09.02.1991 - Müslümanı Öldürenlerin Durumu, Allaha Teslim Olmak

09.02.1991 - Müslümanı Öldürenlerin Durumu, Allaha Teslim Olmak
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İze'ştehâ marîdu ehadiküm şey'en fe'lyut'amhü.
İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan Efendimiz'in bir tavsiyesi var:
"Sizden birinizin hastasının canı bir şey çeker de isterse ona onu yedirin."
"Ah! Canım şimdi bir pelte istedi."
Hemen pişirin, götürün.
"Ah! Şimdi bir paça olsaydı, ne iyi olurdu."
Hemen Aksaray pazarına gidin, paçayı bulun, kaynatın, hemen yedirin.
"Ah! Canım hacı baba baklavası istedi."
Hemen alın.
Demek ki hastanın gönlünün yapılmasını istiyor, gönlü hoş olsun istiyor; Efendimiz'in tavsiyesi böyle. Tabi sormak da olabilir. Ziyaret edersin;
"Nasılsın, iyi misin, canım kardeşim? Allah şifa versin, sevabın çok olsun. Canının çektiği, istediği bir şey var mı?" diye sorarsın.
Hz. Osman-ı zinnureyn halifeyken İbn Mes'ud radıyallahu anh rahatsızlanmış, onu ziyarete gitmiş, soruyor:
"Ne istersin?"
"Rabbimin rahmetini" diyor.
"Ne istersin?" diyor; yani "Yiyecek, içecek, tatlı, hurma filan bir şey ister misin?" diye soruyor.
Ve mâ teşhei? "Canın ne çekiyor, neye iştihâ duyuyorsun, neyi istiyorsun?"
"Rabbimin rahmetini" diyor. Demek ki onun iştihası o tarafa; Allah'ın rahmetini kazanmak istiyor. O da nükteli bir cevap.
İza eşraa ehadükümü'r-rumha ile'r-racüli fe-kâne sinânühû inde süğreti nahrihî fe-kâle lâ ilâhe illallah fe'l-yerfa'anhü'r-rumha.
İbn Mes'ud radıyallahu anh'ten. Mübareğin tam adı anıldı; arkasından naklettiği hadisi geldi. Bu bizim İmâm-ı Âzam Efendimiz'in de dayanağı olan sahabe-i kirâm; neredeyse bizim Hanefî mezhebimizin baş tâcı gibi olmuş oluyor.
İbn Mes'ud radıyallahu anh'ın rivâyet ettiğine göre Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"Sizden biriniz mızrağını bir adama yöneltmişse ona hamle etmişse ve tam mızrağının ucundaki sivri kısmı ona batıracakken o kimse lâ ilâhe illallah derse mızrağı ondan çeksin kaldırsın, batırmasın, öldürmesin."
Ölecek artık, adamı kıstırmış, mızrak da tam boğazına dayalı, hart diye batırsa canı gidecek, o noktaya getirmiş. Savaşıyorlardı; bu müslüman ötekisi müslüman değil. Çarpışırlarken sıkıştırdı, tam o anda o adam, boğazına mızrağın sivri ucu dayanmış olan kimse; lâ ilâhe illallah derse mızrağı ondan çeksin, kaldırsın batırmasın, öldürmesin.
Neden?
Lâ ilâhe illallâh dedi, müslüman oldu. Müslümanın müslümanı öldürmesi yoktur. Müslüman müslümanı öldürürse ebediyyen cehenneme gider.
Ve men yaktül mü'minen müteammiden fe-cezâühû cehennemü hâliden fîhâ.
"Ebedî olarak cehennemde yanar."
Müslümanı öldürmek olmaz. Lâ ilâhe illallah dedi, müslüman oldu; öldüremezsin! Hemen mızrağını çekeceksin, öldürmeyeceksin. Sahabe-i kirâmdan birisi, mücadele ettiği kâfiri devirmiş; tam öldüreceği sırada o kimse lâ ilâhe illallah demiş, müslüman olduğunu söylemiş ama o devam etmiş, öldürmüş. O hırsla freni tutmamış, öldürmüş.
