14.08.1988 - Allah Zalimlerden İntikamını Muhakkak Alır
09.12.2019
35 dk 18 sn
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinil evveline ve ahirin Muhammedinil Mustafa ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin zevi’s-sıdkı ve’l-vefâ. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Yekûlu’llâhu azze ve celle ve izzetî ve celâlî le-entekimenne mine’z-zalimi fî ‘âcilihî ve âcilihî ve le-entekimenne mimmen raâ mazlûmen fe-kadere en yensurehû fe-lem yensurhu.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Çok Aziz ve Değerli Kardeşlerim!
Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı, ikramı dünya ve âhirette üzerinize olsun. Rabbimiz sizlere ve bizlere rahmeti ile muamele eylesin,
Okuyacağımız hadîs-i şerîf Râmûzü’l-ehâdîs kitabının 516. sayfasında 2. hadîs-i şerîfdir. Kaynaklarını, metnini merak edenler bunu da kaydetsinler.
Metnini okumuş olduğumuz hadîs-i şerîf, İbn Abbas radıyallahu anhümâ’nın Peygamber Efendimiz’den rivayet etmiş olduğu bir hadîs-i şerîftir. Taberânî, İbn Asâkir, Hâkim, Şîrâzî, Harâitî kayıt etmişler. Peygamber sallalahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;
Yekûlu’llâhu azze ve celle “Azîz ve Celîl olan Allahu Teâlâ hazretleri şöyle buyurur: ve izzetî ve celâlî ‘Kendi izzetime ve celalime and olsun ki der, Allahu Teâlâ hazretleri, yemin olsun ki; le-entekimenne mine’z-zalimi fî ‘âcilihî ve âcilihî; mutlaka ve mutlaka, muhakkak ve muhakkak zalimden intikamımı alacağım. Fî ‘âcilihî ve âcilihî. Şu hâlihazırda yaşadığı dünyada da, varıp geleceği âhirette de, her ikisinde de; mutlaka ve mutlaka, muhakkak ki zalimden intikamımı alacağım. İzzetime ve celalime and olsun ki böyle yapacağım buyurur Allahu Teâlâ hazretleri.
Ve le-entekimenne muhakkak ve muhakkak ve mutlaka ve mutlaka
mimmen raâ mazlûmen fe-kadere en yensurehû fe-lem yensurhu
Bir mazlumu; zalimlerin elinde ıstırap, işkence çekerken, zulme uğrarken gördüğü halde ve onu yardımı ile,ondan kurtarmaya gücü yettiği halde, ona yardım etmeyenden de vallahi, mutlaka intikamımı alacağım.’”
Hadîs-i şerîfin dehşete düşürücü, müthiş ifadesi bu tarzda.
Muhterem Kardeşlerim!
Bu hadîs-i şerîfi duydunuz, ben de okudum. Şu dünya hayatında yaşıyoruz.Bir yığın insanız, kalabalık; dışarıda da bir yığın insan var. Şehirler dolusu insanlar. Çarşılar, pazarlar dolu. Geçen gün; “Bir alışveriş yapayım. diye Beyazıt’a gittim, korktum! Ben kenarda, köşede oturmaya alışmışım. Kalabalıklardan korktum; bir yığın insan. Bu insanlar bir arada yaşıyorlar. Kimisi ayakkabıcı, kimisi elbiseci, kimisi kumaşçı, kimisi lokantacı, kimisi kasap, kimisi bakkal, işçi, köylü, çiftçi; herkes bir iş yapıyor, yaşıyor. Bu toplu ve özel yaşayışın temel prensibi, ana prensibi adalettir. Sen benim hakkımı çiğnersen, ben senin hakkını çiğnersem, benim hakkımı birileri zorbalıkla alırsa, ötekisinin hakkını birileri zorbalıkla alırsa; dünya hayatı olmaz, cemiyet hayatı olmaz, insanlar hayatlarını sürdüremez.
İlk çağlardan beri insanlar bakmışlar ki pabuç pahalı; bir araya gelmişler, yardımlaşmışlar. Şehirler kurmuşlar, sonra etrafını surlarla çevirmişler. İlk önce vahşi hayvanlardan kendilerini korunmak için yapmışlar. Ondan sonra kendi hemcinslerinin mütecavizlerinden korunmak için tek başına yaşamanın mümkün olmadığını, bir kenarda köşede kaldığı zaman gelip birisinin kendisine zulmedip bir şey yaptığını gördükleri için yardımlaşmışlar. Şehirler kurmuşlar, kaideler koymuşlar.
