20.08.1989 - Peygamberimizin Adeti, Sünnet-i Seniyye

20.08.1989 - Peygamberimizin Adeti, Sünnet-i Seniyye
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İzâ meşâ esraa hattâ yühervile'r-recülü ve râehû felâ yüdrikühû.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi, ihsanı ve ikramı dünyada ve ahirette üzerinize olsun. Allah iki cihan saadetine cümlenizi nail eylesin.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin âdet-i seniyyeleri ve îtiyatları neler; Râmûzü'l-ehâdîs'te bunları anlatan bölümü okuyoruz.
Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi Peygamber Efendimiz' in şefaatine erdirsin, Peygamber Efendimiz' e en güzel tarzda ittibâ etmeyi nasip eylesin. Böylece iki cihan saadetini kazanmayı kendimize, evlatlarımıza, ailemize, çoluk çocuğumuza, çevremize, cemiyetimize nasip ve müyesser eylesin.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yolda yürürken nasıl yürürdü?
Hızlı yürürdü Efendimiz. Ama vakarlı bir tarzda hızlı yürürdü. Burada söylemiyor ama başka yerden biliyoruz; insan yokuştan aşağıya doğru nasıl hızlıca gider, işte böyle süzülerek giderdi, hızlıca giderdi. Öyle hızlı giderdi ki; "Bir insan arkasından koşardı da yetişemezdi." diyorlar. Acele ederdi, Resûlullah Efendimiz' e yetişemezdi. Öyle hızlı giderdi Efendimiz.
Sallanarak, bakınarak, iki tarafa yalpalayarak giden insanlar vardır. Demek ki Efendimiz' in yürüyüşü öyle değilmiş.
Nasıl giderdi?
Ciddi bir tarzda, önüne bakarak giderdi. Arkasına dönmezdi, sağa sola bakmazdı, hızlı bir tarzda giderdi.
Neden?
İşi olan insanlar, yapacağı şeyi bilen insanlar, gayesi belli insanlar böyle yapar. İşi var, yolda kaybedecek vakti yok ki...
Vakit bizim en kıymetli hazinemiz, zamanımız kıymetli; boşa geçirmemek lazım. Onun için hızlı gidermiş Efendimiz, süratli yürürmüş. Tabi bir de manevi bakımdan kendisinde peygamberlik yürüyüşü var.
Peygamber Efendimiz bütün insanların arasında en uzun görünürdü. Halbuki tek tek boyunu ölçsen, metreye vursan kendisinden daha uzun boylular belki vardır ama Efendimiz en uzun görünürdü.
Peygamber Efendimiz' e vahiy geldiği zaman yanında bir adamın, bir mübareğin dizi Efendimiz' e biraz değiyormuş, altında kalmış; ağırlığından ayağının altında ezilecek sanmış. Vahiy geldiği zaman deve çökerdi, ağırlığına dayanamazdı.
Peygamber Efendimiz' in özel durumları var. Yürüdüğü zaman da kimse yetişemez. Efendimiz' in maneviyatının, olağanüstü hallerinin, ihtişamının bir tezahürü. Adam görüyor; "Aman Resûlullah'a yetişeyim, bir şey sorayım." diye; arkasından seyirtiyor da yine yetişemiyor. İşte öyle giderdi Efendimiz. Yürürken bu tarzda yürürdü.
Kâne izâ meşâ aklaa.
Altındaki rivayet de yine yürüyüşüyle ilgili.
"Peygamber Efendimiz yürüdüğü zaman süratli, kuvvetli bir tarzda yürürdü."
Ayaklarını hızlı hızlı kaldırıp hızlı hızlı atarak yürürdü. İki tarafa salınmazdı. Hızlı, kuvvetli bir tarzda yürürdü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. Zaten babayiğit, güçlü, kuvvetli bir kimseydi. Omuzları genişti, pazuları güçlü kuvvetliydi, etleri dolgundu; öyle zayıf, nahif değildi. Her bakımdan azası mütenasip, her şeyi en güzel tarzdaydı.
Kâne izâ meşâ keennehû yetevekkeü. "Yürüdüğü zaman sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz konuşmazdı. Konuşmadan yürürdü, yürüyüşüne devam ederdi." diye rivayet etmiş.
Ey lâ yetekellemu keennehû evkeefau. "Mesela torbanın, tulumun ağzını bağlarlar; 'İçindeki su, yağ veya içine konulan başka malzeme taşmasın.' diye ağzını düğümlerler. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yolda yürürken sanki ağzını düğümlemiş, bağlamış gibi konuşmadan yürürdü."
