kalmış insan ne yapar?
O hâli düşünün. Edirne'de bizim zavallı kardeşlerimiz açlıktan ağaçların kabuklarını kemirmişler ya; Bulgarlar geldiği zaman bizim Edirne Müslümanlarını Selimiye'nin avlusuna tıkmışlar, yiyecek vermemişler!..
Ne yapsınlar? Bir gün dayan, iki gün dayan, üç gün dayan; sonra?
Ağaçların kabuklarını kemirmişler.
Cehennem ehli de acıkacak, acıkınca onlara zakkum verilecek. Eh acıktınız mı, yiyin bakalım, diye zakkum verilecek.
"Şu dünya yurduna, şu yaşadığımız âleme, zakkum ağacının damlalarından bir damla damlasa şu dünya ehline yaşamlarını zehrederdi, mahvederdi!"
Fe keyfe bi men yekûnü taâmuhû. "Bir damla damlaması dünyayı [mahvederse] yiyeceği bu olan kimselerin hâli ne olacak? Onların durumu ne olacak? Dünyaya damladığı zaman böyle olan bu şeyi yiyecek olanların cehennemde çekeceği azap ne olacak?!..
Lev enne şeraraten min cehenneme vaka'at fî vasati'l-ardi le entene rîhuhü ve şiddetü harrihî mâ beyne'l-maşrıki ve'l-mağrib.
"Eğer cehennemin kıvılcımlarından, ateşlerinden, ateşinin küçük parçasından bir parça dünyanın ortasına düşseydi kokusu ortalığı berbat ederdi!"
Çok çirkin kokusu var. Bir kere kokusu mahvederdi, ortalığı berbat ederdi.
Bir de "Hararetinin şiddeti mahvederdi, doğu ile batı arasını berbat ederdi."
Eğer cehennemin şerarelerinden, kıvılcımlarından -ateşin kendisi değil ateşten sıçrayan kıvılcımlardan bir kıvılcım- sıçrayıp da dünyaya düşse idi o zaman dünyada onun kokusunun çirkinliği ve hararetinin şiddeti doğu ile batı arasını pis koku ile doldururdu ve mahvederdi.
Cehennemin bir kıvılcımı, ateşinin kendisi değil; o kükreyen, zincirlerle zor tutulan yalazılar değil!
Lev enne sahraten vezenet aşra halifâtin kuzife bihâ min şefîri cehenneme mâ beleğat ka'rahâ seb'îne harîfen hattâ yentehiye ilâ ğayyin ve esâmin kîle ve mâ ğayyün ve esâmün kâle bi'râni fî cehenneme yesîlü fîhimâ sadîdü ehli'n-nâr.
Cehennem taşlarından, cehennem kayalarından bir kaya ne kadar?
"On hâmile deve büyüklüğünde koca bir kaya!"
"On hamile deve", bir rivayette de yavruları ile beraber! Ne kadar büyüklükte olacağını tasavvur edin artık, Resûlullah Efendimiz öyle anlatmış.
"O kadar büyük bir kaya cehennemin dudağından, kenarından atılsa dibine ulaşmaz, yetmiş sonbahar gelinceye kadar!"
Yetmiş sene demek! Yetmiş sene yukarıdan aşağıya gitmesi devam eder de dibini bulmaz. On tane hamile deve büyüklüğünde bir cehennem kayası, cehennemin üst yanından aşağıya atılsa düşmeye devam eder, yetmiş mevsim geçer, dibine ulaşmaz.
"Nihayet ğayy ve esâm'a gelir."
Ğayy ve esâm! Kulaklarına yabancı iki kelime gelince Resûlullah'ın etrafında bulunup da cehennemin bu feci anlatılışını dinleyen ashabı sordular, dediler ki:
"Yâ Resûlullah, bu ğayy ve esâm dediğiniz nedir?"
O zaman Peygamber Efendimiz buyurdu ki;
Kâle bi'râni fî cehenneme yesîlü fîhimâ sadîdü ehli'n-nâr. "Bunlar cehennemde iki kuyudur ki cehennem ehlinin irinleri bunların içinden akar, cehennem ehlinin yaralarından akan irinler buradan akıp geçer!"
