Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Kitâbullâhi ve sünnetî len-yeteferrakâ hattâ yeridâ 'aleyye'l-havda.
Sadaka Resûlullah fî-mâ kâl ev kemâ kâle.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet olunan hadis-i şerifte Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selem hazretleri buyuruyor ki;
Kitabullahi. "Allah-u Teâlâ hazretlerinin kitâb-ı kerîmi." Yani Kur'ân-ı Kerîm. Ve sünnetî. "Benim sünnetim." Yani Peygamber sallallahu aleyhi ve selem hazretleri "benim" diyor. Söyleyen o. Yani, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin emirleri, yasakları, takdirleri, fiilleri, sözleri, yaşayış tarzı, tavsiyeleri, sünneti. "Allah'ın kitabı Kur'ân-ı Kerîm ve Peygamber Efendimiz' in sünneti."
Len-yeteferrakâ. "Birbirinden ayrılmayacaklar."
Ne zamana kadar ayrılamayacaklar?
Hattâ yeridâ 'aleyye'l-havda. "İkisi ta cennete girip de havz-ı kevserin başında benim yanıma gelinceye kadar birbirinden ayrılamayacak." Kur'ân-ı Kerîm ve Peygamber Efendimiz' in sünneti ta cennete Peygamber Efendimiz' in yanına gelinceye kadar birbirinden ayrılmayacak.
Bundan ne çıkıyor?
Bundan Peygamber Efendimiz' in sünnet-i seniyyesinin kıymeti çıkıyor. Her zaman söylediğim gibi, bizim bu devrimiz fitneli bir devirdir.
Fitne ne demek?
Karışıklık, kargaşalık, insanı dünyevî uhrevî bakımdan sıkıntılara sokan, şaşırtan hadiselerin çokça olduğu devir. E nereden belli?
Sokakları, deniz kenarlarını görmüyor musunuz, gazeteleri okumuyor musunuz, çeşit çeşit insanların sözlerini, münakaşalarını duymuyor musunuz?
Karmakarışık bir devir. Öle bir devir ki insan sabaha Müslüman olarak sabahlar, akşama kâfir olur, Allah hıfz eylesin, korusun. Öyle bir devir ki insan akşama Müslüman olarak akşamlar, sabaha kâfir olarak çıkar. Fitneli devir, ahir zaman... Bu zamanın hâdiselerini Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri 1400 yıl önceden haber vermiş. Söylediklerini okuduğumuz zaman hemen etrafımızdaki hadiselerden irtibat kurabiliyoruz. Allah Allah! Sübhanallah! Bak hadis-i şerifte söylenilen şey aynen çıktı diyoruz. Burada hadis-i şeriflerde hep çıktıkça da size işaret ediyorum. Zamanı geldikçe, hadis-i şerifleri okudukça bak bu hadis-i şerifin hükmü çıktı ey cemaat diye dilimin döndüğünce size anlatmaya çalışıyorum.
"Hükümdarlık, hilafet Yemen kabilelerinden Himyer'de idi, Allah-u Teâlâ hazretleri Kureyş'e intikal ettirdi. Ondan sonra yine kıyamete yakın zamanda yine Yemenlilere geçecek." dememiş miydi?
Buna benzer çok misaller var. Yüksek binalar yapılacak, iki tane iddiası, kanaati, sözü, lafı aynı olan iki Müslüman taife birbirleriyle harp etmedikçe kıyamet kopmaz.
İşte sadaka Resûlullah. Resûlullah Efendimiz' in dediği çıkıyor.
Sonra kimse alınmasın, hadis-i şerifte geçiyor, 1400 sene evvel söylenmiş söz. Peygamber Efendimiz söyledikten sonra kimsenin darılmaya gücenmeye hakkı mı var?
Kıyamet alametlerinden birisi de şudur ki, "Deve çobanlarının yüksek bina yapmakla birbirleriyle yarışmasıdır." diyor. Fe-sübhanallah, Sübhanallah! İfadelere bak...