Yolda hem konuş hem salın hem sağa sola bak; demek ki yürüyüş tarzı o şekilde değilmiş. Konuşmadan yürürmüş, hızlıca yürürmüş ve yere kuvvetli basarmış.
Kâne izâ nâme mine'l-leyli ev merida sallâ mine'n-nehâri sintey aşrete rek'aten.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gece ibadeti vardı. Teheccüd namazı kılardı.
Ayet-i kerimede kendisine emrediliyor:
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Ve mine'l-leyli fe-tehecced bihî nâfileten lek.
"Geceleyin teheccüd et, teheccüd namazı kıl. Seher vaktinde kalk, ibadet eyle." diye kendisine Kur'ân-ı Kerîm'in ayetinde tavsiye olunduğu için Efendimiz kalkar, teheccüt namazı kılardı.
Ama insanlık hâli hasta olduğu zaman, uyuduğu zaman, teheccüde kalkamadığı zaman gündüz teheccüd yerine on iki rekât namaz kılardı. On iki rekât namaz kılardı. Gece hastalandığı için kalkamadı veya bir mazereti olduğu için kalkmadı; o zaman gündüz onu telafi sadedinde, onun yerine geçecek tarzda on iki rekât namaz kılardı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Bu arada cümle kardeşlerime şunu hatırlatmak istiyorum:
Evde kılınan namaz ile camide kılınan namaz arasında fark vardır. Camiye gelen insan, attığı her adımda bir hasene kazanır, bir günahı silinir. Attığı adımlar sayısınca ecir kazanır. Geldiği mesafe ne kadar uzaksa sevabı o kadar çok olur. Ne kadar uzaktan gelmişse sevabı o kadar fazla olur.
Peygamber Efendimiz' in zamanında etraftaki kabilelerden bir tanesi mescid-i şerifin yanında boş yer olduğundan yakınına gelmek istediler; mescid-i saadetin yanına, yakınına gelmek istediler.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:
"Gelmeyin! Bulunduğunuz yerde durun, yürümenizde daha çok sevap vardır. Yürüyerek mescide gelmekte daha fazla sevap vardır."
Ayrıca camide namaz kılmak, cemaatle namaz kılmak, yirmi beş, başka bir rivayete göre yirmi yedi kat daha fazla sevap kazanmaya sebep olur. İnsan evinde öğle namazını kılacak, bir sevap kazanacak. Camiye gelmiş kılmış olsaydı onun yirmi yedi kat fazlasını kazanacaktı.
Onun için camiye gitmeye gayret edeceğiz, camiye geleceğiz. Camide namaz kılmaya ihtimam göstereceğiz.
Hele hele sabah ve yatsı namazlarına daha büyük ihtimam göstereceğiz. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:
"Bu iki namaza münafıklar gelemezler."
Münafıkların durumuna düşmemek lazım. "Hava karanlık, yol uzak, zahmetli, meşakkatli" gibi sebeplerle imanı zayıf olan, içinde nifak bulunan, münafıklık bulunan, kalbi bozuk olan insanlar camiye gelmekte zorlandıklarından gelmiyorlar demek ki.
Mescitlere yürüyüşler insana çok büyük sevaplar kazandırır. Bu mescitler -sizin bildiğiniz, bizim bildiğimiz şeyler ama başkaları bilmiyorlar- çok büyük kazançların kazanıldığı mübarek yerlerdir. Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri cemaatlere müdavim eylesin.
Eski ariflerden, kâmillerden, mutasavvıflardan, olgun kişilerden birisi varmış. Herhangi bir şekilde camiye gelemezse -öğle namazına camiye gelemedi, ikindiye gelemedi veya akşama gelemedi mesela; bu hadis-i şerifi de duydu ya, sevabı yirmi yedi kat daha fazla diye- evinde o namazı yirmi yedi defa kılarmış.
Öğle namazı beş dakika sürse, yirmi yedi tane beş dakika eder. Demek ki ikindiye kadar sürer.
"Sen misin ey nefis, camiye gelmeyen, sen misin ey nefis, tembellik eden, sen misin ey nefis, önceden tedbir almayan..."
Şimdi diyorlar ki:
"Ezan okundu, camiye geldim, farzı kılmışlar!"
Önceden gel, zamanı belli. Gerçi ezanın mânası davettir. Hayye ale's-salah diyor; imam, müezzin minareden bağırıyor.
