07.09.1986 - Şahitliği Kabul Olmayanlar

07.09.1986 - Şahitliği Kabul Olmayanlar
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Lâ tecûzü şehâdetü hâinin ve lâ hâinetin ve lâ zânin ve lâ zâniyetin ve lâ zî-ğimrin alâ ehîhi fi'l-İslâm.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Peygamber Efendimiz şahitliği câiz olmayan kimseleri sayıyor. Ebû Davud'un, İbn Mâce'nin, Müslim'in, Beyhaki'nin Amr b. Şuayb'dan, onun babasından, onun da dedesinden rivayet ettiğine göre buyurmuş ki;
Lâ tecûzü şehâdetü hâinin ve lâ hâinetin. "Hain adamın ve hain kadının şehadeti câiz olmaz." Ve lâ zânin ve lâ zâniyetin. "Zina yapmış olan erkeğin ve zina yapmış olan kadının şehadeti câiz olmaz." Ve lâ zî-ğimrin alâ ehîhi fi'l-İslâm. "İslâm'da kardeşi olan kimseye içinde haset ve kin besleyen kimsenin şahitliği câiz olmaz."
Burada beş insan sayılmış oldu ki bunların şahitliği câiz olmuyor.
"Ben şunu şöyle gördüm, şu adam şöyledir, böyledir…"
Mahkemede şahitlik edecek, şahitliğini kabul etmiyor: "Sen sağlam adam değilsin ki ben senin sözünü dinleyeyim!" Kadı tarafından, hâkim tarafından sözü dinlenmiyor. Şahitliği câiz olmuyor, kabul olmuyor. Demek ki bunlar kötü huylu kimseler.
Bu kötü huyları tahlil edelim:
Muhterem kardeşlerim! İslâm dini adalete çok önem vermiştir. Her şeyin ölçülü, hakkaniyetli olması çok önemli bir husustur. İnsanların kendi nefsinde kendisine karşı; ailesinde, çevresine, komşularına karşı, içinde yaşadığı cemiyete, alışveriş ettiği kimselere karşı; ticaretinde, her hususta, sözünde, şahitliğinde adil olması lazım. Cemiyet hayatının mutluluğunun esaslı şartlarından birisi adalettir. Adalet olmadı mı olmaz. Orman kanunu olur, herkes vurur, kırar geçer! Mazlumun bu tarafta boynu bükülür, zalimin o tarafta ensesi kalınlaşır. Dünyaya zalimler hâkim olur, dünyanın nizamı mahvolur. Adalet en önemli [şarttır].
İslâm adalete o kadar önem vermiştir ki adaletin karşısında padişah ile gayrimüslim zimmîyi eşit oturtmuştur:
"Karşıya sanık yerine geç bakalım, diz çök bakalım şuraya… Sen de gel bakalım şuraya. Sen ne söylüyorsun, sen ne söylüyorsun?.."
Sultana bile mahkemede yüz vermemiştir ve sultanın aleyhine hükmedebilmiştir!
Kemerlerden köprüye doğru Unkapanı'na doğru inerken sağda türbesi bulunan İstanbul'un ilk kadısı. Karşı taraftaki Kadıköy'e adını veren Kadı Efendi. Nasrettin Hoca'nın da soyundanmış, Sivrihisarlı mübarek. O zât-ı muhterem İstanbul'un ilk belediye reisi de sayılıyor, mekânı cennet olsun.
Fatih Sultan Mehmet de Ayasofya'dan büyük bir cami yaptırmak istemiş.
"Onu gayrimüslimler yaptırmış; cami daha büyük olsun, daha şanlı olsun, İslâm çünkü hak dindir…" diye arzu etmiş. Tepeye bir cami yapacak. Fatih Camii'nin olduğu yerde bir cami yapacak ama şimdiki taşları ile değil, o zaman yapmak istemiş. Rum mimar, ta nereden ne emeklerle getirttiği yekpare taş direkleri tepesinden kestirmiş. Ayasofya'dan daha yüksek olmasın, kubbesi daha büyük olmasın diye ya hainlik var… Artık bilmiyoruz ki! Öldüler, toprak oldu gitti. Kalbindeki maksadını bilmiyoruz, Allah biliyor. Ama padişahın emrine aykırı bir şey! Padişah çok sinirlenmiş. Emrine aykırı ve istediği olmayacak; mimar bu adam, ustabaşı, camiyi yapacak adam diye cezalandırmış. Fakat adam Hızır Çelebi'ye müracaat ediyor:
"Beni haksız yere cezalandırdı, elimi kestirtti, mesleğimi yapamaz duruma geldim…"
"Hırsız, sen burada hırsızlık yaptın!" diye elini kestirmiş.
O da onu dava edebiliyor. Adaletin ne kadar canlı, yaşayan bir şey olduğunu anlamak için iyi düşünelim. Astığı astık, kestiği kestik Bizans'ı devirmiş bir sultan; beyaz atının üstünde kılıcını çekmiş, fethetmiş beldeleri, arkasında ordular olan bir sultana; bir Rum, hem de haksızlık da yapmış, artık adaleti ahirette Allah ne yapacaksa yapacak, dava edebiliyor!
