29.05.1988 - Namazı Cemaatle Kılmak, Saf Tutmak

29.05.1988 - Namazı Cemaatle Kılmak, Saf Tutmak
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidil evvelîne ve’l âhirîn. Şefîi zünûbina ve tabîbi kulubinâ ve üsvetine’l haseneti Muhammedini’l Mustafa ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Yudhaküllâhu ilâ-selâsetin: el-kavmi izâ saffû fi's-salâti ve ile'r-racüli yukâtilü verâe ashâbihî ve ile'r-racüli yekûmu fî-sevâdi'l-leyli.
Ebu Saîd el-Hudrî hazretlerinden bu hadis-i şerif. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki:
"Allah güler, tebessüm eder, memnun olur, razı olur."
Üç tip insana, üç gurup insana, üç sınıf insana Allah razı olur, gülerek bakar, gülerek nazar eder, lütuf ile nazar eder. Sever onu.
Kim onlar?
El-Kavmi izâ saffû fi's-salâti. "İnsan topluluğu camiye gelip de namaz için saf bağladığı zaman Allah onlara rahmet nazarı ile bakar."
Rıza nazarı ile bakar, sever onları.
"Benim kullarım saf saf el bağlayıp benim huzurumda durmuşlar. Huzuruma gelmişler, bana kulluklarını arz edecekler. Allah-u Ekber diyecekler, rükû edecekler, secde edecekler." diye sever.
Allah bizi namazdan ayırmasın. En önemli ibadetlerden birisi.
Hocam, günde beş vakit de biraz fazla değil mi?
Az bile, 50 vakit olması lazımdı, Allah beş vakte indirdi. Miraç'ta, 50 vakitten beş vakte indirdi Allah-u Teâlâ hazretleri, 50 vaktin sevabını veriyor.
El-Hasenetü bi-aşri emsâlihâ.
Sabahleyin zor mu, sabahleyin kalkmıyor musun?
Eğer namaz kılıcı Müslüman bir insan olarak yetişmeseydin, İngiliz terbiyesi ile yetişseydin, yüzünü yıkamayacak mıydın? Aynanın karşısına geçip dişini fırçalamayacak mıydın? Sinekkaydı tıraş olmayacak mıydın?
Yapıyorsun onu.
Peki İngiliz usulünü yapıyorsun da Müslüman usulünü yapmak niye zor geliyor. Paşam, ağam niye zor geliyor! Müslüman usulünde de, elini yıkayacaksın, kolunu yıkacaksın, ayakları yıkacaksın abdest alacaksın.
Ne var bunda?
Yemek yedikten sonra öğleyin elini yıkamıyor musun?
Yıkamazsan kokarsın, yağ kokar, yanına vardığın adam ne yediğini anlar. Afiyet olsun, sen galiba sarımsaklı dolma yedin, pastırma yedin, hepsi belli.
Ağzını fırçalayacak, elini yıkayacak. Bunu yapıyorsun.
"Neden yıkanmazsam olmaz hocam? Elimin yağları ile vıcık vıcık olur mu?" Olmaz.
Peki ona "olmaz" diyorsun da öğleyin abdest alıversen, namaz kılıversen niye olmasın? İkindide niye olmasın?
Akşam eve gelmişsin, ayakkabını çıkarmışsın, şöyle çorabını çıkar, tertemiz yıka. Niye olmasın?
Gece yatıyorsun, tertemiz yıkanmak ne kadar güzel. Bu emirlerin verildiği yer Suudi Arabistan, tatbik edildiği zümreyi ne hâle getirmiş.
Allah'ın emirleri ne kadar güzel ne kadar yerli yerinde…
Namaz en önemli şey, en önemli ibadet ve yerli yerinde. Zamanları da çok güzel zamanlanmış, ayarlanmış. Hepsi güzel.
Sabah namazı güzel, erken kalkın. Herkes uyurken Müslüman ayakta. Kâfirler horul horul uyurken, Müslüman ayakta idi…
"Hocam, masal. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde…" diye başlayacaksın sen bu sözüne.