Cenneti düşün, ona gitmeye gayret et; Cehennemi düşün, azabını düşün, ondan kendini korumaya gayret et! Cehennem ehlinin hesabı görüldüğü zaman zebanilere teslim edecekler.
Zebaniler onları ne yapacaklar?
"Buyur önden yürü, hadi cehenneme gidiyorsun…" mu diyecekler?
Hayır!
"Saçlarının perçemlerinden ve ayaklarından yakalayacaklar, yüz üstü sürükleye sürükleye götürecekler!" diyor.
Neden?
O hakareti hak etti. O adam o hakareti bu dünyada hak etti. Allah'a kulluk etmedi. Allah'ın kullarına merhamet etmedi, bu hadis-i şerifleri duydukça güldü. Anlattıkça, anlatıldıkça güldü, omuz silkti, aldırmadı, yolunda devam etti. Feryâd-u figanı çığlıkları basacak. Orası yalvarma yakarma yeri değil ki! Burada yalvar yakar, ağla sızla; bütün geceler senin!
Gazetede okudum ki geceleyin uykuyu bölüp de uyanmak insana ruhen sıhhat veriyormuş! Aylardır biz söylüyorduk, gazetede okuyunca hoşuma gitti. Allah razı olsun, o haberi veren muhabire de aşk olsun, Allah razı olsun.
İncir çekirdeğini doldurmayan şeylerle sayfalar harcanıyor, hiç o israf sayılmıyor ama bak mü'min bir meseleyi ele aldı mı nasıl faydalı oluyor?!.. Gazete haberi bile bir fayda!
Profesör, üniversitede konferans vermiş, karşısında beyaz beyaz önlüklü doktorlar. Diyor ki:
"Geceleyin tam uyumayın, geceleyin uykunuzu biraz bölün; yarısında kalkın, ruhen daha sıhhatli olursunuz!"
Elhamdülillah, çok şükür yâ Rabbi! Şu ilericilerin şimdi bize "gerici" diyecek hiç hâlleri kaldı mı?!..
Zavallı dedelerimiz, babalarımız, amcalarımız harp darp geçirdi. Eskiden burada medrese mektep vardı, ilim irfan vardı… Kütüphaneler kitap dolu, enfes kitaplarla dolu. Vardı ama Cihan Harbi, Trablusgarp Harbi, Balkan Harbi, İstiklal Harbi… Bitti ahali kalmadı, insan kalmadı!
Ne oldu?
Hepsi cennete gitti, şehit oldu. Şu memleketi bize bırakacaklar diye çarpıştılar, Allah-u Teâlâ hazretlerine canlarını verdiler; cenneti aldılar, ahirete gittiler. Ama arkadaki namertler utanmıyorlar da bunlar cihat ettikleri için namaza vakit bulamadılar, demediler de "Müslümanlar gerici" dediler, "İlimden irfandan haberi yok!" dediler.
İlim; "İslâmiyet sıhhate uygundur!" diyor, var mı bir diyeceğin?
Ne diyecek, bir şey diyemez.
Fransız Müslüman olunca ne desin?
Fransız Müslüman oluyor, atom alimi Müslüman oluyor… Bir atom alimi geldi, Müslüman oldu da vefat etti, Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın. Fatih'ten bir cenaze töreni ile kaldırdılar ki görülmemiş bir şey! Caddeler Edirnekapı'ya kadar insan doldu. İnsan mü'min oldu mu öyle oluyor. Almanya'da ölseydi hâli ne olurdu kim bilir?!.. Burada [cenazesini] kaç tane mü'min götürüyor, hem de ne şevkle ne zevkle götürdüler…
Ömür nasıl olsa bitecek. Herkes, tırnaklarını geçirsin isterse bu dünyaya, tırnakları söküle söküle bu dünyadan gidecek. Burada kalmak mümkün değil, herkes gidecek. Allah akıl, fikir versin.
Cehennem de böyle cennet de böyle!
"Hocam, cenneti duyunca çok heveslenmiştik, cehennemi duyunca da keyfimiz kaçtı…"
Beyne'l-havfi ve'r-recâi.