Bu neyi gösterir? Osmanlı diyarında yaşayan, pırıl pırıl hakiki bir adaletin olduğunu gösterir. Padişahı dava edebiliyor.
Bu devirde nerede, nasıl dava edebilirsin? Hangi ülkelerde dava edebilirsin?.. Çok büyük bir şey!
Hızır Çelebi padişahı mahkemeye çağırmış. Padişah da İstanbul'u fethettiği için bütün Müslümanların gözdesi bir padişah! Hadis-i şerifteki müjdeye mazhar olmuş, mübarek, cennetmekân bir insan.
Mahkemenin olduğu odaya gelmiş, sedire oturmuş. Tahmin etmedi, düşünmedi, tahayyül edemedi. Demiş ki:
"Padişahım, burası adalet divanıdır, geç bakalım şuraya otur, in aşağı bakalım!"
Padişahı oradan indirtiyor. Çünkü sanık mevkiinde, davalı-davacı!
"İn bakalım oraya!"
Padişah da süklüm püklüm aşağıya inmiş. Onu dinlemiş onu dinlemiş, padişahın haksız olduğuna dair hükmetmiş. Laf değil, gevezelik değil, lafı evirmek çevirmek değil! Padişaha;
"Sen haksızsın, bu haklı. Binâenaleyh şu gerekir…" diye padişahın haksız olduğuna hükmetmiş.
Bir hadisede kaç çeşit büyüklük! Mahkeme bitmiş, Fatih Sultan Mehmet kalkıyor, diyor ki:
"Kadı Efendi seni tebrik ederim."
Artık ne söz dediyse; ben birazcık manayı nakletmeye çalışıyorum, kusurum varsa Allah affetsin.
"İyi ki adaletle hükmettin. Eğer adaleti yolundan saptırsaydın, ben padişahım diye bana yağcılık yapsaydın, benim tarafımı tutsaydın ben sana gösterirdim. Şu kılıçla kafanı keserdim…" falan demiş.
Kendisinin aleyhine hükmeden kadı efendiye tebriklerini sunuyor. Aferin, padişahın karşısında eğilmedin, hak bildiğin şeyi söyledin, diye tebrik sunuyor. Padişahın büyüklüğüne bak! İşte böyle olduğu zaman cihanın en önüne gelmişiz. Böyle olduğu zaman İstanbul'u fethetmişiz. Allah yardım etmiş!
Her şey Allah'ın yardımıyla! Dilerse şimdi Amerika'yı da fethederiz. Ama öyle insan olmak şartıyla!
Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerde; "Roma fethedilecek!" diyor.
Nasıl?
Lâ ilâhe illallah'la! Cami yaptırmazlar, inat ederler, şöyle yaparlar böyle yaparlar… Müslüman olmuş bir İtalyan'ın hatıralarını okudum da "Roma'da Müslüman olmak çok zor, Müslümanlığı yaşamak çok zor!" diyor.
Baskı yapıyorlar; tabii etraf hep Hristiyan, Hristiyanlığın kalbinde Müslüman yaşamasını istemiyorlar, çok baskı yapıyorlar. Ama Roma Müslüman olacak! Peygamber Efendimiz hadisinde öyle bildiriyor.
Nasıl, kılıçla mı? Hayır.
"Lâ ilâhe illallah ile Müslüman edecekler. Müslümanlar toplanacaklar; Lâ ilâhe illallah, Lâ ilâhe illallah… diyecekler, Müslüman edecekler!" diyor.
Kadı efendi gülmüş. Seni asardım, keserdim diye padişah tebriklerini sunarken, tehdidini de söyleyince gülmüş.
"Ne gülüyorsun?" demiş.
O da minderini kaldırmış -o devirde koltuk yok, minderde oturuyorlar ya- altında bir eğri hançer yatıyor. Minderin hemen elinin kolay erişebileceği yerde. Elini hop daldırdı mı hançer eline geçecek, orada bir yere minderinin altına hançeri sokmuş. Diyor ki:
"Eğer sen de 'Ben padişahım!' diye caka yapsaydın, şer-i şerifin ahkâmına karşı gelseydin, ben de seni bu hançerle hançerleyecektim. Çünkü sen Allah'ın hükmüne, şeriatına karşı geleceğin için ben de seni bununla hançerleyecektim!" diyor. O da hançeri göstermiş.
Adalet önemli. Yalan şahitlik en büyük günahlardan biri. Yalan yere şahitlik etmek: Görmediği şeyi "gördüm" diyor, olmayan şeye oldu diyor, adaleti saptırıyor.
Ben bu zamane Müslümanlarına hayret ediyorum! Bakıyorsun bir yerden bir şeyi almış gidiyor.
Niye aldın, bu senin malın mı?
Almış gidiyor, hiç aldırdığı yok! Pabucunu alıyor, terliğini alıyor. Affedersiniz Mekke'de, Medine'de [de oluyor].