Bu fitneli devrin bize çok zararları var. Neden zararları var?
Şu dışarıdaki Allah'ın rızasına aykırı yaşayan insanlar... Biz bunları başka memleketten mi ithal ettik? Bunların dedeleri sakallı Müslümanlardı. Bunların dedeleri bu memleketleri Allah Allah Allah deyip de alan gaziler, şehitler, başkaları değil ki? Bunlar, kelime-i şehadet getiren, namaz kılan, Allah Teâlâ hazretlerinin aşkından, muhabbetinden dünyayı bir tarafa koyup da Allah rızası için dini yaymak için buralara gelmiş, ahiretini kazanmaya gayret etmiş olan, kefenini zemzemle yıkayıp da başına sarık diye dolayıp gelen insanların torunları.
Dışarıdan ithal mi ettik? Hayır, buradan oldular.
Demek ki fitneli bir devir. Bak, dedesi müftü, babası vaiz, imam oluyor da hatta kendisi bir zamanlar kadı, müftü oluyor, bilmem ne oluyor da bakıyorsun değişmiş bacak bacak üstüne atıp inkâr ediyor. Fitneli bir devir...
Allah cümlemizi en aziz nimeti olan imandan ayrılmadan imanlı yaşayıp o kelime-i şehadet üzere imanlı olarak emanetimizi teslim etmek nimetine erdirsin.
Bu fitneli fesatlı devrin fitnelerinden bir kısmı kâfirlerden geliyor; Müslümanlık da neymiş bilmem ne filan, çeşit çeşit sözler; canım Müslümanlar gericidir, kafaları ermez, şudur, budur. Onları yavaş yavaş yendik, onların hepsini yendik çünkü Avrupalılar da Müslüman oluyor. Adam inceliyor inceliyor Müslüman oluyor, onları yeniyoruz.
Biz çağırmadan Amerikalısı Müslüman oluyor. Biz çağırmadan bir duyuyoruz ki Amerika'dan profesörün birisi Müslüman olmuş. Bir bakıyoruz ki İngiltere'den falanca kütüphane müdür Müslüman olmuş. İnceleyen adam Müslüman oluyor! Eğer şu dünyanın zevkinden, sefasından, eğlencesinden, sinemasından, tiyatrosundan, flörtünden vakit bulabiliyor da hakikati arıyorsa, gel kulum sen hakikati mi arıyorsun, al sana hakikat diye Allah sana ihsan ediyor.
İngiltere'de düşünmüş taşınmış benim dinim, bâtıl din, bir şeye benzemiyor demiş. Bakmış aklına uymamış.
E güzel din hangisi?
Kitaplarda yazıyor ki, Hintlilerin Budizm dini biraz mantıkî imiş, insan sevgisine, merhamete önem veriyormuş, hadi Hindistan'a gideyim orada Budist olayım demiş. Budistler var yoga yapıyorlar, bilmem neler yapıyorlar, birtakım hünerler gösteriyorlar ya. 40-45 gün mezar gibi bir şeyin içine giriyor yemek yemeden duruyor, havaya ip atıyor tırmanıyor filan, oraya gitmeye kalkmış.
Türkiye'ye gelmiş rüyada göstermişler demişler ki; "Sen oraya gitme burada Müslüman ol." Adam İngiltere'den yola çıkıp da hak dini aramaya gidince, Mevlâ bakıyor ki İngiltere'den Türkiye'ye kadar hakikaten hak dini aramak için zahmeti çekiyor, terliyor, Türkiye'de gösteriyor. İngiltere'de de isterse gösterir ama Türkiye'ye kadar bir zahmet etsin bakalım, göstersin ihlâsını. Türkiye'de diyor ki; Kulum sen Hakkı arıyorsun ama Hak Hindistan'da değil, Hak Müslümanlıkta diye gösteriyor. Adam rüya üzerine Müslüman oluyor... Tanıdıklarımızın komşuları, yani adıyla sanıyla söyleyebileceğimiz kimseler.