Müslümanlar öğleye kadar horul horul uyuyor. Kâfirler Müslümanların kalktığı vakitte kalkıyor. Ben Almanya'da bulundum. Bizim çocuk bile okula karanlıkta giderdi. Daha gün doğmadan karanlıkta giderdi. İlkokul çocuğu. Daha geceden vızır vızır herkes gitmeye başlardı. Müslümanlar gece poker oynadı, televizyon seyretti, eğlendi vs. yoruldu. Sabah uyanmaz, Duhâ vaktinde uyanmaz, öğleye yakın gözleri çapaklı çapaklı uyanır. Abdesti sıkıştırdığı için, yoksa yatacak daha ama. O da onun için kalkar, zar zor, isteksiz isteksiz, gerine gerine, esneyerek, ondan sonra bir elini yüzünü yıkar; işine gider, hayır yok, bereket yok. Ötekiler daha fazla çalışıyor, bizimkiler daha az çalışıyor.
Kim geçecek? Onlar geçecek.
Neden?
Ve en leyse li'l-insâni illâ mâ se'â. Ve enne sa'yehû sevfe yürâ. "İnsan neye çalışırsa Allah onun neticesini verir. Çalışmayana vermez, çalışana verir."
O çalışıyor, ona verir; sen çalışmıyorsun, sana vermez. Hem de sana daha çok darılır ve kızar.
"Sen benim sevgili kulumdun, bana inanmıştın, bu inancına rağmen bu ne tembellik, edepsizlik" diye.
Allah hepimizi çalışkan kul etsin, ibadetinde etsin.
Sabah namazının vakti güzel; öğlen namazı çok şahane, tam günün ortasında; ikindi namazı şahaneden şahane, bir rivayete göre salât-ı vustâ diye Kur'ân-ı Kerîm'de önemine işaret edilen bir namaz. Tam böyle her şeyin civcivli olduğu zamanda, dünya telaşının kaynadığı zamanda;
"Yok, senin işin dünyaya dalmak değil. Allah'ı unutma, gel bakalım şu ibadetini yap. Ondan sonra gidersin." diye ikindi namazını kılacaksın. Çok güzel.
Akşam güneş batıyor, eve geliyorsun, akşam namazı çok güzel. Yatsı yatma zamanı, yatağına yatacaksın, uyuyacaksın. Artık ya kalkarsın ya kalkmazsın, uyku bir çeşit ölüm gibi. Yatması da güzel, yatsı namazı da güzel. Kalkması da güzel, sabah namazı da güzel. Her şey güzel. İlk önce namazdan sorulacak insan. Onun için mü'minler safa durduğu zaman, Allah onlara rahmet nazarı ile bakar. Hoşnut olur, sever ve güler. Sevgiden güler, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem "Allah-u Teâlâ güler." buyuruyor. Rabbimizin sevdiği bir durum ama dikkat edilirse, "saf bağladığı zaman" diyor. Demek ki Müslümanlar camiye gelecek, cemaatten kopmayacak, birlik olacak, omuz omuza verecek. Omuz omuza vermiyor, birbirini sevmiyor, tek başına yaşıyor, kimseyi beğenmiyor, böyle bir Müslümandan hayır yok.
Lâ hayra fî men lem ye'lefü ve lâ yü'lefü. "Geçinmeyen, geçinilmeyen, huysuz insanda hayır yoktur." diyor Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
Müslüman tatlı olacak, sevimli olacak; gören bayılacak. Arkadaşımız birisini anlatıyor, yüzüne baktım, sevimliydi; ben herkesi kolay kolay sevmem ama o insan öyle diyor. Müslümanın simasına güzellik akseder. Baktığı zaman insanın içi gider.
Neden?
Kendisinin genel terbiyesinden ve içyapısından, kafa yapısından dolayı; hatları ona göre gelişir, yüzüne akseder.
Sîmâhüm fî-vücûhihim min eseri's-sücûd.
İbadetten de yüzüne bir nur gelir, Müslümanın hâli başkadır. Gören erbabı derhal bilir. Hatta küçük çocuklar bilirmiş.
Şeyh efendinin birisinin eski zamanda küçük bir torunu varmış, dedesinin yanında oturuyor. Birisi girdiği içeriye zaman;
"Tilki girdi içeriye, adam tilki tabiatlı." dermiş.
Dedesi; "Sus."
"Bak. Köpek girdi."
"Sus köpek falan girmiyor."
Ama köpek tabiatı olan kimse giriyor.
"Domuz girdi…"
Dede demiş ki:
"Gidin bunun eline biraz ekmek verin. Aşikâre ekmek yesin."
