12.09.1982 - Babanın Duası, Rüşvet, Sadaka

12.09.1982 - Babanın Duası, Rüşvet, Sadaka
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Küllü şartın leyse fî kitâbillâhi te'âlâ fe-hüve bâtılün ve in kâne miete şartın.
"Her bir şart ki Allah-u Teâlâ hazretlerinin kitabında mevcut değildir." Fe-hüve bâtılün. "Batıldır." Ve in kâne miete şartın. "Yüz tane şart da olsa kıymeti yoktur."
Nerede?
Herhangi bir muamelede iki taraf birbirine şart koşar, bu şartlar Kur'an'a uygun olmalı. Kur'an'a uygun olmadıktan sonra o şartların hiç kıymeti yoktur. Riayet etmesi gereken taraf o şartlara riayet etmediği zaman mesul duruma düşmez.
Farz edelim nikâh akdi olacak, nikâhlanacaklar:
Kız; "Şu olacak, bu olacak…" diye bir sürü şart koşuyor!
Şer-'i şerifte, dinimizin ahkâmında, Kur'an da böyle bir şart mevcut mu?
Değil! Ne derse sonunda yapmasa da bir şey olmaz!
İmam-ı Azam hazretlerine birisi gelmiş:
"Bir kızla nikâhlanacağım, ama annesi-babası; 'Bu şehirden dışarı çıkmayacaksın!' diye şart koşuyor." demiş.
"Sen onunla evlen, sonra nereye istersen gidersin!" demiş.
İmam-ı Azam neden öyle dedi? Hadis-i şerif karşımıza geldi. Aslı olmayan bir şartın nikâhta kıymeti yoktur.
Yasak mı?
Evlenen iki kişi bir şehirden bir şehre gider. Musa aleyhisselam nerede evlendi; sonra ehlini aldı, Tur dağının oradan geçip Mısır'a gitti.
Ne olur?
Gidecek, gidebilir, hür. Sen onun hürriyetini bir şartla bağlayamazsın ki! Allah'ın Kitabı'nda öyle bir hüküm yok. Kur'an'da, hadis-i şerifte, dinimizin ahkâmında olmayan bir şey yapmak şart değildir!
Firavun ne yaptı? Musa aleyhisselam'ı peşinden koşturdu koşturdu...
Rüya gördü de kendi mülkünü yıkacak birisi çıkacak diye çocukları kesti, hep öldürdü.
O kadar cana sen nasıl kıydın, katil!
Kıydı. Ondan sonra Musa aleyhisselam'ın delilleri, ayetleri, hüccetleri geldi; onları da dinlemedi, etrafında doğru söz söyleyen insanlar da çıktı, tavsiyelerini de dinlemedi. İş iddiaya bindi.
Bir meydanda toplandılar; sihirbazlar bir tarafta, Musa aleyhisselam bir tarafta. Musa aleyhisselam hepsinin sihirlerini iptal edecek mucizeler gösterdi, sihirbazlar Müslüman oldular. Secde ettiler:
Amenna bi-rabbi Mûsâ ve Harun. "Musa'nın ve Harun'un Mevlâ'sına inandık, iman ettik." dediler.
"Öldürürüm sizi!"
"Ne yaparsan yap, zararı yok! Biz rabbimize gidiyoruz." dediler.
"Ayaklarınızı, ellerinizi çapraz keserim, sağ elinizi kesersem sol bacağınızı keserim."
"Kesersen kes, ne yaparsan yap!" dediler.
Neticede Firavun Musa aleyhisselam'ın ordusunu kovaladı. İbretlere bak. Öyle Firavunluk yaptı, kovaladı. Sonra ne oldu?
Denizde boğuluyor ya, tam boğulacağı sırada dedi ki;
Lâ ilâhe illellezî âmenet bihî Benû İsrâîle ve ene mine'l-müslimîn.
Öleceği zaman aklı başına gelir. Şimdi burada efe gibi dolaşır; ölümün pençesi yakasına yapıştığı zaman âcizlenir ama amel yeri hayattaydı. O perde kalktıktan, ahiretin halleri göründükten sonra kıymeti kalmaz. Allah vaktinde iman edip, salip amel işleyip, gözyaşı döküp, Allah'ın sevdiği kul olmayı cümlemize nasip etsin.
