05.01.1986 - Hayırlı Kadın, Evlilik, Evlat, Dua, Şehitlik

05.01.1986 - Hayırlı Kadın, Evlilik, Evlat, Dua, Şehitlik
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Min yümni'l-mer'eti en yeteyessera fî-hıtbetihâ ve en yeteyessera sudâkuhâ ve en yeteyessera rahimuhâ.
Sadaka Resûlullah fî-mâ kal ev kemâ kal.
Hz. Âişe-i Sıddîka radıyallahu anha validemizden rivayet olunmuştur. Müstedrek'te ve Beyhaki'de kayıtlıdır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hanımlar hakkında buyurmuş ki;
Min yümni'l-mer'eti en yeteyessera fî-hıtbetihâ. "Kadının hayrından, bereketindendir, istenmesinin kolaylıkla oluvermesi." Yani nikâhına talip olan kimsenin kolaylıkla bu işi başarıvermiş olması, zorlukla karşılaşmaması, kadının hayrından, bereketinden bir nişanedir, alamettir.
Ve en yeteyessera sudâkuhâ. Sudak denilen şey mehir demektir. Kadına nikâhı dolayısıyla verilen para, eşya veya kıymetli bir şey. Yani onun malı oluyor, ona verilen bir hediye, bir şey, buna mehir derler. Eğer mehir önceden konuşulursa konuşulur, konuşulmazsa onun emsaline kıyas edilerek yine onun hakkı olur konuşulmasa bile. "Bu mehrinin de kolay oluvermesi yani aşılmaz, elde edilmez, ödenmez, yanına yanaşılmaz tipte olmaması, yine o da hanımın hayrının, bereketinin alametidir."
Ve en yeteyessera rahimuhâ. "Ve rahminin de kolay olması yani evlat verici, evlat yetiştirici bir hatun olması, çoluk çocuğu olması." Bu da onun hayrının alametidir.
Bu hadîs-i şerîften anlıyoruz ki; aslında evlenmeye kolaylaştırıcı olmak, yardım edici olmak, güçlük çıkarmamak lazım. Kendisinden isteniyorsa kolayca razı olmak lazım. Kendisi aracı oluyorsa, bu işin bitirilmesine yardımcı olması lazım. Çünkü "Şefaatlerin en hayırlısı, en faziletlisi iki kişinin nikâhı hususunda şefaat edivermektir."
"Ya ben bunu tanırım iyi insandır buna kızınızı verin." Veyahut;
"Ben bu kişiyi tanırım, iyi bir çocuktur, Müslümandır, temizdir, güzel huyludur, tatlı dillidir, güleç yüzlüdür. Kızınız buna varırsa mesut olur ben tavsiye ederim. Her ne kadar şu sırada mali durumu ahım şahım görünmüyor, çok zengin gibi değil ama huyu güzeldir." Filan diye öyle kolaylaştırıcı olmak lazım.
Mehrini de karşı tarafın ödeyebileceği cinsten yani, "Aa napayım bu kadar parayı veremem." diye vazgeçmeyecek cinsten olmasına çalışmak lazım.
Bir de Efendimiz çocuk yapması meselesini ifade etmiş oluyor ki, evlilikten murat; -çok faydaları vardır ama- ana sebep neslin devam etmesidir. İnsan nesli devam edecek. Anneler babalar evlatlara sahip olacak, dünya nihayet onlara kalacak. Onlar gidecek ötekilere kalacak, torunlara kalacak, insan nesli devam edecek.
