31.12.1989 - Vücut Temizliği, Abdest, Teyemmüm ,İtikaf, Sağ Elini Kullanmak, Yüzük Takmak, Sıla-i Rahim
21.03.2025
21 dk 56 sn
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Kefâbi'l-İslâmive'ş-şeybili'l-mer'i nâhiyâ. "Kişiye İslâm ve ak kıllar kötülüklerden engellenme hususunda engelleyici olarak yeterde artar bile; başka bir bekçiye, başka bir ikazcıya hacet yok. İşte onlar yeter."mânasına.
Kâne yetenevveru fî külli şehrin ve yukalli muazâ firahû fî külli hamsete aşere yevmen.
İbn Asâkir rahmetullâhi aleyh Abdullah b.Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet etmiş.
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem her ay, ayda bir defa ot tutunurdu."
Hadi, şimdi bu da ne demek? "Ot tutunmak" ne demek, anlatacağım.
"15 günde bir de tırnaklarını keserdi."
Yaptığı temizliklerle ilgili rivayetler bunlar; temizlik itiyatları.
Peygamber Efendimiz tarakla gezerdi. Peygamber Efendimiz aynayla gezerdi. Peygamber Efendimiz yanından misvağını eksik etmezdi. Hatta yastığını yanından eksik etmezdi. Ne zaman uykudan uyansa hemen misvaklanırdı. Dişleri inci gibiydi; şöyle bir ağzı açıldığı zaman dişlerinden etrafa nur saçılırdı. Efendimiz' in o kadar güzel, o kadar nurlu dişleri vardı.
Tabii tırnaklarını keserdi. Sakalının fazlasını, uzununu hem kenarından hem aşağısından alırdı. Salıver gitsin...Olmaz öyle şey. Sağından, solundan alır, intizama sokardı. Saçlarını tıraş ederdi. Tabii malum, müteaddit en geç haftada bir defa şıkır şıkır yıkanması var. Yani o Suudi Arabistan gibi suyun az bulunduğu yere rağmen güzel yıkanması var.
Ayda bir ot tutunurdu. Malum, insanın kasıklarında, koltuk altlarında kıllar vardır. Bunlar insan terlediği, kuruduğu zaman, tekrar terlediği, tekrar kuruduğu zaman yanına gelen insana "illallah!" dedirtecek kadar kokar, yanından kaçırtacak kadar kokar.
Ne olması lazım? Kazınması lazım.
Eskiden nasıl kazınırlardı?
Tabii bunun böyle zırnık filan ihtiva eden bazı kimyevî terkipleri vardır. Bir de "hamamotu" denilen, nora-noura denilen Arapça' da bir ot var; bu otun da herhalde tohumlarımı, kendisi mi nasıl oluyorsa karıştırılıp o kıllara sürüldüğü zaman, biraz bekledikten sonra kazıdın mı kıllar kökünden gidiyor hemen. Şimdiki gibi jilet veya ustura veya herhangi bir şeye lüzum kalmıyor; kökünden kılları temizliyor. Yani kılları almaya yardımcı olan bir usul. İşte buna "ot tutunmak" deniliyor. Eskiden macun gibi bir şey yaparlar, bakkaldan, aktardan zırnık alıp bilmem ne ile karıştırılıp, sürüp öyle kazıyarak da temizlerler idi. İşte böyle otla da temizlermiş.
Efendimiz ayda bir temizleniyor. Demek ki koltuk altında da daha başka yerlerde de kılların birikmesi doğru değilmiş, onların kesilmesi icap ediyor. Çünkü pisliği tutar, pisliği muhafaza eder; o salkım, o saçak, o şeyler pisliğin, kokunun orada birikmesine yol açar.
İslâm pisliğin yuvalarını dahi yok ediyor.
Küçükken çocuk sünnet ediliyor, neden?
Kesilen kısım kesilmezse, sünnet olmazsa onun içinde pislik birikir, idrar birikir, orada mikroplar ürer diye.