Ekmek vermişler, çocuklar arasında dolaşmış, basireti kapanmış. Çünkü kul hakkı. Başkası ekmeği görüyor, o da onu yiyor. Başkasının da çanı çekebilir.
Bakın neler var. Ne incelikler var.
Namaz önemli, hepsi yerli yerince. Vakitleri önemli, rekâtları önemli.
Eğer teravih namazı 20 rekât olmasaydı, Ramazan'da hepimiz hastanelik olmaz mıydık?
Hastanelik olurduk.
Neden? Oruç tuttuğumuz için, akşam yemeğe karşı hırs var.
"Akşam sofraya oturduğum zaman bir kuzuyu tek başına yiyebilirim. Siz kenarda durun." diyecek gibi bir iştahla oturuyoruz, yiyoruz. Sofradan kalkma zamanı gelince de;
"Biraz fazla yemişim galiba."
Doğrulamıyor. Bu, hastaneye gider. Çünkü mide bu kadar doldurulduğu zaman, kalbe zarar verir. Ama 33 rekât Allah-u Ekber, Semiallâhü li men hamideh, Rabbenâ leke'l-hamd…
Bir saat, bir buçuk saat süren, tabir doğru değil ama bir buçuk saat bir eğitim, bir egzersizden sonra eriyor tabii ki. Gece sıhhatli bir şekilde yatma durumuna geliyorsun.
Uygun değil mi? Ramazan'da teravihin konulması uygun, el-hak doğru.
Dinimizin her şeyi yerli yerinde elhamdülillah. Onun için Allah namaz kılanları sever. Saf hâlinde namaz kılanları sever. Cemaat olanları sever. Birbirini sevenleri sever. Müslümanların birbirleriyle ilgi ve irtibat hâlinde olanlarını sever. Tek başına, ayrı baş çekenleri sevmez. Birliği bozanları sevmez. Bir hadise baksın insan. Neler seziyor, neler anlayabiliyor. Saf hâlindeki Müslümanları seviyor. Sıra hâlinde, saf dediğimiz; safi anlamında değil. Dizi dizi demek. Müslümanların dizilerini seviyor. Onlara hoşnutluk nazarı ile bakıyor, bir.
İkincisi:
Ve ile'r-racüli yukâtilü verâe ashâbihî. "Arkadaşlarının peşinde, arkasında, onlarla beraber çarpışan mücahit kişi, onu da sever."
Neden?
Bak her şeyinden geçmiş. Allah yolunda canını verecek; can pazarı, ölüm gelebilir, cihat ediyor diye sever. Orada da dizi dizi arkadaşlarıyla beraber çarpışıyor.
Muhterem kardeşlerim! Diyorlar ki:
"İslâm kılıç dinidir."
Kılıç dini değildir. Herkes bilir ki Peygamber Efendimiz Mekke-i Mükerreme'de ne ezalar çekti. Namaz kıldırtmadılar. Namaz kıldığı zaman getirdiler sırtına işkembe koymaya kalktılar. Bilâl-i Habeşî'yi çöle götürdüler işkence ettiler. Ammâr b. Yâsir hazretlerini, babasını, kendisini, annesini işkencelerle şehit ettiler.
Müslümanlar kılıç kullandı mı?
Kâfirler zalim ama kâfirlerin zulmü fazlalaşınca Allah;
Fa'tedû aleyhi bi-misli ma'tedâ aleyküm. "Onların size yaptıklarına karşı siz de karşılık verin!" diyerek, adaletinin gereği olarak savaş yaptılar.
Sen daha çok kılıç meraklısısın ama Müslümanlığı kötülemeye gelince hemen kara bulaştırmak kolaylarına geliyor.
Müslümanlar geri kalmış, hadi görün Asya'nın, Afrika'nın ülkelerini... Doğru, hakikaten, Amerika ileri, Asya'nın Afrika'nın ülkeleri geri.
İspanya'ya bakalım, buyur Habeşistan'a bakalım Hristiyan. Buyur Güney Amerika'daki Hristiyan ülkelerine bakalım. Onlar işte bizden geri. Temizlik de yok, şu da yok, bu da yok. Her türlü şey de var…
Doğru, bak, hay Allah. Onlar Hristiyan ve yine geri.
Demek ki gerilik Müslümanlıktan değilmiş. Başka bir sebeptenmiş. Ama müdafaa edecek insanlar lazım. Gerçeği bilen, gerçeği gösterecek insanlar lazım.