Yahu bu senin hakkın mı? Hak kalmamış, duygu zayıflamış. Eskiden böyle kılı kırka yararken…
Kılı kırka yarmak ne demek? Kıl ince bir şey, onu kırk parçaya yarmak çok incelemek demek.
Kılı kırka yararken şimdi millet deveyi havuduyla yutuyor. Hem de "Müslümanım." diyerek. "Müslümanım." diyerek deveyi üstündeki semeriyle, havuduyla [yutuyor]. Koca deve nasıl gitti midesine hayret ediyorsun.
Haram, rüşvet, hırsızlık, haksızlık, mirasta adaletsizlik…
"Hacı Hanım, sen Müslüman değil misin?"
"Elhamdülillah Müslümanım." Kimseye bırakmaz. Ne sana bırakır ne bana bırakır!
"Peki, mirasta niye Allah'ın taksimi olan miktara razı olamadın?" Cevap yok, cevap veremiyor.
Allah şöyle demedi mi?
Yûsîkümullâhu fî evlâdiküm li'z-zekeri mislü hazzi'l-ünseyeyni.
"Allah sizin evlatlarınıza miras taksiminde erkeklere kadınların hakkının iki mislini vermeyi tavsiye ediyor!" diye taksimin şeklini söylemiş.
Kadın razı olursa olur. Ortaya para geliyor, herkesin dini imanının para olduğu, adeta tapındığı bir şey bu! Çünkü parayla her şey yapılıyor! Araba alıyorsun, keyfediyorsun, tatile gidiyorsun, bayram ediyorsun seyran ediyorsun, caka satıyorsun, fiyaka yapıyorsun, güzel giyiniyorsun yüzükler takıyorsun…
Küllü zâlike lemmâ metâu'l-hayâti'd-dünyâ.
Bunları kabre mi götüreceksin?
Bunların hepsi gelip geçici şeyler ama insan bunlar para ile alınıyor diye paraya adeta tapıyor. Adeta kendisine put edinmiş. Eski zamanın puta tapanlarına güler, eski zamanın ineğe öküze tapanlarına, yeni zamanın öküze tapanlarına güler ama kendisi maddeye gönlünü kaptırmış! Allah'ın emrine evet diyemiyor.
Desene! Dese tarlaların yarısı gidecek, diyemiyor.
Muhterem kardeşlerim! Müslümanlık oyuncak değil! Ne senin için oyuncak ne benim için oyuncak ne ağa için ne paşa için oyuncak; bu hayat ciddi bir hayattır. Bizim hayat ipliğimiz pat diye kopuverse şap gibi yandık! Hayatın ipi şu anda kopuverdi mi gitti.
" Ah yav dur daha kopmasın, bir düğüm at şunun üstüne, ben daha yaşayacağım, daha borçlarımı ödeyeceğim, haksızlıklardan vazgeçeceğim…"
Geçmiş ola. Geçti, "Geçmiş ola!" da fayda etmez; bitti.
Onun için bir an geriye bir an ileriye kaymayacak olan bu ecelin, bu hayatın bitme zamanının gelmesinden önce adaletli hareket edeceğiz. Allah'ın rızasına uygun hareket edeceğiz, dünya malına tamah edip ahireti harap etmeyeceğiz. Haramlara dalıp kendimizi cehennem ateşine odun hâline getirmeyeceğiz. Allah'ın sevdiği kullar olarak yaşayacağız. "İstemem haramı, helali isterim! İstemem dünyayı, dünyalığı istemem, ahireti isterim!" diyeceğiz.
Dünyada yaşıyoruz. Yaşatmak Allah'ın emri, ne kadar yaşatırsa yaşatır! Ne zaman ölecekse öleceğiz. Onun için bir sözümüz yok da dünyalık için Allah'ın dinini satmak yolundan sapmak olmaması lazım. İşte burada imtihan oluyoruz. Yoksa karnın tok, işin yerinde, sıhhatin yerinde, her türlü imkânın tamam; gelmişsin burada namaz kılmışsın, bir pazar günü hadis dinlemişsin, bir hacca gitmişsin… Kolay, rahatlıkla yapılabiliyor. Çünkü insanın içine bir huzur geliyor. Zorlandığın zaman, "Eyvah, gitti milyonlar!" dediğin zaman Müslümanlık belli oluyor.
Bir insanın namazıyla, bir insanın orucuyla Müslümanlığının ölçüsünü tam ölçmek mümkün değil!
Namaz kılıyor mu? Kılıyor.
İyi, beş puan.
Oruç da tutuyor mu? Tutuyor.
Beş puan daha ekle.
Ama tamamı 100 puan 200 puan 1000 puan…
Emanete hıyanet ediyor mu etmiyor mu, sözünde duruyor mu durmuyor mu, başkasının hakkını yiyor mu yemiyor mu, başkasına zulmediyor mu etmiyor mu?..
Daha bin tane soru var. Hepsinden ya müspet puan alacaksın ya menfi puan alacaksın! Beş vakit namazı kılıyorum diye ortada ne çalım satıp duruyorsun? Allah'ın emirleri sadece namazdan ibaret değil ki!