Bu bilgi, bu haber Peygamber Efendimiz'e gelince şöyle diyor:
"Senin âhirette lâ ilâhe illallah diyen o öldürdüğün insanla hâlin nice olacak? Senin hâlin âhirette lâ ilâhe illallah diyen o insanla ne olacak? Senin hâlin âhirette o lâ ilâhe illallah diyen insanla ne olacak?"
Adamcağız ezilmiş, perişan olmuş, ama elden çıktı bir kere, yaptı. Yapmaması lazımdı, çünkü müslüman olmuştu.
"Yâ Resûlallah! O korkudan müslüman oldu." diyor.
Efendimiz;
"Kalbini yarsaydın ya, kalbini yarıp da niyetini oradan mı anladın? Nereden biliyorsun korkudan olduğunu? Ya samimiyse!" buyuruyor.
Samimiyetini ölçmek; korkudan mı söylediğini, iyi niyetli mi kötü niyetli mi olduğunu anlamak Allah'a ait. Lâ ilâhe illallâh dedi mi bırak; tamam, müslüman oldu. Bırakması gerekiyordu.
Esas olan insanları öldürmek değildir, esas olan cezayı vermek değildir, esas olan insanları kazanmaktır. Onun için lâ ilâhe illallah derse savaş bile olmaz. İs
Esas olan insanları kazanmaktır.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri; hakkında öldürmek kararı alınmışken bir gece Mekke-i Mükerreme'den çıktı, hicret etti. Sonra Allah nasip etti; muzaffer bir lider olarak, komutan olarak Mekke-i Mükerreme'yi fethetti. Muzaffer bir komutan olarak Mekke'ye girdi.
Hakkında öldürülme kararı verilmiş bir insandı. Geceleyin kapısının önünde bekleyen bekçilerin yüzlerine toprak saçarak, mânevî bakımdan Allah onları kör gibi etti, görmediler. Bekleyip duruyorlardı. O eve hücum edecekler, Peygamber Efendimiz'i öldürecekler. Yüzlerine toprak saçarak gözleri görmez bir duruma gelince onların aralarından geçti gitti, hicret eyledi. Allah göstermedi. Öldürmeye karar vermişlerdi artık, kılıçları almışlardı; o gece baskında onu öldürme kararı almışlardı. O öldürme kararı veren insanların başına Allah onu galip olarak tekrar döndürdü.
Peygamber Efendimiz dedi ki;
"Kâbe'ye sığınanlar öldürülmeyecek. Filancanın evine sığınanlar affedilecek öldürülmeyecek. Silah çekmeyenler, müslümanların ordusuyla mücadele etmeyenler affolunacak, öldürülmeyecek."
Koca Mekke'yi fethetti; yanında hırsından tir tir titreyen sahabe-i kirâm vardı. O eski müşriklerden kendilerine çölde işkence eden, nice nice azaplar yapan kimseleri yakalayıp da kıtır kıtır kesmeyi cân u gönülden hırsla isteyen, intikam ateşiyle yanıp tutuşan kimseler vardı. Peygamber Efendimiz onlara müsaade etmedi.
Neden?
Gaye adam öldürmek değil; gaye insanları adam etmektir, İslâm'a kazanmaktır.
Onun için biz de bu zihniyetle hareket edelim, biz de insanları kazanmaya çalışalım. Suçlamak, suçluluğunu ispat etmek, yok etmek, mahvetmek, itmek, dinden imandan çıkarmak, raydan çıkarmak esas değil. Yavaş yavaş kazanmak ve İslâm'a çekmek esas.
Evimizde de öyle. Bazı annelere bakıyorum; çocuklarına bangır bangır bağırıyorlar, azarlıyorlar, tokatlıyorlar, dövüyorlar. Yol o değil! Yol; sevdirmek, mükâfatlandırmak, ısındırmak ve kazanmak yolu. Peygamber Efendimiz diyor ki;
Beşşirû. "Müjdeleyin." Ve lâ tüneffirû. "Nefret ettirmeyin." Yessirû. "Kolaylaştırın." Ve lâ tü'assirû. "Kolaylaştırın, zorluk çıkarmayın."