Bu kaidelerin en güzellerini Allahu Teâlâ hazretleri peygamberleri vasıtası ile insanlara bildirmiş. En güzel prensipleri öğretmiş.“Zulmetmeyin, haksızlık etmeyin, merhametli olun, iyilik yapın. Karşınızdakini kendiniz gibi düşünün, kendiniz için istediğinizi, karşınızdaki için de isteyin.” gibi şahane prensipler koymuş Allahu Teâlâ hazretleri bize. Dünya hayatının, yaşamanın kurallarını da öğretmiş. Eğer o kurallar olmazsa bizim böyle toplum halinde yaşamamız mümkün değil. Demek ki bu kurallara uymamız lazım, uymalıyız. Bu kuralların, bu kaidelerin hepsi her şeyi bilen, her şeyi gören Yaradanımız, Rabbimiz tarafından bize öğretildiği için; aslı, esası ilâhî olduğu için, hele hele bizim dinimizin kaideleri bu ilahi kaidelerin bozulmamış, aynen muhafaza edilmiş olarak bize geldiği için, bunlara mutlaka uymalıyız.
Öteki milletlerde gördüğümüz ufak tefek ahlâk kırıntıları, pırıltılar da eski peygamberlerin onlara öğrettikleri ilâhî bilgilerin kırıntılarıdır. Onları kırmışlar, dökmüşler, parçalamışlar; ufak kırpıntılar kalmış. Ama Elhamdülillah, Allahu Teâlâ hazretleri nasip etmiş, bizim dinimizde hiçbir şeyi zayi etmeden bize kadar intikal ettirmişler. Râvîden râvîye, alimden alime, “Resûlullah şöyle yaptı, böyle buyurdu. Kur’an şöyle yazdı, böyle bildiriyor…” diye, bugüne kadar gelmiş. Bunu cümle cihan halkı biliyor.
Dünya üzerinde, Peygamber Efendimiz’in hayatı kadar, detaylı tespit edilebilmiş hiçbir beşer hayatı yok! Fatihler, kahramanlar, komutanlar, reisler, devlet kurucuları, reisicumhurlar vesaire. Hâlihazırdakiler dâhil, hiç birinin hayatı Peygamber Efendimiz’in hayatı kadar detaylı tespit edilmiş değil.
Peygamber Efendimiz’in oturması, kalkması, yemesi, uyuması, uyanması, aile hayatı, ticaret hayatı, seyahati vesairesi, en ince teferruatına kadar tespit edilmiş. Allah’a hamd ü senâlar olsun!
Elhamdülillah alâ nimetil İslam.Allah bizi müslüman eylemiş, iman nimetini nasip eylemiş. Öküze tapmıyoruz. Hintliler öküze tapıyorlar. Geçiyor öküzün karşısına, tapınıyorlar. Aya, güneşe, yıldıza, puta tapmıyoruz. Şu beğendiğimiz Japonlar gidiyorlar ,güneşe tapınıyorlar. Başlarındaki devlet reislerinin güneşin oğlu olduğunu söylüyorlar. Güneşin oğlu olsaydı, çatır çatır yanardı be adam! Güneş’in oğluymuş! Güneşin kucağına gitti mi o ne olur; buhar bile olmaz, buharı bile kalamaz. Şu mantığa bakın. Yirminci yüzyılda neler neler var!
Ama Elhamdülillâh bizim dinimiz hak din ve bizim prensiplerimiz farklı. Her şeyi bi tarafa bırakalım, kitaplar dolusu güzel ahlâkı, prensipleri, şu prensibe bakın.
Allahu Teâlâ hazretleri ne buyuruyor?
“İzzetime, celalime and olsun ki ben azizim. Yani beni hiç kimse yenemez. Ben ne dersem o olur. Kainatın sahibi benim. İşte o benim izzetime and olsun ki celalime, azametime, ululuğuma and olsun ki zalimden hem dünyada hem âhirette zalimden intikamımı mutlaka alacağım.” Şu prensibe bakın. Bunu bilen bir müslüman, İslâm’ı birazcık bilen bir müslüman zalimlik yapabilir mi? Yapamaz.
Ondan yapmadık. Anarşi devresi geçti. Şu memleketin %99’u müslüman, cümle cihan bunu biliyor. Bu anarşik hadiselerin içine girenlerin karşısında olduğumuz da gün gibi âşikârdır. “Komünizme karşıyız.” diyoruz, dobra dobra söylüyoruz, saklı bir şey yok. “Kapitalizme de karşıyız. Batılıların kokmuş nizamlarının hepsine karşıyız.” Dobra dobra söylüyoruz, her şeyimiz belli. Ama elimizi kana bulamadık.