Kuran'ı hiç okumaz mısın?
Başından sonuna kadar namaz var, oruç var, zekât var, hac var, yalan söylememek var, iftira etmemek var, kötü zanda bulunmamak var; maddî emirler var, manevi emirler var, ahlâkî emirler var…
Sen bir tanesini tutunca hemen iş bitti mi sanıyorsun?
Bizim fakültede bir kızcağız geldi, pırlanta gibi, tertemiz, terbiyeli bir aile kızı kapıyı çaldı, ürkek. "Hocam müsaade eder misiniz, yanınıza gelebilir miyim? Meşgul ediyor muyum?"
"Buyur kızım." dedim, oturdu.
"Efendim, benim ailem fakülteye gelmeme bir şey demiyor."
Annesi babası İlahiyat Fakültesine gelmesine lütfen razı olmuş, bir şey demiyorlarmış. Artık kızmıyorlarmış, çocuklarını dövmüyorlarmış filan, iyi mâşaallah. Bayağı bir şey çocuklarının İlahiyata gelmesine lütfen fedakârlıkla razı oluyorlarmış; pekâlâ, iyi!
"Ama baş örtmeme razı gelmiyorlar, acaba baş örtmesem olur mu?" diyor, bana bunu soruyor.
Ben kimim?
Ben Allah'ın naçizlerinin naçizlerinin naçizlerinin naçizlerinden bir kuluyum. Aciz naçiz, ben kim oluyorum ki!.. Allah bir şey dedikten sonra ben bir şey diyebilir miyim, mümkün mü?
Allah-u Teâlâ hazretleri Müslümanlara namuslarını korumalarını, örtünmelerini, namussuzluğa, ayak kaymasına sebep olacak şeylerden kaçınmalarını; bu arada da tesettürü emretmiş. Ben başka bir şey mi diyebilirim?!..
Sakalım göbeğimde, dizimde olsun, yerlere sürünsün!..
Sakalını istediği kadar uzat, sonra unvanı isterse şuraya çıksın, isterse kubbenin üstüne çıksın, Beyazıt Kulesi'nin üstüne, isterse bulutların üstüne çıksın; Allah'ın emrini değiştiremezsin ki! Aciziz, kuluz, hepimiz o emirlerin karşısında tarağın dişleri gibiyiz.
"Kızım lisede okudun mu?" dedim.
"Okudum." dedi.
"Karneyi babana götürdüğün zaman; 'Şu notların hepsi iyi ama bir tanesi zayıf olsun, bunu iyi istemiyorum. İlle bu bir tanesi zayıf olacak!' dedi mi?" dedim.
Bir düşündü, şıp anladı…
"15 tane ders varsa 14 tanesi pekiyi olsa bir tanesi zayıf olsa ne olur kızım?"
"İnsan ikmale kalır!"
İkmalde de babası iyi olmasını istemiyor, "Pekiyi olmasın, o zayıf olsun!" istiyor.
İkmalde de zayıf aldı, ne olur?
Borçlu geçer. Borçlu geçtiği zaman yine babası bu notun iyi olmasını istemiyor. "Bu zayıf kalsın!" diye istiyor.
Ne olur? Bir dersten sınıfta kalır.
Bir dahaki sene aynı kafayla devam ederse ne olur? O sene de sınıfta kalır, belge alır.
Kız şıp diye anladı. "Anladım." dedi, kapıdan dışarıya çıktı. Güzel bir başörtü örtmüş ondan sonra şu zamana kadar hep başörtü örttü.
Allah'ın emirlerinin birisini tut birisini tutma!..
Efe tü'minûne bi-ba'di'l-kitâbi ve tekfürûne bi-ba'din.
Öyle şey olur mu?
Allah'ın her emrini tutacağız.
Yalan söyleme diyor mu, yalan söylemeyeceğiz; haram yeme diyor mu, haram yemeyeceğiz; namaz kılın diyor mu, namaz kılacağız; Ramazan'da oruç tutun diyor mu, oruç tutacağız… Her emrini tutmaya çalışacağız.
Bin bir tane emir var. Öğreneceğiz. Çünkü hayatın bin bir türlü hâli var. Hayat çeşitli olduğuna göre emirler de çeşitli.
"Hainin şehadeti kabul olmaz!" diyor.
Şehadet önemli. Adalet önemli olduğundan dinimiz şahitlik müessesesinde de kaide koymuş. Herkesin şahitliği kabul olmaz. Çürük çarık adamın şahitliği kabul olmaz. Bugün bu kaide yok! Bunun ipini, ölçüsünü kaçırmışız. Bir davacı bir şahit getirdi mi hâkim dinlemek zorunda, şahadetine göre hüküm vermek zorunda! Öyle duyuyoruz ki adliyenin önünde volta atan, eli arkasında bir o tarafa bir o tarafa yürüyen adamlar varmış, yukarıdan aşağıya inip de "Ya bana bir yalancı şahit lazım." dediği zaman "Kaç para?" diye pazarlık ederlermiş. Yukarı çıkarlarmış, "Evet, bu böyledir." diye şehadet ederlermiş. Yani yalancı şahit. Bunu duyuyoruz; Allah mahkemeye düşürmesin, mecbur etmesin ama duyuyoruz. Yalancı yalancı bir sürü insanlar oluyor.