Birisi Hz. Âişe validemize söz söyleyecek olmuş, papazlardan. Bir iftira hadisesi oldu da Hz. Âişe validemize, onu diline dolamak istiyor. Müslüman da demiş ki:
"Hz. Meryem validemizin hadisesini biliyorsun, Meryem validemize siz de hürmet ediyorsunuz; ona da bir şeyler dediler. Oradan kıyas et de edebini takın."
Birisi de demiş ki:
"Üzümü sıktığımız zaman şırayı içmek serbest mi?" Serbest.
"Peki, niye şarap olunca yasak olsun?"
İtiraz ediyor. Allah'ın içkiyi yasak etmesine itiraz ediyor.
Ama başka türlü ilmî izahlar da verebiliriz.
Üzümün suyu şekerdir, şekerli bir sudur. İçtiğin zaman kana karışır enerji kazanırsın, sıhhat kazanırsın, bir şey olmaz. Tahammür ettiği zaman, şarap hâline geldiği zaman, alkoldür. Alkol de hücreleri bozar, mideyi bozar, aklı bozar, şuuru selp eder. Araba kullanırken gidersin başka arabaya çarparsın, adam öldürürsün; direğe çarparsın, arabayı mahvedersin. İşte ondan yasak ama edepsizin edepsizliğine uygun cevap vermek güzel… Mantıklı cevap vermek güzel.
"Ben görmediğim şeye inanmam." demiş birisi. Ondan sonra kaldırmış kafasına bir şey vurmuş, kadıya gitmişler.
"Başım ağrıyor, bu bana vurdu." demiş.
"Yok, ben ona cevap verdim." demiş. "Görmediğim şeye inanmam dedi, onun da ağrısı vardı, göster hani ağrısı?"
Ağrı görünmüyor, içinde.
Kişiye göre cevap.
Birisi çıkmış sormuş;
"Allah şeytanı neden yarattı?" Ateşten yarattı.
"İnsanı neden yarattı?" Topraktan yarattı.
"Peki, Allah şeytanı cehenneme atacak orada nasıl azap verecek, olur mu öyle şey? Zaten ateşten yaratılmış, ateşin içinde nasıl azap verecek?"
Kâfir ya illa bir itiraz edecek. O da kaldırmış tarladan bir topraklı kemiği kafasına bir tane vurmuş, yine kadı'nın huzurunu gitmişler.
"Niye dövdün bu adamı?" diyor.
"Ben cevap verdim ona." diyor.
İnsanoğlu topraktan yaratıldı ama toprağı kafasına vurunca nasıl azap oluyorsa, Allah da şeytanı ateşten yarattı ama cehennemde ona azap edecek. Âciz değil ki. Mutlaka bir şekli, formülü var. Oraya giden görecek. Şeytan başına nasıl bir şey geldiğini görecek.
Onun için Allah'ın dinine sımsıkı bağlanmalıyız. Bir ara bizden önceki nesiller, ilim, fen, modern teknoloji, bilmem ne diye bir kısmı dinimizden dönmeye meyletmiş. Meşhur şair Tevfik Fikret, oğluna amentü yazmış. Haluk'un Amentüsü. Bizim Müslümanların bir amentüsü var; amentü billâhi ve melâketihî ve kütübihî ve rusulihi, ve'l yevmi'l âhiri…
Haluk'un Amentüsü ne? İlim, fen bilmem ne.
İslâm ilmi, fenni zaten teşvik ediyor. Ayrı amentü koymaya ne lüzum var. Sen Müslümanın amentüsünü beğenmiyorsun. Ayrı amentü koyuyorsun.
Peki, senin amentüne göre yetişkin çocuğun bakalım ne olmuş?
Takip ediyorsun, Tevfik Fikret'in oğlu Haluk papaz olmuş.
Perşembe’nin gelişi çarşambadan belli. Sen ona öyle amentü öğretirsen, Müslümanın amentüsünden sen baba olarak kopartırsan onu, o çocuğun gideceği yer orası olur. Vebali de sana da gelir. Onun için Allah akıl fikir versin, Allah dinimize bağlılığı nasip etsin, nur versin. İnsana nur vermedi mi göremez.