İnsanın sahip olduğu para pul, mal mülk, mevki makam, izzet ikram hepsinin başında hayırlı bir evlada sahip olması gelir. En kıymetli sermayesi insanın hayırlı bir evlâdı olmasıdır. Hayırlı bir evlat oldu mu insanın yüzünü güldürür, yüzünü ağartır, ihtiyarlığında rahat ettirir. Elini sıcak sudan soğuk suya değdirtmez, her türlü maddeten ve manen hizmetine koşar ve ahir ömründe insan rahat eder. Hatta bu dünyadan göçer ahirette de rahat eder. Çünkü evlat hayırlı olursa hayrât-u hasenât yapar, hayırlar yapar. O hayırların sebebine vefat etmiş anasına babasına hayır gider, sevap gider. Yani öldükten sonra bile hayırlı evladın anasına babasına hayrı devam eder.
Onun için çocuk sahibi olmaya gayret etmek lazım. Ve çocuk sahibi olduktan sonra da onu maddeten ve manen hayırlı bir sermaye olduğunu bilerek Allah'ın istediği bir tarzda terbiye etmeye çalışmak lazım. O terbiye için ne kadar para verirseniz caizdir. Ne kadar gayret gösterirseniz iyidir. En iyi hocalara götürün, en iyi kimselerden ders alsın, en iyi bilgileri elde etsin, en yüksek insan olarak yetişsin. Ne kadar gayret sarf ederseniz o kadar iyi olur.
Zevke sefaya, eğlenceye gelince… Yazlık için, üç ay gidecek deniz kenarında kalacak nice paralar veriliyor. Daha başka keyif için evin içinde; televizyon alınacak, arkasından video alınacak, videoya kaset alınacak vesaire filan. Çok çok paralar gidiyor, hepsi boş. Ama evlada verilen para, evladın yetişmesi için yapılan yardım o mutlaka hem dünyada hem ahirette insanın yüzünü güldürür.
Allah cümlemize baba olmanın, reis olmanın şuurunu ihsan eylesin. Evlatlarımızı rızâ-i Bâri'ye uygun, hayırlı, salih evlatlar olarak yetiştirmeyi nasip eylesin.
Peygamber Efendimiz de bizim çokluğumuzla övünecek, öyle buyurmuş. "Evlenin çoğalın, ben sizin çokluğunuzla övüneceğim, iftihar edeceğim, mübahat eyleyeceğim." diye ifade buyurmuştur. Demek ki Müslümanların evlenip çoğalmaya gayret etmesi lazım.
Minküm men salle’s salâte kâmileten ve minküm men salle'n-nısfa ve's-sülüse ve'r-rubu'a hattâ baleğa'l-'uşra.
İkinci hadîs-i şerîf namazdan geldi. Efendimiz buyuruyor ki:
"Sizden bir kısmınız vardır ki, içinizden bazıları..." Men salle’s salâte kâmileten. "Namazı tam kılar." Yani Allah-u Teâlâ namaz kılan insana ne sevap verecekse onu da alır. Tamamen eksiksiz kılar, bütün mükâfatın tamamını alır.
Ve minküm men yusalli'n-nısfa. "Sizden bir kısmınız vardır, o da yarım kılar." Halbuki namazı tam kıldı ama iyi kılmadığı için sevap yarım oldu, sevabı yarıya indi. Ve devam etmiş Efendimiz;
Ve's-sülüs. "Kimisi üçte bir sevap alır." Gene aynı namaz dört rekatsa dört rekât, on rekatsa on rekât, ama üçte bir alır.
Sevabın üçte ikisini kaçırıyor, neden? Aklını dağıtıyor, dikkat etmiyor. Allah'ın huzurunda olduğuna iyice kendisini veremiyor, aklı başka yere dağılıyor o zaman sevabı azalıyor.
Ve'r-rubu'. "Kimisinin dörtte bir..." Hattâ baleğa'l-'uşra. "Kimisine onda bir gelir sevabı."
Bir başka hadîs-i şerîften biliyoruz ki, iki kişi gelir camiye birisi bin sevap alır birisi bir alır gider. Birisi bin sevap alıyor ötekisi bir sevap alıp gidiyor. Verâ sahibi bir insanın yani aşırı dikkatli, titiz, günahlara haramlara yanaşmayan, dikkatli, takva sahibi, verâ sahibi bir insanın sevabı bakarsın bin misli olur.