Müslüman; kolaylaştırıcı, müjdeleyici, yumuşak, kalp kazanıcı, iyilik yapıcı bir insan olacak. Öyle olacağız. Muhterem kardeşlerim!
İzâ esâbe ehadüküm ğammün ev kerbün fe'l-yekul Allahu Allahu Rabbî lâ üşrikü bihî şey'en Allah Allahu Rabbî lâ üşrikü bihî şey'en.
Bu da Hz. Âişe-i Sıddîka validemizden rivayet edilmiş:
"Sizden birinize gam ve keder isabet ederse gamlanırsanız üzülürseniz kederlenirseniz dertlenirseniz, şöyle deyin. Dertlenen bir kimse şöyle desin: Allahu Allahu Rabbî lâ üşrikü bihî şey'en. Allahu Allahu Rabbî lâ üşrikü bihî şey'en."
İki defa tekrarlamış.
Ne demek?
"Allah" diyecek; "Allah benim Rabbimdir, O'na hiçbir şeyi ortak koşmam, şerîki benzeri yoktur, onun varlığını birliğini ikrar ederim."
Böyle deyince Allah'ın varlığını birliğini kabul ettiğinden dolayı derdi, gamı, kederi sıyrılır gider. O dertten kurtulmasına sebep olur.
Kolay.
Allahu Allahu Rabbî lâ üşrikü bihî şey'en. Allahu Allahu Rabbî lâ üşrikü bihî şey'en.
İki defa tekrar edilmiş.
Aşağıda bir hadîs-i şerîf var; o da aynı şekilde:
İzâ esâbe ehadüküm hemmün ev huznün fe'l-yekul seb'a merrâtin: Allahu Allahu Rabbî lâ üşrikü bihî şey'en.
Bu da bir başka kaynaktan, Neseî'den rivayet edilmiş:
"Sizden birinize üzüntü ve hüzün gelirse."
"Yedi defa Allahu Allahu Rabbî lâ üşrikü bihî şey'en desin."
"Allah benim Rabbimdir, ben O'na hiçbir şeyi ortak koşmam."
Yedi defa bunu söylerse derdi gamı gider.
Aşağıda, onun altında bir hadîs-i şerîf daha var; o da bu mânayı takviye ediyor.
İzâ esâbe ehadüküm musîbetun fe'l-yekul innâ li'llâh ve innâ ileyhi râciûn. Allâhümme indeke ahtesibu musîbetî fe-ecirnî fîhâ ve ebdilnî bihâ hayran minhâ.
Tirmizî'de Ebû Dâvud'da, Neseî'de ve diğer kaynaklarda olan bir hadîs-i şerîf ki Ömer b. Ebû Sereme, babası Ebû Sereme'den rivayet etmiş.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki:
"Sizden birinize bir musibet isabet ederse bir musibet gelip çatarsa innâ li'llâh ve innâ ileyhi râciûn desin ve arkasından şu duayı eklesin:"
Allâhümme indeke ahtesibü musîbetî fe-ecirnî fîhâ ve ebdilnî bihâ hayran minhâ. "Yâ Rabbi! Bu musibetlerin sabrının sevabını senden bekliyorum. Bu musibeti gönderen sensin. Bu imtihan, biliyorum. Bu musibetin karşısında sabrettiğim için mükâfatı senden bekliyorum. Her musibete sabretmenin bir mükâfatı var, ben o mükâfatı biliyorum, bildiğim için sabrediyorum, sevabı senden bekliyorum. Beni bu musibetten kurtar, uzak eyle, bu musibeti benden def et ve beni bundan daha hayırlı bir duruma kavuştur. Durumumu iyi bir duruma döndür, beni daha iyi bir duruma kavuştur."