Hayye ale's-salah. "Namaza gel!" diyor.
Sen de duyuyorsun, kalkıp geliyorsun, bakıyorsun namaz kılınmış; acayip oluyor. Yani anlaşılan camilerde biraz serbest hareket edilecek, acele edilmeyecek, namaz pattadak kılınmayacak, biraz beklenilecek.
Ama cemaatten bazıları önce geldiği için kendisi sünneti kıldı mı, kıldı; sevabı kazandı mı, kazandı. Müezzine öyle bir bakıyor ki eritecek!
"Hadi ya, kameti getirsene, namaz kılalım!" gibilerden.
Halbuki Suudi Arabistan'da hoşuma giden bir şey var. Oranın Diyanet teşkilatı kaide koymuş:
"Öğle ezanı okunduktan yirmi dakika sonra farza durulur. Sabah ezanı okunduktan yarım saat sonra farza durulur. Akşam ezanı okunduktan beş dakika sonra farza durulur. Yatsı ezanı okunduktan on beş dakika sonra farza durulur." şeklinde levha asmış. İmam da öyle yapmaya mecbur.
Ne oluyor?
Suudi Arabistan'da ezanı duyuyoruz; ezan okundu. "Hay Allah, konuşmaya dalmışız, bak ezan okundu." Tamam, kalkıyoruz, abdest alıyoruz, sarığımızı sarıyoruz, giyiniyoruz, tıpış tıpış mescide gidiyoruz, içeri giriyoruz. Oh herkes oturuyor, Kur'ân-ı Kerîm'ini açmış, harıl harıl Kur'ân okuyor, tesbih çekiliyor. Umumiyetle Kur'ân okuyorlar. Sen de sünneti kılıyorsun. Kamet getiriliyor, ondan sonra farza duruluyor; güzel. Namaz gargaraya, gürültüye getirilmiyor.
Namaz en önemli işimiz.
Dükkânın mı önemli, namaz mı önemli?
Ya dükkândan ne olacak? Rızkı Allah veriyor. Namaz önemli, ibadet önemli, Allah'a kulluk etmek önemli. Başta gelen o, ihtimam edeceğimiz şey o. Biz öyle yapmıyoruz; hayatın fâni şeylerine kafayı takmışız, ona ehemmiyet veriyoruz da ibadetleri atlatmaya bakıyoruz. İbadetlerden kırpmaya bakıyoruz. Almışız elimize makası, cart bir tarafına, curt bir tarafına; namaz kuşa dönüyor.
Hani adam leyleği yakalamış, bakmış gagası uzun, zavallı hayvanın gagasını kesmiş. Bakmış kuyruğu uzun, kuyruğunu kesmiş. Bakmış bacakları uzun, bacaklarını kesmiş. Hayvan, adamın elinden can havliyle bir kurtulmuş, bir kaçmış; adam arkasından demiş ya, "İşte bak, şimdi kuşa benzedin."
Biz de cart orasını, cart burasını keserek böyle kuşa döndürüyoruz.
O hayvanın kolu, bacağı, gagası kesilirse yaşar mı? O hayvanın gagasının uzun olmasının hikmeti var, ayağının uzun olmasının sebebi var. O suyun içine girecek, suyun dibinden gıdasını o uzun gagasıyla alacak, ayakları uzun olacak ki suyun içine batmayacak. Allah her şeyi güzel yaratmış. Senin kafana göre uzun ama aslında hikmetli.
Muhterem kardeşlerim! Biz şeytana uyuyoruz, nefse uyuyoruz, şeytanın aldatmasına kapılıyoruz. İbadetleri aceleye getiriyoruz.
Halbuki bizim şu yaşamda asıl gayemiz ne?
Doktorluk mu? Mühendislik mi? Polislik mi? Ne yani? Tüccarlık mı?
Hayır. Hiçbiri değil. Asıl işimiz, asıl gayemiz bu dünyada Allah'a kulluk edip Allah'ın rızasını kazanmak. Asıl iş bu. "Merde, namerde muhtaç olmayalım." diye çalışmak lazım. "Helalinden kazanayım da başkasına iyilik yapayım, sevap kazanayım." diye çalışmak lazım. "Çoluk çocuğa rızık götüreyim." diye çalışmak lazım. Tamam, ama asıl işin ibadet. Önce ibadetini yapacaksın. Hem onu hiç aksatmadan, kesmeden, kırpıştırmadan yapacaksın.
