05.10.1986 - Beddua Etmek, İmamlara Beddua Etmeyin

05.10.1986 - Beddua Etmek, İmamlara Beddua Etmeyin
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Lâ ted'û alâ enfüsiküm ve lâ ted'û alâ evlâdiküm ve lâ ted'û alâ hudmiküm ve lâ ted'û alâ emvâliküm lâ tüvâfikû minallâhi sâaten nîle fîhâ atâ fe-yüstecâbe.
Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri, Câbir radıyallahu anh'ın Ebû Davud tarafından rivayet edilmiş olan bir hadis-i şerifine göre şöyle buyurmuş;
Lâ ted'û alâ enfüsiküm. "Kendinizin aleyhine dua etmeyin." Deâ, dua etmek demek, alâ ile kullanılınca aleyhte dua etmek, li ile lam harfi ile kullanılınca dea lehû, lehine dua etmek demek... Lehine dua etmek yani güzel dua etmek; aleyhinde dua etmek yani beddua etmek demektir.
Lâ ted'û alâ enfüsiküm. "Kendinize beddua etmeyiniz." diye tercüme edilebilir; "Kendi aleyhinize dua etmeyiniz." de denilebilir. Ve lâ ted'û alâ evlâdiküm. "Çocuklarınızın da aleyhine dua etmeyin." Çocuklarınızın da aleyhine beddua eylemeyin. Ve lâ ted'û alâ hudmiküm. "Hizmetçilerinizin aleyhine de dua etmeyin." Onlara da beddua eylemeyin. Ve lâ ted'û alâ emvâliküm. "Mallarınızın, hayvanlarınızın, sürülerinizin de aleyhine dua etmeyin." Lâ tüvâfikû minallâhi sâaten nîle fîhâ atâün fe-yüstecâbe leküm. "Allah'tan bir zamana rast gelip de o vakit duanın kabul olma zamanı olur, duanız kabul oluverir de bu yaptığınız beddua tutar."
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, "Onun için böyle beddua etmeyin." diyor. Normal olarak bu insanları tanımayan yabancılar, "Bu nasıl olur? İnsan kendi aleyhine beddua eder mi?" diye düşünür ama su gibi beddua ederler. Halkı bir tanıdığı zaman insan görür.
"İki gözüm önüme aksın ki…", "Canım çıksın ki…", "Allah beni kahretsin ki…", "Şöyle olsun ki…"
"Dur, etme, eyleme! Niye böyle söylüyorsun?"
Seni inandırmak için kendi aleyhine bir sürü beddua ediyor, bir sürü şey söylüyor. Yapıyorlar yani. Kendi aleyhinize böyle laflar söylemeyin. Lafın, sözün bir tesiri vardır, bir tutar tarafı vardır. Laf oyuncak değildir, bakarsınız bir tutuverir, bu sözü söylediğinize bin kere, milyon kere pişman olursunuz.
Çocuklarınızın da aleyhine dua etmeyin.
İnsan çocuğunun aleyhine dua eder mi? Ne kadar dua ederler, anneler babalar;
"Allah seni kahretsin e mi!", "Ah, kahrolasın çocuk, niye kırdın bu tabağı?", "Niye ağaca çıktın?", "Niye sokağa gittin?"…
Çıksın ne olur? İşi biraz daha hafiften alsana, ne bağırıp duruyorsun? Niye böyle yapıyorsun?
Bir şey olsa ondan sonra da doktor doktor dolaşır, hastalığının çaresini bulmaya gayret eder. Hoca hoca dolaşır, derdinin devasını bulmaya çalışır.
Sen kendin beddua ettin ya!.. Geçen gün açtın ağzını, yumdun gözünü… Olmadık bir şeyden dolayı sinirlendin; çocuğun ne dünyasını bıraktın ne vücudunu bıraktın, ne ahiretini bıraktın, beddua eyleyip durdun… Böyle yapmamak lazım!
Ve lâ ted'û alâ hudmiküm. Hâdim kelimesinin çoğulu huddem de okunabilir. Hudmiküm diye harekelemiş, şerhte de o şekilde hareke var. "Hizmetçilerinize de beddua etmeyin."
"Sen misin o şeyleri kıran! Sen misin şu işi eksik yapan! Sen misin 'git' dediğim yerden çabuk gelmeyen!.."