İslâm, yalancılık ve hainlik tespit edilmiş veya şu şu kötü sıfatları tespit edilmiş insanın [şahitliğini kabul etmiyor]:
Ve lâ takbelû lehüm şehâdeten ebedâ. "Bundan sonra artık bu gibi heriflerin şahitliğini asla kabul etmeyin!" diye ayet, bir emir vermiş.
Öylelerinin şahitliği de kabul olmuyor. Adalet sağlam olsun diye İslâm'da sıradan her insanın şahitliğine müsaade yok. Çünkü yalancı bin tane yalan kıvırtır. Durduğu yerde topuğunun üstünde, bir ayağını kaldırıyor yalanı söylüyor. Sanki bir ayağını kaldırınca yalan olmazmış. Tek ayağı üstünde yemin edince…
Nereden çıkarttın sen bu uydurma şeyleri?
"Tek ayağımın üstünde yemin ettim hocam." diyor.
İster tek ayağının üstünde yemin et ister zıplayıp yemin et iki ayağın da yerden kesilsin, bir şey fark etmez! Yemin yemindir, yalan yalandır! Halkımızın içine saçma sapan şeyler yerleşmiş.
Herkesin şahitliği kabul değil! Burada kimlerin kabul olmadığından beş tanesini saymış:
Birisi hain erkek, ötekisi hain kadın!
"Kadına karışmayalım…" Olmaz, kadın da erkek de ahlâklı güzel olacak!
Hain ne demek? "Hıyanet eden" demek.
Hıyanet etmek ne demek? "Emniyete uygun olmayan davranışta bulunmak" demek.
Sen ona götürmüşsün bir şey vermişsin; "Sen bana öyle bir şey vermedin." diyor. Sen ona bir vazife vermişsin; "Şunu şöyle yapacaksın!" demişsin, ona riayet etmiyor. Sen onu; "Buraya yabancıyı sokma!" diye bir yere nöbetçi dikmişsin, sokuyor…
Üzerine aldığı vazifeye, kendisine emanet edilmiş olan emanete, işe, emre aykırı hareket eden herkes haindir. Ayrıca namusunu falan korumayan insana da o da Allah'ın kendisine verdiği namus, iffet emanetine riayet etmediği için hain derler.
Harama bakan göze de Kur'ân-ı Kerîm "hain göz" diyor. Bu sana harama bakmak için verilmedi ki!
Bu göz neden verildi? Adam gibi yaşa, kulluğu güzel yap diye verildi.
Sen bunlarla Allah'ın emrine isyan et, diye mi Allah sana bu göz aletini verdi?
"O kadına bak, bu harama bak, bu yasağa bak…"
Olmaz. O zaman;
Ya'lemu hâinete'l-a'yuni ve mâ tuhfi's-sudûr. "Allah hain gözleri bilir hangi gözlerin hain olduğunu bilir ve Allah gönüllerde neler saklandığını, ne gizli niyetler, maksatlar ne oyunlar ne hileler döndüğünün hepsini bilir, hepsinin hesabını sorar."
Hainlik yok!..
Demek ki Peygamber Efendimiz; "Emanete hıyanet eden bir kimsenin erkek olsun kadın olsun şahitliği kabul olmaz!" buyurmuş.
Tespit edildi mi gitti! Artık o, mahkemede hava alır, onun şahitliği dinlenilmez idi.
Şimdi bu prensip yok, adamlar dışarıdan geliyor. Bir adam kravatlı mıravatlı, ütülü pantolonlu:
"Şu şöyledir bu böyledir…" 80 tane yalan söylüyor. Doğru, haklı olan adam boynunu büküyor, ne yapsın?
"Mahkeme sadece burada değil ki! Bir de mahkeme-i Kübra var, Allah'ından bulur!" diyor, gidiyor. Ötekisi o aldığı şeyin hayrını görmüyor falan ama görmediğini sonuna kadar anlamıyor ki! Şeytan onu aldatıyor.
Şeytan nasıl aldatır? Ayet-i kerimede buyuruyor ki;
İz kâle li'l-insâni'k-für. "Şeytan insana; 'Kâfir ol, küfre gir, Allah'a isyan et!' diye emreder."
İnsan da şeytana uyup kâfir olursa küfran-ı nimette bulunursa imandan çıkarsa Allah'ın emrine aykırı hareket ederse ne yapar? Şeytan onu alkışlar mı, destekler mi? İyi bir arkadaşlık eder mi, her bakımdan yanında bulunur mu?
Hayır! Hain ya, şeytan da der ki;
Felemmâ kefera kale innî berîün minke innî ehâfüllâhe rabbe'l-âlemîn. "Ben senden berîyim, uzağım, benim seninle hiç ilgim yok. Ben Allah'tan korkarım!"