Diğer hadîs-i şerîfe geçelim:
İzâ esâbe'l-mükâtebü hadden ev verrese mîrâsen fe-innehû yûresü alâ kadri mâ ateka ve yukâmü aleyhi bi-kadri ma ateka minhü.
İbn Abbas radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.
O devirde mâlum savaş esirlerini alırlardı, öldürmeyip hizmette kullanırlardı, hayatını bağışlarlardı. Köleler vardı. Sonra bu köleler Müslüman da olabiliyorlardı. Sonra sahibi ile anlaşıp "Ben sana borcumu, diyetimi ödeyebilirim. Ben hür olayım, ondan sonra paramı ödeyeyim, hürriyetime kavuşayım." diyenler de olabilirdi.
Bu şekilde anlaşmalı köleye mükâteb denir. Mükateb köleye bir ceza geldiğinde ne kadar hürse o kadar ceza alır; yani cezanın tamamını almaz. Çünkü fıkıhta hür olan insana ceza başkadır, köle olan insana ceza başka türlüdür.
Bir hadd-i şer'î'ye, şer'î bir cezaya mâruz ise ona o cezadan ne kadar tatbik edecek?
Tam hür değil, tam köle de değil.
"Hürriyetinin miktarı kadar ceza tatbik edilir. Eğer kendisine bir miras gelmişse bir mirasa vâris olmuşsa mirastan da hakkını hürriyeti nispetinde alır." diye bildiriyor.
Memleketimizde artık kölelik kalmadığından bu eskiye ait tarihî bir mâlumat oldu.
İzâ asbeha'bnü âdeme fe-inne'l-a'dâe küllehâ tükeffiru'l-lisâne fe-tekûlü't-tekıllâhe fînâ fe-innemâ nahnü bike fe-ini'stekamte'stekamnâ ve ini'vececte'a'vececnâ.
Bu da sahih bir hadîs-i şerîf, Tirmizî'den rivayet edilmiş:
"Sabah oldu mu, Âdemoğlu sabaha çıktı mı, âzâların hepsi dil'e gelir; 'Ey lisan! Bizim için bizim nâmımıza Allah'tan kork."
Dil; konuşma vasıtası olan ağzımızdaki dilimiz. Âzâların hepsi lisân-ı hâl ile derler ki;
"Bizim için Allah'tan kork. Çünkü biz sana bağlıyız; sen dürüst olursan biz de dürüst oluruz, sen kıvrılırsan biz de kıvrılırız."
Bu dil insanı ya cennete sokar ya cehenneme düşürür. Lâ ilâhe illallah derse cennete sokar; yalan söylettirirse günah işlettirirse, günaha batırır, yanlış söz verir, yanlış iş yaparsa cehenneme düşürür.
"Sabahleyin bütün âzâlar gelirler, dile yalvarırlar: Aman doğru ol! Bizim için Allah'tan kork, bize acı, merhamet et. Dikkat et de biz de senin yüzünden yanmayalım. Sen doğru olursan biz de doğru oluruz, sen eğrilir kıvrılırsan biz de eğrilir kıvrılırız." diye bildiriliyor.
Muhterem kardeşlerim!
Lisan çok önemlidir. Bize Allah'ın büyük bir nimetidir. Konuşmak büyük bir meziyettir. Bu konuşma kabiliyeti başka mahluklarda yok; sadece insana verilmiş. Çok kompleks bir sistemdir. İinsanın konuşabilmesi için çok kıymetli meziyetleri vardır. Beyni vardır, beyinde konuşma merkezi vardır. Bu sesleri çıkarabilmek, bu mânayı anlayabilmek, muazzam bir şeydir, çok büyük bir kabiliyettir.
Fakat bu kabiliyetin güzel kullanılması, hak yolda kullanılması lazım. Dil ile doğruyu söylemek lazım, hakkı söylemek lazım, hakkı nasihat etmek lazım, zikrullahla meşgul olmak lazım. Bunu böyle söylemeyip yalan söylerse, kalp kırmakta, yalanda, dolanda, aldatmada, küfürde kullanırsa o zaman insanı mahveder. Dil söylüyor, insan mahvoluyor.