Ondan sonra kıllar kesiliyor. Sonra tırnaklar kesiliyor...
Kesilmesi lazım. Peygamber Efendimiz 15 günde bir el ve ayak tırnaklarını kendisi kesermiş. Ayda bir de ot tutunurmuş, hiç koltuğunda vesairesinde kıl bırakmazmış.
Misvaklanması güzel. Yıkanması güzel. Güzel kokular sürünmesi sünnet zaten... İslâm'ın temizliği, Müslümanların güzelliği nereden geliyor, anlayın.
İşte o temizlik bize ta Peygamber Efendimiz' den, ta İslâm'ın başladığı zamandan geliyor.
Yolun doğrusu hangisi? Niye biz bu hadisleri, bu rivayetleri okuyoruz?
Yolun doğrusu Allah'ın sevdiği yol, cennete götüren yol, Peygamber Efendimiz' in yürüdüğü yol, Peygamber Efendimiz' in yaşam tarzı diye, ondan okuyoruz. Yoksa başka şey okuruz, başka kitaplardan açarız, modern kitaplardan başka şeyler okuruz. Yol bu da onun için...
Hakikaten de 1400 yıl geçmiş aradan; güzelliği belli oluyor, temizliği belli oluyor, asaleti belli oluyor, ahlâken hoşluğu belli oluyor. Müslümanın her bakımdan başka insanlardan kat kat üstün olduğu gün gibi ortaya çıkıyor.
Hatta bugünkü Müslümanlar bazı noktalarda başka insanlardan geri durumdalarsa, incelediğimiz zaman bakıyoruz ki İslâm'dan uzaklaştığı için geri kalmış. İslâm'dan uzaklaştığı için! Dedelerimiz daha ileriymiş, şimdikiler daha geri kalmış.
Neden?
İslâm'ı unutmuş, öğrenmemiş. 80 türlü hüner öğrenmiş ama İslâm'ı öğrenmemiş. Avrupa'ya, Amerika'ya gitmiş, doktora yapmış ama İslâm'ı öğrenmemiş. E İslâm'ı öğrenmeyince gusül abdestini bile bilmiyor adam.
"Gel bakalım, senin deden kimlerdendi?"
"Benim dedem Maraş'ın, Elâzığ’ın veyahut Erzurum'un eşrafından, sadrazamın kardeşi veya kadı efendi veya müftü efendi veya vaiz efendi veya alim efendi..." diye o zaman başlıyor böbürlenmeye...
İyi güzel ama o övdüğün insanlar o övülecek halleri dolayısıyla cennete gidecek de sen ne yapacaksın? Onlar cennete gidecek ama sen ne yapacaksın? Sen İslâm'dan yaya ve piyade kalmışsın; dökülmüşsün yollara.
Kâne yetevaddau inde külli salâtin. "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz her namaz için abdest alırdı."
Her namaz vaktinde yeniden abdest alırdı. Günde beş defa yıkanıyor.
Peygamber Efendimiz buyururdu ki:
"Günde beş vakit namaz, insanın evinin önünde akan berrak, temiz, serin, tatlı bir su gibidir..."
Hani yaz gününde insan terlemiş, susamış, sıcaktan bunalmış bir vaziyetteyken o şırıl şırıl suya girse, günde beş defa yıkansa hiç üzerinde ter kokusu kalır mı, hiç pislik kalır mı, hiç rahatsızlık kalır mı?
Kalmaz; insan pırıl pırıl, tertemiz olur. Bir duş aldı mı, günde bir defa bile alsa ne kadar hoşuna gidiyor. "İşte günde beş vakit namaz insanı günde beş defa böyle yıkayan bir ırmak gibidir." diyor Peygamber Efendimiz.
Şimdi burada da okuyoruz ki Peygamber Efendimiz her namazda abdest alırmış.
Kimisi de övünür; "Maşaallah, evelallah ben sabah namazıyla yatsı namazını da çıkartırım, onu da kılarım, ondan sonra evime giderim..."