Şurada bütün ışıklar sönse, birbirimizin yüzünü göremeyiz. Işık olacak da görecek insan, sen varsın, ben varım, kitap var, harf var, göz var; göremeyiz, nur olmayınca göremeyiz. Allah imanın nurunu verdi mi insan gerçekleri görür. İmanın nurunu vermedi mi ıska geçer. O zaman görmez, yanından geçer görmez;
"Ya hani nerede?"
"Buralardaydı bilmem ne."
"İşte orada ya!"
Nuru yok da ondan görmüyor. Nuru olmadı mı, görmez. Allah bizi nursuz bırakmasın.
Allah demek ki ön saflarda çarpışan mücahit kimseyi de sever.
Neden cihat ediyormuş Müslümanlar?
Mecbur kaldığı için cihat ediyor, gerekiyor da ondan cihat ediyor.
Bugün dünyanın her yerinde savaş var. Milletlerarası hukukta savaş hukuku var.
Neden? Mecbur kalınıyor. Sen bir şey yapmıyorsun o saldırıyor.
Kıbrıs'a biz mi saldırdık?
Yunanistan ter ter tepiniyor. Hayır, hiç saldırmaya niyeti yoktu bizimkilerin. Hiç niyeti yoktu, keşke olsaydı ama hiç niyeti yoktu. Onlar başladılar çocukları kesmeye, küvetlere doldurmaya, üç tane çocuk üst üste istif etmeye. Köylerde katliamlar yapmaya, 60-70 tanesini bir mezara gömmeye. Allah bu zulme razı gelmedi. Bizim tembelleri arkasından itti. Nihayet biz de zar zor, zoraki cihat yaptık, bir kısmını kurtardık kardeşlerimizin. Ondan sonra da Kanada bize küstü, askerî yardımı kesti. Amerika ambargo koydu, bilmem ne. Sen ilk önce Yunanlı' ya koysana o ambargoyu o kadar insan ölürken. Sen bir afyonkeşini biz hapse attığımız zaman hop oturup hop kalkıyorsun. İngilizlerin bir esrarkeşini hapse attık, filmler çevirdiler Türkler' in zalimliğine; esrar içmekte serbest mi bırakalım?
Cihat lazım, onun için cihat eden kulu da Allah sever. Namaz lazım ve yerli yerinde, onun için namaz kılan kulu da Allah sever ve rahmet nazarı ile bakar, severek bakar.
Üçüncüsü kimdir:
Ve ile'r-racüli yekûmu fî-sevâdi'l-leyli. "Geceleyin kalkıp ibadet eden kulu Allah sever."
Neden?
Birkaç sebepten, birkaç sebebi bulup söyleyebiliriz.
Bir: Geceleyin uykuyu bölmek sevgi işidir, herkes yapamaz. Sevecek Allah'ın yolunu, kalkabilecek. Yoksa içinden gelmedikten sonra, dövsen de olmaz, itsen de olmaz, başına dikilsen de olmaz, üstüne bir maşrapa su döksen de olmaz. Kalkmaz, kalkmaz… Bir türlü kaldıramazsın.
Bizim talebeliğimiz zamanında yurtta bazı arkadaşlar vardı. "Hadi sabah namazına…" deyip başına gidip kaldırmak ölümdü. Kalkmaz, yanında top patlatsan kalkmayacak nerdeyse, öyle bir şey. Aşk olacak ki sevgiden kalkacak, fedakârlık yapabilecek, uykusunu bölecek Allah'a ibadet edecek.
İki: Geceleyin kimse ibadeti görmüyor. Gündüz riya ve gösteriş olabilir. Gece ibadeti gizli olduğundan, riyadan uzak olduğundan makbul oluyor. Sonra geceleyin bütün işler tatilde, herkes uykuda, ortalık sessiz. Bir sükûnet var, insan yapayalnız.
Mesela insan kalabalıkta ağlamaya utanır. Duygularını baskı altında tutar. Geceleyin gözyaşı döker, ağlar, yalvarır, konuşur, ne yapacaksa yani; Rabbi ile karşı karşıya. Sükûnet var yalnızlık var, uzlet var ve o uzletin tadı var, halâveti var. Bunun için gece ibadeti kıymetli. Geceleyin kalkana da Allah-u Teâlâ hazretleri rahmet nazarı ile bakar, sever, severek-gülerek bakar.