O halde madem biz namaz kılıyoruz, Allah-u Teâlâ emretti, biz O'nun kuluyuz, günde beş vakit borcumuzdur. Kılıyoruz, o halde şuurla kılalım. Kendimizi tam verelim, aklımızı tam teksif edelim, yeni tabirle konsantre olalım. Namaza konsantre olalım, Rabbimizin huzurunda olduğumuzu bilelim öyle kılalım.
Hâtem-i Esam hazretlerinin bir namaz kılışını anlatışı vardır. Yeri gelince onu anlatmak icap ediyor.
Bir kere sıkışık namaz kılmamak lazım.
"Hele çok sıkıştım, patlayacağım şimdi ama şu namazı da kılıvereyim ondan sonra." Olmadı!
Hamal mısın sen onu taşıyıp duruyorsun?
Ben öyle bir kâmil insanlar gördüm ki, sünneti kılmış abdesti sıkıştırınca hemen gidiyor farza yeniden abdest alıyor yine geliyor; hiç o sıkışıklıkla namaz kılmıyor. Halbuki kimisi öğleyi kılar, ikindiyi kılar, akşamı kılar hadi şu yatsıyı da çıkartayım filan, olmadı. Abdesti zorlayarak namaz kılmak mekruhtur, doğru değildir. Hiç sıkıştırmayacaksınız. Baktınız bir sıkışma oldu mu yeniden taze abdest alıvereceksiniz, üşenmeyeceksiniz: Nûrun 'alâ nur. Abdest azaları ahir zamanda, kıyamet gününde pırıl pırıl nur gibi olacak ve Müslümanlar abdest azalarının nurundan tanınacak. Peygamber Efendimiz kendi ümmetini abdest azalarının nurundan bilecek. "Şu benim ümmetimden, bak yüzü nasıl nurlu, bak ellerine, bak ayaklarına, bak ensesine boynuna." oradan anlayacak.
Onun için abdesti bir kere gidip alacağız, namazı sıkışık kılmayacağız. Yani küçük abdesti, büyük abdesti vesairesi sıkışmış, "Şu namazı da çıkartayım." diye düşünüyor, bu yanlış düşünce. Böyle yapmayacağız, bozacağız taze abdest alacağız rahat namaz kılacağız, bir.
Hâtem-i Esam rahmetullahu aleyh büyük mutasavvıflardan, büyük evliyadan kerametleri nakledilen bir meşhur kişi. O, abdesti öyle aldıktan sonra, bir kere yüznumaraya gittikten sonra bir müddet beklermiş. Çünkü yüznumaraya gidersen hemen gelir abdest alırsan bir hareket ederken, bir öksürürken yollarda kalan idrar ‘hah’ yapınca çıkıverir dışarıya, hadi abdestin kaçtı. Olmaz. Yani bir dinlenmesi lazım, istibrâ lazım, o birikintilerin iyice çıkmasını sağlamak lazım; iyice temizlenmek lazım, iyice kurtulmak lazım. Biraz da şöyle otururmuş, dinlenirmiş.
Demek ki sıkıştırmayacağız, abdesti önceden, namaz vaktinden evvel almaya gayret edeceğiz, bir. Böyle dinleneceğiz, iki.
Sonra abdesti alırken bu abdestin ne kadar kıymetli bir ibadet olduğunu bileceğiz. Bu abdestin suları yüzümüzden, elimizden, azamızdan damlarken günahları da beraberinde götürür. Her abdest almak insanı günahlardan da temizler. Yalnız terini, yalnız elinin kirini götürmez aynı zamanda günahlar da dökülür gider. Hatta su olmasa teyemmüm ile abdest alsa bile yine günahlar gider yani ille su olması şart değil. Hani bazen su bulunmuyor ya, çölde mesela su yok.