Gün gibi aşikâr, imanımız 1400 yıldır sapasağlam durmuş, o kadar badireler geçirmiş, o kadar hücumlara uğramış; sisler dağılıyor bakıyorsun kalemizin duvarları sapasağlam duruyor, hiçbir şey olmamış asırlar kuvvetlendiriyor, dinimiz durdukça kuvvetleniyor.
Neden?
Bismillâhirrahmânirrahîm
İnnâ nahnu nezzelne'z-zikra ve innâ le-hû le-hâfizûn. Allah-u Teâlâ hazretleri; "Bu Kur'ân-ı Kerîm'i, bu zikr-i ilâhîyi, bu delilleri, bu dini, biz indirdik biz koruyacağız." diyor da ondan!
Bir lem'a ki Hak yandıra, üflemekle sönmez.
Allah yakmışsa bir ışığı onu kim söndürebilir? Sönmüyor, yanıp duruyor, nasibi olan bakıp Müslüman oluyor. Nasipsizler ağlasınlar, gece gündüz ağlasınlar. Yâ Rabbi! Bana ne oldu ki, ben niye imanımı kaybettim diye gece gündüz ağlasın bakalım! Kaybetti, ahiretini, imanını, inancını, her şeyini kaybediyor. İman gidince hayatın tadı tuzu kalmıyor ki.
Yani hayatın nesi var?
Zengin de fakir de hasta oluyor. Dert herkese gelebiliyor, para sahibi olunca insan mutlu olmuyor ki?
Bakıyorsun fakir, alın teri dökerek üç kuruşluk bir para kazanıyor, gidiyor bir kuru ekmek tuza banıyor, çok şükür yâ Rabbi! diyor, bakıyorsun mesut bahtiyar. Öbür tarafta bakıyorsun üç tane araba, beş tane köşk, sekiz tane bilmem şuyu buyu her şeyi var; evde ne bet ne bereket ne huzur var. O ona hırlar, o ona dırlar; evde bir tat tuz yok. Öyle olabiliyor, bereket başka bir şey...
Kâfirden korkumuz yok, hallediyoruz ama bir çeşidi de içimizden çıkıyor din namına konuşuyor; ben de Arapça biliyorum, ben de dinî tahsil yaptım, ben de amme cüzünü biliyorum, hatta Kur'ân-ı Kerîm'i ezberledim diyor. Din namına öyle şeyler söylüyor ki, Arapça söylediği için Müslümanlar kanıyor. Onun dilinden konuştuğu, bazı şeyler okuduğu için kanıyor, işte o zor. Pilavın içinde kara taştan korkma. Neden? Aa! Bembeyaz pilavın içinde bir tane kara taş var, bu dişimi kırar dersin ayırırsın kenara koyarsın.
Neden korkacağız?
Pirince benzeyen mermer cinsi taştan korkacağız. Pirince benzer, bembeyaz! Bembeyaz, kaşığa alırsın baka baka ağzına atarsın, çatır çutur dişin kırılır.
Bu çeşit insanların bir kısmı diyorlar ki;
Ben Kur'an'a inanırım...
Tamam, maşaallah, lütfen keremen, sanki bize çok büyük lütufta ihsanda bulunuyormuş gibi... Sen inanıyorsan kendin kurtulursun.
Ama başka şey tanımam. Vay! Başka bir şey tanımaz.
Yani ne tanımaz? Sünnet münnet, Peygamber Efendimiz' in hadis-i şerifesi vesaire tanımazmış.
Peki, Kur'ân-ı Kerîm'i kim indirdi? Allah.
Kime indirdi? Resûlullah'a.
Kim tebliğ etti? Resûlullah.
