El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Biliyorsunuz bir insan evde namaz kılıyor, camide namaz kılıyor.
Niye camide namaz kılınıyor? İslâm soysal yönü çok şâheser bir din olduğu için.
Efendim kulla Allah arasına girilmez!
Girilmez ama İslâm'ın prensipleri çok yüksek, topluluğu teşvik ediyor Müslümanlık, kardeşliği, beraber iş yapmayı teşvik ediyor.
Bir insan evinde namaz kıldığı zaman bir sevap alıyor camide namaz kıldığı zaman 27 sevap alıyor. Kalitesine göre bin misli sevap alıyor, kalitesine göre mükâfatı artıyor. Aynı namazı kıldığı halde kalitesine göre namazı [n sevabı] artıyor. Onun için farz namazlarını camide kılmak iyidir öteki namazları da evde kılabilirsiniz. Nafile namazları, sevap kazanmanıza sebep olacak mecburi olmayan namazları gizlice kılarsınız ki halk sizi; "Vay! Ne kadar âbid ne kadar zâhid insan!" diye beğenir, şöhretiniz artar, herkes sizi alkışlar, gözünde büyütür sonra nefsinize çeşitli zararlar gelir.
Onun için ibadetin nafile olanları, fazilet babında olanları gizli yapılmalı ama farz olanları aşikare yapılmalı ki başkaları da görsün.
"Aa, benim öğle namazım geçiyor, öğle namazı kılmam lazım, nerede kılabilirim?" filan... Ötekisi de diyecek ki:
"Hah, ben de kılmamıştım beraber kılıverelim."
Ama sen onu sessizce hiç konuşmazsan ötekisinin de hatırına gelmeyebilir veyahut diyebilir ki:
"Ya, bak bu adam profesör olmuş, mühendis, doktor, kaymakam, vali, vali yardımcısı olmuş; "Ay, ben farzımı kılmadım, müsaade edin şuracıkta farzı kılıvereyim." deyince ötekilerde derler ki:
"Yahu maşaallah, bizim vali beyimiz hacca gitmiş, namaz kılıyor, şey yapıyor. Ayıp ya! Bu kadar okumuş bir insan! Elbet bir bildiği var! Bizde kılalım!" filan diye örnek olur.
Bu gösteriş olmuyor. Farzlarda alenî yapmak lazım geliyor ama öteki fazilet babında yapılan, mecbur olmayan, sevap kazanmak için yapılan öteki ibadetler saklı gizli olursa onun tabii şöhret afet olduğundan, riya günah, yasak olduğundan gizli olması lazım.
Namazı, farz namazları camide kılacağız. Sabah namazına camiye geleceğiz, çok kıymetli! Sabahın erken vaktinde uykusunu feda edip, yatağından kalkıp camiye gelmek çok kıymetli. Münafıkların yapamadığı bir fedakârlık bu. Münafıklar o sevapları alamıyor, gelmeye güç getiremiyorlar ama has Müslümanlar geliyor. Sabah namazı çok kıymetli, yatsı namazında camiye gelmek çok kıymetli. Işıklar sönmüş... Şimdi tabii şehirlerde elektrikler filan var da dağda bayırda veyahut eski devirlerde ışık olmayan zamanları düşün, o zaman zor olduğu zamanda çok sevap verilmiş. Yatsıyla sabah namazına camiye gelme hususunda Efendimiz' in çok tavsiyeleri var.
Öteki namazları da camide kılacağız. İkindi namazı tam ticaretin civcivli olduğu, alışverişin kapanmak üzere olduğu heyecanlı bir saat. O saatte insan işinden ayrılıp da camiye gittiği zaman çok sevap. E öğleyin zaten öğle tatili veriyor. Herkes öğle namazını rahatlıkla kılabiliyor. Akşam namazı dar bir namaz, abdestli olmak, hazırlıklı olmak lazım. Otobüs beklerken filan eve gideceğim derken geçiverir, hemen kılmak lazım. Hani akşamın vakti hızla geçer gider; deve kervanı önünden geçiyormuş gibi geçip gidiverir. Onun için akşamı [hemen] kılmak lazım. Camide kılmak lazım.