Görüyor musun şeytanın şeytanlığını?
Aldatıncaya kadar söylüyor, aldatıyor, ondan sonra da "Benim seninle hiç ilgim yok!" diyor. Onun onu kandırdığını vesvese verdiğini Allah biliyor ama şeytan böyle der, bir de insanın dalını budağını kırar.
"Vay sen bana bunu böyle yap demedin mi?!.."
"Dedim."
"Şimdi ne diye ben senden berîyim diyorsun?" der.
Şeytan da ondan! Maksadı aldatmak!
Şeytana âlet olmayalım. Hainlik etmeyelim. Allah'a has kulluk edelim. Mert olalım ya! Yüzümüz, alnımız açık olsun. Gezdiğimiz zaman göğsümüz temiz, pak, yeryüzünde Allah'ın has, temiz kulları olarak gezelim. Boynu yerde, hain, korkak, yaptığı işlerden pişman [olan insanlardan] olmayalım.
Yedin haramı, ömrün boyunca zillet yüklendin. Ahirette de zillet yüklendin! Yaptın o haksızlığı, ömrüm boyunca bir şey vicdanını törpüleyip duruyor. Ahirete kadar götüreceksin! Günahların hiçbirisi insana hayır getirmez velev ilk önce köşk getirse bile! Velev ilk önce para getirse bile arkasından felaket gelir. Nice köşk sahiplerini, nice mal sahiplerini biliyoruz…
Ad söylemek bilmem doğru mudur değil midir; Topkapı dışında bir site kurulmuştu. Parası çok diye ölsün de bize miras kalsın diye adamı çocukları öldürdüler. Çok para hayır getirmedi. Evladı kendisine düşman oldu, evlâdı kendisini öldürdü. Birisi vardı, fabrikaları vardı; motordan denize attılar. Kimin attığı da belli olmadı, boğuldu gitti.
Allah her şeyin hayırlısını versin. Para da hayır getirmez mevki de hayır getirmez pul da hayır getirmez. Sonunda o hainliği, o haksızlığı yapan mutlaka ve mutlaka pişman olur. Mutlaka ve mutlaka "Ah keşke yapmasaydım!" der.
Nereden biliyorsun?
İlâhî kanun! Çok tecrübe etmişim çok şeyleri dikkatle incelemişim, görmüşüm. Kur'ân-ı Kerîm'de de buyuruluyor:
Tallâhi lekad âserekallâhü aleynâ.
Yusuf aleyhisselam'ın ona hıyanet eden kardeşleri, onu kuyuya atan, satan, babalarına da "Onu kurt yedi." diyen, rekabet eden, haset eden o kardeşleri sonunda gelip ona muhtaç olmadılar mı?
Oldular.
Elini öpmediler mi? Öptüler.
Önünde o zamanın usulüne göre saygı emaresi olarak secde etmediler mi? Ettiler.
Sonunda; Tallâhi lekad âserekallâhü aleynâ. "Ant olsun Allah'a ki Allah seni üstün kıldı, bizden üstün eyledi. Sen şereflisin, azizsin; biz hor. Meğer biz yanlış yapmışız!.." diye durumlarını itiraf etmediler mi?
Ettirdi.
Firavuna bile [itiraf ettirdi]. Firavun ki;
Eleyse lî-mülkü mısra ve hâzihi'l-enhâru tecrî min tahtî.
"Mısır mülkü benim değil mi, şu benim altımda akan ırmaklar, Nil nehri, kolları benim değil mi?" diye nasıl caka satıyordu!
"Benden gayrı tanrı edinmenize müsaade edemem!" demiyor muydu?
Kur'ân-ı Kerîm'de öyle bildiriyor:
"Vay siz Musa'ya mı inandınız, Harun'a mı inandınız? Ben sizin kollarınızı, bacaklarınızı çaprazlama keserim. Sizi eciş bücüş, vücutlarınızı kolsuz bacaksız bırakırım!" diye caka satan adam sonunda boğulurken ne dedi?
Lâ ilâhe illellezî âmenet bihi benû İsrâîle ve ene mine'l-müslimîn. "Benî İsrail kavminin iman ettiği Allah'tan gayrı ilah yoktur, ben de Müslümanlardanım!" dedi.
Firavun boğulurken böyle dedi.
Sonunda herkes hak yola gelir ama iş işten geçtikten sonra olmaz! Sonunda her hain pişman olur ama iş işten geçtikten sonra olmaz. Sonunda herkes Hanya'yı Konya'yı anlar; dünyayı ahireti kavrar ama iş işten geçmiş olmasın.
Ölüm geldikten hesaba gittikten sonar, ahirette defterler açıldıktan sonra, mahkeme-i Kübra kurulduktan sonra pişmanlığın ne faydası var?
Bir insan hain olmayacak, çünkü şahitliği bile kabul olmuyor!
Ve lâ zânin ve lâ zâniyetin. "Zina eden erkeğin de zina eden kadının da şahitliği kabul olmaz."