Yani sen onun bu Kur'an'dır değini kabul edeceksin, ondan sonra şunu şöyle yapın dediğini kabul etmeyeceksin.
Akıl mantık kabul eder mi? Etmez ama bu boruyu öttüren insanlar var.
Neden böyle yapıyorlar? Birkaç sebep var.
Bir kere zor geliyor. Zor geliyor [çünkü] hadis-i şerif Müslümanı tarif ediyor. Hadis-i şerif bir Müslümanın gününü nasıl geçirmesi, nasıl yapması gerektiğini tarif ediyor, kıpırdamaya mecal bırakmıyor. Ey Müslüman! Müslümansan şöyle yaşayacaksın diye sabah yataktan kalkış şekliden elini yüzünü yıkayış şekline varıncaya kadar, yemeğe başlayışından bitirişine kadar, çocuğu terbiye edişinden gece yatışına kadar, ana babanın münasebetine, karı kocanın muamelesine kadar dinimiz her şeyi tarif ediyor. Hadis-i şerif tarif ediyor.
Eğer insan Müslümanca yaşamaktan sıkılıyorsa onu hadis-i şerif de sıkıyor. Biz hiç şikâyetçi değiliz elhamdülillah. Hadis-i şerif gözümüzün nuru, Resûlullah başımızın tacı. Allah şefaatine nail eylesin.
Nesi var, Resûlulah'ın yolunda ne kusur gördün?
Zor geliyor beyefendiye. Kravatını takıyor, tıraşı oluyor, mevki makamın başına geçiyor başka bir yol tutturuyor. O yol tatlı geliyor da Müslüman olmak zor geldiğinden, doğrudan doğruya ben Müslüman değilim demiyor, dolayısıyla diyor ki, ben Kur'an-ı tanırım ama hadisi tanımam.
Peki, gel! Kur'ân-ı Kerîm'i tanıyorsun da hadisi tanımıyorsun, nasıl mümkün olur? Allah-u Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'de buyurmuyor mu?
Bismillâhirrahmânirrahîm;
Kul in küntüm tuhibbûnellâhe fe't-tebi'ûnî yuhbibkumullâhu ve yağfir le-küm zunûbeküm. "Resulüm onlara, 'Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tâbi olun' de." Fe't-tebi'ûnî. "Bana tâbi olun." Yuhbibkumullâhu ve yağfir le-küm zunûbeküm. "Allah da sizi o zaman sever ve günahlarınıza afv-ü mağfiret eyler." diye Resûlullah'a uydurmuyor mu?
Ve mâ erselnâke illâ rahmetelli'l-âlemîn. "Biz seni ancak âlemlere merhametimizden bir rahmet eseri olarak gönderdik." demiyor mu?
Ve mâ yentıku ani'l-hevâ in hüve illâ vahyun yuhâ. demiyor mu?
Resûlullah'a uymaya, onun izinden gitmeye teşvik etmiyor mu? Ediyor.
Demek ki Kur'an'ı da aslında tutmuyor, aslında Kuran'a da isyan ediyor.
Onun için böylelerine dikkat edin. [Böyleleri] pirincin, pilavın içindeki beyaz taş gibidir. Resûlullah'ın sünnetine sarılan kurtulur. Yol bir tane, bin bir tane yol yok! Dalâlet yollarını sayamayacak kadar çoktur ama hakkın yolu bir tanedir, o da Kur'ân-ı Kerîm'in yolu, Resûlullah'ın izidir! Resûlullah'ın izinden gidersin.
Niye sabah bu vakitte kalktın? Resûlullah kalk demiş.
Niye bu namazı kıldın? Resûlullah kıl demiş.
Niye burada böyle yaptın, niye sakal bıraktın? Resûlullah bırakmış.
Niye yüzüğü şu tarafa taktın? Resûlullah böyle yapmış.
Niye yemeğe sağ elinle başladın? Resûlullah böyle demiş.
Niye tuza bandın? Resûlullah böyle buyurmuş.