Bir abdestle beş vakit namaz...
Birisi öyle demiş de ötekisi de ona, -afedersiniz- "Senin dibin bütün." demiş.
Ötekisi de günde beş defa, her namazda abdest alıyormuş;
"Senin de dinin bütün." demiş. Sen dindarsın, Peygamber Efendimiz' e uyuyorsun, günde beş defa abdest alıyorsun; tamam, senin dinin bütün.
Sen? "Ben bir abdestle beş vakit namazı çıkarıyorum."
"Senin de dibin bütün."
Evet, yüz numaraya gitmediğinden oluyor ama Peygamber Efendimiz her namazda abdest aldığına göre bunda fayda var demek ki. Çünkü her bakımdan temizlik hem maddeten hem manen temizlik. Suları yüzüne, ağzına, burnuna, eline, yıkayıp böyle çarpıp da sular akarken o damlalarıyla beraber insanın günahları da dökülüyor.
"E hocam, benim abdestim var."
Tamam, abdest üzerine abdest almak da nedir?
Nûrun alâ nûr. "Nur üzerine nurdur."
Yani ışık üzerine ışık, nur üzerine nur olur.
Onun için elimizden gelirse günde beş defa abdest alacağız.
"E hocam şimdi bak dışarıda yağmur yağıyor ama bazı yerlerde de kar yağıyordur, hava bayağı serin. Bu soğuklarda abdest alırken insanın elleri donuyor, jiletle 'cırt cırt' kesiliyormuş gibi oluyor."
Peygamber Efendimiz diyor ki:
"Bazı şeyler vardır ki günahları affettirir, kefaret olur, dökülmesine sebep olur..."
İşte o soğuklarda alınan abdestlerin çok sevabı var.
Neden?
Zahmetli ibadetin mükâfatı da çok olur. "Gel kulum, sen zahmeti çok çektin; al şu sevabı!" diye Allah o zaman mükâfat olarak daha büyük sevap veriyor.
Hele hele karanlıklarda veyahut sabahın erken vaktinde veya yatsının karanlık saatinde camiye gidiyor, yağmur yağıyor vesaire...Zor. Yani evinde kılıverse, sıcacık sobanın yanında mayışıverse, hallolsa iş? Ama işte oraya gittiği zaman o da günahlarına kefaret oluyor. Yani o zahmeti çekiyor ama ecri de alıyor, sevabı da kazanıyor.
O bakımından biz ne yapacağız? Biz Allah'ın rızasını arayan kullarıyız. Allah'ın rızasına uygun olan şeyi yapacağız.
Allah'ın rızasını nereden bileceğiz?
Allah'ın rızasını en iyi peygamberi bilir. O'nun en sevgili kulu odur. En iyisini o bilir. Ben Peygamber Efendimiz 'in eteğine yapışırım, ne yaparsa onu yaparım. Peşine takılırım, onun nurlu izinden giderim, onun sünnetine sarılırım. Onun sünnetine sarılana Allah yüz şehit sevabı verecek. Yüz şehit sevabı verecek! Hele böyle insanların bozulduğu zamanda...
Şimdi dışarıda herkes Peygamber Efendimiz' in sünnetine uysa, sünnet-i seniyye-i nebeviyye yolunda yürüse kolay... Herkesle beraber elden gelen düğün bayram, yaparsın. Ama herkes tersine giderken insanın Mersin'e gitmesi daha zor. Herkes tersine gidiyor, o zaman işte kıymeti var.
Herkes eğlenceye giderken bu gece ibadet etmek zor ama sevabı var. Herkes horul horul yatarken senin kalkıp soğukta abdest alman zor ama sevabı var. Herkes evinde vaziyeti idare ederken, namazı şurada kılıverip daha yatağı bile soğumadan, yastığı bile soğumadan,"Cump yatağa tekrar dalarım, oh, sıcacık..."; tamam, mışıl mışıl uykuya devam. Arada kısa bir fasıla, ondan sonra uykuya devam.