Demek ki bunları yapmalıyız. Namazları cemaatle kılmaya çalışmalıyız. Saf saf Rabbimizin huzurunda, kardeşlerimizi severek camilere gelmeliyiz. Kurtuluşumuz camilerden geçer. Caminin dışında kurtuluşun formülü tutmaz.
Profesörün birisi "Kubbe basıncı olmayan bir betonarme kubbe tipi buldum." dedi.
"Ya öyle mi?"
Makalelerini herkes okudu, tatbikatına geçildi. Ankara'da bir spor salonu yapıldı üzeri kapalı, üzerini o kubbe ile örttü. Kubbe çöktü, hesapla pratik birbirine uymadı.
Caminin dışında kalkınma formülü tutmaz. İman faktörünü nazar-ı dikkate almadan yapılan bir kalkınma olmaz. Mutluluk, ilerleme, gelişme, dürüstlük olmaz. Hırsızlığı, rüşveti, edepsizliği engelleyemezsin. Nasreddin Hoca'nın gittiği köy gibi köpekleri salıver, taşları bağla; olmaz ki.
Namaz ehli olacağız, cihat ehli olacağız.
"İyi, hocam, tamam, sen bana bir tabanca tedarik et. Çıkayım ortaya, zaten tabanca patlatmak güzel, çocukluğumuzdan alışmışız mantar tabancası bilmem ne, böyle gürültücü bir şeye. Tamam, çifte tabanca olur mu?"
Zaten bu üniversiteli gençliğinin anarşiye meyli ondan. Hoşuna gidiyor tabanca, benim de hoşuma gider, kırda serbest olsa, oraya bir nişan diksek, güm güm vursak devirsek. On tane denedim, sekiz tane vurdum. Koltuklarımın altına dört tane karpuz yerleştiririm... Hoşuna gider insanın.
Cihat; cihadın çeşitleri var.
Cihadın en önemli çeşitlerinden birisi insanın kendi arzularını yenebilmesi. Nefsini yenmesi, nefsi ile cihat etmesi.
Yenemiyor, Müslüman annenin babanın çocuğu içkiye alışmış, bırakamıyor.
Neden?
İçkinin haram olduğunu bilmiyor mu, biliyor. Hatta İmam Hatipten mezun. Biliyor ama nefsini yenemiyor.
Evli; başka bir kadın tutuyor. Mübarek, evlisin ya gül gibi karın var ya evde çoluk çocuğun var ya nefsini yenemiyor. En büyük cihat nefisle yapılan cihattır.
Bu nefis:
A'dâ adüvvüke nefsüke'lletî beyne cenbeyke.
İnsanın içinde en büyük düşman nefsidir. Başka düşmana gerek yok. Nefsinin insana ettiğini cümle cihan halkı başına üşüşse ancak yapabilir, o kadar zulüm. Nefsi insanı mahveder. Ailesini yıkar, şerefini elinden alır. Perişan duruma düşürür. Her türlü kötü duruma düşürür. Dünyasını da mahveder ahiretini de mahveder. Katil eder, ayyaş eder, sıhhatinden olur insan. Her türlü kötü duruma düşer. En büyük cihat nefisledir.
Ramazan'da yaptığımız kısa bir mücadele; şu nefsi yenmeyi azıcık öğrendik. Yemek vermedik, su vermedik, sabretmeyi biraz öğrendik. Kuvvetleneceğiz, Ramazan'dan sonra devam edeceğiz, nefsi yenmeyi öğreneceğiz. Nefsin her istediğini vermeyeceğiz.
Tasavvuf dediğimiz, tarikat dediğimiz şey, nefsi yenme terbiyesini kazanma yolu. Nefsi yenmeyi öğreneceğiz. Nefsin her dediğini yapıyoruz, bir dediğini iki etmiyoruz; karşısında el pençe divan duruyor, nefsinin esiri. Bu derviş değil, devirmiş, yolda giderken devirmiş. Dervişlik yok, çünkü her dediğini yapıyor. Nefsine uyuyor, şeytana uyuyor. Nefsimiz en büyük düşman.
İkincisi şeytan. Şeytan vesvese verir, doğrudan doğruya, direkt etkisi yoktur.
İnnehû leyse lehû sultânün ale'llezîne âmenû ve alâ-rabbihim yetevekkelûn. "Kuvvetli iman sahibi, tevekkül sahibi, insanlara şeytan zarar veremez."
Şeytan düşmandır ama vesvese verir.