Ne yapacak? Bulunduğu yerde sağa gitti sola gitti, araştırdı su yok. Şer'an veya hakikaten yok o zaman teyemmümle abdest alır. O da abdesttir çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de müsaadesi var, hakkında ayet var.
"Fe-teyemmemû sa'îden tayyiben ayet-i kerîmesi var, o halde o da abdest yerine geçiyor. Tamam, abdesti güzel aldı.
Ondan sonra gelirmiş Hâtem-i Esam, Allah şefaatine nail etsin, huzuru Rabbi'l-izzete durduğu zaman, şöyle ayakta durduğu zaman Kâbe-i Müşerrefe'yi karşısında düşünürmüş, hayaline getirirmiş; "Kâbe-i Müşerrefe karşımda."
Ondan sonra Azrail'i arkasında bellermiş. "Azrail arkamda, şimdi ben bu namazı kılacağım, bu namazdan sonra canımı alacak, son kıldığım namazdır."
Ayağının altında sırat köprüsünü, cehennemi düşünürmüş. Böyle güzel düşüncelerle huşu ile Rabbinin huzurunda olduğunu bilerek Allah-u Ekber diye bir namaza dururmuş ki gözyaşı ile bir namaz kılarmış gayet güzel bir şekilde.
Allah bize öyle şuurlu güzel namaz kılmayı nasip etsin.
Âdet olarak ibadetleri yaparsa insan sevabı onda bir alır, belki binde bir alır. Âdet olarak yapmayacağız; şuurlu, düşüne taşına, özüne vâkıf olarak [yapacağız.] Rabbimizin huzurundayız, ben O'nu görmüyorum O beni görüyor, huzuruna geldim."
Allah-u Teâlâ hazretleri Allah-u Ekber deyip huzuruna gelen kula nazar eder, teveccüh eder, iltifat buyurur. Ama kulun aklı başka yere dağıldığı zaman, çarşıya, pazara, hesaba, akşam yapacağı işe, sabah yapacağı işe vesaireye o zaman Allah da ondan yüz çevirir. Çünkü, "Huzuruma geldi ben ona teveccüh ettim o aklı başka yerde..."
Allah da ondan yüz çevirir o zaman sevap alamaz. Rabbimiz şu bizim namazlarımızı en evsafına uygun tarzda, düşüne taşına dikkatli bir tarzda eda etmeyi nasip eylesin, büyük ecirlere nail eylesin.
Ayet-i kerîmede; "Namaz kılındığı zaman insanı kötülüklerden alıkoyar." diyor.
"İnne's-salâte tenhâ ani'l-fahşâi ve'l-münkeri. "Fuhşiyattan, münkerattan, kötülüklerden namaz insanı alıkoyar." Bizi alıkoymuyorsa demek ki namazımızda kusur var. Namaz güzel kılındığı zaman insana çok faydası dokunur. Her namaz bir önceki namaz ile arasındaki günahların affına sebep olur, insanı yükseltir. Namaz zikirlerin en güzellerinden biridir. En büyük evliyaullahın en son derece ibadetleri yani en çok lezzet aldıkları, en yüksek mertebeye çıktıkları zaman zevk aldıkları ibadet namazdır. Evliya yükselip yükselip en yüksek mertebeyi bulduğu zaman aklı, işi gücü namaz olur. Daima namazdan zevk alır.
Allah bize o lezzetleri ihsan eylesin.
Minhâ halaknâküm ve fî-hâ nu'îdüküm ve minhâ nuhricüküm târaten uhrâ bismillahi ve fî-sebîlillâhi ve alâ milleti resûlillâhi. An ebî umâme kâle lemmâ vudi'at ummü külsüm binti resûlillah sallallahu aleyhi ve sellem fi'l-kabri kâle fe-zekerehû.