Bir halk türküsü var, o aklıma geldi:
Göz gördü, gönül sevdi a benim yüzü mâhım,
Kurbanın olam var mı bunda benim günahım?
Bak yalancıya, nasıl kıvırtıyor:
"Yüzü ay gibi olan sevdiğim! Göz gördü, gönül de sevdi. Kurbanının olam var mı benim bunda günahım?"
Var tabi!
"Var mı?" diye sorarak kabahati üzerinden atmaya çalışıyor. "Göz gördü, gönül sevdi. Benim kabahatim yok." diyor, sıyrılmaya çalışıyor.
Dur bakalım! Nereye gidiyorsun? Gel bakalım! Kabahatin var elbette.
İşte insanın dili de böyle:
"Ne yapalım? Dil söyledi. Al bunu buradan kopar, at ateşin içine. Pişsin, kebap olsun."
Hayır! Bu kötü bir şey yaptığı zaman bütün vücut yanıyor, bunun yüzünden cehenneme gidiyor. Onun için sabahları bütün âzâlar geliyorlar, buna yalvarıyorlar:
"Aman! Gözünü seveyim. Etme, eyleme, bizi ateşlerde yakma." demiş oluyorlar. Tabi bu bir sembolik hadîs-i şerîftir. Peygamber Efendimiz bize bir şeyi ifade etmek istiyor.
Demek istiyor ki: "Tek bir uzuv ama çok önemli; bunun yüzünden cehenneme girersin, bunun yüzünden cezaya uğrarsın, bunun yüzünden hapse girersin, bunun yüzünden hayatını kaybedersin, bunun yüzünden gözünün ortasına bir yumruk yersin, gözün morarır, kafan patlar; hep bundan."
Onun için buna dikkat etmek lazım. Dilimizi Allah'ın zikrinde, hayrı söylemekte, hayırlı işlerde, hakkı tebliğde, dini yaymakta kullanalım.
Son iki hadîs-i şerîf var, onları okuyacağım.
İzâ asbaha ahadüküm fe'l-yekuli'l-lâhümme bike asbahnâ ve bike emseynâ ve bike nahyâ, ve bike nemût ve ileyke'l-masîr. Ve izâ emsâ fe'l-yekuli'l-lâhümme bike emseynâ ve bike asbahnâ ve bike nahyâ ve bike nemûtü ve ileyke'n-nüşûr.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten, İmam Tirmizî hazretlerinin kitabında olan bir hadîs-i şerîf:
"Biriniz sabaha çıktığı zaman sabaha ulaştığı zaman şu duayı yapsın:"
Allâhümme bike asbahnâ ve bike emseynâ. "Yâ Rabbi! Senin sayende sabaha çıkıyoruz, senin sayende akşama eriyoruz. Sen kudret veriyorsun, hayat veriyorsun, imkân veriyorsun da ondan oluyor." Ve bike nahyâ ve bike nemût. "Senin emrinle yaşıyoruz, senin emrinle hayatımız sona eriyor, ölüyoruz."
"Hayatımız, vefatımız, sabaha çıkmamız, akşama ermemiz hep senden Yâ Rabbi!"
Ve ileyke'l-masîr. "Sana dönüp geleceğiz. Yâ Rabbi! Dönüşümüz sana. Varacağımız yer senin huzurun, sana geleceğiz Yâ Rabbi!"
"Akşama eriştiği zaman da şöyle desin:"
"Yâ Rabbi! Seninle akşamladık, seninle sabaha ereceğiz; seninle hayattayız, seninle öleceğiz. Sen bizi öldükten sonra dirilteceksin."
Peygamber Efendimiz bu duada neyi anlatmış oluyor?
Bunu söyleyen kul, neyi ifade etmiş oluyor?