Ahirette cehenneme atılacaklar çok ağlayacaklar. Çok zâri, feryat figan edecekler, çok pişmanlık duyacaklar. Zebanîlere teslim edilince; zebanîler onları saçlarından, perçemlerinden, ayaklarından yakalayacak, yüz üstü sürükleyecek. Hor değersiz mahlûklar; horluk olsun diye sürükleyecek, o zaman cehennem ehli çok yalvarıp yakaracak:
"Yâ Rabbi! Bizi dünyaya gönder; yaşadığımızdan başka türlü yaşayacağız, yaptığımız işten daha başka türlü iş yapacağız, sana itaat edeceğiz…" diyecekler.
Yalvarma ve ağlama yeri burası. Burada yalvar yakar. Bak camiler bomboş! Ağlayabildiğin kadar ağla; entarin, gömleğin, dizin, seccaden ıslansın. Ahirette artık iş bitiyor. İş işten geçtikten sonra orada yalvarmanın faydası yok! Peygamberler bildirmiş.
Akıl var mantık var: Avrupa'nın, Amerika'nın yabancıları inceleyip Müslüman oluyor. Gayba iman ediyoruz ama akılla mantıkla iman ediyoruz, dinimiz elhamdülillah pırıl pırıl, sapasağlam, gayet aklî.
Geçen gün okudum; bir doçent arkadaş bir makale yazmış, hoşuma gitti.
Makalede mevzu olarak inkârcılığı almış, "Ben hiçbir şeye inanmıyorum." diyen insanı almış, onun hakkında 15-20 sayfa bir makale yazmış. Perişanlığını çıkartıyor. Kâfirliklerinde kalmak için zavallıcıkların bir tutam hakları yok. Mükemmel bir makale yazmış, onu okuduklarında o zavallı kâfirciklerin tutunacak hiçbir dalları kalmayacak. İnkâr için ellerinde hiçbir tutanakları, mecalleri yok. Çünkü çıkmaz sokak!
Bizim yolumuz 1400 senedir… Bir asır önceki adamlara sorsaydın;
"Artık din hükmünü bitirdi!" diyorlardı.
Sen bittin; toprağın içine girdin, toz oldun. Din nasıl dimdik ayakta! Amerikalı bak nasıl Müslüman oluyor!..
Nurettin Topçu Balıkesir'de gidiyormuş, Allah rahmet eylesin; önündeki bir köylü yolun kenarına dikilmiş, güzel fidanı kırmış, dallarını soymuş, eşeğine sopa yapıyor. Gitmiş;
"Utanmıyor musun sen? Bu canlı, güzel taze fidanı nasıl kırarsın, bir kenarda bir başka kuru dal mı bulamadın, Allah'tan korkmaz mısın?" demiş. Köylü de;
"Git beyim git. Biz onların boşluğunu anladık…"
Sen ne anladın, senin boşluğun anlaşıldı! Hiçbir şey anlayamamışsın! Bugün Avrupa'da, Amerika'da, Japonya'da, dünyanın her yerinde aklı çalışan insanlar Müslüman oluyor, sen daha uyu! Adam burada dinsizliği ispat için kitap yazıyor. Kitabına bakıyorsun, kafası daha doğru düzgün çalışmıyor. Sanki ayarı yapılmamış tekerlek gibi; düzgün değil, gidişi yalpa vura vura gidiyor.
Avrupalı bir adam varmış. "Bunlar dev…" diye yel değirmenine saldırmış; yel değirmeni de ona bir vurmuş, almış öbür tarafa atmış. Aynen böyle işte!
Küllü lahmin embetehu's-suhtu fe'n-nâru evlâ bihî kîle ve ma's-suhtu kâle er-rüşvetü fi'l-hükmi.
Sadaka Resûlullah.
Ömer b. Hattâb radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş ki Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuş:
Küllü lahmin. "Her bir et ki…"
Lahm: "Et" demek.
Lahmacun diyoruz, acin: "Hamur" demek. Etli hamur demek oluyor.
Küllü lahmin embetehu's-suhtu. "Her bir et ki onu haram bitirmiştir, haram meydana getirmiştir. Her bir et ki haramdan meydana gelmiştir, oluşmuştur, teşekkül etmiştir." Fe'n-nâru evlâ bihi. "Ona en layık olan şey cehennemdir."
Neden? Haramdan meydana geldi. Peygamber Efendimiz;
"Haramdan teşekkül etmiş bir ete ancak en evla, en uygun olan cehennem ateşidir!" demiş.
Demişler ki; "Yâ Resûlallah! Haramdan kastın nedir?"