Neden?
Zulümden korktuğumuzdan.
Bulamasını bilmez miyiz?
Vallahi âlâsını biliriz. Yani ipucu bırakmayız, iplik bırakmayız ortada. Yapmak istesek yaparız ama biz Allah’a inanmışız, zulümden korkuyoruz. Polisten, hükümetten, mahkemeden, hapisten, ölümden korkmuyoruz. Dedelerimiz de korkmamış, biz de korkmuyoruz. Vallahi korkmuyoruz. Ölüm bizim için Rabbimiz’e kavuşma, terhis. Asker terhis olmaktan korkar mı? Günlerini sayıyor; 29 gün kaldı, 28 gün kaldı, 27 gün kaldı 26 gün kaldı. Takvimin kenarındaki şeylere çarpı koyuyor,çarpı koyuyor, az kaldı diye seviniyor. Mü’min âhirete gideceği zamanı düğün günü bilir. “Rabbimin huzuruna varacağım, ebedî nimetlerine ereceğim, sevdiklerime kavuşacağım.
Dayanılır şey mi? İnsan hayata bakar mı?
Bakmayız, ölümden korkmayız. Dedelerimiz korkmamış, savaşa girmiş; ölmüş, şehit olmuş. Biz de oluruz. Ama imanımız kalmışsa oluruz.
Allahu Teâlâ hazretleri; “İzzetime, celalime and olsun ki vallahi zalimden intikamımı alacağım.” buyuruyor. Zalimin zulmü en sonunda kendisini helak eder. Ama mafyası var, tabancalı fedaileri, gücü, kuvveti var. Görürüz. Şu sırada o onun imtihanı. Şu sırada, Allah onun ipini salıveriyor. O da kendisinin bir şey yapabildiğini sanıyor. Sen o zalimin sonuna bak! Göreceğiz. Bekle o zalimin sonunu! –Arapça’da bir elif’in bile anlamı ne kadar değiştirdiğini görün- le-entekimenne mine’z-zalimi; “Zalimden mutlaka ve mutlaka intikamımı alacağım.” fî ‘âcilihî ve âcilihî “Hem dünyasında hem âhirette” El deseydi; “Ya dünyasında ya âhiretinde olurdu.” Bu hadîs-i şerîften anlıyoruz ki zalimin sadece âhireti değil, dünyası da perişan. Sadece âhirette günahından dolayı cehennemde kütük gibi çatır çatır yakacak değil, zalim bu dünyada da belasını bulacak. Bu hadisi şerif ona şahit.
Zalim kimdir?
Zalim genel mânası ile başkasının hukukunu çiğneyendir. Bir insan başkasının hukukunu çiğnedi mi zalim olur. Allah hukuk koymuş ortaya. “Şu tarla senin, bu tarla benim, benim tarlamda işin ne?”
Çocukları küçükten ters yetiştiriyoruz. Çocuk kapıyı açık görmüş, bizim odaya paldır küldür gelmiş. “Kütüphaneye geçebilir miyim?” Bir elinde yiyecek, kırıntılarını yerlere döküyor; bir elinde oyuncak, kazık kadar ama pantolonu şort gibi kısa. Karşıda şu bizim caminin müştemilatında merdivenlerden çıkmış. Ben de orada misafirlerle konuşuyorum. “Buradan kütüphaneye geçebilir miyim?” diyor. Kütüphaneye geçsen ne yapacaksın sen orada! Elinde bisküviler kırılmış dökülmüş malzeme ile… Bilmediği kapıdan girmeye alışmış, geçmemesi gereken yerlerden geçmeye alışmış, almaması gereken şeyi almaya alışmış, yememesi gereken şeyi yemeye alışmış. “E canım küçüktür. Hocam, bu kadar da sert olma!” İşte o küçük, büyüdüğü zaman solucan büyüdü mü ejderha oldu mu padişahın, ordusu onu yenemez. Yedi başlı ejderha oldu mu padişahın ordusu gelse, o yedi başlı devi canavarı yenemez. Küçükken ayağınla üstüne bastın mı solucanı, akrebi ezersin ama büyüdüğü zaman olmaz.