Her şeyin Allah'tan olduğunu; kendisinin de Allah'ın kulu olup Allah'ın kaderinin hudutları içinde her şeyinin, tüm faaliyetlerinin ona bağlı olduğunu düşünüyor:
Uyanması O'ndan, uyanamaması O'ndan; yaşaması O'ndan, ölmesi O'ndan; sabaha çıkabilmesi O'ndan, sabaha erişememesi O'ndan; akşama ulaşabilmesi O'ndan, ulaşamaması O'ndan; yaşaması O'ndan, yaşamaması O'ndan.
Biz Allah'ın huzuruna varacağız; öleceğiz ama tekrar dirileceğiz. Demek ki insanın sabah akşam bu şuurda olması iyi olacak.
Her şeyin Allah'tan olduğunu bilen insan Allah ehli olur, Allah'a itaatli kul olur, Allah'ın rızasını kazanmaya yönelik iş yapar.
Gelelim sayfanın sonuncu hadîs-i şerîfine, bunu, bu sonuncu hadîs-i şerîfi çoluk çocuğunuza da, hanımınıza da herkese de anlatın, bakın Peygamber Efendimiz ne buyuruyor;
İzâ asbaha iblîsü aleyhillâne bease cünûdehû fe-yekûlü: Men edalle müslimen elbestühü't-tâce fe-yecîûne fe-yekûlûne hâzâ lem ezel bihî hattâ talleka'mreetehû fe-yekûlü fe-yûşikü en-yetezevvece ve yecîüu hâzâ fe-yekûlü lem ezel bihi'l-yevme hattâ akka vâlideyhi fe-yekûlü fe-yûşikü en-yeberre ve yecîü hâzâ fe-yekûlü hattâ eşreke fe-yekûlü ente ente ve yülbisühü't-tâc.
Ebû Musa hazretlerinden bir hadîs-i şerîf; Teberânî'de ve Müstedrek'te var.
Bu sonuncu hadîs-i şerîf, şeytanla ilgili.
İzâ asbaha iblîsü aleyhilla'ne. "Şeytanların reisi, sabaha çıktığı zaman." Bease cünûdehû. "Ordusunu kaldırır, etrafa gönderir, sevk eder."
"Sen şuraya gideceksin, sen şuraya gideceksin." diyerek hepsine vazife paylaşımı yapıyor. "Bir şeytanlık yapsınlar." diye, hepsini bir tarafa, bir belaya gönderecek.
Fakat dermiş ki:
Fe-yekûlü men edalle müslimen elbestümü't-tâc. "Kim bir müslümanı saptırırsa akşamleyin onun başına bir taç geçireceğim; şeytanlık tâcı!"
Mükâfat, yani o şeytan şampiyon olacak.
Fe-yecîûne fe-yekûlûne. "Sonra dönüp gelirler."
Sabah İblis'in yanından gittiler, dağıldılar. Her birisi şeytanlık yapacağı mahalleye, şeytanlık yapacağı adamın başına gitti; akşama kadar şeytanlık faaliyetleri yaptılar. Geldiler; reisleri olan İblis'e tekmil veriyorlar, ne yaptıklarını söylüyorlar.
Hâzâ lem ezel bihî hattâ talleka'mreeteh. "Ben filanca kula gittim, başına musallat oldum, tebelleş oldum, hiç yanından ayrılmadım, kışkırttım, körükledim; nihayet karısını boşattırdım, yuvayı yıktım, ikisi boşandılar." Fe-yekûlü fe-yûşikü en-yetezevvec. "İyi ama yine evlenebilir."
Pek beğenmiyor. İyi bir şeytanlık yapmışsın, yuva yıkmışsın ama yeniden evlenebilir, barışıp evlenebilir.
"Evlenebilir." sözünde iki mâna var. Bir insanın bekâr kalması şeytanın daha çok işine geliyor. Bir kimse evlendiği zaman şeytan; "Bu adam elimden kaçıyor." diye ağlarmış, inlermiş.
Neden?