Niye sonra dua ettin? Resûlullah böyle buyurmuş.
[Resûlullah'a uyarsan] rahat edersin, kurtulursun, şefaatine nail olursun.
Ama aykırı iş yaparsan, niye bu aykırı işi yaptın diye sordukları zaman ne cevap vereceksin? Veremezsin.
Gün gibi aşikâr ama insanların çoğu sapıtıyorlar. Çok dikkat etmek lazım, bu dini kimden aldığınıza çok dikkat edeceksiniz. Dininizi kimden öğreniyorsunuz?
Adam camiye giriyormuş vaaz da veriyormuş. Buraya kadar hepsi güzel. Vaazdan sonra çıkıyormuş caminin dışında, ezan okunduğu zaman herkes camiye giriyormuş çıkıyormuş, o yine dışarıda oturuyor.
Bir, üç, beş, yedi... Huy... Yani camiye gelmiyor. Bu adamdan ben soğudum çünkü, evet vaazı tatlı, güzel şeyler, laflar söylüyor ama güzel lafın ne kıymeti var? Allah insanın lafına mı bakacak kalbine mi bakacak? İstediğin kadar edebiyat, avukatlık yap, Allah indinde makbul olan kalp temizliği, iç niyet halisliğidir.
Lafı güzel ama, bu adam niye namaz kılmıyor? Ben bunu sevmedim deyince diyormuş ki;
İstiğrak halinde... İstiğrak hali ne demek?
Yani muhabbete gark olmuş, Mevlâ'nın sevgisinden kendinden geçmişte...
Sen Mevlâ'yı seviyorsan sözünü tut! Sen Mevlâ'yı seviyorsan Kur'an'a âsi olma, karşı gelme. Kur'ân-ı Kerîm'de Allah "namaz kıl" demişken, müezzin hayye'ale's-salah, hayye'ale'l-felah, gel namaza, gel kurtuluşa derken, Resûlullah zamanından beri bu iş böyle yapılagelirken, gün gibi aşikârken sen [bunu] nasıl yaparsın? Nasıl camiye gitmezsin? Nasıl bir de onu mazur görürsün, gösterirsin? Terazi bozuldu mu doğru tartmaz. Teraziyi doğru tutacaksın, doğru tartacaksın.
Lâ ta'rifi'l-hakka bi'r-ricâli. "Adamlara bakıp Hakkı öğrenmeye kalkmayın."
Hüner Allah'a muti olmak. Ramazan'ın son günü oruç tutmak farzdır, bayramın ilk günü oruç tutmak haramdır. Bir gün fark var, bir gün evvel oruç tutuyorsun sevap, bir gün sonra oruç tutsan günah. İtaate, Allah-u Teâlâ hazretlerinin buyruğunu tutmaya alışacaksın.
Adam adama bakıyor, göbeğine kadar sakalı uzun, başında yeşil sarık, mavi sarık, siyah sarık, sırtında beyaz cübbe, şunu bunu filan. Laf âlâsı, cambazlığı vesaire her şeyi var.
O adam ne derse ben onun sözünü dinlerim.
Yok, öyle şey yok, olmaz. Ya yanlış söylerse ya bir müsteşrik ya bir gâvur ya bir kâfir o kılığa girip de gelmişse!
Kâfirin beyaz sakalı olmaz mı? İhtiyarlayınca onun da sakalı beyazlaşır.
Sararsa sarığını ne yapacaksın? Sırtına cübbe giyerse bir şey mi diyeceksin?
Burada Laleli Cami'nde birisi bilmem kaç yıl namaz kıldırmış. "Ben Hristiyan’dım, burada vazifeli olarak bunca sene [imamlık] yaptım, namazlarınızı ödeyin demiş, kalkmış gitmiş.