Annesi babası da bir zaman sonra ,o çocuğa söz dinletemez. “Evladım, yumurta mı getirdin? Aferin, mâşallah!” “Nereden aldın?” diye sorsana! Yumurtayı komşunun bahçesinden aldı. Tavuğun yumurtladığı yeri gördü; oradan, folluktan yumurtayı aldı. Kadın da; “A iyi, evladım!” diyor, daha küçükken hırsızlığa teşvik ediyor. Küçükken öğretmezsen olmaz! “Senin olmayan bir şeye elini uzatamazsın!” diye öğretecek. Sonra; “Şu elindeki şeyleri sen yiyorsun ama ya şu çocuğun parası yoksa o senin yediğin şeyleri yiyemiyorsa, onun canı çekerse, yutkunursa ne olacak? Sen öyle olmak ister misin? İstemezsin. Hadi bakalım ona da ver.” Vermeyi öğretecek, almayı değil. Vermeyi öğretecek. Veremiyorsa tenhada yemeyi öğretecek.
Hristiyanlar kadar olamadınız mı? Adam hristiyan, ermeni veya yahudi ama; Müslümanın ramazan günü ,çocuklarını sokağa salmazlarmış. Bu beldenin bir zaman gayrimüslimleri; “Müslümanlar oruç tutuyor.” diye çocuklarını döverlermiş sokakta bir şey meyve falan yediğini görseler. Müslümanların önünde sen nasıl böyle çatur çutur yersin, onları imrendirecek şey yaparsın diye döverlermiş, gir bakalım içeri, içerde ye derlermiş. Gayrimüslimler kadar olamıyor mu? Bu zamane insanları küçükten zalim yetişiyor. Başkasının hukukunu çiğnemeye alışıyor, gülüyor; yapıp kaçıyor. Canım burası cami, oyun yeri değil! Bu senin giydiğin pabucunla girdiğin yer, namaz kılınan yer. Olmaz!
Beş-altı sene oluyor, arabamı şurada bir yere park etmiştim. Gözümden kıskanırdım. Metalik boyalı, güzel bir arabaydı; boncuk gibi. Evin önünde yer bulamadım, ileride bıraktım. Sonra; “Şu arabaya ne oluyor bir bakayım.” dedim. Bir baktım ki mahallenin çocukları karıncaların şekere üşüştüğü gibi benim arabanın üstüne üşüşmüş. Üstünde bagaj yeri var; orası manzaralı olduğu için oraya da çıkmışlar. Volkswagen olduğu için de arkasından tamponuna basıyorlar. Ondan sonra kavuk gibi büyük stok lambaları var, o da merdiven teşkil ediyor. Ona basıyorlar; üst tarafa ellerini uzattılar mı ,bagaj yerini elleriyle tutup kademe kademe yukarı çıkıyorlar.
Ben bunun bir yeri çizildiği zaman yüzlerce, binlerce lira verip boyasını öyle tamir ettirebiliyorum. Bu çocukların annesi nerede, babası nerede? Kendi arabalarına böyle olsa, razı gelirler mi? Çamur çizdiği için bir arabanın çamurluyken silinmesini bile uygun görmüyorlar. Çoluk çocuk pabucu ile kayarak, camını kopartarak, aynasını çıkartarak, orasını burasını kırarak oynuyor.
Peki bunların annesi, babası nerede?
Camdan görüyor ama ses çıkartmıyor.
Olmaz!
Muhterem kardeşlerim!
Zulüm küçüklükten başlar, onu anlatmak istiyorum, Zülüm küçüklükten başlıyor. Okulda arkadaşının beğendiği silgisini, kalemini almakla başlıyor; sıra dinlememekle, söz dinlememekle başlıyor. Mantık; “Yalnız benim keyfim yerine gelsin, başkası ne yaparsa yapsın.” Biz burada kuyruk olmuşuz, yılışık yılışık geliyor, kuyruğun en önüne giriyor. “Canım kuyruk var burada.” diyoruz, aldırmıyor, işini bir an önce bitirmeye bakıyor. Zulme öyle küçük şeylerden alışıyor. Ama Allah, zulmün küçüğü, büyüğü diye ayırmıyor. İster küçük olsun ister büyük olsun; “İntikamımı mutlaka alacağım.” diyor.
Başkasının hukukuna tecavüz etmemeyi öğreneceğiz ve öğreteceğiz; bir. Kendi hukukumuzu korumayı öğreneceğiz ve öğreteceğiz; iki. Bu iş iki taraflı; “Ne sen aldan, ne de aldat.” Kaide bu.
“Ben aldanayım.” Evet aldatmaya göre aldanmak nispeten biraz iyi ama gözünü de açacaksın, aldanmayacaksın! Ne hukukunu çiğnettireceksin ne de başkasının hukukuna el uzatacaksın; asıl kaide bu. “Ses çıkarma.” Olmaz! Adam orada şortla geziyor, üstsüz geziyor, içki içiyor, kumar oynuyor, haksızlık yapıyor. Sonra geliyor, benim başörtüme karışıyor. Hakkı yok! Benim giyimime, imanıma, inancıma karışmaya hakkın yok senin, edebini bil! “Benim çocuğumu okutmuyor,” Okutmamaya hakkı yok! “İçeriye sokmuyor.” Sokmamaya hakkı yok.