Zaten Müslüman korku ile ümit arasında olmalı, o iyi. Eğer sana Allah-u Teâlâ hazretleri mevkiini, makamını gösterse; "Kulum hadi, sen bir elhamdülillah dedin, dünyalara bedel bir söz söyledin, bir namaz kıldın şu kadar sevap aldın, şunu yaptın bu kadar ecir aldın, gece tesbih çektin, ağladın günahlarına hepsini affettim…" dese şımarırız. Allah'ın bunları bize söylememesi, göstermemesi de bir nimet; şımarıveririz, sırıtmaya başlarız. Onun için cenneti göreceğiz, duyacağız, hevesleneceğiz; cehennemden de korkacağız. Bizi doğru yola bu götürür.
"Allah benden başka hiç azaplandıracak insan bulamadı mı? Namazı kılıyorum, bana bir şey yapmaz!.."
Yapar mı yapmaz mı görürsün!
Kıyamet gününde peygamberler başını kaldırıp dua etmekten korkacaklar!
Mahşerde nebîlerle veliler kala hayrân
[Nefsî deyu dehşetle kopa cümleden efgân]
Peygamber Efendimiz Allah-u Teâlâ hazretlerinin en sevgili kulu. Yanına birkaç tane zengin geldi. Bir de iki gözü âmâ birisi geldi, iki de bir:
"Yâ Resûlallah, yâ Resûlallah…" diye sözü kesiyor. Efendimiz, belki hak yola gelirler diye beri tarafa İslâmiyet'i anlatacak, yüzünü buruşturdu.
Ne oldu?
Abese ve tevellâ en câehü'l-a'mâ ve mâ yudrîke leallehû yezzekkâ ev yezzekkeru fetenfeahü'z-zikrâ ayet-i kerimeleri iniverdi. Yüzünü buruşturmasını Allah-u Teâlâ hazretleri uygun bulmadığını ayet-i kerimede bildirdi.
"O senin uğraştıkların belki hiç yola gelmeyecek ama bu kalbi temiz, imanla dolu olarak gelmiş. Zenginliğe, mala mülke, mevkie makama bakma, bunun kalbi temiz diye iyi muamele yap!"
En yüksek kullar bu yüksekliği nasıl buluyorlar?
En büyük edebi, terbiyeyi takınarak!
Onun için cehennemden korkacağız; cenneti talep edeceğiz, ümit edeceğiz. Cemâlullah da orada, Allah-u Teâlâ hazretlerini görmek de orada!
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi hak yolda dengeli Müslüman etsin.
Cehennemi duyup duyup tüyleri diken diken olup da hayatını şaşıran, aklı başından giden kimse de doğru değil. Cenneti duyup duyup da yaka bağır açıp ceketini savura savura göbeğini açarak yürüyen insan da etmesin, o da tehlikeli. Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi terbiyeli, edepli, dengeli, her şeyi ölçülü, olgun insan etsin. Cehennemden azat eylesin, cennetine de dâhil eylesin.
Lev enne ehadeküm izâ nezele menzile kâle eûzü bi-kelimetillâhi tâmmeti min şerri mâ haleka lem yedurruhû fî zâlike'l-menzili şey'ün hattâ yettahile minhü.
Peygamber Efendimiz bir dua öğretiyor. Buyuruyor ki:
"Ey mü'minler eğer sizden biriniz bir eve inse bir konakta konaklasa…"
Menzil hem ev hem konaklama yeri mânasına gelir.
Yolculuktasın, gidiyorsun, bir yerde konaklayacaksın…
Bir konak yerine geldiğin zaman veyahut bir eve girdiğin bir barınağa sığındığın zaman ne olabilir?
Her şey olabilir; akrep olur, yılan olur, çıyan olur, böcek olur, mikrop olur… Her şey olur.
Bir yere konağa geldiği konakladığı zaman, bir eve geldiği eve girdiği zaman eğer sizden biriniz şöyle demiş olsaydı oradan kalkıp göçünceye, başka tarafa gidinceye kadar orada hiçbir şey ona zarar vermezdi."
"Dua fayda eder mi, akrep sokmaz mı?.."
Sokmaz ya! Akrebin de böceğin de mikrobun da sahibi Allah-u Teâlâ hazretleri olduğu için sokturmaz.
Peki, güzel!