Ama ötekisine yaptı?
Abdest aldı, paltosunu giydi, camiye geldi, sünneti kıldı, farzı bekledi, duaları etti, öyle geldi. O kazandı. Zahmeti çekti ama Allah-u Teâlâ hazretleri farkı biliyor.
Tabii normal abdest almalarıyla maksat hâsıl olduğundan sonradan bunu devam ettirmedi.
Yemekten önce ve sonra elimizi yıkamak da bizim aynı maksada yardım ediyor. Yemekten evvel yıkayacağız çünkü elimiz başka şeydedir; yemekten sonra yıkayacağız çünkü yağlı vesaireli olmuş olabilir.
Kâne yetavaddau vâhideten vâhideten vesneteyni'sneteyni ve selâsen selâsen külle zâlikeyef'alü. "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz tek tek yıkardı, bazen iki iki yıkardı, bazen üç üç yıkardı."
Külle zâlike yef'alu. Bunların her birini yaptığına dair rivayetler var.
Muaz radıyallahu anh'ten "hasen hadis" olarak rivayet edilmiş.
Tabii birisi -yıkanması- farzdır; ondan sonra bizim iki veya üç defa yıkamamız sünnet-i seniyyenin ihtiyatlı, sevaplı olan şekline uymamız tarzında oluyor.
Malum İslâm kolaylık dinidir; zorluk dini değildir. Bir işte bir zorluk olduğu zaman Allah oraya bir kolaylık kapısı açmıştır, bir kolaylık ihsan etmiştir.
Su bulunmazsa...Çöl, böyle bizim burası gibi şakır şakır her zaman yağmur yağmaz, çeşme bulunmaz, nehir olmaz, göl olmaz. Dünyanın bin bir türlü hali var; dağı var, ovası var, sıcak ülkesi, soğuk ülkesi var. Su bulunmaz.
Su bulunmadığı zaman ne yapacak Müslüman? Abdest alması gerekti veya gusül abdesti alması gerekti; ne yapacak?
Teyemmüm etmek vardır. Bu bir müsaadedir. Suyun hakikaten veya şer'an, hükmen bulunmadığı yerde Müslüman toprakla teyemmüm eder, oda abdest yerine geçer. Bu rivayette buyuruluyor ki:
"Peygamber Efendimiz toprakla teyemmüm ederdi; elini ve yüzünü sadece bir defa meshederdi."
Malum, teyemmüm için temiz toprağa el vurulacak, toprağı silkelenecek, yüzüne bir meshedecek. Yani toprağı yüzüne çalmıyor ama elini toprağa [sürüp] ondan sonra yüzünü [meshedecek.] Ondan sonra tekrar elini toprağa [sürüp] kolunu sıvazlayacak, öbür kolunu sıvazlayacak. İşte oldu teyemmüm abdesti; tamam, namazı kılabilir.
Tamam, bu da olur, onun yerine de geçer. Yani su olmayan yerde teyemmüm, namaz abdesti yerine de geçer, gusül abdesti yerine de geçer. İki darp bir niyet, ondan sonra yüzü ve elleri meshetmekten ibaret. Böyle bir teyemmüm kolaylığı da var.
Dinimiz zorluk dini değildir. Yapmak isteyen insan için her zaman her hükmü yapılabilir. Gerçi bazı hükümler bazı insanlara zor gelebilir ama aslında zor değildir, alışmadığı içindir. Aslında o insanlar daha başka o kadar zor işleri keyifleri icap ettirdiği zaman yapıyorlar ki...
İslâm'ın bütün emirler insanın sıhhatine, ruhuna, bedenine, ailesine, kendisine, dünyasına, ahiretine, imanına, kalbine faydalı. Onun için bazı şeyleri yapması lazım.
Mesela abdest almak meşakkatli gelebilir bir insana, zor gelebilir. Ama işte temizleniyor; fayda. Yani bu lazım.
Çocuklar tembellenir;
"Ya yüzümü yıkamadan okula gideyim."