Suht nedir?
Buyurmuş ki;
Er-Rüşvetü fi'l-hükmi. "Hüküm verirken rüşvet almak!"
Bir memleket neden bozulur? Adalet gidince bozulur.
El-Adlu esâsu'l-mülki.
Egemenliğin, hüküm sürmenin, hükümranlığın temeli adalettir. Adalet edersen ticaretin de devam eder, hükmün de padişahlığın da saltanatın da devam eder, işini yürütürsün. Haksızlık ettin mi, adaletten ayrıldın mı iş biter. O mahveder. Cemiyetleri adaletsizlik yıkar.
Adaleti rüşvet mahveder. Onun için;
Er-Râşi ve'l-mürtişî fi'n-nâr. "Rüşveti veren de alan da cehennemdedir."
Müslüman rüşvet veremez, rüşvet alamaz. Alınması yasak olan bir şeyi, vermesi de doğru değildir.
"Ben içki içmiyorum ama evime misafir geldiğinde çok itibarlı misafirse dolaptan likörü çıkartıp küçücük bir kadehçik likör veriyorum."
Sen içmiyorsun ama içiriyorsun ya o da aynı günah, hiç farkı yoktur!
"Ben rüşvet almıyorum, rüşvet veriyorum."
Almak da vermek de aynı şeydir; değişmez. İnsanların rüşvetten çok kaçınması lazım, rüşvetle ciddi bir mücadele etmemiz lazım. Rüşvetçi bir herif, bir takım gördük mü peşine düşmemiz lazım; ne güzel cihat mevzuu. Peşine takılırsın; herifle, heriflerle uğraşırsın. Çünkü memleketi onlar batırıyor, onlar batırdı.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in devrinden misal:
Ebu Bekir es-Sıddık radıyallahu anh'ın bir kölesi vardı. Bir gün getirdiği yemeği yedi.
Ebu Bekir es-Sıddık radıyallahu anh ne kadar yedi?
Fe-tenâvele minhü lokmaten. "Ondan bir lokma yedi."
Ondan sonra da mübareğin aklına geliverdi.
Sümme kâle min eyne ci'te bihî. "Bu yemeği nereden getirdin?" diye kölesine, hizmetçisine sordu.
Bir lokma aldı ondan sonra sordu, "Nerden getirdin bunu?"
Kâle merertu fî câhiliyyeti fe-vekayti lehüm. "Bir kavmin yanından geçmiştim, cahiliyet zamanında onlara muska yapmıştım; bana bu oradan geldi, bunu onun için verdiler." demiş.
Bir kötü cahiliye âdetinden gelmiş bir şey olduğunu anlayınca;
Fe-atavni fe-kâle üffin leke kidde entühli temlikenî. "Hz. Ebu Bekir kölesine kızdı ve 'Neredeyse beni mahvedecektin!' dedi." Fe-enhale yedehû fî halkıhî fecale fetekayyeu vecaalet lâ tahricu. "Elini ağzına soktu çıkartmaya, kusmaya çalıştı."
Bir türlü, bir lokmacık yemiş çıkmıyor.
Kıyle lehû fikıyle lehû lâ tahrucu illâ bi'l-mahri. "Ona dediler ki; 'Böyle çıkmaz, ancak suyla çıkar. Biraz su iç, başka türlü çıkmaz!' dediler." Fe-ceale yeşrebu ve yetekayye hattâ remâ bihâ. "Sonra bol bol su içti, kustu; yediği lokmayı nihayet dışarıya attı."
Ebu Bekir es-Sıddık Peygamber Efendimiz' den sonra ümmetin eftali, Allah şefaatine nail etsin. Bir haram lokma karşısındaki tavrına bir numune olsun diye bakın!
Fe-kıyle lehû kullü zalike min ecli lokmatin. "Bütün bunların, bu kadar telaş bir lokmacık şey için mi!" Kâle lev lem tahruc illâ maa nefsî le-ahreştuhâ. "Ancak canımla beraber çıksaydı, başka türlü çıkmayacak olsaydı; canımla bile onu çıkartırdım!"
Bu cümle çok önemli:
Lev lem tahruc illâ maa nefsî le-ahreştuhû. "Eğer çıkmasaydı, ancak canımla beraber çıksaydı, başka türlü çıkmayacak olsaydı, öyle olmak pahasına olsa bile öyle çıkartırdım."