Beddua etmeyin, tutar.
Ve lâ ted'û alâ emvâliküm. Mal Türkçe' de de olduğu gibi canlı mala da delalet eder, daha başka varlıklara da delalet eder. Yani, "Atınıza, katırınıza, eşeğinize, koyununuza, keçinize tos attı diye, tekme attı, çifte attı diye beddua etmeyin."
Bütün bunlar günlük hayatımızda halkımızın arasında kötü huylar olarak duyduğumuz, bildiğimiz şeylerdir. Yapılıyor, yapılmaması lazım. Bazıları kendilerini güzel terbiye etmiş oluyorlar. Tam beddua edecek yerde terbiyesi güzel olduğundan öyle demiyor.
Mesela adamı çok kızdırıyorsun, üstüne varıyorsun, damarına basıyorsun, fesübhanallah diyor. Güzel! Beddua etmiyor ki, netice itibariyle sübhanallah diyor. Veyahut fazla tazyik ediyorsun, lâ ilâhe illallah, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh diyor. Adam kızdı, belli...
Neden diyor?
Kötü bir şey dememek için. Anasından, babasından görgülü bir Müslüman… Kızdığı zaman bile kötü bir şey dememeye alışmış da ondan. Yoksa kızdı, yanına fazla sokulma, fena yapacak, belli, sinirlendi ama lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi'l-aliyyi'l-azîm veya lâ ilâhe illallah diyor.
Arabistan'da mesela, biraz münakaşa oldu mu, hemen gelirler, salli ale'n-Nebiyy denir.
Ne demek?
"Peygamber Efendimiz' e salât-u selam getir bakalım." demek. Tabii adam salli deyince mecbur kalıyor; Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyidinâ Muhammed deyince hem manevi bakımdan bir şifa oluyor, kızgınlığı geçiyor, hem de onunla meşgul olurken asıl telaş, asıl kavganın, gürültünün heyecanı tavsamış oluyor. Bunlar güzel âdetler.
Sinirlenmese iyi ama insan sinirlenebilir. Peygamber Efendimiz diyor ki:
"Sinirlendiğiniz zaman ayakta iseniz oturun, oturmuş vaziyetteyseniz ayağa kalkın veya uzanın veyahut abdest alın."
Böyle bir şey onu tedavi edici olabiliyor.
Hâsılı, muhterem kardeşlerim! Kendiniz, çoluk çocuğunuz, mallarınız ve hizmetçileriniz aleyhine ağzınızı bedduaya, kötü duaya, küçük veya büyük aleyhte dualar etmeye alıştırmayın. İyi şeylere alıştırın.
"Eh çocuk! Yine mi bu haltı karıştırdın? Allah seni ıslah etsin e mi?"
Tamam, bak; bunun terbiyesi güzel. "Allah seni ıslah etsin." diyor, fena demiyor.
İnsan, böyle güzel şeylere küçükten alışır. Çocuklar annelerinin ve babalarının kopyalarıdır. Hafızalarına teyp gibi alırlar, ondan sonra kendileri aynı şeyi yaparlar. Küçücük çocuk, konuşmayı yeni becermiş, bebeği kucağına alıyor, annesi kendisine ne demişse o da onu diyor. "Altına çiş yapma ha, seni biz biz yaparım, altını yakarım." falan diyor. Belli ki annesi ona öyle demiş. Annesi ona öyle dediği için o da öyle yapıyor.
Onun için güzel şeylere kendimizi aklımız başımızdayken alıştıralım ki sinirlenip üzüldüğümüz ve kontrolümüz gittiği, sigortamız attığı zaman yanlış iş yapmayalım. Kendimizi ilk başta güzele alıştıralım. Bu bir prensip olsun. Beddua etmemek, yalan yere yemin etmemek, kötü söz söylememek... Söylenecek bir şey varsa, dedelerimiz ne güzel demişler; lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm, fesübhanallah, lâ ilâhe illallah, Allahümme salli alâ seyydinâ Muhammed… Bunların mânaları başka ama kızıldığı zaman söyleniyor. Kendinizi böyle terbiye edin. Biz de böyle yapalım ve babalar olarak da böyle hareket edelim.