Bu hadîs-i şerîf, Efendimiz' in ciğerparesi, kızı Ümmü Gülsüm hazretleri vefat edince Efendimiz onu kendisi kabre yerleştirirken yaptığı duadır. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Minhâ halaknâküm ve fî-hâ nu'îdüküm ve minhâ nuhricüküm târaten uhrâ. Ayet-i kerîmeyi okumuş.
Ayet-i kerîmenin mânası ne?
"Ey insanlar! Biz sizi bu topraktan yarattık" Minhâ halaknâküm. "Topraktan yarattık." Ve fî-hâ nu'îdüküm. "Sizi yine toprağa göndereceğiz."
Niye "göndereceğiz" diyor, niye "yarattık" diyor?
Azamet. Allah-u Teâlâ hazretleri azametinden dolayı böyle konuşuyor, böyle ifade buyuruyor.
Ve minhâ nuhricüküm târaten uhrâ. "Evet, insanlar ölünce toprağa girecek ama oradan tekrar kalkacaklar." Ba'sü ba'de'l-mevt olacak, o kabirden yine insanlar kalkacaklar. Bu ayeti okumuş. Biz sizi topraktan yarattık tekrar toprağa döndüreceğiz ve ondan bir kere daha sizi ba'sü ba'de'l-mevt kıyametten sonra kaldıracağız, topraktan çıkacaksınız mahşer yerine gideceksiniz diye ayet-i kerîmede bildirilmiş.
Bunu okuduktan sonra bismillah demiş, "Allah'ın adıyla..." Ve fî-sebîlillâh. "Allah'ın yolunda." Ve 'alâ milleti resûlillah. "Ve Resûlullah'ın yolu, sünneti, âdeti üzere olmak üzere defnediyorum." diyerek hüzün ile [defnediyor.] İnsanın kendi ciğerparesini gömmesi çok zor bir şey ama Efendimiz Allah'a teslim oluyor. Yani Rabbimiz yarattı, eh ölüm haktır. Topraktan yaratıldığı gibi insanlar yine toprağa gidecekler, ondan sonra yine kalkacaklar. O'nun adıyla kabre koyuyorum yavrumu, dini üzere yani Allah'ın emirlerine uygun bir tarzda, böyle emir buyurduğu için yapıyorum diye şey yapmış.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek hayatı incelenirse her hâlinin, her ânının, her işinin böyle rızâ-i Bâri'i düşünerek, adını anarak, dualar ederek olduğunu görür.
Bir hadîs-i şerîfte diyor ki; Çeşit çeşit iyilik yapar insan, sadaka verir, çeşme yaptırır, fakirleri doyurur, çıplakları giydirir, ziyafetler çeker, namazlar kılar, ibadetler vesaire, tamam. Bunlardan sevap kazanıyor. Bunların hepsi terazinin bir kefesine, öteki kefesi de dua.
İnne envâe'l-birri nısfu'l-ibâdeti. "İyiliklerin çeşitlerinin hepsi ibadetin bir yarısıysa..." Ve nısfıhu'l-âhar. "Öteki yarısı da..." ed-Duâu. "Duadır."
Her şeyi dua ederek yapın. Yeni elbise giyerken dua edin, pabucunuzu giyerken dua edin, eve girerken dua edin, evden sokağa çıkarken dua edin, Allah'a tevekkül edin öyle çıkın. İşinize giderken dua edin, besmele ile dükkânı açın, dua ile içine girin, alırken verirken, hanımın yanına giderken, hanımın yanından ayrılırken, abdest alırken, yüznumaraya girerken, yüznumaradan çıkarken her halimizde dua. Dua ibadetin yarısıdır, kulluğun yarısıdır ve dua gelmiş olan belaları da defeder, gelecek olanların da gelmesini engeller, vazgeçirttirir. Allah-u Teâlâ hazretlerinin duaya verdiği fazilet böylece büyüktür.