Semi'tu Resûlallah sallallahu aleyhi ve sellem yekûl. "Ben Resûlullah'tan şöyle buyurduğunu işittim, diye bu hadis-i şerif söyledi: 'Her bir et ki haramdan hâsıl olmuştur, teşekkül etmiştir; ona cehennem ateşi yakışır!' dedi."
Buyurun bakalım, isterseniz bundan sonra lokmalara dikkat etmeyin! Bu yolun aslı, esası, temeli; has, halis, güzel, salih Müslümanlık!..
Bunların esası helal lokmadır.
Haram lokmayla cehennemlik et üzerindeyken sen ne bekliyorsun? Ne olacak?
Gözünden perde açılacak; her şeyi göreceksin, havalarda uçacaksın, cenneti cehennemi müşahede edeceksin. Kitaplarda okuduğun bir sürü kerametleri umuyorsun.
Lokmadan ne haber? Ne yiyorsun, nereden kazanırsın, elinin emeğiyle mi geçinirsin, başkasının sırtından mı yersin içersin, haram mı, helal mi yersin… Dikkat edeceksin!
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi helal kazanıp helal rızıkla merzuk eylesin, helal yiyen kimseler eylesin.
Bizim memleketin bir yerinden birisini anlattılar: Adam gidermiş, tarlayı kendisi bellermiş, kendisi tohumu ekermiş, biçermiş, harmanı yaparmış, savururmuş, buğdayı alırmış, taşırmış, öğütürmüş, yoğururmuş, ekmek yaparmış; öyle yermiş.
İşin içine bir hayvanın emeğini bile sokmazmış. Biraz da ifrat ama tarlayı hayvana sürdürmezmiş, eşeğin sırtında buğday çuvalını taşımazmış; her şeyi kendisi yaparmış. Titizlenenlerin titizliğine bak. Hiç olmazsa çalıştığın yerde parayı helal ettirmeye çalış; sahibiyle helalleş, yaptığın işlere dikkat et, haram olmamasına gayret et, elinden geldiği kadar çalış.
Küllümriin fî zılli sadakatihî yevme'l-kıyâmeti hattâ yukdâ beyne'n-nâs.
Bu hadis-i şerif de sadakayla ilgili! Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"Kıyamet gününde insanlar arasında hükmolununcaya kadar her bir kişi sadakasının gölgesindedir."
Malum, kıyamet gününde insanlar kabirlerden kalkacaklar, mahşer yerinde toplanacaklar. Çok bekleyecekler, çok uzun bekleyişler olacak, bekleyiş canlarına tak diyecek, terler insanların çenelerine çıkacak. Sonra peygamberleri dolaşacaklar: "Allah-u Teâlâ hazretlerine siz buyurun, söyleyin de Allah-u Teâlâ hazretleri hakkımızda hükmetsin, cennetlik olanlar cennete gitsin, cehennemlikler cehenneme…" diyecekler.
Çok zorlu bir bekleme olacak.
Ondan sonra Allah-u Teâlâ hazretleri kulları arasında hükmedecek: Binlerce yıl… Bin sözü de bize bir şey ifade etmez, bilmediğimiz uzun müddetler, sıkıntılı bekleyişlerden sonra Allah-u Teâlâ hazretleri kullara hükmedecek. Her bir kulun hesabı inceden inceye görülecek, sarığın içindeki ipek teli dahi hesaplayacaklar.
Hadis aliminden birisi ölmüş de rüyada görmüşler:
"Mevlâ sana ne yaptı?"
"Allah-u Teâlâ hazretleri bana acıdı, Resûlullah'ın hadis-i şeriflerini toplayayım diye diyar diyar gezmemden dolayı beni afv-u mağfiret eyledi, cennetine soktu." demiş.
Şimdi biz de hadis okuyoruz. Bu hadisler öyle toplandı. Siz gelip burada rahat dinliyorsunuz. Eskiden alimler bir hadisi duymak için diyar diyar gezerdi. Allah cümlesinden razı olsun, bizi şefaatlerine nail etsin. "Yalnız burada çok ince bir hesap yapıyorlar. Çok zorlu bir hesap var. Rüyada;
"Sarığımın kumaşı içinde bir ibrişim tel varmış, -ipek, erkeğe haram ya- onu dahi mizanda hesapladılar!" demiş.
Rüya ama hesabın inceliği çok hoşuma gitti.