"Dua Allah'ın hükmünü bile geri çevirir!"
Hüküm böyle bir kaza-i asumânî başına yıldırım gibi gelirken, dua hükmü bile geri çevirir. Allah-u Teâlâ duayı işte öyle seviyor, hükmünü geri çevirir.
Neden?
Sen O'nun Rablığını biliyorsun; kendi kulluğunu, aczini biliyorsun, boyun büküp gözyaşı döküyorsun, en güzel şey o da onun için sen boyun büküp dua ettiğin zaman Allah-u Teâlâ hazretleri seviyor.
Kul mâ ya'beu biküm Rabbî lev lâ duâüküm. "Duanız olmasa zaten neyiniz var!"
Allah-u Teâlâ hazretlerine ne yapabilirsiniz?
"Canımı vereceğim." diyeceksin, içinden geçiyor. Canı O verdi, malı O verdi; kimin malını kime satıyorsun?!..
İşte bir boyun büküp yalvarman var, bir acizliğin var o, başka hiçbir şeyin yok.
Ne diyecek?
Eûzü bi-kelimetillâhi tâmmeti "Allah'ın tam isimleri ile Allah'a sığınırım." Min şerri mâ haleka."Yarattığı her şeyden, her şeyin şerrinden."
O kadar da kolay:
Eûzü bi-kelimâtillâhi't-tâammeti min şerri mâ haleka.
"Yaratmış olduğu şeylerin şerrinden Allah'ın tam kelimelerine sığınırım."
"Tam kelime" ne demek? "Allah'ın sıfatları" demek.
Allah-u Teâlâ hazretlerinin lehü'l-esmâü'l-hüsnâ, güzel sıfatları vardır. Her bir sıfatı en güzeldir, güzeller güzelidir.
"Güzel" demiyor da "el-Esmâül'l-hüsna" diyor. "Ahsen"in ism-i tafdilin müennesiyle söylüyor:
"En güzel sıfatlar, en tam sıfatlar, en mükemmel sıfatlar…"
Her şeyi güzel! Ah bir tanısa, ah bir gözünü açıp da etrafa ibretle baksa…
İbretle bakmıyor!
İnsan Allah'ın varlığına delil ister mi?
Varlığın bilme ne hacet küre-i âlem ile
Yeter isbatına halk eylediğin bir zerre bile
"Kâinatla, küreyle Allah'ın varlığını ispata ne lüzum var? Bir zerre kâfi!"
Allah-u Teâlâ hazretleri için delil arıyorlar, şaşıyorum. Yahu kulluk et, O zaten sana delilini verecek; ürpereceksin, tüylerin diken diken olacak. Muamele olacak; kulluk, ubudiyyet, rububiyyet muamelesi olacak. Lütfunu isteyeceksin, lütfunu verecek.
İnsan alışveriş yaptığı insanın varlığı karşısında delil ister mi? Var mı yok mu, diye tereddüt eder mi? Para veriyor, kumaş alıyor; "Dükkâncı yok!" deseler tereddüt eder mi?..
Etmez, çünkü güler geçer.
"Yahu ben daha geçen gün kumaş aldım. Şimdi kumaş alıyorum. Bak, kumaşımı tartıyor." der. Böyle bu muameleye girin veyahut gözünüzü açıp bu muameleye bakın! Dua ediyorsun, Allah duanı ihsan ediyor. Her an, başka bir şa'nda, başka bir lütufta! O zaman delil istemeye hacet mi kalır? Ayân oluyor, kalpte ayân beyan yakîn oluyor. Allah'ın varlığında hiç tereddüt kalmıyor.
Lev enne racülen yucerru alâ vechihî min yevme vülide ilâ yevmi yemûtü heraman fî tâatillâhi azze ve celle le hakara zâlike yevme'l-kıyâmeti ve le vedde ennehû rüdde ile'd-dünyâ kemâ yezdâde mine'l-ecri ve's-sevâb.
Bir insanın Allah'a kulluk etmesinin miktarı, değeri hakkında bir hadis-i şerif. Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz buyuruyor ki:
"Eğer bir adam…"
"Adam" diyor ama kadına da şamildir; "her insanoğlu" demek.