Hem hakkını korumayı öğreneceksin hem de hakka riayet etmeyi öğreneceksin. Hem küçük çocuğuna öğreteceksin hem büyüğüne. Çocuk bütün oyuncaklarını topluyor, başkasına oynatmıyor; ters duygu şimdiden başladı. Müşterek oynamayı beceremiyor, “Hepsi benim olsun.” diyor. Önüne bir kutu şeker koysan kutuyu kapıyor, bastırıyor, kimseye vermiyor. “Vermem.” Niye vermiyorsun, onun da canı istiyor.
Onu o yaşta yetiştiremezsen ileride hiç yetiştiremezsin. O çocuk bir büyüdü mü, delikanlı oldu mu ne babasını ne anasını ne polisi ne mahkemeyi dinler. Fırsat buldu mu yapacağını yapar.
Yaz tatilinde, kamp yerinde bizim arkadaşların çadırlarına girmişler, oturmuşlar. Bir kere senin olmayan bir çadıra nasıl girersin? Yemişler, içki içmişler. Ondan sonra da tabancalarını çıkarmışlar, atış talimi yapmışlar. Gözdağı veriyor; “Biz bu edepsizlikleri yaparız.” yıkılıp gitmişler. Başka bir yerde olsa polis helikopter ile oraya yetişir. Bizimkiler haber mi veremedi, muhabere zorluğu mu vardı; artık ne oldu ise, onlar o kadar edepsizliği yapmışlar devam etmişler de bizim arkadaşlar gidip haber verememiş. Küçüklü büyüklü, irili ufaklı zulüm.
İnsaflı bir insan olarak elini vicdanına koyduğun zaman, cemiyete baktığın zaman bir çok şeyin zulüm olduğunu görürsün. Yeşil ışık yanıyor. Karşı taraf devam ediyor. “Benim hakkıma tecavüz ediyorsun, ben yeşil ışıkta geçecektim. Bana yeşil ışık yanıyor, yayalar önümden geçiyor. Kırmızı ışıkta ben zaten duruyorum sen geçiyorsun, yeşil ışıkta da sen geçiyorsun. “Ben ne zaman geçeceğim?” Kimsenin kimseye aldırdığı yok.Neden?
Bunlar bize azdır bile, hepsi revadır. Dinden uzaklaştın mı, şu güzel prensiplere sahip olan dini hor gördün mü, gericilik gördün mü o cemiyetten hayır gelmez. Daha beterini bekle. Vaktiyle biz hep bu hadîs-i şerîfe göre yaşıyorduk. Dedelerimiz harbe gittikleri zaman geçtikleri yollarda bağlardan kopardıkları üzümlerin parasını üzümün salkımının olduğu yere bağlamışlar; tarih kitapları yazıyor. Dedelerimiz vergi aldıkları hıristiyanların vergilerini, o ülkeden geri çekildikleri zaman vergilerini iade etmişler. “Devletimiz var diye biz vergi aldığımız zaman sizi himayemize de almış oluyorduk. Şimdi düşman geldiği için ,mecburuz çekilmeye paralarınızı geri alın.” demişler. Bizim adalet anlayışımız bu.
Asker; kumların arasında bir torba hazine bulmuş, teslim etmiş. Halife; “Bu adamı mükâfatlandırın.” diyor. Adamı sıkıştırıyorlar,arıyorlar, ismini istiyorlar, mükâfat vereceklerini söylüyorlar. “Mükâfatı dünya ehlinden beklesem torbayı vermezdim. Torbanın içinde hazine var. Ben mükâfatı Allah’tan bekliyorum.” diyor; ne ismini veriyor ne mükâfatı alıyor. Ama kendisinin üstü yırtık lime lime.
Bu Anadolu’da kazalarda bir tanesi çıkmış, düşmandan er dilemiş; çıkan adamı yenmiş. Bir tane daha, bir tane daha, bir tane daha. Büyük kahraman! Ordu coşmuş, etrafını sarmış. Adam peçeli; yüzünü kapatıyor, göstermiyor, kendisini saklıyor. “Ey Mübarek! Kimsin, nesin?” Etrafında pervane gibi dönüyorlar. Bir tanesi gelip peçeyi açmaya yeltenmiş; açmış, bakmış ki Abdullah b. Mübarek; meşhur alim, meşhur fakih, meşhur hadisçi, meşhur mutasavvıf, meşhur kimse. Hem din ilminde derin, hem kahramanlıkta eşsiz; her şeyi güzel. Peçesini zorla açılınca arkadaşına sitem ediyor; “Sen bana gadir edenlerden oldun. Ne diye açtın peçemi, şöhretimi niye yaydın?” diyor,arkadaşına sitem ediyor. Mübarek, bulunduğu beldeden hacca gidermiş Allah şefaatine erdirsin.