Mevtü'r-racüli fi'l-ğurbeti şehâdetün ve ize’htüdira fe-remâ bi-basarihî 'an yemînihî ve 'an yesârihî fe-lem yera illâ ğarîben ve zekera ehlehû ve veledehû ve teneffese fe-lehû bi-külli nefesin yeteneffesü bi-hî yemhullâhu bi-hî elfey elfi seyyietin ve yektübü le-hû elfey elfi hasenetin ve yatbeu bi-tâbii'ş-şühedâ izâ haracet nefsühû.
İbn Abbas radıyallahu anh'ten gurbette vefat etmekle ilgili bir hadîs-i şerîf geldi.
Malum insanın bir bulunduğu yeri vardır; her zaman yaşadığı, evinin, yakınlarının olduğu, buraya vatan derler. Oturup ikamet edip, çalıştığı yaşadığı yer. Ama bazen de insan çeşitli sebeplerle gurbete çıkar, seyahat eder. Bir iş olur, bir sebep olur bir mecburiyet olur yurdundan çıkması icap eder, çıkar. Gurbete gitti yani diyar-ı gurbete gitti, kendi yaşadığı yerden öteye gitti. Yani şöyle 70-80 kilometre daha gitti mi malum misafir durumuna geliyor. 70-80 kilometre kadar mesafe bir menzillik yer kendi vatanının çevresi sayılıyor ama daha fazla olduğu zaman misafir sayılıyor. Namazı bile iki kılması gerekiyor, Ramazan bile olsa orucu isterse tutar istemezse tutmaz. Hatta Efendimiz buyurmuş ki, "Ramazan’da seyahatte iken insanın oruç tutması birr ü-takva bile değildir." Yani tutmamasına teşvik var. Sıkıntı çekme, yolculuk meşakkatlidir tutmayabilirsin, gönlün hoş olsun gibilerden Müslümana tembihi de var Efendimiz' in. Tutarsa kabul olur. Tutarsa takva ve birr sayılmaz tutmazsa da bir şey icap etmez. Döndüğü zaman ödeyecek, seyahatin böyle meşakkatleri var.
İnsan bir diyâr-ı gurbete, yabancı diyara gitti, tanıdığı insanlar yok. Kimse halini bilmez, nasıl insan olduğunu anlamaz.
Mevtü'r-racüli fi'l-ğurbeti. "Gurbette de insanın eceli geldi." Hay Allah, tam vatanından çıktı diyâr-ı gurbette vadesi yetmiş ölecek. Mevtü'r-racüli fi'l-ğurbeti şehâdetün. "Kişinin diyar-ı gurbette ölmesi şehitliktir." "Ve ize'htudıra. "Halet-i nez'a yani ruh, can boğaza geldiği zaman, ruhu teslim etme zamanı yaklaştığı zaman." Fe-remâ bi-basarihî 'an yemînihî ve 'an yesârihî. "Halsiz, çaresiz, bîçare, bir sağına bakıyor bir soluna bakıyor." Nerde o dostlar filan, kimse yok etrafında. Fe-lem yera illâ ğarîben. "Etrafına bakıyor kendisi gibi garip insanlardan başka kimse görmüyor." Yani tanıdığı bir kimse yok, hep yabancılar arasında. Ve zekera ehlehû. "Ailesini hatırlıyor." Hanımını veya ailesinin öteki fertlerini. Ve veledehû. "Evladını hatırlıyor." "Yav benim çocukcağızım da ne olacak, hanım da kaldı şeyde oldu filan…" Ve teneffese. "Bir derin nefes alıyor, yanık teneffüs ediyor." Böyle bir teneffüs ettiği zaman;
Fe-lehû bi-külli nefesin yeteneffesü bi-hî. " Onun böyle nefes alıp verişinde, her alıp verdiği nefeste..." Yemhullâhu bi-hî elfey elfi seyyietin. "İki bin kere bin, -bin kere bin bir milyon eder, elfey dediğine göre- iki milyon günahı, seyyiesi silinir." Ve yektübü le-hû. "Allah onun için yazar." Elfey elfi hasenetin. "İki milyon hasene yazar o garipçiğe."