Çünkü duvarlar yıkıldı mı seller akar. Barajlar yıkıldı mı seller her tarafı mahveder. İslâm; cemiyetin korunması, ahlâkın sapasağlam ayakta durması için barajlar yaptı, duvarlar ördü, sel sularını tanzim etti, her şeyi ayarladı. Biz onları beğenmeyen insanlar -dar akılları ile- bütün o barajları yıktık: "Lüzum yok bunlara canım, bu vadinin ortasında bu duvara ne lüzum var, yık bombala…" Millet olarak tahrip ettik. Ahlâkı muhafaza eden duvarları, barajları yıktık. Yukarıdan selli bir yağmur yağdı mı bir sel geliyor ne ev ne bark kalıyor ne ova kalıyor ne tarla ne ağaç kalıyor… İnsanlar, köyler hepsi mahvolup gidiyor. Bir misal olarak anlatıyorum. Biz de cemiyet olarak millet olarak bir ara uzun zaman ahlâklı yaşadık, sonra ahlâklı yaşamaktan sıkıldık!
"Uf be patladım. Aç şu pencereleri… Biraz soyunalım, biraz açılalım, biraz gözümüz gönlümüz sefa etsin, bayram etsin filan… Güzele bakmak sevap…"
Yalana bak, bir de "Güzele bakmak sevap!" diyor. Harama bakıyor, "Güzele bakmak sevap!" diyor. Ondan sonra ahlâk kalmadı, aile mefhumu kalmadı.
Öyle şeyler duyuyorum ki söyleyemem! Mektup yazıyor, bana şikâyet ediyor. Cinsî arzu denilen arzu, Allah'ın insanlara; "Evlat edinsinler de evlatlarına baksınlar." diye verdiği bir arzu. Ağaçta da var o arzu, çiçekte de var, böcekte de var, koyunda da kuzuda da var; Allah'ın verdiği bir duygu. Bunun barajlarını biz patır patır bombalayıp yıktığımız için insanların çoğu haramla iştigal etmeye başladı. Ahlâk kalmadı, aile mefhumu kalmadı, hayâ, utanma kalmadı, bağlılık, düzen kalmadı. Ortada bir sürü velet-i zina, bir sürü haram yemiş insan, haramdan hâsıl olmuş insan! Cemiyeti düzeltmek istiyorsun, düzeltemiyorsun.
'Allah'ın emri şu, Kur'ân-ı Kerîm'in, hadis-i şerifin ahkâmı bu!' diye kaç tanesi dinler?" diye düşündüm kaldım.
Zina edenin erkek olsun kadın olsun şahadeti kabul edilmiyor! Kötü bir şey! Zinanın tabii bir fiilen yapılanı var, bir de Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"İki göz de zina eder!"
Neden? Harama bakar.
"İki el de zina eder!" Harama el uzatır.
Sıkış tepiş, itiş kakış, yumruk dirsek… Kadın, erkek, kız, ihtiyar, kimsenin kimseye baktığı yok!
Ne oldu?
Bu senin annen değil ama bir başkasının annesi, bu senin kardeşin değil ama bir başkasının kardeşi… Hiç de tedbir almak hatırımıza gelmiyor. Herkes de bunu tabii karşılıyor artık!
Hâlbuki bir gazeteci yazmıştı: Fransa'da trene binmiş, şehirlerarası bir yere gidiyor. Koridorda duruyormuş. Vazifeli memur gelmiş:
"Niye koridorda duruyorsun?" demiş.
"Baktım hiç yer yok, onun için buradayım."
O da bakmış, hakikaten oturacak bir yer yok, her taraf, bütün koltuklar dolu.
"Bir vagon ilave ettiler." diyor.
Derhal bir vagon daha ilave ettiler.
Çünkü parasını aldıkları bir yolcu ayakta kalmış oluyor, hâlbuki oturması lazım.
Oturan benden fazla mı para verdi?
Hayır, aynı parayı verdi.
O oturuyor, ben niye ayaktayım? Onun da oturması lazım, ona göre tedbir alalım…
Yok. Adamlar onun tedbirini almışlar.
Biz Almanya'da trenle bir yerden bir yere gidiyoruz, bir Türk arkadaş geldi:
"Siz Türk müsünüz?" dedi. Tipimizden belli elbet. Yanımıza oturdu, bir de sigara yaktı. Hâlbuki biz sigara içilmeyen kompartımandaydık. Biraz sonra vazifeli bir geldi; ona nasıl bağırdı, nasıl hakaret etti. "Defol" filan diyerek hemen oradan çıkarttı.
Neden? Sigara içilmeyen yerde içiyor diye!
Adamlar yapılması güzel olan şeyi bir düşünmüşler, onu da yapmanın fiilen çaresini yürütüyorlar. Bizde evet, herkes tek tek otursa iyi ama varsın böyle olsun. Kimisi de memnun oluyor. "Hangi otobüs kalabalık, ona geleyim." diyor. Maksadı hainlik, maksadı kötü!