“Abdullah b. Mübarek hacca gidecek.” diye yayıldı mı; “Aman hocam! Biz de senin peşinde, seninle hacca gelelim.” diye takılanlar olurmuş. “Peki! Hac paralarınızı bana verin.” dermiş. Onlar da grup halinde gittikleri için “Paralar bir elde toplansın.” diye, keseleri teslim ederlermiş. Horasan’dan yola çıkarlar, menzil menzil devam ederlermiş. Abdullah b. Mübarek; “Ne yemek istersiniz, canınız ne çekiyor?” diye sorar, sofra kurdurur, yemekler yedirirmiş. Hac yollarında merhale merhale ilahiler okuyarak, Kur’an’lar okuyarak, salât u selâmlar çekerek Medine-i Münevvere’ye gelinirmiş.
Orada yanındakilere sorarmış: “Neler istiyorsunuz, ailenize hediye olarak ne vaad ettiniz?” Hediyelerin hepsinin alıverirmiş keseler kendisine ya hediyelerini alırmış. Ondan sonra Mekke-i Mükerreme’ye giderlermiş, haccı yaparlarmış. “Aileniz Mekke’den ne ısmarladı?” diye sorar, öğrenir, onları da alırmış. Ondan sonra sefa ile Horasan’a, beldelerine dönerlermiş. Horasan’da sandığı açarmış, herkesten aldığı üstünde isimleri yazılı mühürlü keseleri kendilerine iade edermiş. Ne oldu? Yol boyunca bütün masraflar Abdullah b. Mübarek’ten hediye oldu. Kimseye masraf ettirmemek için başta keseleri alıyor. Herkesin kesesi olsa bir kısmı kendi masrafını kendisi yapacak. Onun için alıyor, adamları beş parasız bırakıyor, bütün masrafları kendisi yapıyor. Dönüşte hepsinin paralarını iade ediyor. Hediyeler, gezmeler, yiyecekler, içecekler, zevkler, safalar, ibadetler, taatler; hepsini. Onlar öyle insanlar imiş Onlar. Allah bizi bu güzel dinin güzelliklerini görmeyen körlerden etmesin.
Vallahi bu din gibi güzel, kıymetli bir şey yok insanın elinde. Ne para ne pul; hazinelerin en kıymetlisi bu. Ama bunun kıymetini bilmiyorlar da insanlara bu dini bıraktırıp, utanmadan başka yüzsüzlükleri, edepsizlikleri öğretiyorlar.
Gazetelerde, mecmualarda.
Kendi kültürümüzü korumalıyız. Kendi eğitimimizi yapmalıyız. Kendi değerlerimize sahip olmalıyız. Kendi dinimize girmeliyiz; yaşamalıyız. Nerede Müslümanlık nerede biz!
Nerede?
Cami de birazcık. Caminin kubbesi altında; bozulmamış, kavrulmamış birazcık Müslümanlık var. Dışarıya çık bakalım, çarşıda Müslümanlık var mı? Senin evinde, benim evimde Müslümanlık var mı? Pazarda Müslümanlık var mı? Konuşmamızda Müslümanlık var mı? Ahlâkımızda Müslümanlık var mı?
Allah bilir, inşaallah vardır. Temenni ederiz ki vardır ama yoksa; insanın günah işlemesi de zulümdür, biliyor musunuz? Neden?
Çünkü orada da Allah’ın hukukuna tecavüz ediyorsun orda da. Allah; “Onu işlemeyeceksin.” diyor, sen onu işliyorsun. Allah bir yasak koymuş, sen o çizgiyi geçiyorsun. Günah işlemek de zulümdür! O da bu yeminin altına girerse yandın.
“Vallahi, zalimden intikamımı dünya da âhirette de alacağım.”
“Hocam, benim başıma şu felaket geldi, şu üzüntü geldi; bu sıkıntı, dert, bela geldi.”