Orada ölüyor, vatanını özledi, ailesini özledi, çocuklarını özledi, iki tarafına baktı tanıdık kimseyi bulamadı, içi yandı. Bir ah etti derin derin nefes almaya başladı. "İşte iki milyon günahı silinir, iki milyon hasene verir Allah."
Ve yatbetu bi-tâbii'ş-şühedâ. "Ruhu çıkarken şehitler mührü ile mühürlenir." İzâ haracet nefsühû "Ruhu çıkarken şehitler mührü ile mühürlenir, şehit olarak göçer."
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi şehit olarak ölenlerden eylesin.
Güzel hallerin en güzeli ile ölmek tabii şehit olarak ölmektir. Şehitliği dilemesi lazım insanın. Can en kıymetli şey ama Rabbimizin rızası daha kıymetli yani feda olsun diye insan bu canı, bu malı her şeyi Allah yolunda vermeye hazır olmalı; o şuura ermek zorunda. O şuura erememiş bir insan iyi Müslüman değildir. Yani, "Gönlünde şehit olmak arzusu olmadan ölen bir kimse münafıklıktan bir çeşit üzere ölür." diyor Peygamber Efendimiz. Şehit olma arzusu olacak. Bir fırsat olsa da Hak yolunda canımı versem, şehit olsam diye temenni edecek.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi şehit olarak ölenlerden, şehitlik mertebesini bulanlardan eylesin.
Bu çeşitli yollarla olabilir.
Bir; "Ümmetin fesada uğradığı zamanda Peygamber Efendimiz' in sünnetine sarılanlara şehit sevapları verilecek." Efendimiz' in yolunda iyi yürürsünüz, hadislerini iyi bellersiniz, hayatınızı hadislere göre tanzim edersiniz. Sakal bırakırsınız, Efendimiz' in tavsiyelerini tutarsınız, helal yersiniz, yolunca yürürsünüz, ümmetine hizmet edersiniz, tamam. Sünneti ihya ederseniz 100 şehit sevabı var, böyle olabilir.
Veyahut, işte gurbette ölürse şehit sevabı var veyahut çeşitli hastalıklar vardır. Hummadan ölürse, yangında ölürse, denizde ölürse şehit sevabı vardır veyahut harbe giderse, çarpışırsa işte o bildiğimiz zaten herkesin malum tereddütsüz ilk hatırına gelen şehit sevabı vardır.
Bir de yine ne kadar Allah-u Teâlâ hazretlerinin rahmeti geniş, "Bir insan can-ı gönülden şehit olmayı dilese, içinde o arzu, o şevk, istek var. Yatağında ölse bile Allah onu şehitlerin derecesine getirir, şehitlerin derecesine yükseltir." Hadîs-i şerîfte böyle bildiriliyor. Onun için candan isteyelim.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi şehit olarak ahirete göçenlerden eylesin.
Mevtü'l-füc'eti râhatün li'l-mü'min ve ahzetü esefin li'l-fâciri.
Hz. Âişe validemizden iki hadîs-i şerîf. Arkasındaki de;
Mevtü'l-füc'eti tahfîfün ale'l-mü'mini ve sahtatün ale'l-kâfirîne.
Füc'eten ölmek, "ansızın ölmek" demektir. Yani birdenbire hiç hazırlık yok, ayaktaydı gezip duruyordu, bir şeyi yoktu hastalanmadı, yatağa esir olmadı, aylarca yatmadı birden aaa, innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn, ölüverdi. Ya dün akşam beraberdik, konuşuyorduk filan der insan bazen de.
Ölmüş mü? Ölmüş.
Daha dün akşam konuşuyorduk.