"Harama sapmayacak, günah işlemeyecek, doğru düzgün bir insan olacak." diye ağlarmış. "Ayırdım." diyor ama yine evlenebilir; ya boşadığı ile evlenir, ara düzelmiş olur ya da bir başkasıyla evlenir, yine namusunu korur. Çok mühim görmüyor. Ola ki gene evlenir; olmadı.
Yecîü hâzâ fe-yekûlü lem ezel bihi'l-yevme hattâ akka vâlideyni. "Filanca insana tebelleş oldum, musallat oldum; onu azdırdım, kızdırdım, şaşırttım, ayağını kaydırttım, anasına babasına isyan ettirdim, dik başlılık yaptırdım."
Bu da fena! Bir evlat anasının babasının bedduasını aldı mı iflah olmaz, mahvolur, imanla göçemez.
Peygamber Efendimiz bir keresinde minbere çıkarken her basamakta bir kere "âmîn, âmîn, âmîn" dedi.
Dediler ki: "Yâ Resûlallah! Minbere çıkarken eskiden her basamakta "âmîn" demiyordun. Bu sefer niye dedin?"
"Cebrail geldi, beddua etti, ben de onlara 'âmîn' dedim." buyurdu:
"'Anasına babasına yetiştiği halde cenneti kazanamayan evlada yazıklar olsun! Burnu yerde sürtsün.' dedi."
Cebrail aleyhisselam beddua etmiş; o da "âmîn" buyurmuş.
İnsanın anası babası sağ mı?
"Elini öpsün, ayağını öpsün, ne yapsın etsin hayır duasını alsın; cenneti kazansın." demek.
Şeytan musallat olmuş, akşama kadar kızdırmış, anasına babasına dik başlılık ettirmiş, âsi etmiş.
Bakalım şeytan ona ne diyor?
Fe-yûşiku en-yeberre. "Yine pişman olur, elini öper, iyilik yapar, itaat eder, evlatlık yapar, gönlünü alabilir."
Bunu da çok sağlam görmedi, iyi değil; bir şeytanlık yapmış ama yine düzelebilir. Onu da geçiyor.
Ve yecîü hâzâ fe-yekûlü lem ezel bihî hattâ eşreke. "Bir şeytan da geliyor, diyor ki 'Ben de birisinin yakasına yapıştım, kalbine vesveseyi verdim, şaşırttım, kışkırttım, saptırdım. Nihayet Müslümanlıktan çıktı, müşrik oldu. İmandan çıktı, ayağı kaydı gitti.'" Fe-yekûlu ente ente. "O zaman şeytan der ki 'Aradığım sensin sen." Fe-elbesehümü't-tâc "Ve o şeytanlık, şampiyonluk tâcını ona giydirir."
Muhterem kardeşlerim!
Şeytanın beğendiği küçük şeytan hangisi?
İnsanı imandan çıkarıp küfre düşüren. Çünkü bir insan küfre düştü mü dünyası âhireti mahvoluyor. Ebedî olarak cehennemde yanacak kimse oluyor. Şeytan en çok bundan memnun oluyor; müşrik olduğu zaman, imandan kaydığı zaman memnun oluyor.
Muhterem kardeşlerim!
Onun için kendinize çok dikkat edin, yakınlarınıza çok dikkat edin; vebali, mesuliyeti omzunuzda olan evlatlarınıza çok dikkat edin. İmandan ayakları kaymasın, şirke küfre düşmesinler; en mühim şey bu!
Allah'a bağlılığında, Müslümanlığında bir sapıtma, bir gevşeme, bir raydan çıkma olmasın. En mühim şey bu! Ondan sonra annenize babanıza itaatli olun, karı koca iseniz birbirinize karşı müşfik olun, yuvayı bozmayın, hayırlı işlere koşturun, ibadet ve taatte devam eyleyin.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi imandan ayırmasın, küfre düşürmesin, sevmediği işler yaptırmasın, sevdiği yolda daim eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varmayı nasip ve müyesser eylesin.
15.12.1991 -
Allah Bir İdareciyi
31.12.1989 -
Vücut Temizliği, Abdest,