Gelir tabi! Günahların içine dalıp gidiyorsun. Allah ondan sonra onu ceza olarak gönderiyor. Bak, Allah; “Zalimi dünyada da cezalandıracağım, âhirette de cezalandıracağım.” diyor. Uyansana! Dünyada rahat etmeyeceksin ki! Dünyada da, âhirette de cezayı bulacaksın; Allah saklasın. Onun için günahtan titrememiz lazım, ve zulümden titrememiz lazım.
İkinci cümlede, İslâm’ın düşmanlarını anlatıyor. İslâm’ın nasıl bir din olduğunu bilsinler. Allah; “Gücü kudreti yettiği halde bir mazluma zulüm edildiğini görüp de ona yardım etmeyen insandan da vallahi intikamımı alacağım.” diyor. Bir de o tarafı düşünün.
“Hocam, ben çok iyi bir insanım, etliye sütlüye hiç karışmam. Bizim mahallede, bizim memlekette ne dolaplar döner, aldırmam, bakmam. Bizim dairede nice sûistimaller oluyor. Bana ne? Gözümü kapatırım, vazifemi yaparım.”
Olmaz!
Zulmü engelleyeceksin, zalimi engelleyeceksin. Zulme mâni olacaksın, mazluma yardım edeceksin. Mazlum bazen bütün halk olur. Halkın bütün hukuku gider.
Vakıflar yağma.Yağma Hasan’ın böreği.Adam caminin içine gecekondu yapmış, içki içiyor. Masal değil; Ayvansaray da,istersen adresini vereyim, istersen mecmuada fotoğrafını çıkartıyım. Caminin duvarı, kemerli kapısı duruyor. Kapısının üstünde Osmanlı yazısı duruyor, âyet-i kerîme duruyor. O kapıdan içeri girdiğin zaman avlu, avlunun içinde caminin kubbesi, duvarları yıkılmış; temel duvarları duruyor. Temel duvarların içinde caminin iç kısmına bir alçak, gecekondu yapmış. Sen engellememişsin, ben engellememişim, belediyeci engellememiş. Birisi gelmiş, caminin içine gecekondu yapmış. Bu herkesin hukukuna tecavüzdür, ibadethâneye tecavüzdür. Oraya gecekondu yapmış. “Her akşam da içer Hocam bu herif.” diyorlar.
Zaten içmeyen bir insan oraya gecekondu yapar mı?
Edepsiz istila ediyor, edepli olan yapmaz. Sen de o edepsizi engellemiyorsun. Kanun, nizam, usul, belediye, istimlak vesaire nerede? Cami orada duruyor; duvarı, kitabesi. Gecekondu orada bir kanser yarası gibi duruyor, engellemiyoruz. Sahabe kabri. İstanbul’u fethe gelen Arap ordularının içinde, Peygamber Efendimiz’i görmüş mübarek gözlere sahip sahabeden bazı kimseler şehit olmuş, kalmış. Onların kabirlerinden birisi bu. Bir kabrin başına geldik, kitabesine bakıyorum, penceresine bakıyorum. İçeriden bir kadın çıktı; “Ne bakıyorsun?” dedi. Kendisi suçlu. Sen nasıl o kabri kendine mesken edinmişsin? Dedelerimiz oraya türbe yapmış; sen orayı mesken etmiş, girmişsin. Kim bilir o kabrin içinde ne halılar, ne şamdanlar vardı. Kim bilir ne yaptın sen onları. Tabi “Kontrol ediyor.” diye korkuyor. Ben orayı kontrole gelmişim, bağırmaya kalkıyor. Zulmün âlâsı, envaı çeşitleri, türleri etrafımızda tümem tümen. Biz de dünyanın en rahat insanları, darul rahat müslümanları, müslümanları; hiç tasamız, gamımız, kederimiz yok. Para oradan geliyor, mide de buradan doluyor. Doldurursun dolara aşağı tarafı, mide de buradan doluyor, uyku geldiği zaman yatak da var; daha ne ister.
Eğer mazluma yardım etmezsen, zalimi engellemezsen, Allah senden intikam alacak. Allah senin hasmın olacak; Allah saklasın, Allah cümlemizi bu duruma düşmekten korusun. Hakkı tutan, hakkı destekleyen has müslümanlardan eylesin.
Bu hadîs-i şerîfi hepiniz yazın, hiç biriniz unutmayın; çoluk çocuğunuza, hanımınıza öğretin. Kimse kimseye zulmetmesin. Kardeşler kardeşlere zulmetmesin. Kadın da kocasına, erkek de karısına zulmetmesin. Komşu da komşuya zulmetmesin. “Allah intikam alacak.” deyin, öğretin.