Dün akşam da konuşursun, biraz evvel de konuşursun ecel geldi mi gider insan.
Allah bize iman ile göçmeyi nasip etsin, hazırlıklı olmayı nasip etsin.
Bizim büyüklerimiz ne demişler?
"Devamlı abdestli ol." Devamlı abdestli ol yani ölüme hazırlıklı olarak böyle tavsiye etmişler. Dilin zikirde olsun. Zikri çok eyle ki o sıkışık zamanda otomatik olarak insan zikretsin. Yoksa o zaman insan aklını başına toplayamaz. Telaşı çokça olur.
Allah âsân bir vech ile şöyle mü'min-i kâmil olarak göçmeyi nasip etsin.
Füc'eten ölmek; kalbi vardır başka bir sebeptir neyse bir vesile olur, aniden ölmek.
Mevtü'l-füc'eti rahatün li'l-mü'min. "Böyle aniden ölmek Müslümana rahatlıktır." Birden ölüverdi, sıkıntı çekmedi, ölümün ıstırabını duymadan ahirete göçüverdi. Can kuşu beden kafesinden pırrr uçtu gitti, uçtu.
Ankara'da bizim mahallenin hocası gelmemiş. Beni de minbere çıkarttılar, Cuma hutbesi okuyorum. Arka taraftan bir ses... Baktık, cumada hutbe esnasında Müslümancıklardan bir tanesi ahirete göçüvermiş. Arka taraflarda. Bir ah demiş ondan sonra göçüvermiş.
Kimdir, nedir? Cüzdanını bulalım, nüfusunu anlayalım filan derken karıştırırken baktılar şöyle bir evrad kitabı var cebinde. Demek ki dua eden hoşça bir insanmış. Cuma’ya geldi, muhakkak abdestini aldı, guslünü aldı tevbe etti şey yaptı. Eh cumaya geldi öldü gitti.
Allah böyle güzel ölümlerle ölmeyi nasip etsin.
Hoca efendinin bir tanesi Ramazan'da sahurda kalkıyor, yemeğini yiyor, abdestini alıyor camiye gelecek mukabele okumaya. Geliyor mukabelesini okuyor sünnete durduğu zaman bir daha kalkmıyor veya farzdan kalkmıyor. Birinci rekâtta böyle ondan sonra bakıyorlar uçmuş, gitmiş. Ne güzel! Yani camide, abdestliyken, ramazanda, oruçluyken.
Allah böyle güzel ölümler nasip eylesin.
Ama, Ahzetü esefin li'l-fâciri. "Günahkâr, fâcir kimse için de bir esefle alıştır canı." Çünkü;
"Tuh tevbe edecektim yahu tam artık yolumu değiştirecektim, iyi insan olacaktım." Geçmiş ola! Gitti, iş bitti.
Fâcir için bir teessüf vesilesidir, pişmanlık duyulacak bir durumdur yani.
İkinci hadîs-i şerîfte şöyle buyuruyor;
Mevtü'l-füc'eti tahfîfün ale'l-mü'mini. "Aniden ölüm Müslümana bir kolaylıktır, hafifletmedir." Bu büyük ölüm hadisesini hafifçe geçiştiriveriyor işte, bir hafiflemedir. Ve sahtatün ale'l-kâfirîne. "Kâfirlere de Allah'ın kızgınlığı emaresidir."
Neden?
Aniden öldü, tevbe bile etmedi adam. İçkiliydi, ayyaştı, onun malını almıştı bunu şöyle yapmıştı, yanlış yoldaydı, küfürbazdı şöyleydi böyleydi. Daha bir abdest almaya bir tevbe etmeye bir hak yola girmeye fırsat bulmadan o kötü hal üzere göçtü gitti. İbretle seyretmek lazım hadiseleri.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
07.06.1987 -
Deccal, Peygamber Ailesi,
06.11.1988 -
Hacamat Yaptırmak, Dua