Çünkü sözün İslâm'da çok önemi vardır. Ağızdan çıktı mı yazılır. Birisine beddua edersin, lanet edersin; o lanet gökyüzünde dolaşıp dolaşıp lanet edene gelir. Yani çıktığı ağzın sahibine geri gelir. Onun için kötü şeyler istememeli. Hayrını istemeli, iyi şeyler temenni etmeli. İyi şeylerden iyi hususlar hâsıl olur.
Peygamber Efendimiz buyurdu ki:
Lâ ted'û alâ eimmetiküm bi'l-fesâdi fe-inne salâhahüm salâhuküm ve fesâdehüm fesâdüküm.
Abdullah İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan bir hadis-i şerif. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"İmamlarınıza beddua etmeyin." İmamlarınızın fesadı yani kötü olması için, kötülüğü için ağzınızdan beddua çıkmasın. Aleyhlerine beddua eylemeyin. "Çünkü onların iyiliği sizin iyiliğinizdir, onların salahı sizin salahınızdır; onların kötülüğü, fesadı sizin kötülüğünüz, fesadınız demektir." Yani onlar kötü oldu mu siz de onlarla beraber mahvolur, cayır cayır yanarsınız. Onlar iyi oldu mu siz de rahat edersiniz.
İmam ne demek?
Muhterem kardeşlerim! İmam eskiden son derece [anlamı] büyük olan bir sözdü. İmam, önder demek… Lâ ted'û alâ eimmetiküm demek, " Sizin önderlerinizin, liderlerinizin, büyük idarecilerinizin aleyhine beddua etmeyin." demektir. Şimdi sözün seviyesi düştü düştü, mahalle imamına geldi. Mahalle imamını da kimse saymıyor. Namaz kılarken arkasında kılıyor ama ondan sonra ne sözünü ne hutbesini dinler. Böyle bir duruma geldi. Halbuki onlar dini öğreten kimseler oldukları için aslında hürmet etmek gerekiyor.
Buradaki "imam" sözü, imâmü'l-müslimîn, eimmetü'l-müslimîn yani "Müslümanların idarecileri" demek. Baştaki valiler vs. gibi idarecilerin yukarıya ve aşağıya kadar çeşitli kademeleri…
Müslümanlar ne isteyecekler?
Onların ıslah olmasını, doğru yolda olmasını, Allah'a mü'min olmalarını, Allah'ın yoluna hizmet etmelerini, hayırlı işler yapmalarını, şeytana ve nefse uymamalarını, üzerine yüklenmiş oldukları hizmetleri güzel yapmalarını… Yani dua edecekler, onlar için iyi şeyler isteyecekler. Kötülüklerini isterlerse, "Kahrolsunlar, mahvolsunlar, şöyle olsunlar, böyle olsunlar." der ve kötü olmalarına dua ederlerse o zaman o iyi netice vermez.
Netice itibariyle insanlar cemiyet hayatı yaşıyor. Cemiyet hayatı yaşayınca da her cemiyette başlarında ister istemez bir idari teşkilatlanma oluyor. Arılarda bile var. Bir arı beyi var, işçi arılar var; iş bölümü var. Kimisi çiçek tozu, kimisi bal getirir, kimisi kovanı bekler ve başkası hücum edince [korur], kimisi harıl harıl çalışır filan. Tabiatın icabı bu…
Göçmen kuşlara bakın, ne ibretlidir. En başta öncüsü gider, onun arkasında, sağında, solunda sanki vezirleri gibi uçanlar, artçılar, öncüler bellidir. Yani onların gidişleri bir ibrettir.
Demek ki idari teşkilatlanma toplu yaşayışın zaruretidir. Bu idari teşkilatlanmadan hepimiz mesulüz.
"Beni ilgilendirmez." Niye ilgilendirmesin?
"Eûzu billahi mine'ş-şeytâni ve's-siyaseti."