Kur'ân-ı Kerîm'de de;
Fe-men ya'mel miskâle zerratin hayran yerahû. Ve men ya'mel miskâle zerratin şerren yerahû. âyetleri var.
Miskâle zerra, "Zerre ağırlığınca" bir hayır ve şer hepsi hesaba girecek, diye bildiriyor. Rüya da ona uygun. İnsanlar arasında çok ince, uzun hesap görülecek; sonra bahtiyarlar cennete gidecek, mücrimler cehenneme atılacak! O zaman güneş yaklaştırılacak, insanların beynini kaynatacak; insanlar terlere gark olacaklar, korkuların çeşitleri içinde çok sıkıntılar çekecekler… Allah bizi hesabın, kıyametin sıkıntılarından korusun.
Nice bahtiyarlar var ki;
Hüm ve ezvâcühüm fî zilâlin ale'l-erâiki müttekiûn.
Yasin suresinde bildirildiği gibi kimisi cennete hesapsız girecek, bi-gayrihisâb; hiç hesap kitap olmadan, dosdoğru cennete gidecek. Ötekiler hesap derdinde uğraşırken orada hurilerle, gılmanlarla, cennetin nimetleriyle safa sürecekler.
Ukkâşetü'bnü Misan es-Sakafî isminde bir sahabe var. Bi-gayrihisâb cennete girecekler anlatılırken mübarek kalkıvermiş, coşmuş, içine şevk gelmiş:
"Yâ Resûlallah! Dua et, ben de onlardan olayım!" demiş. O zata;
"Sen de onlardansın!" demiş.
Allah şefaatine nail etsin. Hesapsız girecekler var ama hesapta uzun bekleyişte olacak.
O günde her kimse sadakasının gölgesi altında duracak, Allah yolunda sadaka verenin sadakası gölge olacak, başına safa olacak.
Orada insan, gölgesi olsun istemez mi? Çok güneşli bir yerde başın açık kalsa ne yaparsın? Gölge aramaz mısın?
Ben bile öğleyin bu tarafa doğru gelirken, iki sokak aşağıdan, güneşten gitmeyeyim de gölgeden gideyim, orası biraz daha tatlı esiyor diye hep gölge kolladım. Kıyamet gününde o şiddetli ateşte, güneşin alnında sıcakta insanlar çok bunalacaklar, çok sıkıntı çekecekler. Bir kısım insanlar sadakasının gölgesi altında olacak.
Kur'ân-ı Kerîm incelenirse namaz kılmak ve zekât vermek yan yana çok zikredilir. Hatta ben öyle baştan sona hepsini o gözle incelemedim ama Gazali hazretleri diyor ki:
"Hiçbir ayet-i kerime yoktur ki içinde namaz zikredilsin, yanında zekât zikredilmesin!"
Daima beraber zikrediliyor. Bu ne demek?
Bizim dinimiz biraz para fedakârlığı dinidir, paraların üstüne tavuk gibi kuluçkaya yatmak değildir. Bizim dinimiz paraları Allah yolunda sarf etmek dinidir.
Millet namazı kılıyor, paraya gelince; "Canımı al; malımı alma, malıma dokunma!" diyor.
Malı ne yapacaksın? Varislere!
Yahu sen kendin hayr-u hasenat yap, cenneti sen kazan. Sana veren Allah varislerini boş mu bırakır! Onlara da verir!
Ben; varislerden mal kaçırın, demek istemiyorum ama vazifeyi yapmaktan da kaçınmayın.
Resûlullah Efendimiz;
"Sizin hanginiz var ki başkasının malını, kendi malından daha çok sevmesin?" buyuruyor.
Hepiniz başkasının malını kendi malınızdan daha çok seversiniz, diyor. Diyorlar ki:
"Yâ Resûlullah anlayamadık nasıl olur, insan kendi malını daha çok sever, niye biz başkasının malını daha çok sevmiş olalım? Ne demek istiyorsunuz?"
Peygamber Efendimiz de buyuruyor ki:
"Sizin hayr-u hasenat yapmak için sarf ettiğiniz paralar kendinizindir, biriktirip, harcamayıp depo ettiğiniz, sonradan mirasçıya kalanlar da başkasının malıdır."
Hesabı sana, sefası ona! Sen ölürsün, Allah iman selametliği versin, "Gel bakalım." derler, o malın hesabını sana sorarlar. Varislerin de orada yer; sana ya teşekkür eder ya etmez, muhakkak teşekkür eden evlat vardır.