"Başı, gözü üzere çekilse…"
Yucerru diye cim ile harekelenmiş. Harra fiilinden gelseydi "yüzükoyun kapanıp ibadet etse" mânası var. Şerhte öyle bir izahat yok ama o da yakışır.
"Eğer yüzü üstü kapanıp da doğduğu günden öldüğü güne kadar [ibadet etse…]
Öldüğü gün ne zaman?
İhtiyarlıktan öldüğü güne kadar; yıprandı, eridi, beli iki kat oldu. Kemikleri eridi, boyu büyümüşken tekrar küçüldü, adamakıllı ihtiyar oldu, sakalı ağardı, öldü. Çok yaşadı, ihtiyarlıktan öldü. Yoksa; "Bir kaza geldi, bir şey çarptı, dinçken hastalıktan gitti…" filan değil.
"İhtiyarlıktan öldüğü zamana kadar Aziz ve Celil olan Allah-u Teâlâ hazretlerinin taat ve ibadeti ile vakit geçirmiş olsa kıyamet gününde bu ibadetlerin hepsi de yine hor ve hakir olurdu!"
Bu ne demek?
Maddî kıymeti yok, ölçüp tartıya koyduğun zaman bunların kıymeti yok demek. Bu ibadetler, bu taatlerle insan bir şey kazanamaz, demek.
Eyvah, o zaman ne olacak?
Allah-u Teâlâ hazretleri bu ibadet ve taatleri rahmetine bahane yapacak; bahane, vesile, sebep.
Senin kıldığın namaz nedir?
Dört rekât namaz kıldın, nerede kıldın?
Kapalı kubbenin altında kıldın. Sırtında palton var, karnın doymuş, ayağının altına yeşil halı serilmiş, yumuşacık, ayağında mestler var sıcacık. Bu kadar rahat içinde dört rekât namaz kılmışın; dünyaları aldım sanıyorsun, çok mu bir şey yaptın? Ne yaptın ne olacak ne kıymeti var? Velev bütün ömrünü böyle ibadet ve taatle geçirsen ne olacak? Onlar; Allah-u Teâlâ hazretlerinin verdiği bir göz nimetine karşılık gelmez, akıl nimetine, sıhhat nimetine karşılık gelmez.
İnsan ibadete mağrur oldu mu mahvolur.
İnsan; "Ben şu kadar sene ibadet etmişim, Allah beni cennete sokmayacak da başkasını mı sokacak?.." derse çok hata eder. O ibadetlerin hepsini toplasan bir küçük nimeti karşılamaz. Haddimizi bileceğiz.
Bu hadis-i şeriften çıkan ders nedir?
İbadetine mağrur olma, yaptığın ibadete mağrur olma!
"İbadeti yapma!" demiyorum, nasıl diyebilirim ki; Allah "İbadet edin!" diyor, ben kimim? "İbadet yapma!" sözünü kim, nasıl diyebilir? Allah-u Teâlâ hazretleri bir şey söyleyecek, başkası başka şey söyleyecek; mümkün mü? Kâinatın sahibi, Rabbimiz, Halikımız…
Öyle şey yok! İbadet edeceğiz, ibadeti emrettiği için yapıyoruz.
"Bu ibadetin karşılığı muhakkak şu olur!.."
Senin yaptığın ibadet ne ki? Zaten aklın dükkândaydı, namaz kıldın, alışverişi düşünüyordun: "Filancaya borç vereceğim, yarın imtihanım var, mektebe gittiğim zaman kapıda ne olacak?.."
Zaten ölçsen delik deşik, bir sürü kusurlu!
[Mehmed Zahid Kotku] Hocamız rahmetullâhi aleyh derdi ki:
"[Namazda] es-Selâmu aleküm ve rahmetullah, es-Selâmu aleyküm ve rahmetullah; selam veriyoruz. Allahümme ente's-selâmu ve minke's-selâm… demeden önce estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah diyoruz; kendi kendime düşünürdüm: Namaz gibi güzel bir ibadeti yapıyoruz da ondan sonra hemen arkasından neden estağfirullah çekiyoruz? Sonradan hatırıma geldi ki bizim namazlarımız da istiğfarlarımız da istiğfara muhtaç!.."
