Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Ene sâbiku'l-Arabi ile'l-cenneti ve Selmânu sâbiku Fârisin ile'l-cenneti ve Suheybun sâbıku'r-Rûmî ile'l-cenneti ve Bilalun sâbiku'l-Habeşeti ile'l-cenneti.
Sadaka Resûlullah.
Taberânî, İbn Ebî Hâtim, İbn Asâkir ve daha başka kaynaklar, Ebû Ümâme radıyallahu anh'ten rivayet eylemiş. Niye Peygamber Efendimiz' le ilgili geldi?
Ene kelimesiyle başlayan hadis-i şerifler, alfabetik sırayla geldiğinden, karşımıza ondan tesadüf ediyor.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Ene sâbiku'l-Arabi ile'l-cenneti. "Ben Arap kavminin cennete ilk girecek en önde geleniyim."
Tabur, sıra olup da sırayla cennete girecekler. "Araplardan ilk girecek olan benim."
Tabii insanlardan da ilk girecek o. Cennetin kapısına geldiği zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, cennetin bekçisi Rıdvan kapıda soracak, -Hadislerden biliyoruz, ileriye ait şeyi başka nasıl bilebilirdik? - diyecek ki:
"Kim o?"
"Ben Muhammed'im." diyecek Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem.
"Buyur yâ Resûlullah." diyecek Rıdvan, "Senden başkasına bu kapıyı açmamak bana emrolundu, onunla emrolundum da ondan soruyorum." diyecek.
Kapı açılacak, Peygamber Efendimiz cennete bi-gayri hisab gireceklerle beraber girecek.
Rabbimiz lütfuyla keremiyle, yüzümüzün karasına amelimizin azlığına bakmadan bizi o Efendimiz' in yanında ilk girenlerle cennete dâhil olanlardan eylesin.
Ve Selmânu sâbiku Fârisin ile'l-cenneti. "Selman da İranlıların cennete ilk gireceği..."
İranlıların önderi o, neden?
Efendimiz' e sohbet şerefiyle şerefyâb oldu. Efendimiz' in âl'inden sayıldı, ehl-i beytinden sayıldı. O mübarek zât o şerefe erdiği için ilk defa İranlılardan cennete girecek o olacak. Fâris kavminden ilk defa o girecek. Arkasından öteki mü'minler girecekler. Ama en şereflisi bu.
Ve Suheybun sâbıku'r-Rûmî ile'l-cenneti. "Süheyb ilk defa cennete girecek; Anadolu ahalisi, Romalılar, Bizanslıların arazisinden Müslüman olanlar, ondan sonra arkadan gelecekler."
Süheyb, kendisi Rum ırkından değilmiş ama oralara bir şeyle satılmış, gitmiş, ondan sonra da köle olarak tekrar bu diyarına gelmiş. Peygamber Efendimiz' in gözde sahabelerinden birisi, rıdvanullahi aleyhim ecmaîn. Macerasını biliyorsunuz:
Hicreti Peygamber Efendimiz' den sonra yaptı. Efendimiz gitmişti. Bu köle olarak çalışıyordu, çalışıp kendi parasını ödüyordu. Elinde bin bir sanat vardı. Parasını topladı, hazırlığını yaptı. Peygamber Efendimiz Medine-i Münevvere' ye hicret etti diye bir gün o da yola çıktı. Yola çıktı ama arkadaki Mekke'nin azılı müşrikleri Süheyb'in yola çıktığını anladılar, peşine takıldılar. Okları, silahlarını aldılar, arkasından yetiştiler.
Bir gürültü duyunca arkasında, döndü baktı ki Süheyb hazretleri, bir kalabalık... Döndü atından -veya devesinden- indi, siper aldı ve seslendi. Dedi ki:
"Yaklaşmayın, gelmeyin üzerime! Benim nasıl ok attığımı biliyorsunuz. -Attığını vururmuş, hiç şaşmazmış.- Şu benim arkamdaki okluktaki okların hepsi bitmeden size teslim olmam! Ne istiyorsunuz benden?"
O ne derdinde, onlar ne derdinde?..
Dediler ki:
"Yâ Süheyb, sen bizim aramıza geldin köle olarak, sanatınla para kazandın, kölelikten kurtulmaya giriştin, hürriyetini elde ettin, bize böyle bir şeyler yaparak bizim paralarımızı aldın, zengin oldun, para kazandın, şimdi kalkıp gidiyorsun."