Peki, camide kıldığı en sevaplı zamanı ne zaman?
Ezandan önce gelirse sevabı çok oluyor; evvelce geldiğin zaman ezandan sonra gelmekten sevabı çok daha fazla oluyor. İmamın Allah-u Ekber demesine, iftitah tekbirine, ilk tekbirine yetişmek çok sevaplı oluyor.
E yetişemedim, namazın ortasında imama bağlandım kaç rekâtı kılmış sayılacağım?
Rükusuna yetiştiğin rekâta yetişmiş sayılırsın. Yani imam Allah-u Ekber demiş, eğildiği zaman sübhâne rabbiyelazîm, sübhâne rabbiyelazîm, sübhâne rabbiyelazîm diyor, oradan başını kaldırmadan Allah-u Ekber deyip imama uyabilirsen ve onunla bir sübhânallah diyecek kadar müşterek bir zamanın olur da ondan sonra Allah-u Ekber diye imam doğruluyorsa o rekâta yetiştin sayılır. Fatiha'sına yetişemedin, suresine yetişemedin, imam eğilmişti, sübhâne rabbiyelazîm diyordu ama olsun, o rekât kazanılmış oluyor. Ta ucundan, en ucundan pamuk ipliği ile tutulmuş gibi en ucundan yakalamış oluyorsun. Ama semiallahu limen hamideh dedi, sende Allah-u Ekber dedin uydun, secdeye beraber vardınız, o rekâta yetişemedin sayılıyor artık. Yani rükudan kalktın mı o rekâtı kaçırmış sayılıyorsun.
Şimdi ne oluyor?
İmam namaza durmuş, camiye kapıdan adamın birisi bir giriyor bakıyor ki, "Eyvah farza durmuşlar!" Güldür güldür güldür güldür, paldır küldür paldır küldür, böyle fil sürüleri geçiyormuş gibi caminin tavanı bir sarsılıyor gümbür gümbür, namazdakilerin de aklı huzur-u rabbilâleminden hop gürültüye kayıyor; "Ne oluyoruz ya! Zelzele mi oluyor, kamyon mu geçiyor, uçak mı düştü!?" filan derken tabii her şey karmakarışık oluyor. Hem kendisi için doğru değil hem namaza durmuş olanlar için doğru değil. İşte Peygamber Efendimiz bu gibi durumlarda bize bir camide cemaate uyma adabı öğretiyor.
Ne buyuruyor?
"Namaza, camiye cemaatle namaz kılmaya geldiğiniz zaman." diyor Efendimiz;
Fe'tihâ bi-vakârin ve sekînetin. "Namaza vakar ile, ağır başlılık ile, sekînet ile, böyle sakin sakin, ağır başlı ağır başlı, ciddi ciddi gelin." Böyle pür telaş, paldır küldür paldır küldür, tangır tungur tangır tungur, ayakkabılar pat küt oraya atılıyor, baston küt bir tarafa dayatılıyor filan, böyle değil. Sakin sakin gelin.
E hocam sakin geleceğim ama namaz kaçacak? Kaçarsa kaçsın.
Rekât gidecek hocam? Giderse gitsin.
Efendimiz buyuruyor ki; "Vakar ile, sekînet ile gelin." Fe-salli mâ edrakte. "İmama yetiştiğin yerde yetişir bağlanırsın cemaat sevabını alırsın." Vakdı mâ fâteke. "Kaçırdığın rekâtları da imam iki tarafa selam verdikten sonra tamamlarsın."
Bak sonunda tamamlamak var. Önce imama uyacak, hangi rekâta yetişmiş sayılıyorsa sayıldı, hangi rekâta yetişmemişse kalkacak o kadar rekâtı tamamlayacak.
Diyelim ki adam öğle namazının 3. rekâtında camiye girdi, imama uyarken, Allah-u Ekber derken imam semiallahu limen hamideh dedi, 3. rekâta da yetişemedi demek ki. Onunla beraber secdeye vardı, kalktı 4. rekâtı kıldılar, imam esselamualeyküm ve rahmetullah dedi, bekliyor daha, duracak.