Kâfir, misyoner, aldatmak, [yanlış bilgiler] öğretmek için Müslümanların içine giriyor. Böyle başka dinden, başka şeyden olup köylere gidenler, hadisten ayetten okuyanlar varmış, ondan sonra [onları dinleyenler] sapıtıyor.
Hakkı hakikati öğreneceksin kimin hak ehli olduğunu o zaman anlarsın! Hakkı sen bir öğren, hakikat, hak, farz sünnet ne Allah'ın emri ne onu öğren. O zaman dersin ki bu adamın şeklinin güzelliğine bakma. Bu adam ahiret parasıyla bir pul, bir mangır etmez. Şu adamın da tevazuuna, sessizliğine bakma, bu ahirette dağlarla ağırlık koysan bunu tartamazsın. Hakikati öğrendin mi o zaman anlarsın. İnsan usta oldu mu hangisi cam hangisi elmas ayırır; hangisi altın, hangisi üstü altın suyu ile boyanmış uydurma anlar. Meslekten olmazsan seni aldatırlar kalp akçeyi reşat altın diye satarlar.
Müslüman önce hakikati öğrenecek, sapıtmayacak. Hakikatin iki yolu var, diğer iki yolu da ona bağlıdır. Birisi kitâbullah; Allah-u Teâlâ hazretlerinin Kur'ân-ı Kerîm'i.
Var mı bir tereddüt? Yok.
1400 yıl önce Allah-u Teâlâ hazretleri "Biz indirdik biz koruyacağız." diye vaat etmiş, bir ayeti değişmeden sapasağlam. Ondan sonra Resûlullah'ın sünneti.
Hocam mevzu, uydurma hadisler yok mu?
Var. Kâfir orada da hünerini göstermiş. Kâfir veyahut sapık zihniyetli insanlar orada da Müslümanları aldatmak için hadis uydurmuş koymuş ama ayıracaksın. Sen şimdi nişanlın nişan yüzüğü istediği zaman camdan uydurma mücevherle var diye hakiki elmas yüzük almıyor musun? Araya araya hakikisini buluyorsun alıyorsun. Fesatçılar fitneciler öyle yaptı böyle yaptı diye hadis-i şeriflerin hepsini mi terk edeceğiz?
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz 40 yaşında peygamber oldu, 23 yıl peygamberlik yaptı, hiç mi bir şey demedi, Resûlullah Efendimiz 23 yıl hiç konuşmadı mı? Sözü, tavsiyesi yok mu?
Var.
Bul. Ulemamız bulmuş. Rivayet eden adamlara bakmışlar, hep salih kimseler olmasına dikkat etmişler. Adam biraz bozuksa, "Bu adama güvenilmez, bunun sözüne bir şey demeyiz." demişler. Adamları incelemişler. Hatta doğru düzgün bir adam bile olsa, "İhtiyarlığına doğru hadisleri karıştırmaya başlamıştır. Hafızası bozulmuştur." diye yazmışlar. Âlim olsan biraz Arapça okusan hadis ilmine vâkıf olsan hadisçilerin neler yaptıklarını hayranlıkla seyredersin. Hiçbir şey meçhul değil. Her hadisin senedi, delili, sülalesi, rivayeti hepsi bellidir, kimin kimden rivayet edildiği hepsi bellidir.
Biz Ebu Hüreyre radıyallahu anh böyle demiş diyoruz çünkü karşımızda kitap var, onun da geldiği yer belli, o kadarla şey yapıyoruz [yetiniyoruz.] Eskiden gün gibi hepsi belli idi. Şu hadis-i şerif doğru değildir, mevzudur, uydurmadır diye zaten ulemamız söylemiş. Ulemamız hadisi inceleyip de bildiği için söylüyorlar da bunlar da mevzu hadis vardır diye oradan haberdar oluyor. Yoksa bunların kafasına kalsaydın mevzu hadisin olup olmadığını bile yine bilemezdi. Bizim ulemamız şunlar çürüktür diye ayırmış da çürük sözlerin hadis diye uydurduğunu oradan biliyor.