Öyle bir namaz kılıyoruz ki bazen namaz kılmak da insana vebal yükler! Peygamber Efendimiz öyle buyuruyor:
"Nice namaz kılan insan vardır ki kıldığı namaz Allah'tan uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramaz!"
Allah'tan uzaklaşır. Çünkü sen bir yüksek dergâha girsen; koca salon, iki tarafta sütunlar, sıra sıra askerler, karşında haşmetli bir hükümdar. Sen o kapıdan girince herkes gözlerini sana dikmiş, sen de edep ile gideceksin, o hükümdara hürmetini arz edeceksin. Çok yüksek, imparator, çok güçlü bir kimse! Oraya bakmayıp da bu direğin nakşı neymiş, bu askerin üstündeki kumaş neymiş [diye] sağla solla, başka şeyle meşgul olsan ne olur?
İnsanı atarlar!
"Sen deli misin mecnun musun? Burası müze mi, etrafı seyretmeye yeri mi? Huzura girdin, hükümdar sana bakıyor, huzuruna git de ne söyleyeceksen söyle. Herkes seni bekliyor, herkes yüzünü sana dönmüş, sen başka şeyle meşgul oluyorsun; defol dışarı! Sen bu huzura layık bir insan değilsin, aklın başında değil, galiba aklın yok, deli misin nesin?!.." derler, dışarıya atarlar.
Allah-u Teâlâ hazretlerinin huzurunu bu misalden kıyas et!
O huzura giriyorsun, insan o huzurda edepsizlik yaparsa ne olur?
İşte; "Nice namaz kılan vardır ki kıldığı namaz onu Allah'tan uzaklaştırmaya yarar!" hadis-i şerifi öyle olur. Onun için insan yaptığı şeyi şuurla yapmalı!
"Bütün ömrü boyunca ibadet etmesi hepsi hakir olur, kıymetsiz bir şey olur!"
Ne zaman? "Kıyamet gününde!"
Ve le vedde "Ve muhakkak ki o ibadetlerin sahibi olan kişi isterdi ki ennehû rüdde ile'd-dünyâ "keşke [kendisi] dünyaya geri gönderilseydi de" kemâ yezdâde mine'l-ecri ve's-sevâb "ecirden ve sevaptan daha fazla şeyler kazanıp da yeniden sermaye toplayıp da öyle gelse!"
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem; "İnsanların hepsi vefat ettiği zaman herkes pişman olacak!"
Sen de pişman olacaksın, ben de pişman olacağım, o da… Herkes pişman olacak!
Neden?
Kâfir küfründen pişman olacak, zalim zulmünden pişman olacak, gafil gafletinden pişman olacak…
Peki arifler, kâmiller niye pişman olsun?
Onlar da orada verilen nimetleri, güzellikleri, lütufları, ikramları görünce onları gördükçe; "Dünyaya gelip de keşke çok daha fazla sevap işleseydik!" diye o zaman heves edecekler.
Buradan çıkan ders nedir?
İnsan oraya gittikten sonra bir daha geri gelmeyecek! Madem bu hadis-i şerif bize bildirilmiş; bu şuur ile zamanlarımızı değerlendirelim, bu şuur ile Allah'a kulluk, ibadet edelim. Madem insanlar pişman olacakmış:
"O hâlde zamanımı iyi değerlendireyim, bugün sabahtan akşama ne yaptım?"
"Sabahleyin on birde kalktım; televizyonun başına geçtim, televizyonda film vardı, iki buçuk saat onu seyrettim; sonra [başka] film vardı, iki saat onu seyrettim; ondan sonra şarkılar, memleket havaları, türküler, çalgılar; arada yemek yemeye bir kalktım, ondan sonra yoruldum, yattım."
Pazar günü ne yaptın? Sabahtan akşama boş!
Ömür de böyle gider. Zaten ölümün de ne zaman geleceği belli değil!
Allah-u Teâlâ hazretleri bu ömrü gafletle geçirmemeyi cümlemize nasip eylesin. Gözünü açıp da Allah-u Teâlâ hazretlerinin rızasını kazanmayı cümlemize nasip eylesin.
13.06.1982 -
Vücud Temizliği, Bıyıkların
13.06.1982 -
Dua, Müslümanların Gönlü,