Bazı kardeşlerimiz böyle dedi. "Siyasetten Allah'a sığınırım." O sözü söyleyenin belki başka maksadı var, demek istediği şey başka ama topluluk halinde yaşadığımıza göre onu yanlış anlamayalım. Bu topluluğun yönetilmesinden, bu topluluğun her ferdi veballidir, sorumludur. Bu topluluğun yönetilmesinin iyi olmasına hepiniz çalışacaksınız, hepimiz çalışacağız. Kötü olmamasına hepimiz gayret edeceğiz. Çünkü bu gemi batarsa, beraber batarız. Düşman hepimize güler. Batmazsa hepimiz beraber rahat ederiz. Böyle bir küsme, çekilme, bana ne veya aldırmama… Bu iyi bir şey değil. Hakiki İslâmî şuura uygun değil.
Derler ki, Avrupa'da bir memleketin başbakanına sormuşlar:
"Niye İtalya şu durumlara düştü?"
"Nemelazım!" demiş. Yani "Nemelazımdan düştü." demek istemiş.
Nemelazım?
Niye "nemelazım" diyorsun, bu memleket senin değil mi? Sana emanet değil mi? Harp olursa cephede çarpışmayacak mısın? Sadece harp olunca, yumurta kapıya dayandığı zaman mı aklın başına geliyor? Şimdiden düzel, zaten hasta olduktan sonra, iş işten geçmişken… Hasta olmadan 'hıfz-ıs’sıhha' tedbirlerini almak önemli. Ne güzel söylemiş şair, çok güzel bir sözdür;
"Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-u salah."
Eğer sen sulh istiyorsan, salah istiyorsan, cenge hazır ol. Kale gibi bir ordun, demir gibi bir yumruğun, mükemmel silahın olsun… Düşman korkar saldırmaz, sen de harp etmemiş olursun. Ama sen hazırlık yapmazsan, "Aman şu kuzunun eti ne kadar da güzel kebap olur, saldıralım!" diye herkes saldırır yani yağmalanırsın.
"Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-u salah."
Bu memleketin her şeyi ile ilgileneceksin. Nasıl ceza koydular, "Sandık başına gideceksin, gitmezsen cezayı yersin." diyor. Vazifeleri sopayla yapıyoruz, öyle şey olur mu? Cezayla, sopayla olur mu? Biz toplum adamıyız, hepimiz ilgilenmeliyiz. Her birimiz mahallemizde, semtimizdeki bir hayır derneğine, bir sosyal çalışmaya katılmalıyız. Topluluk halinde yaşıyoruz, o halde içtimai bir faaliyet yönümüz olması lazım.
"Etliye sütlüye karışmaz, melek gibi bir adam, çok iyi adam…"
Öyle şey yok! O adam, iyi adam değil. Karışacak; etliye de sütlüye de tatlıya da karışacak… Her şeyi güzel yapmaya çalışacak ve güzel yapılması için vazife alacak.
Hayır derneklerinde idare heyeti toplantısı yapılamaz, nisap dolmaz, kimse toplantıya gelmez, aidatlar ödenmez… Olmaz ki! İyi niyetle kurmuşsun, belli, yazı üstünde gayeleri güzel…
Niye çalışmıyorsun? "İşim var, gücüm var."
Bu da iş! Bu da sosyal vazifedir! Hepimiz hayır hizmetlerinin sahibi olacağız. Hayır hizmetlerini kimin yaptığı belli değil; birkaç kişi toplanmış, paraları topluyor…
Suistimal oluyor mu?
Olma ihtimali varsa gir bakalım oraya, yaptırtma… Suistimali yaptırtma, o hayrı tıkır tıkır çalıştır.
"Hayır için para topluyoruz."
Takip et bakalım, oraya gidiyor mu? Ne oluyor? Verdiğin [paralar] nereye gidiyor? Hayra mı, şerre mi gidiyor? Anarşiye mi harcanıyor, senin gayene mi uygun gidiyor? Dansa, baloya mı gidiyor? Sen parayı onun için mi verdin, başka yere mi gidiyor? Parayı veriyorsun, aldırmıyorsun; öyle şey olur mu? Kontrol etmemekle hırsızlığa çanak tutuyorsun.
Kontrol edeceğiz, sahip çıkacağız; dinî vazifelerimizden biri...Çünkü İslâm insanın üstüne sosyal vazifeler yüklemiş bir dindir. Sosyal kelimesinin eskisi "içtimai" demek… İçtimai vazifelerle vazifeliyiz, omzumuzda vazifeler var. Komşumuzun aç olduğunu bildiğimiz halde bizim evimizde tok yatmamızdan Allah-u Teâlâ razı gelmez, Peygamber Efendimiz razı değildir. Biraz gözünü aç da etrafına dikkat et; mahallende fakir var, haberin yok. Üst katındaki komşundan haberin yok.