Onun için hadis ilmi hepsini halletmiştir. Peygamber Efendimiz' in sünneti başımızın tacıdır. Kur'ân-ı Kerîm ve hadis-i şerif bizim rehberimizdir. Bu çok önemli... Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, "İleride karanlık gece parçaları gibi fitneler olacak." diyor. Bunun üzerine ashâb-ı kiram korkup, telaşlanıp; "Yâ Resûlallah! Ondan kurtuluş nasıl olur, nasıl kurtuluruz o fitnelerden?" diye soruyorlar. Diyor ki:
"Allah'ın kitabına ve benim sünnetime sarılmakla kurtulursunuz." Allah'ın kitabına yani Kur'ân-ı Kerîm'e ve benim sünnet-i seniyyeme sarılmakla kurtulursunuz. Dinimizin aslını esasını öğreten sapa sağlam ciltlerle kitaplar yazılmış, ciltlerle kitaplar tercüme edilmiş.
Onun için hiçbiriniz, bacak bacak üstüne atıp da ben Kur'an'ı tanırım başka şey tanımam diyen insanlara iltifat etmesin; hiçbiriniz ben Kur'an'ı kabul ederim ama sünneti tanımam diyen insana iltifat etmesin. Hiçbiriniz sünnete uymayan hali olan adama itibar etmesin!
Sana bir yerden yangını tutuşturur eteğin yanmaya başlar, o zaman söndüreceğim diye uğraş. Sadıklarla buluş;
Ve kûnû me'a's-sâdikîn. "Sadıklarla ol, salihlerle ahbaplık et." Allah'tan korkup da ahiretini kazanmak için ömrünü geçiren insanların yanında ol; olur olmaz insana itibar etme!
Bak bakalım adam nasıl yaşıyor, bak bakalım yaşayışı İslâm'a uygun mu yoksa lafı başka kendi başka mı? Oradan ölçmek lazım. İşte bu noktaya dikkat etmeyen insanlar bugün İslamiyet'i kaybederler. Resûlullah Efendimiz' i ayırmak mümkün değildir. Bir insan lâ ilâhe illallah derse yetmez, Muhammedun Resûlullah diyecek. Cennetin kapısı orada, yani çünkü lâ ilâhe illallah demenin icabını Muhammedün Resûlullah bize öğretti.
Sen onun peygamberliğini kabul etmezsen doğru dini öğrenemezsin. Kitabullahı, Kur'an'ı kabul ederim sünneti kabul etmem derse ulaşamaz çünkü Kur'ân-ı Kerîm anayasa gibidir, Peygamber Efendimiz onun teferruatını 23 yılda anlattı. Sen 23 yılda anlatılan şeyleri bir tarafa nasıl koyarsın, Kur'ân-ı Kerîm'i hadis-i şerefsiz nasıl bilirsin? Nasıl izah edersin?
Mümkün olmaz.
Onun için bu mânaya çok dikkat edin. Buna dikkat etmezseniz etrafta kurtlar sürülerin etrafında dolaştığı gibi dolaşıyorlar, Müslümanlardan bir tanesini çalmayı kâr sayıyor. Bir tane Müslümanı aldatırsa hak yoldan çıkartırsa kâr sayıyor. Atmaca gibi Müslümanın peşinden koşuyorlar, bir tanesini bir kenarda gördüler mi kapıp kâfir etmek için atmacanın civcivin üstüne saldırdığı gibi saldırıyorlar.
Hidayet Allah-u Teâlâ hazretlerindendir. İnsan edeple hareket ederse Allah hıfz eyler; cümlemizi hıfz-u himaye eylesin, edepsizliğe düşürmesin, kulluğunda kusur ettirmesin. Bizi edepli, terbiyeli, zarif, arif, Peygamber Efendimiz' e muhabbeti çok, sünnet-i seniyyeye bağlılığı tam olan kimseler eylesin.