"Para mıdır istediğiniz?" dedi.
"Para."
"Alın paraları!" Savurdu yüzlerine alçakların...
Hani birtakım hayvanlara bir şey atarsın da hepsi üşüşürler veya tavukların yeme toplaştığı gibi düşünün.
Onlar o parayla meşgulken yürüdü gitti. Onlar o paraları alınca artık keyifli keyifli geri döndüler. Süheyb de keyifli keyifli, âşık, şevk ile Medine-i Münevvere' ye geldi. Macerasını Resûlullah sallallah aleyhi ve sellem Efendimiz' e anlattığı zaman, dedi ki:
"Süheyb kazandı."
Neden? İmanını kurtardı, hicret etti, Peygamber Efendimiz' in yanına vardı.
Hicret mühim bir hadise!
Maddi her varlığından geçtiler, Efendimiz' in ordusuna katıldılar, arkasına gittiler, peşinden gittiler. Ailesini terk etti, tarlasını terk etti, hurmalığını terk etti, develerini terk etti, çoluk çocuğunu bıraktı, Efendimiz "Hicret edin." buyurduğu için hicret ettiler. Fevkalâde önemli bir hadise, fevkalâde büyük bir fedakârlık! Mekke'nin zengini iken Medine'nin fukarası oldular. Resûlullah aşkına, dinimiz aşkına, Allah'ın emri yerine gelsin diye...
Biz ne yapacağız?
Hadis-i şeriflerden duyduğumuza göre -diyardan diyara hicret yine sönmemiştir, vardır- bu devirde hicret, Allah'ın haramlarından helallerine hicrettir. Yapabiliyorsak onu yapacağız.
Haram ne? Kadına kıza bakmak; bakmayacağız.
Haram ne? Haram mal yemek, rüşvet, faiz, hırsızlık, arsızlık; yemeyeceğiz.
Haram ne? İçki vesaire; içmeyeceğiz.
Haram ne? Şunu bunu yapmayacağız. Allah'ın helaline kaçacağız, haramından yüz çevireceğiz. Bu da bizim hicretimiz; bu devirde bizim yapabileceğimiz hicret.
Hem cennetlik olduğu müjdeleniyor bu şahısların hem de mertebeleri bildiriliyor. Arkasından da diyar-ı Rum'un yani Anadolu'nun, yaşadığımız bu beldelerin öteki Müslümanları peşinden gidecekler.
Ve Bilâlun. "Ve Bilal-i Habeşî..."
Kıvırcık saçlı esmer Hz. Bilal, o da...
Sâbiku'l-Habeşeti ile'l-cenneti. "Habeşîlerin cennete ilk gireni olacak."
Heyya ale's-salâh dermiş, hayya ale's-salâh diyecek. 'Ha' harfi biraz kalın çıkar. Demişler ki:
"Yâ Resûlallah, bu doğru telaffuz edemiyor, heyya ale's-salâh diyor."
"Onun heyya demesi daha iyidir." demiş.
Onun kalbi temiz, pırıl pırıl... Sahabeden bir tanesi biraz kızmış Bilal hazretlerine, ismini biliyorum ama isim verip de gıybet etmiş gibi de olmak istemiyorum. Yine Peygamber Efendimiz' in ashabından. "Seni kara kadının oğlu seni!" demiş, Bilal hazretlerine.
Peygamber Efendimiz' e bu söz gidince, o sözü söyleyene diyor ki:
"Sende cahiliyet âdeti kalmış. Sen öyle bir kişisin ki içinde cahiliyetten bir âdet kalmış."
Nedir o cahiliyet âdeti? İnsanı parasından pulundan, renginden dolayı sevmek veya sevmemek.
Amerika hâlâ cahil, neden? Zencileri esmer diye hâlâ horladığı için.
Allah indinde en kerim olan kimdir?
İnne ekremeküm inda'llâhi etkâküm. "Allah indinde sizin en makbulünüz, takvası en çok olandır."
Parası en çok olan değil, mevkii en yüksek olan değil, müdür olan değil, bakan olan değil, reisicumhur olan değil, komutan olan değil, şirketlerin sahibi olan değil, milyonların sahibi olan değil…
Kim?