Adam sadece farzı kılıyor. Ben Suudi Arabistan'da duydum, falanca yerde okudum, dua etmek mecburiyeti yok, fırt kaçıyor.
Ezan okunuyor; bekliyor, bekliyor sünnet kılınsın; tam farza durulacağı sırada geliyor. Olmaz!
İbadetini güzel yap, dünya işini geriye kalan zamanda rahat rahat yaparsın.
Bizim Ankara'da arkadaşlarımız vardı, benim hayranlık duyduğum arkadaşlar; ezan okunduğu zaman dükkânını kapatır, müşteriye; "Ezan vaktidir, emirlerinizi biraz sonra yine beklerim, buyurun beraber namaza gidelim." diyerek kibarca rica eder, dükkândan çıkarır, dükkânı kapatır.
Ondan sonra gelir. Camide hiç acele etmez; namazını kılar, duasını eder, tesbihini çeker, imamın okuduğu aşr-ı şerifi dinler, duaları yapar, ondan sonra dükkânına gelir. Yine Besmele ile açar.
"O zaman müşteri kaçar!"
Kaçan kaçsın, sen Allah'ın sevabını kazan. Allah-u Teâlâ hazretleri başka yerden daha çok verir. Cümle cihanı sana muhtaç kılar. Cümle cihanı sana hizmet ettirir. Cümle cihanın rızkını senin etrafında toplar.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:
"Sabah namazından sonra oturup zikredersen, tesbih edersen, Kur'ân okursan, vaktini ibadetle geçirirsen, güneşin doğup da kerahat vakti çıkması zamanına kadar böyle meşgul olduktan sonra kalkıp iki rekât namaz kılarsan, Allah sana, bütün afakı, -yani çevreyi- ufukları dolaşıp da rızık aramandan, rızık kazanmak için uğraşmandan daha çok rızık verir."
Verir mi? Âmennâ ve saddaknâ. Rezzak, "rızkı bol bol veren, Allah-u Teâlâ hazretleridir."
Kullara rızkı Allah veriyor. Birisini gönderir verir, birisinin kalbini çeker, gelir, senden alır. Şimdi müşterileri çekmek için kapının önünde herkes çığırtkan tutuyor:
"Aman bizim dükkâna gel, bizden alışveriş yap." diyorlar. Allah-u Teâlâ hazretleri gönderir.
O bakımdan şeytanın oyununa gelmeyelim. Şeytan ilk önce bizi ibadetten uzak etmek istiyor; namazı kıldırmamak istiyor, orucu tutturmamak istiyor, hacca göndertmemek istiyor. Onu dinlemezsen; "Yok, kılacağım şu namazı!" dersen, bu sefer şeytanın ikinci oyunu aceleye getirmektir.
"Hadi öyleyse çabuk çabuk yap. Hadi hadi, tamam, yeter kalk hadi!"
Ücretini almadan kalkıp giden işçi gibi. Akşama kadar çalıştın, yevmiyeni vereyim, öyle git. Bakıyorsun patron bir arada başka yere bakarken gitmiş.
Bu adam deli mi, divane mi? Akşama kadar çalıştı, ücretini almadan gitti!
Namaz kılan bir insana kalkıp giderse melekler derlermiş:
"Allah Allah, şu Allah'ın kuluna bak! Ne şaşkın! Kul namazı kıldı, Allah'tan cenneti istemedi. Namazı kıldı, Allah'tan 'yâ Rabbi beni cehennemden koru' diye cehennemden sığınmayı istemedi. Cehennemden Allah'a sığınmadı."
"Namazı kıldı, bizim nikâhımıza talip olmadı. Bizimle evlenmeyi istemedi." diye huri kızları şaşırırlarmış, hayret ederlermiş, esef ederlermiş.
Onun için namazı kılacaksın, tesbihleri çekeceksin. Bu tesbihlerin hepsinin sana ayet-i kerimelerle, hadis-i şeriflerle kaynaklarını söyleyeyim.
Paldır küldür ne kalkıp gidiyorsun?
Ücretini al mübarek, sevabını kazan; ondan sonra git. O manevi sevabı da alırsın, rızkın da sana yine gelir.
"Hocam ya gelmezse?"
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:
"Kim ahirete niyet eder, ahirete yönelir, ahiret amelini sağlam yaparsa, dünyalık onun arkasından kös kös gelir. Burnu yere sürte sürte gelir. İster istemez gelir."