Öğretmen okulda muayene eder;
"Gel bakalım yaramaz! Sen yüzünü yıkamadan gelmişsin; ceza!"
O zaman bir daha yapamaz.
Neden?
Çocuk, daha çocuk olduğundan, temizliğin önemini anlamadığından yıkanmak istemiyor. Hocası mahsustan ceza veriyor ki temizliğe alışsın diye.
Neden?
Temizlik ona faydalı olduğu için, yoksa ona külfet olsun diye değil. Temizlikten fayda görecek, onun için.
İslâm'ın bütün emirleri de insanlığa faydalı olduğundan bazıları yapılırken bazı insanlara zor gelebilir.
Pantolonun ütüsü bozulacak diye namaz kılmak zor geliyor millete, kaçınıyor. Bozulsun, feda olsun! Millet canını vermiş; sen pantolonunun ütüsünü feda edemeyecek misin Allah yolunda? Dedelerimiz şehit olmuşlar, canlarını vermişler; o dedelerin torunları pantolonunun ütüsü bozulacak diye [namaz kılmıyor.]
Başının saç tarama şekli bozulacak diye başına takke giymiyor.
Neden?
Afilli taramış saçlarını; o taradığı saçlar takke giydiği zaman yassılacak, basılacak. Arkadaşları beğenmez sonra. Onu aynada ne kadar tuttura tuttura kenardan taradı... Başına takke giymiyor. Namaz kılıyor; açık kılıyor.
"Giysene takkeyi oğlum veya arkadaşım veya kardeşim veya yavrum..."
Maksadı saçı bozulmasın, ütüsü bozulmasın...
Öyle şey mi olur? Her şeyimizi İslâm'ın emirlerine uyduracağız.
"Allah'a feda olsun. Rahatımız, canımız, malımız, her şeyimiz Allah yolunda, Allah'ın dini uğruna feda olsun!" diyebilmesi lazım.
Sen o cömertliğe sahip olursan Allah da sana büyük ikramlar verir. Sen o cimrilikte olursan, sineğin yağını hesaplayıp da her şeyini, Allah'ın yolunda ibadeti, itaati zor zor yaparsan, o zamanda mahrum kalırsın.
"Peygamber Efendimiz başka zaman çalışmadığı şekilde, Ramazan'ın son on gününde çok ibadete düşkünleşir, çok çalışırdı. İbadete çok gayretlenirdi, çok cehd sarfederdi."
Ramazan'ın son on günü geldi mi bir kere evden, hanımlarının yanından, evinin normal hayatından ayrılırdı, mescide gelirdi; mescitte yatar kalkardı, gecesi gündüzü ibadetle, taatle geçerdi. Günahları affolmuş, Allah'ın en sevgili kulu olma derecesine yükselmiş, Makam-ı Mahmûdu kazanmış bir kul olmasına rağmen ibadete öyle çalışırdı.
Neden?
Allah zevk verdimi, şevk verdi mi, yolunu sevdirdi mi insan severek yapıyor. Tabii Ramazan'ın son on gününde de nice nice sevaplar, hayırlar olduğundan onları Müslümanın kaçırmaması gerekiyor.
Kâne yec'alü yemînehû li-eklihî ve şurbihî ve vudûihî ve siyâbihî ve ahzihî ve atâihî ve şimâlehû limâ sivâ zâlike.
Hafsa radıyallahu anhâ'dan rivayet olunmuş.
"Peygamber Efendimiz yemesinde içmesinde, abdest almasında, elbiseyi giymesinde, bir şeyi almasında, birisine bir şeyi vermesinde sağ elini kullanırdı. Bunların dışındaki işlerde sol elini kullanırdı."
Hayırlı işlerde, sevaplı işlerde, güzel işlerde sağ elini kullanırdı, sağdan başlardı. Onun dışındaki şeylerde sol elini kullanırdı. Mesela temizlenmek vesaire gibi konularda sol elini kullanırdı.