Onun için Allah hepimize yeniden bir gayret versin. Her şeyi güzel yapalım. Evimizi, çevremizi mânevî bakımdan bir yıkayalım, temizleyelim. Kirleri pasları bir atalım, her şey bir düzenli olsun. Sokaklarımız temiz olsun, işlerimiz muntazam olsun. Çalışmalarımız, sözümüz, sohbetimiz, işimiz intizama girsin.
Bu aylar yıllar değişmeler neden oluyor?
Biz de biraz değişelim. Bir sene daha yaşlandık, ölüme bir adım daha yaklaştık.
Artık ne zaman düzeleceğiz ne zaman adam olacağız? Şairin;
Kırk yıl oldu kaynatırım kaynamaz, dediği gibi.
Demek ki zanilik, zina denilen şeyi yapmak var. Bir de göz de zina ediyor, el de zina ediyor. Müslümanlar olarak hainliğin her çeşidinden kendimizi koruyacağız. Sapasağlam kale gibi dürüst insanlar olacağız. "Kimsenin kuruşunda gözüm yoktur, alsın hakkını!" diyeceğiz. Hatta şüpheli şeyden de kaçacağız. takva ehli olacağız. Sonra;
Ve lâ zî-ğimrin alâ ehîhi fi'l-İslâm. "İslâm'daki kardeşine içinde kin, haset olan kimsenin de şahitliği kabul olmuyor."
Buradan da yandık. Bizim mahkemelerde şahit olacak adam kalmadı. Çünkü hepimiz birbirimize haset ederiz, o hâle gelmişiz. "Allah daha çok versin." diyemiyoruz. Herkes birbirini kıskanıyor. Herkesin birbirine içinde bir takıntısı var ama yüzüne gülüyor, tam münafık sıfatı! Yüzüne gülüyor:
"Merhaba aman iki gözüm, mirim, devletlim, sultanım… Nasılsın, iyi misin? Allah ömürler versin…"
Öbür tarafta, döner dönmez; "Kahrolsun!" diyor. Yüzüne karşı; "Allah ömürler versin." diyor, önünde eğiliyor. Kaysın, kafası patlasın diye ayağının altına karpuz kabuğu koyuyor.
"Yabancılar yapıyor, biz Müslümanlar yapmıyoruz." diyebilsek çok memnun olacağım. Biz de yapıyoruz. Bizde de bir acayip şey oldu. İslâm'dan uzaklaştıkça bizim de onlardan farkımız kalmadı.
Huyumuzu düzelteceğiz.
" Eski Esad'ı arkada bıraktım, yeni Esad; eski Ahmet'i arkada bıraktım yeni Ahmet, Eski Mehmet'i arkada bıraktım yeni Mehmet… Bugünden itibaren pırıl pırıl yeni bir Mehmet'im ben…"
Pabucunu da değiştir fakire ver. Elbiseni de değiştir. Bir yeni insan olalım bakalım. Tam Peygamber Efendimiz' in tarif ettiği gibi tam Kur'ân-ı Kerîm'in istediği gibi dürüst Müslüman ol!
"Hiç yalan söylemeyeceğim. Bundan sonra şu dilimden şu ağzımdan hiç yalan söz çıkmayacak. Hiç kimsenin haram lokmasını bir zırnık bile olsa yemeyeceğim…"
Söz verelim! 40 yıldır Allah'ın yolunda yengeç gibi aykırı aykırı gidiyoruz, bu sefer de doğru gidelim. Bundan sonra da doğrulalım. Diyelim ki; "Yâ Rabbi! Ben 40 yıldır senin yolunda gidemedim, bundan sonra bana yardım et!" Allah tevbe edenin tevbesini kabul ediyor. Ne kadar büyük günahı olursa olsun tevbe edenin tevbesini kabul ediyor. Bizim dinimiz, çok kolay!
"Benim şimdi eski hesaplarım ne olacak?"
Ne olacak, tevbe edersin o hesapları düzeltmeyi içinden niyet edersin:
"Tevbe yâ Rabbi! Pişmanım yâ Rabbi! Kul haklarını vereceğim, şüphelinin yanına yanaşmayacağım, gözüme sahip olacağım, harama bakmayacağım, zina etmeyeceğim, hainlik etmeyeceğim…"
Mümkün. Zor bir şey değil.
"Bu şeytan yaptırtmıyor…"
Yalan! Şeytan sadece vesvese verir, ayetler bize öyle bildiriyor. Şeytanın bir kuvveti yok elinde!
Mesela bir insanı elini kolunu bağlayıp da zincirlersin, yürüyemez. Şeytan öyle yapmıyor. Sadece "Şunu yapma!" diyor, vesvese veriyor. Yapıp yapmamak senin elinde. Allah imtihan olsun diye ona konuşma salahiyeti, vesvese salahiyeti vermiş. O vesvese veriyor sen de uymayacaksın, uymayabilirsin!
"Nefsim beni koymuyor…"
Nefsini yen! Nefisle cihat etmek en büyük cihatlardan biridir.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
13.11.1988 -
Peygamber Efendimizin Ahlak
07.09.1986 -
Şahitliği Kabul Olmayanlar,