Neden? Allah gönderir de ondan, emreder de ondan. Çare yok, gelir o. Sen Allah yolunda git, görürsün.
Eski devirlerde adamın birisinin birsürü işi varmış. Cuma günü. Cuma namazı kılınacak, değirmende un öğütülecek, bahçesi dikilecek, sulanacak, önü açılacak, korudan hayvanı alınacak... Allah Allah, birsürü iş.
Koruya gitse değirmen kalacak, değirmene gitse bostan kalacak, bostana gitse öteki işler kalacak; bunlardan birisine gitse Cuma namazı kalacak. Demiş ki:
"Cuma namazı farz, Allah'ın emri; Cuma'ya gideyim."
Cuma namazını kılıyor... Meşhur bir hikayedir bu. Salihlerden, büyük âbidlerden, mutasavvıflardan birisinin hikayesidir. Tezkiretü'l-Evliyâ'da o mübareğin adını da yazar...
Evde un yoktu, ekmek yoktu, çocuklar açlıktan kıvranıyorlardı. "Baba değirmene git de buğdayımız öğütülsün de ekmek pişirelim de yiyelim." diye ağlaşıyorlardı. Cuma'dan sonra eve geliyor, bakıyor ki evde ekmek kokusu var. Çocuklar yemeği yemişler, mışıl mışıl uyuyorlar, keyifleri yerinde. Hanım memnun.
"Ne oldu?" diye soruyor.
"Sen Cuma'ya gittikten sonra komşu değirmenden geldi. 'Yükleri çuvalları hayvandan aşağı indirirken baktım, yanlışlıkla sizin çuvalları öğütmüşüm, sizin çuvalları getirmişim, al komşu.' dedi. Kendisi tekrar değirmene gitti."
Bak, Allah nasıl hizmet ettiriyor! Çuvalları geldi; Allah onu şaşırtıyor. Kendi çuvalını öğüttürecek yerde komşusunun çuvalını, buğdayını öğüttürüyor, eve kadar da taşıttırıyor.
Neden?
"O kul Cuma'ya gitti." diye. "Allah'ın emrini tuttu, farzına riayet etti." diye buğday kendiliğinden eve gelmiş oluyor.
Biraz sonra bakmış, at kişniyor; korudan atlamış, çitten yolu bulmuş, kendiliğinden gelmiş. Allah getirirse getirir. Yoksa gidip alacaktı, hayvan kendisi gelmiş.
Biraz sonra bir komşusu daha gelmiş; "Yahu, bahçeler susuzluktan sarardı, biliyorsun ekilen mahsuller helâk olma derecesine geldi. Su sırası bugün senindi, bahçeni sulamazsan mahsulün helâk olacaktı, sen yine sulamaya gelmedin."
"Ne yapayım, çok işim vardı, gelemedim." diyor, "Cuma'ya gittim de ondan." diye söylemiyor. "Çok işim vardı, yetiştiremedim, gelemedim." diyor.
Diğeri; "Hadi hadi üzülme, senin gelmediğini görünce arkın önünü açtım, senin bahçeni ben suladım." diyor.
Allah cümle cihan halkına emreder, sana hizmet ettirir. Sen Allah'ın kulu olursan böyle olur. Sen dünyanın kulu olursan, şeytanın kölesi olursan, nefsin esiri olursan hadi bakalım uğraş dur, hangi işini toparlayacaksın? Allah işlerini darmadağın dağıtır, bir tanesini bile yapamazsın.
Onun için ilk önce vazifemiz ne? İlk vazifemiz Allah'a kulluk etmek.
Ne olacak prensibimiz?
Masamızın üstüne yazacağımız, duvarımıza asacağımız, işyerine koyacağımız.
Prensip ne olacak?
İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî. "Yâ Rabbi! Maksudum sensin, ben seni istiyorum. Özlemim sensin, seni bulmak istiyorum, seni bilmek istiyorum, sana kulluk etmek istiyorum, senin rızanı kazanmak istiyorum."
Gaye bu olacak. Gaye bu olmadıktan sonra istersen Mısır'a sultan ol, kıymeti yok! Allah'ın sevmediği kul olduktan sonra istersen Firavun ol. İstersen sana yüz elli metre boyunda mezar yapsınlar, piramit yapsınlar, ne kıymeti var? Âlemin maskarası olursun, arkeologlar gelirler seni mezarında bulurlar da oradan çıkarırlar, müzelere koyarlar, cihanın maskarası olursun. Etlerin kemiklerin dökülür, herkesin maskarası olursun.