Aziz ve celil olan Allah buyuruyor ki; “İzzetime celalime and olsun ki mutlaka ve mutlaka, muhakkak ve muhakkak zalimden hem bu dünyada hem de âhirette intikamımı alacağım. Ve mutlaka ve mutlaka mazluma yardım etmeye, gücü yeterken görüp de yardımsız bırakandan da intikamımı alacağım.” buyuruyor Allah. Bu iki cümleyi hatırınızda tutun, hayatınızı buna göre tanzim edin. Allah’ın sizden intikam almasını istemiyorsanız, Allah’ın rahmetine ermeyi istiyorsanız, zulme payanda olmayın, zulme destek olmayın. Zalimi hoş görmeyin. Mazlumu yardımsız bırakmayın, kendiniz zulme girmeyin. Zulme de uğramaya razı olmayın. İnsan ölebilir. Afganistan’da bir buçuk milyon insan öldü. Neden öldü?
Bir buçuk milyon insan; otuz senenin, kırk senenin ihmali yüzünden öldü. Afganistan’da şehit oldular ama ceza olarak şehit oldular. Benim bildiğim zamanlarda; kırk yıl, elli yıl Afganistan’da çalışılmadı. Çocuklarını Rus kültürüne göre yetiştirdiler, münevverleri yetişti. Rus kültürü ile yetişmiş münevverler, vatana en büyük ihaneti işlediler. Ondan sonra bunu kan temizledi ama bir buçuk milyon insanın kanı. Bir buçuk milyon insanın kanını ,baraj yapsan barajı doldurur. Bir buçuk milyon insanın kanı orayı temizlemeye çalışılıyor şimdi. Yıkılan evler, harcanan paralar, onlar ayrı ama bir buçuk milyon insanın kanı gitti. Küçükten, serbest zamanda bir hayrı yapmazsan büyüdükçe iş zorlaşır. Allah’ın emrettiği tarzda yaşamazsan Allah sıkıştırır, daha zor duruma düşürür. “Çocuğunu müslüman yetiştir.” diyoruz, “Herkes çocuğunu müslüman yetiştirsin.” diyoruz.
Bunda bir zorluk var mı?
Yok. Yetiştirmiyor. Ondan sonra büyüdüğü zaman çocuk ayyaş oluyor, sarhoş oluyor, babasını dövüyor. “Parayı vermedin, bileziği vermedin. Ben onu satacaktım, esrar çekecektim, içki içecektim.” diye anasını merdivenden yuvarlıyor. Küçükken yapmadığı vazifenin sonucu olarak ceza olarak yuvarlanıyor. Evet, bir yaşlı ninenin merdivenden aşağıya yuvarlanmasına, acı çekmesine insan acıyor ama Allah onu öyle cezalandırıyor. Afganistan’da bu olanlara acıyoruz ama vaktinde vazife yapılmadığı için böyle oluyor. Suriye’dekilere acıyoruz ama vaktinde vazifeler yapılmadığı için böyle oluyor. Bizim memlekette de güneş var; millet güneşi plajda yanmakta kullanıyor.
Güneş var, meyve var, karpuzlar bol, kestiğinde içi kıpkırmızı, ucuz; ye yiyebildiğin kadar. Üzümler salkım salkım, meyveler çeşit çeşit, insanın gözü gönlü açılıyor. Meyve bol, güneşi bol memleket bereketli. Herkesin gözü bizim memleketin üzerinde. Şu anda vazifeleri yapmıyor. Allah saklasın, sonra büyük bela gelir. Aklımızı başımıza toplayalım. Çevremizde olan olaylardan ibret alalım. Allah’ın dinine dönelim. Allah’ın sevgili kulu olmaya, Allah’ın rızasını kazanmaya çalışalım. Çünkü bu iş her zaman, el bebek gül bebek gitmez, Allahu Teâlâ hazretleri rahmetlidir, erhamu’r-rahimîndir, merhametlilerin en merhametlisidir. Azîzün zü’ntikâmdır, intikam sahibidir. Zalimden zulmünün hesabını sorar. Ondan alır.
Bir ara hatırlıyorsunuzdur muhterem kardeşlerim, Lübnan’ın başşehri Beyrut, bir ara orta şarkın Paris’i değil miydi? Araplar’ın bütün hovardaları uçakla eğlenmeye oraya gelmez miydi? Şimdi? Şimdi harabe. Gruplar arasında çarpışmalardan harabe. Eğlence var, keyif var, manzara var, zevk var, bolluk var, para pul var, her şey var. Allah azîzün zü’ntikâmdır. Etrafımızda olan hadiselerden ibret alalım.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi has müslümanlardan eylesin. Kendisine has kul eylesin, Habibine has ümmet eylesin.