Allah indinde en makbul olan kimse, takvası en yüksek kimsedir. Velev yoksul bir kimse olsun, velev boynu bükük bir miskin zayıf kul olsun. Bu dünyanın nice fukarası vardır ki onlar ahiretin iktidar sahipleri olacak. Nice köleler vardır ki belki ahirette, onların efendisi onlara "Acaba bana şefaat eder mi?" diye boyun büküp gözlerini açıp şefaat bekleyecekler.
Peygamber Efendimiz sahabesinden birisine;
"Söyle bakalım, şu mescidin içinde sence en kıymetli kimdir?" dedi.
"Filanca şahıs."
"Peki en kıymetsiz kimdir?"
"Falanca şahıs."
Dedi ki Peygamber Efendimiz:
“Senin şu beğenmediğin kimse öyle kıymetlidir ki şu beğendiğin kimseden bin tanesi onun kadar etmez”
İnsanın gözü tutmaz ama Allah sever. Allah severse kalbinden dolayı sever, takvasından dolayı sever.
Allah bize sevdiği sıfatları, huyları versin.
Yoksa burun bir karış havada, göğüs kabarmış, mütekebbir mütekebbir giydiği elbisenin lükslüğünden dolayı, bindiği arabanın şatafatından dolayı, taktığı yüzüğün şatafatından dolayı etrafa caka satmakta bir şey yok.
Allah bize İslâm'a dönüş nasip etsin. Hakiki kıymetlerin neler olduğunu bilmeyi nasip eylesin.
Bunun gibi her beldedeki sahabe, o beldenin reisi olacak, önderi olacak. Şefaatçisi olacak, önde gidecek.
Mesela İstanbul'da biliyoruz, 27-30 kadar sahabe var. Ahlat'ta biliyoruz, bir sahabe var Abdurrahman Gazi. Adapazarı'nda bir tepenin üstünde rivayet ediliyor ki bir sahabe var. Muhtelif şehirlerde böyle [söyleniyor].
Onlar Peygamber Efendimiz' in ashabı olmaları dolayısıyla o beldenin rehberi, önderi olarak en önde gidecekler, arkasından bizler yürüyüp gideceğiz.
Allah-u Teâlâ hazretleri o beldemizin medar-ı iftiharı şahıslara gereken saygıyı, sevgiyi, hürmeti göstermeyi cümlemize nasip eylesin.
İstanbul'da sahabe kabirlerini gezeyim dedim, Vakıflardan bir arkadaş da önder oldu, gezdik. Hepsi harabe! Osmanlı bakmış; biz yıkmışız, bakmamışız. Osmanlı hürmet etmiş, kitabe yapmış, üstüne bina yapmış; biz harabe hâline getirmişiz. Kimisi surların dibinde şehit olmuş, oraya gömülmüş. Kimisi surun biraz bu tarafında, getirmişler karayollarının mıcırını yığmışlar mezarının üstüne, duvarını çatlatmışlar. Kimisinin türbesinin içine çingenesi çıfıtı dolmuş...
Adını şu anda hatırlayamayacağım, bir sahabî; Osmanlı, türbesinin yanına bir mescit yapmış. Kapısını, duvarını kesme taşla güzel tarihî bir eser olarak yapmış. Kapısının üzerine de oranın kime ait olduğunu bildiren, güzel hat ile eski yazı ile kitabe yazmış. Mescit yıkılmış, dört tane duvarı görülüyor. Tamam, burası mescitmiş. Sahabenin kabrinin yanında mescit var. Mescidin yıkığı içindeki o boşluğa sarhoşun birisi bir ev yapmış, gece gündüz içiyor. Sahabe kabri yanında, mescit olan yerde içiyor. Bu kadar vefasızız biz!
Para neden lazım?
"Para sarf etmek" dedik ya, paranın sarf edilecek çok yerleri var da bir tanesi de bunları kurtarmak. Camileri kurtarmak, harabeleri kurtarmak, bu mübarek zatların...