Ama burada biraz vermeyi, elimizi açmayı öğreneceğiz, vermenin zevkine ereceğiz; fedakârlık öyle görülür. Camide 100 rekât kılarsın, bir şey yok; ama hadi ver bakalım. Asgarî haddi zekâtı vermektir. Zekâtı vereceksin, hiç çırpınmak yok. Gönül hoşluğu ile malının zekâtını ayıracaksın.
O senin değil, fakirin hakkı; onu vereceksin, ehlini bulmak için arayacaksın. Araştırıp o parayı gönül hoşluğu ile vereceksin. Hayr-u hasenat, boynu bükük, mazlum parasız pulsuz insan gördün mü kesene davranacaksın; çalışacaksın. Çoluk çocuğunu iyi yetiştirmek için, Müslümanların korunması, kollanması için para harcayacaksın…
İnsanın iyi Müslüman-kötü Müslüman olduğu para konusuna gelince belli olur. Gönlümüzde dünya sevgisi, mal sevgisi kalmasın. Mal ve dünyalık, ahireti kazanmak içindir; depo etmek çok tehlikelidir. İnsan parayı depo ettiği zaman onun çok sıkıntıları olur. Bu yüzden Ebu Zerr el-Gıfarî hazretlerinin çok kimselerle başı derde girmiş. Biriktirmeyin, diye çok söylemiş; onlar da kızmışlar.
Bize kızmayın, biz hadis-i şeriflerden Resûlullah'ın sözünü söylüyoruz. Biz de kusurlu olabiliriz ama bu hadisi okuyunca söylemek zorundayız. Size söylüyoruz, siz de başınızın çaresine bakın, biz de başımızın çaresine bakalım. Birbirimize de yardım edelim, hakkı birbirimize söylemekte yardım edelim.
Bir paranın nereden geldiğine dikkat edelim. Bir para sıcak bir paradır, gelir. İnsanın hoşuna gider ama onun geliş yerine çok dikkat edelim. Ondan sonra da mümkün mertebe sarf edelim.
"Vallahi mal, sadaka vermekle eksilmez!" diye Resûlullah Efendimiz yemin ediyor.
Sen, ben değil; Resûlullah Efendimiz yemin ediyor. İnsan bir kimseye sadaka verdi mi, melekler, "Yâ Rabbi! Sen buna arkasını, bu verdiğinin yerine başkasını ver." diye dua ederler.
Sabahleyin 100 lira sadaka verirsin, akşama helalinden 1000 lira eline geçer. Yaparsan görürsün, bu dünya biraz böyle imtihanlıdır.
Allah-u Teâlâ hazretleri yalancılarla gerçekçileri, âşık-ı sadıklarla sahtekârları ayırmak için insanın tatlı şeylerini; damarına damarına basar, canını, malını ister. Bunları vermeye razı oldu mu âlemlerden müstağnîdir. Daha fazlasını ihsan eder, kulunun yaptığını hiç karşılıksız bırakmaz. Biraz vermeye alışacağız.
Allah yolunda hepimiz -ben de dâhil siz de dâhil, aramızda hiçbir farkımız yok- paraları verebilmemiz lazım. Yapmak lazım.
Allah-u Teâlâ hazretleri biraz fedakâr, cömert Müslümanlar eylesin, cömertliği bize ihsan eylesin. Allah-u Teâlâ hazretleri cümlenizden, cümlemizden razı olsun. Birbirimizle iyi kardeşler eylesin. Kusurlarımızı birbirimize tatlı tatlı hatırlatmak ama aramızı bozmamak suretiyle, birbirimize sevgimizi azaltmamak suretiyle bizi yekvücut numune bir cemaat eylesin.
Allah-u Teâlâ hazretleri yolunda daim, zikrinde kaim etsin, sevdiği razı olduğu bir zümre eylesin. Peygamber Efendimiz' in sünnet-i seniyyesini, okuduğumuz hadisleri zihnimize yerleştirip onlara göre yaşamak nasip etsin. Böylece Peygamber Efendimiz' in sevgisine, şefaatine ermek; cennetine dâhil olmak nasip etsin. Cümlemizi salih kullarla Peygamber Efendimiz' in Livaü'l-Hamd'i altında toplasın, cemaliyle de müşerref eylesin.
Fatiha-i Şerife mea'l Besmele.
12.09.1982 -
Kuran-ı Kerime Bağlılık
08.05.1983 -
Allaha Kavuşmayı İstemek,