Kâne yec'alü fussahû mimmâ yelî keffehû.
"Yüzük kullandığı zaman yüzüğün taş kısmını avucunun iç tarafına dönük olarak kullanırdı."
Yani dış tarafta değil de yüzük taşının kafasını döndürüp başının olduğu kısmı avuç içine gelecek şekilde döndürüp öyle kullanırdı. Bu da tevazuundan idi. Yani taşı öyle görünsün diye istemediğindendi, gösteriş olmasın diyeydi.
Zaten yüzük kullandığı zamanda altın yüzük kullanmazdı.
Geçen gün yanımda birisi namaz kılıyordu. Halka halka altın yüzükleri hem bu parmağına takmış hem bu parmağına takmış. "Dur, ben şunu yakalayayım da bu erkeklere altın takmak [haramdır]"derken, düşünürken, ben namazı bitirirken daha o kaçtı gitti de söyleyemedim.
Muhterem kardeşlerim!
Müslüman erkeklerine altın yüzük haramdır, ipek giymek haramdır. Altın yüzüğü varsa onu kullanmayacak, yani çıkartacak. Gümüş kullanabilir. Altın kullanması doğru değildir.
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, amcası Hz. Abbas'ı öyle hürmet edip öyle büyültür, öyle izzet ve ikram ile, saygıyla ona muamele ederdi ki bir evladın babasına saygı gösterdiği gibi saygı gösterirdi."
İslâm dini, muhterem kardeşlerim, akrabalar arasındaki bağlara da çok dikkati çekmiş ve önem vermiştir.
Mesela bir hadis-i şerif var:
"Büyük ağabey baba makamındadır."
İnsanın ağabeyi, babası makamındadır. O kadar kıymetlidir.
Sonra, "Peygamber Efendimiz amcasına, babasına hürmet eder gibi saygı gösterip itibar ederdi." diye, şu rivayeti okudunuz.
Sonra, genellikle akrabayı ziyaret etmek, sıla-ı rahim yapmak, evlerine, köylerine gitmek, ihtiyacı varsa onlara yardımcı olmak, hatırını kollamak... Halaymış, teyzeymiş, amcaymış, enişteymiş, yengeymiş, her neyse; Peygamber Efendimiz tüm yakınlarını kollardı. Kendisine bakmış olan, küçükken hizmetinde bulunmuş olan kimseleri arar bulurdu, onlara hediyeler verirdi. Sütannesine vesaireye çok güzel itibar eylerdi. Hiçbir yakınını ihmal etmezdi, terk etmezdi, geride bırakmazdı Peygamber Efendimiz.
Biz de akrabamıza özellikle dinimizden dolayı saygı göstereceğiz. Çünkü onlar bizim akrabamızdır. Babamıza hürmet edeceğiz. Amcamıza hürmet edeceğiz. Yaşça büyüklerimize hürmet edeceğiz. Ağabeylerimize hürmet edeceğiz. Küçüklerimizi seveceğiz, merhamet edeceğiz, acıyacağız.
"Büyüklere saygı göstermeyen, küçüklere sevgi göstermeyen bizden değildir!" diyor Peygamber Efendimiz.
Yani genel yapımız o olacak.
Allah-u Teâlâ hazretleri her bakımdan İslâm'ın güzel hasletleriyle, güzel adabı ile, güzel ahlâkıyla ahlaklanmayı bizlere nasip eylesin. Ömrümüzü çok sevaplar kazanacak bir şekilde Rabbimizin rızasına uygun bir tarzda sürmeyi nasip eylesin. Ümmet-i Muhammed'e faideli olacak hayırlı işler yapmamızı nasip eylesin. Hayırlı uzun ömürlerle cümlemizi muammer eylesin. Vademiz yettiğinde sevdiği, razı olduğu kullar olarak Rabbimizin huzuruna yüzümüz ak, alnımız açık olarak varmamızı nasip eylesin. Cennetiyle cemaliyle cümlemizi müşerref eylesin.