Bir arkadaşımız anlatıyor, ne zamandır filanca caminin filanca yerinin-"filanca yeri" dediğim dervişlerin altına girip de ibadet ettikleri hücrelerinin olduğu tarihî, kıymetli yer ama kapalı o, cemaate kapalı- anahtarını ister dururdum, kimse vermezdi. Bir başka şehre gittim, orada bu zatın şeyhi var. O şeyhin türbesi baktım harabe. Türbesini sildim süpürdüm, bir arkadaşla beraber temiz pak ettik, intizama soktuk. Ertesi gün geldim şehre, bana aylardır peşine düşüp de alamadığım anahtarı verdiler." diyor.
Hocasına hürmet etti; talebesi olan evliyâullahın camisinin girilmesi kolay olmayan yerinin anahtarını verdiler, diyor.
Bu işler böyledir. Biz Peygamber Efendimiz' e sevgi duyarız, sahabesine hürmet ederiz, onun hatırasını tazim ederek ihya etmeye çalışırız, korumaya çalışırız; ola ki bir edebimizden, bir sevgimizden, bir fedakârlığımızdan makbul olur işimiz de şefaatlerine nail oluruz.
Ne kadar kıymetli medreseler ne kadar kıymetli eserler, manevi bakımdan saray gibi yerler; bakılmıyor!
Allah bizlere sahih bir sevgi versin; neyi seveceğimizi, kimi seveceğimizi bilelim.
Ene vâkıfun beyne yedey rabbî azze ve celle mâşâallahu sümme ahrucu ve kad ğafera'llâhu lî sümme Ebû Bekrin yakifu kemâ vakaftu merrateyni sümme yahrucu ve kad ğafera'llâhu lehû sümme Umeru yakifu kemâ vakafe Ebû Bekrin merrateyni sümme yahrucu ve kad ğafera'llâhu lehû. Kîle: Ve Usmânu? Kâle: Usmânu le-raculün zû hayâin se'eltü rabbî azze ve celle en lâ yûkifehû li'l-hisâbi fe-şeffeanî.
An Aliyyin kâle: Kultu yâ Resûlallah, men evvelü men yud'â ile'l-hisâbi yevme'l-kıyâmeti? Kâl: fe-zekerehû.
Bu hadisi şerif, Hz. Ali Efendimiz' den, radıyallahu anh ve kerremallahu vecheh, Allah şefaatine nail etsin. Allah'ın arslanı Hz. Ali, buyuruyor ki:
Peygamber Efendimiz' e sormuş:
"Yâ Resûlallah, mahşer halkından ilk defa hesaba kim çağrılacak?"
Arafat'ta insanların toplandığı bir şey değil; Arasat'ta toplanacaklar, -mevkufte- evvelîn ve ahirin, cümle insanlar toplanacaklar, iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalık. Buranın sıcaklığı bir şey değil; güneş tepelerine bir mil yaklaştırılacak, beyinleri kaynayacak! Elli bin yıl bekleyecekler! Hesap olsun diye bekletilecekler. Amellerine göre kimisinin ter topuklarına gelecek, kimisinin dizlerine gelecek, kimisinin beline gelecek, kimisinin dudaklarına kulakları hizasına gelecek. Terleyecekler, bunalacaklar. "Ah Rabbimiz hesabı görse de ehl-i cennet cennete gitse, ehl-i cehennem cehenneme gitse de bu bekleyiş bitse..." diye temenni edecekler. Orada hesap başlayacak, mahkeme-i kübrâ kurulacak. Allah-u Teâlâ hazretleri, fî zulelin mine'l-ğamâm, melekleriyle gelip mahkeme-i kübrâsını kuracak. Azamet ve celal ile "Susun ey âdemoğulları! Şimdiye kadar ben sizin nasıl amel işleyeceğinizi sınamak için sizi serbest bıraktım, şimdi susun." diyecek.
Hz. Ali Efendimiz soruyor: Kim hesaba kalkacak ilk önce?
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;
Ene vâkıfun beyne yedey rabbî azze ve celle mâşâallahu. "Ben Rabbimin huzur-u alisinde, karşısında, Allah'ın dilediği bir müddet bekleyeceğim. Vakfede duracağım, ayakta dikili duracağım."
Sümme ahrucu. "Sonra huzurundan çıkacağım." Ve kad ğafera'llâhu lî. "Allah beni afv-u mağfiret eylemiş olarak."