Apartmanda on iki daire var.
"Kim var?"
"Bilmiyorum."
Birisi geliyor, gidiyor; nerelidir, neyin nesidir, haberi yok. Alt katı veya üst katı çalıyorum, "Sizin apartmanda filanca var mı?" diyorum. Ziyarete gideceğim, apartmanı bulmuşum, daireyi bulamamışım. Adam aynı apartmanda kimin oturduğunun farkında değil.
Böyle komşuluk mu olur?
Peygamber Efendimiz, "Mâzâle yûsinî Cibrîl…" diye Cebrail aleyhisselâm'ın kendisine gelip komşuluk haklarını kuvvetli, bastıra bastıra tavsiye ettiğini ve bundan dolayı komşunun komşuya varis kılınacağını sandığını söylüyor. O kadar yakınlık ki akrabalık, analık, babalıkmış gibi de sanki o ona varis olacak. Bu kadar önemli!
Senin ocağından bir yemek çıktı, pişti. Mis gibi tereyağı kokuyor, etrafı kokusu kapladı. Yandaki komşu çocuk onu duydu, onlara bir tabak götüreceksin. Hastalandığı zaman ziyaret edeceksin. Cenazesi olursa [katılacaksın.] Düğünü, bayramı, daveti olursa davetine icabet edeceksin. İyiliğini ve hayrını isteyeceksin. Düşman bakacak, "Türkiye'deki Müslümanlara bir şey yapamayız ki… Bizim istediğimiz kadar füzemiz, silahımız, elektronik cihazımız olsun. Bu adamların birlik ve beraberliği kırılmaz, yıkılmaz." diyecek.
Girmeden tefrika bir millete düşman giremez.
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez. Mehmet Akif -Allah rahmet eylesin- ne güzel söylemiş.
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.
Toplu vuracak yürekler; küt, küt, küt… Hep beraber "Allah Allah" diye atacak. O zaman kimse bir şey yapamaz. Yekpare insan; ödleri patlar. Adamların zaten ödleri patlıyor. Aman Müslümanlar ileri gitmesin, aman Müslümanlar sanayileşmesin, aman Müslümanlar atom bombası yapmasın. Nasıl korkuyor!.. Aman ordu gücü gelişmesin.
Gözümüzü açacağız! Müslümanlığı sanmayın ki sadece Ramazan'dadır, kandil gün ve gecelerindedir. Müslümanlığı sanmayın ki sadece camidedir. Müslümanlık evde de var, işyerinde de var, çarşıda da var, pazarda da var.
Ben burada öyle kimseler biliyorum ki asker yazılmış, akşam yemeğini evinde yemedi, "İki saat önce kıtaya gideyim, sevabım daha çok olur." diye erken gitti. Yemek yemeden gitti.
"Kal, yemeği ye, öyle git."
"Yok! İki saat önce gideyim de sevabım daha çok olsun."
Öyle olacak! Bu yağcılık değil; eğriye eğri, doğruya doğru. Yağcılık yapmayacağız.
Şak, şak, şak… "Eyvallah efendim, Allah ömürler versin." Önünde iki kat eğil...
Peygamber Efendimiz, "Bir Müslüman kötü bir insana, bir münafığa 'Efendim' derse, arş-ı âlâ zangır zangır titrer." diyor. Eğriye eğri, doğruya doğru... "Kardeşim! Ben seni çok severim, canımdan kıymetlisin. Müslümanlık kardeşlik demektir ama şu yaptığın hata, gel şu işi yapma." diyebileceğiz. "Sen benim babamın oğlusun. Biz ikimiz kan kardeşiyiz, can kardeşiyiz ama ağabey, kardeşim şu yaptığın iş uygun olmuyor, bundan zarar çıkacak." diyebileceğiz. Yağcılık yok! Yağcılık ve dalkavukluk bir cemiyeti mahveder, adaletsizliğe götürür.
El-Adlü esâsü'l-mülk. "Adalet egemenliğin temelidir."