Mısır'a sultan olsan ne olacak, İran'a şah olsan ne olacak? Allah'a kul ol. Allah'a kul ol da Allahu Teâlâ hazretlerinin rızasını kazanmaya bak. Şaşkın insanoğlu bunu bilmiyor, yanlış hedeflere takılıyor.
O arif camiye gelemeyince yirmi yedi kat kılarmış. Peygamber Efendimiz de gece hastalanıp bir mazeret sebebiyle kendisine emredilmiş olan teheccüd namazını kılmaya imkân bulamamışsa ne yaparmış?
Gündüz on iki rekât kılarmış.
Neden? Gecenin tadı başka, gece ibadetinin kıymeti yüksek.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki;
Rek'atâni mine'l-leyli hayrun mine'd-dünyâ ve mâ fîhâ. "Geceleyin kılınan iki rekât namaz, dünyadan da dünyanın içindeki her şeyden de daha kıymetlidir."
Hayrun mine'd-dünyâ vemâ fîhâ. "Dünyadan da daha hayırlıdır. Dünyanın içindeki her şeyden de daha hayırlıdır."
Dünyanın içindeki her şeyin içine neler giriyor, bir düşünebiliyor musunuz?
Topkapı Sarayı'nda bir Kaşıkçı Elması varmış. Kaşık kadar bir elmas, dünyanın en büyük elması, paha biçilemiyormuş; o da senin olacak. Boğaziçi'nde bilmem hangi paşanın yalısı varmış; o da senin olacak. Bilmem hangi dağın başında bilmem hangi saray varmış; o da senin olacak. Almanya da senin olacak. Amerika da senin olacak. Petrol kuyuları da senin olacak. Teksas'ın petrol kuyuları da Suudi Arabistan da senin olacak. Dünya ve dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlı.
Ne? Geceleyin kılınan iki rekât namaz.
Neden? Ne biçim iş bu böyle?
Geceleyin iki rekât namaz kılarsın, Allah gönlüne bir yumuşaklık verir, sana bir insaf verir, bir tefekkür kabiliyeti verir; "Ya ben ne yapıyorum?" dersin, "Nedir benim bu yaptığım?" dersin, "benim bu halim ne olacak?" dersin, günahlarını düşünürsün, ağlarsın, gözyaşı dökersin.
"Bana yardım et yâ Rabbi!" dersin; "Ben senin iyi kulun olmak istiyorum yâ Rabbi!" dersin; Allah gönlünü çevirir, işlerini hayra döndürür, cenneti kazanırsın, cennetlik kul olursun.
İçkiyi bırakırsın, kumarı bırakırsın, yanlışı bırakırsın, yalanı dolanı bırakırsın. Bir anlık düşünme sonucu Allah'ın cennetlik kulu olursun.
Onun için rek'atâni mine'l-leyli hayrun mine'd-dünyâ ve mâ fîhâ. "Geceleyin kılınan iki rekât namaz dünyadan da dünyanın içindeki her şeyden de daha iyidir."
Gecenin tadı başkadır. Kimse görmez. Tenhalarda seccadene oturursun, odanda kıbleye dönersin. Gözünü kapatırsın, şıpır şıpır, ılık ılık gözyaşları gözünden dizlerine dım dım damlar. Ondan sonra büyük sevaplar kazanırsın, hâlin değişir.
Sahabe-i kiramın yetişmesi böyle olmuş. Allah-u Teâlâ hazretleri Peygamber Efendimiz' e ve sahabe-i kirama, -peygamberliği indirdikten sonra- ilk inen ayetlerde geceleyin teheccüd namazı kılmalarını, gece ibadeti yapmalarını emretmiş. Mübarekler emri tutmuşlar. Öyle tutmuşlar, öyle sıkı riayet etmişler ki ondan sonra; "Hadi bu kadar da sıkı tutmayın, biraz serbestçe hareket edin." diye hafifletici ayet-i kerime inmiş.
Mübarekler o kadar sıkı çalışmışlar. Kısa zamanda her birisi evliya olmuş. Evliyaların en üstününden daha yüksek olmuşlar.
Neden?
Peygamber Efendimiz' in talebesi olmak başka şeye benzemez. Peygamber Efendimiz' in sahabesi olmak, onun meclisinden feyiz almak, onun cemalini görmek yeter.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
22.01.1989 -
Peygamber Efendimizin Dua
19.11.1989 -
Mescidden Kalkarken Okunacak