Aslında mahşer halkı; "Yâ Resûlallah, şefaat et de hesap başlasın!" diye Peygamber Efendimiz' e gelecek. Peygamber Efendimiz şefaat talep edecek. Şefaati kabul olunacak. Ve hesap öyle başlayacak. Allah-u Teâlâ hazretleri ilk önce kendisini huzura alacak. O'nun huzurunda, nasıl bir şeyse bekleyecek, sonra Allah onu afv-u mağfiret eylemiş olarak çıkacak.
Yakifu kemâ vakaftu. "Benim durduğum gibi o da içeride duracak." Merrateyni. "İki misli."
Yani iki kat daha uzun bir zaman duracak.
Sümme yahrucu ve kad ğafera'llâhu lehû. "Sonra Allah onu afv-u mağfiret eylemiş olacak. O hâl ile o dışarı çıkacak."
O da mağfûr olarak huzur-u Rabbi'l-izzet'ten sevinerek çıkacak.
Sümme Umeru. "Sonra Hz. Ömer radıyallahu anh girecek."
Ebû Bekr'in kaldığından iki misli fazla daha kalarak... O da çıkacak. Yine afv-u mağfiret olmuş olarak çıkacak.
Denildi ki kendisine, soruldu ki:
"Osman nasıl olacak?"
Osman hakkında diyor ki Peygamber Efendimiz;
Usmânu le-raculün zû hayâin. "Osman utangaç, haya sahibi bir iffetli kişidir." Se'eltü rabbî azze ve celle. "Aziz ve Celil olan Rabbimden istedim ki:" en lâ yûkifehû li'l-hisâbi. "Onu hesap için ayakta durdurmasın."
Utanır, boynu bükük... Haya sahibi; utanır. "Onu durdurmamasını istedim."
Fe-şeffeanî. "Rabbim benim bu şefaatimi kabul buyurdu."
"O hesapta durmayacak." diye, o hesapla ilgili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bilgi verdi.
Allah-u Teâlâ hazretleri yetmiş bin kişiyi hesap olmadan, bi-gayri hisâb cennetine sokacak. Peygamber Efendimiz bunu azımsamış, çok az diye düşünmüş; yalvarmış. Allah-u Teâlâ hazretleri her yetmiş binden her kişiyi yetmiş bin kişi daha bağışlamış. O da 7 kere 7, 49; önüne 8 tane 0 koyarsanız; 4 milyar 900 milyon.
O kadar insan bi-gayri hisâb cennete girecek.
Başka hadis-i şeriflerde okudum; "Bir de Rabbimin kabzasından bir kabza kul daha girecek..."
İnsanlar nasıl bir şeye elini daldırır... Diyelim ki altın çuvalı; paralar dolu. Bir avuç al; insan bir avuç daldırır, bir kabza, yani bir tutam... "Rabbimin kabzasıyla bir kabza insan daha..." Yani 4 milyar 900 milyon değil de Rabbimizin kabzası ne kadarsa alışı, o kadar insan daha bi-gayri hisâb girecek.
Şimdi biz biçare, yüzü kara, ameli yok, pürgünah kullar, bu yüzümüzün karasına bakmadan diliyoruz ki; Rabbimiz Teâlâ ve Tekaddes hazretleri bizleri bi-gayri hisâb, hiç hesaba uğratmadan cennetine soksun. Çünkü o defterimiz bir açıldı mı yandık! O defter bir açıldı mı hâlimiz harap! Rabbimiz bizi mahşer halkına rezil rüsva eylemesin.
Ene ve ashâbî hayrun ve'n-nâsu hayrun. Lâ hicrete ba'de'l-fethi velâkin cihâdun ve niyyetün.
Peygamber Efendimiz bu hadis-i şerifinde buyurmuş ki;
Ene ve ashâbî hayrun. "Ben ve ashabım en hayırlılardır."
Ve'n-nâsu hayrun. Bir de arada vav var. "İnsanlar da hayırlıdır."
Efendimiz seyyidü'l-evvelîn ve ahirindir. Bu hadis-i şerifteki sıralanış gibi, başka hadis-i şerîflerden biliyoruz. İnsanların en hayırlısı Peygamber Efendimiz.
Lâ hicrete ba'de'l-fethi. "Mekke-i Mükerreme'nin fethedilmesinden sonra hicret yok."