Yani sağlam bünyeli bir organizasyona sahip topluluk olmanın şartı, adalettir. Adalet olmadı mı gider.
Adaleti en çok ne tahrip eder? Adam kayırmalar, dalkavukluklar, eyvallah etmeler vs... Öyle şey yok; eğriye eğri doğruya doğru!
Cihadın en üstünü nedir?
Zalim sultanın karşısında hak sözü dobra dobra, çatır çatır söylemektir. "Yoo, bu senin yaptığın hata efendim. İstersen başımı kes, ister darağacında sallandır. Bu yanlış, doğrusu şu." diyebileceğiz. Herkesin iyiliğini isteyeceğiz.
İslâm hudutları; ifratını, tefritini belirtmiştir. Körü körüne boş bir kâğıdın altına imza, "Üstünü nasıl doldurursan doldur." Öyle yağma yok! Körü körüne bir itaat yok!
Lâ tâate li-mahlûkin fî mâ'siyeti'l-hâlik. "Allah'a isyan yolunda, günah yolunda mahlûka itaat olmaz."
Günahı emrediyor; "Öldür şunu." Olmaz!
"İç şu içkiyi, ben senin amirinim, emrediyorum." Olmaz!
"Yap şu haramı." Olmaz!
"Al şu rüşveti, tadımızı bozma. Burada ekip halindeyiz, payını al, sus." Öyle şey yok!
"Seni harcarız, başka yere sürdürürüz."
"Ne yaparsan yap, ben haram yiyemem. Ben çocuğuma haram lokma götürmem. Dürüst çalışın."
Etraftaki şerli, hırsız, arsız insan bizim dürüstlüğümüzden yok olup gidecek. Temizlik olan yerde mikrop ve hastalık olmaz.
Beden ne zaman hastalanıyor?
Sıhhatinden kaybettiği zaman… Onun için lütfen Müslümanlığı doğru yani olduğu gibi, sapasağlam anlayalım. Müslümanlık kuzuluk dini de kurtluk dini de değildir; yerine göredir. Müslümanlık hikmet dinidir. Yapacağın şeyi bileceksin; kızacağın zamanı ve seveceğin zamanı bileceksin. Yardım edeceğin ve karşı duracağın kimseyi bileceksin. Herkesin de iyiliğini isteyeceksin.
Herkesin iyiliğini istiyoruz. Hepimiz insan nesliyiz, Hazreti Âdem atamızın evlatlarıyız. Kabile kabile, millet millet olmuşuz. Öteki insanların da iyiliğini isterim. Ama onlar bana karşı iyilik isterlerse… Onlar bana oyun yapıp, dolap çevirip, aleyhimizde çalışıp dururken ben de boynumu uzatmışım, kuzu kuzu, "Kes, al bıçağı…" Bıçağı da ben veriyorum, "Haydi, kes bakalım."
Öyle şey olur mu? Öyle yağma var mı? Yok! Her şey ölçülü… Müslüman zekidir.
Nereden öğrenecek bu zekâyı? Nereden anlayacak?
İttekû firâsete'l-mü'mini fe-innehû yenzuru bi-nûrillâhi. "Müslümanın anlayışından, sezgisinden, zekâsından kork."
Neden? "Baktığı zaman Allah'ın nuruyla bakar."
Görünmeyecek şeyi "şıp" diye görür. Müslüman, senin saklamak istediğin ciğerinin köşesini görür, "Seni, seniii…" der, yani anlar. Onun için hakiki Müslüman olun. Hakiki Müslüman olsanız kimse sizi aldatmaz. Peygamber Efendimiz, "Bir Müslüman bir delikten iki defa sokulmaz." diyor. Bir delikten kazara olmasına bir pay vermiş. Bir kaza oldu, yılan geldi, topuğunu ısırdı. Bir defa oldu. Bir daha olmaz. Müslüman aklını başına toplayacak.