"Şöyle yapsam nasıl olur, gel şunu şöyle yap falan gibilerinden vesvese verir. Kuvvetli iman sahibi, Allah'a dayanan insanlar bunu da yenebilirler.
Başka düşmanlar; işte bilmem varlığımıza göz dikenler, birliğimize göz dikenler; çeşit çeşit düşmanlar var. Bunlara karşı uyanık olacağız.
Bunlar bitti mi, nesli yeryüzünden kalktı mı? Dinozorlar vs. gibi sadece müzelik mahlûklar mı?
Hayır, düşman aynen duruyor. Çevremizde, içimizde duruyor. Beşinci kol faaliyetleri yapıyor. Casuslama işler yapıyor. Bizim halkımızı dejenere etmeye çalışıyor, bölmeye çalışıyor, birbirine düşürmeye çalışıyor.
Geçen gün gördüm resmini, anarşistlerden dokuz tanesi öldürülmüş; yanlarında havan topları, bazukalar, otomatik tüfekler...
"Hangi suçlara katıldı?" diye bir liste verdi televizyon.
Şu kadar yüzbaşı öldürmüş, şu kadar binbaşı öldürmüş, bu kadar er öldürmüş.
Ya bu zavallıcıkları niye öldürdün?
"Ben istiklalimi elde edeceğim, orada bir Kürt devleti kuracağım."
Biz sana Kürt’sün, Türk’sün diye bir ayrılık gayrılık yaptık mı?
Kimimiz Arnavut, kimimiz Çerkez, kimimiz Kürt, kimimiz Türk. Bir kader birliği yapmışız, koskoca imparatorluktan çekilmişiz. Buraya sığınmışız. Birbirimizin kardeşiyiz. Kimimiz Boşnak, kimimiz Pomak ne olacak?
Sana ben "yemek yeme" mi dedim. "Ticaret yapma" mı dedim. "Ben seni devlet memuru yapmam" mı dedim; bakanlar var.
Daha ne istiyorsun, her türlü imkân var. Yediğin önünde yemediğin ardında. Ne bu hunharlık!
O kadar adamı öldürmüşsün; öldürdüğün adamın çoluğu çocuğu yok mu? Ne sebeple öldürdün? Nasıl cevap vereceksin?
Dosdoğru cehenneme ama bunları anlatamamışız. Niye anlatamamışız?
İslâm'ı doğru düzgün öğretmeye müsaade etmemişiz. Hem İslâm'ı doğru düzgün öğretmeye müsaade etme hem de anarşi olmamasını iste.
Olmaz ki.
Doktorun elini kolunu bağla, hasta iyi olsun diye bekle. Olmaz. Doktora müsaade et de tedavisini yapsın.
Memlekette demokrasi var; Avrupa'dan, Amerika'dan ithal malı dernekleri getiriyorsun, kurduruyorsun. Açılışı valiye kaymakamına yaptırıyorsun. Öbür tarafa da serbestlik ver. Hadi bakalım halk kimi beğenirse onu şey yapsın... Ondan oluyor. Çünkü bu insanın ruhunu tatmin etmedin mi; kafasına yanlış bilgi girdi mi, engelleyemezsin.
Demek ki cihat da edeceğiz. Bir de Allah-u Teâlâ hazretlerine karşı ibadet edici kul olacağız. Gecemiz ibadetle geçecek, gündüzümüz itaatle geçecek, Allah'a âsi olmayacağız.
Eskilerden bir tabir var.
Gündüz külahlı, gece silahlı.
Külah, Mevlevilerin böyle uzun külahları vardır. Derviş külahı, uzun.
Gündüz külah giyiyor, tamam bu derviş sanıyorsun. Gece bakıyorsun silahlı, haramilik yapmış vs. Eskiden böyle şeyler olmuş demek ki. Halk kendisini tanıyamasın diye, gündüz külah giymiş, gece anarşi işleri yapmış.
Böyle olmayacağız. Nasıl olacağız?
Gece ibadetli taatli, gündüz itaatli olacağız. Gündüz Allah'a âsi olmayacağız, emirlerini tutacağız. Gece seccademize geçeceğiz, Allah-u Teâlâ hazretlerine güzel kulluk edeceğiz.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
19.12.1987 -
Hamd, Haya, Acıma
13.04.1986 -
Ehli Beyte Buğz