Hicret var ama "hicrete Mekke'nin fethinden evvel verilen sevap yok" demek. Çünkü Mekke fethedilmeden evvel Medine-i Münevvere' ye gelmek, Peygamber Efendimiz' in ordusuna iltihak etmek, arkasına dizilmek büyük babayiğitlik ve fedakârlık işiydi. Mekke fethedildikten sonra artık Arap yarımadası Müslüman oldu, hâkimiyet Müslümanların eline geçti. O zaman hicrete o evvelki sevabın verilmesi bitti. O zor zamandaydı, sıkıntılı korkulu zamandaydı. Hicret yok artık.
Ne var?
Velâkin cihâdun ve niyyetün. "Allah yolunda cihat etmek vardır."
O zaman o sevap artık... Çünkü Mekke fethedildi, Müslümanlar her tarafa dini yayacaklar.
"Cihat ve niyet vardır."
İnsanın iyi niyetle hayırlar yapmak üzere, cihat yapmak üzere içini, kalbini o niyette tutması vardır. Yapamasa bile o niyeti içinde tutması vardır.
Muhterem kardeşlerim!
Bu dinin hörgücünün tepesi, zirve noktası cihattır. Cihadı terk etti mi Müslümanlar, mahvolurlar ve mahvolmuşlardır. Bizim bugünkü zilletimizin sebebi, cihadı terk etmemizdir. Cihat bizim her zaman yapacağımız bir şeydir. Düşman olduğu zaman düşmanla cihat ederiz. Her zaman şeytanla cihat ederiz. Nefsimizle her zaman cihat ederiz. Müslüman cihadı elden komaz.
Onun için içimizde bu cihat aşkı, şevki, bilgisi, duygusu ve cihatla ilgili çalışma olacak. Malımızla canımızla, her türlü müktesebatımızla...
Ene'ş-şâhidu alâ'llâhi. "Ben Allah'a karşı şahidim ki..."
Yani "Allah'a dayanarak, Allah'ın vaadine güvenerek bu işin gerçek olduğunu size bildiriyorum. Allah'a karşı şehadet ederim ki..."
En lâ ya'sure âkilun illâ rafeahû. "Bir akıllı kimse ayağı sürçüp düşerse Allah onu geri kaldırır."
"Kaldıracağına ben size şahidim. Tereddüt etmeyin; 'Acaba düştük mü kaldırır mı kaldırmaz mı?' demeyin. Düşerse yine kaldırır."
"Yolunu, vardığı yeri cennet yapıncaya kadar."
Bu ne demek muhterem kardeşlerim? Şu demektir ki:
Bir kul bir hata, günah işlese Allah onu yine o günahın çamurundan çıkartır, yine yükseltir. Tevbe edince yine yükseltir. Tevbe edince yine affeder. Tevbe edince yine affeder, yine affeder... Cennete sokuncaya kadar.
Bir insan nasıl cehenneme gider?
İnadından gider. "İlle ben cehenneme gitmek istiyorum, senin cennetini istemiyorum yâ Rabbi!" demiş gibi, keçi gibi inat ettiğinden gider. Yoksa Allah;
"Tevbe edin, tevbenizi kabul ederim." buyuruyor.
"Dua edin, duanıza icabet ederim." buyuruyor.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Rabbimize şahitlik ediyor;
"Ben şahidim, ben kefilim ki ayağı kaysa bir insanın, günah çamuruna dalsa, yani kabahat işlese Allah onu yine kaldırır, yine kaldırır, yine kaldırır."
Ümitsizliğe düşmeyin; rahmeti çok, sonsuz olan Rabbimiz var, elhamdülillah!
Allah-u Teâlâ hazretleri bilerek bilmeyerek işlediğimiz cümle günahlarımızı afv-u mağfiret eylesin. Bizi bundan sonraki ömrümüzde rızasına uygun yaşayan, arif, edip, zarif, kâmil, edepli, terbiyeli kullardan eylesin. Hayatımızı, ömrümüzü rızası yolunda istediği amelleri işlemek suretiyle geçirenlerden eylesin. Son nefeste cümlemize iman-ı kâmil ile ahirete göçmeyi nasip eylesin. Ve bizleri huzuruna sevdiği razı olduğu, razı ettiği bir kul olarak varanlardan eylesin.