Müslümanlar fahrî müfettiştir, fahrî murakıptır, fahrî polistir, fahrî ahlâk zabıtasıdır. Müslümanlar bu dünyanın tadıdır, tuzudur. Çünkü Allah'ın erleridir, Allah'ın kullarıdır. Çünkü yeryüzünde iyiliği ivazsız garazsız olan insanlar yapar. Menfaat duygusu olan konuşulacak yerde susar, yapılmayacak işi yapar. Dünyanın her yerinde Müslümanlara ihtiyaç var, dürüst insanlara ihtiyaç var. Amerika'da da öyle, her yerde öyle…
Adam Rusya'da dinsizliği ilan etmiş, ahlâksız! Yürümez ki… O da yine dinsiz bir ahlâk bulmaya çalışıyor. "Şunu şöyle yapmayalım, bunu böyle yapmalıyız, etmeliyiz." Tutmaz ki... Bir binayı yapmak için ne kadar derin temel kazıyorlar ne kadar demirler döşüyorlar ne kadar çimentolar atıyorlar.
"İki kat bina olacak, bunu bu kadar alta niye kazıyorsunuz?" Temelsiz olmaz!
Kuru lafla ahlâk olmaz! Arif olanlar, kültürlü olanlar yapmaz. Herkesin vicdanı var, vicdanı olanlar yapmaz…
Ne irfandır veren ahlâka ulviyet ne vicdandır
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.
Allah'tan korkan insan faziletli insan olur. Ötekisi şu kadar tahsil gördü, Amerika'ya gitti, Avrupa'ya gitti ama bak, deveyi hamutuyla nasıl yutuyor? Hamutuyla yutuyor, hamutunu çıkartmıyor. Rüşvet bâbında…
Niye? Kültür yetmez.
"O zaman vicdanlı insan…"
Vicdan, terbiyesiz ve dinsiz olmuyor. Çok uğraşmışlar olur mu olmaz mı diye, çok kıvranmış insanlar Allah'ın yoluna gitmemek için, şeytan onları çok aldatmış… Vicdan böyle gitmez. Külahımı ters çevireyim, anlat anlat doldur içini. Lafla hiç olmaz. Vicdanlıymış!.. Çok vicdanlı insanlar gördük. Tahsilli, vicdanlı; neler yapıyor...
Allah'tan korkacak! Allah'tan korktu mu kâğıdını, toplu iğnesini hesap eder, hakkı geçmesin diye. Elmayı ısırır da "Ben bu elmayı nereden ısırdım?" diye sahibini bulur, bin dereden özür getirir. Suyun üstünde akan, düşmüş ve gitmiş olan elmayı… İslâm öyledir, iman öyledir.
İslamsız ve imansız insanlardan bina yapılmaz. Yapılırsa tutmaz. Briketten bir kat duvar yaparsın, ikinci kat briket çekmez. Briket yük taşıyacak bir malzeme değildir, bina dağılır. Bakarsın çatır çutur dağılmış, her şey kum olmuş. Sağlam malzeme ahlâklı insandır. Ahlâk da dinden, Allah korkusundan gelir.
Onun için ahlâklı olacağız ve her şeye de karışacağız.
"Aldırma!"
"Aldırırım."
"Karışma!"
"Karışırım."
"Benim gemim!"
"Öyle şey olur mu? Gemi battıktan sonra ben de içinde boğulacağım. Şöyle yapmışsın, böyle yapmışsın, karaya oturtmuşsun. Gemiyi batırmaya çalışıyorsun. Ben batırtır mıyım? Olmaz!"
Hepimiz borçluyuz. Hepimiz buranın, bu memleketin taşından toprağından sorumluyuz. Ormancılar yazı yazmışlar, "Ormansız ülke vatan değildir." Ne kadar cahilce söz! Ormansız taş yerleri de kum yerleri de hiç ot bitmeyen yerleri de vatandır; öyle saçma söz mü olur!.. "Güzel değildir." de, başka bir şey de.
"Ormansız yer vatan değildir."
O zaman Yunanlıya verelim. Lafa bak, ormansız yer vatan değilmiş. Öyle şey olur mu? Suudi Arabistan'ı ondan mı elden çıkardık, orman yok diye? Ne biçim iş, neden? Adamın kafası çalışmıyor, söylediği sözün nereye gittiğini bilmiyor, şurası sızlamıyor.
Şurası sızlayan insan lazım! Duyan, duygulu insan lazım!
Allah bizi uyanık, duygulu Müslümanlardan eylesin.
07.11.1987 -
Cünüp ve Hayız
06.11.1988 -
Hased, Şifa, Allaha