Neden bekliyor?
Belki imam sehiv secdesi yapacak bir hata işlemiştir, bakalım sehiv secdesine varacak mı varmayacak mı diye beklemesi lazım. Esselamualeyküm ve rahmetullah deyip de Allah-u Ekber derse imam, sehiv secdesinde de ona uyması gerekiyor. Yok, hatası yok, sehiv secdesi yapmayacakmış, esselamualeyküm ve rahmetullah diye sola selam vermeye kalkıştığı zaman, artık arkadaki şahıs da geride kalmış rekâtları tamamlamaya kalkabilir.
Bazıları böyle yapmıyor, imam orada oturup dururken Allah-u Ekber kalkıyor. Tabii bilmemekten, bu namazı tamamlamanın usulünü, erkânını, adabını bilmemekten oluyor. İmam birinci selâmı verecek o hâlâ bekleyecek, bakalım sehiv secdesi var mı diye bekleyecek, sehiv secdesi olmadığı anlaşılıp da imam soluna da esselamualeyküm ve rahmetullah derken kalkacak.
Şimdi üçüncü rekâta da yetişmemişti ne yapacak?
Üçüncü rekâta yetişememiş olan bir insan imam ikinci selâmı da verdi kalkacak sübhanekeyi okuyacak bir, ondan sonra Fatiha’yı okuyacak iki, ondan sonra bir miktar sure veya ayet okuyacak. Hani zamm-ı sure etmek deniliyor ya. Bir miktar şey [Kur'an] okuyacak.
Neden?
Daha kaçırdığı birinci rekâtı ödüyor şimdi. Onun için hem Fatiha var hem sure veya ayetler var. Allah-u Ekber diyecek o rekâtı tamamlayacak.
Ne yapacak şimdi? İki secdeyi yaptı oturacak.
E bir rekât kıldı oturulur mu?
Bir rekâtta imamla kılmıştı bu ikinci rekâtı oldu onun için oturacak. Kendisinin iki rekâtı olmuş oldu şimdi. Birisini imamla kılmıştı bir, ikincisini de şimdi kendisi kıldı, ikinci rekât olduğu için tahiyyata oturacak, [tahiyyatı] "Ettehiyyâtü vesselavâtü…" okuyacak. Ondan sonra tekrar kalkacak yine Fatiha okuyacak yine sure okuyacak.
Neden?
Daha kıldığı namazlardan ikinci rekâtı ödüyor. Çünkü imamla kıldığı Fatihasızdı, o dördüncü rekâttı. Yine şey [zamm-ı sure] okuyacak, böylece onun kıldığı iki rekâtta zamm-ı sure eksiksiz yerine gelmiş oldu.
İnecek, oturacak mı?
Oturmayacak çünkü üçüncü rekât sayılıyor, dördüncü rekâta kalkacak Fatiha okuyacak Allah-u Ekber diyecek.
Neden?
Çünkü daha önceki iki rekâtta zamm-ı sureleri okudu, yaptı, onun için dördüncüde artık o Fatiha okuyup da gidilen sure veya ayet okunmayan şeylerin kazası olduğundan orada okumayacak. Anladık mı? Yani bu tarzda olacak.
Kimisi imam selam vermeden ayağa kalkıyor, yanlış. Kimisi imamla beraber selam veriyor yanlış, kimisi başka başka şeyler yapıyor. Öğreneceğiz her şeyi, namazı kılmayı... Namaza tam yetişmemişsek nasıl tamamlanacağını, yetişmişsek ne olacağını filan hepsini okumamız lazım. İlmihalleri okumamız lazım. İlmihallerde anlatılır bunlar, millet hiç ilmihal okumaya yanaşmıyor, ben dâhil.
Allah kusurlarımızı affetsin.
Fıkıh biraz karmaşık bir şey olduğundan... Bize Dımaşk'tan yani Şam şehrinden hoca efendiler geldi. Profesör, alim, sarıklı şeyler... Bizim burada hadis okuduğumuzu gördüler, dedi ki;
Niye fıkıh da okutmuyorsunuz?
Fıkhı okutayım ama cemaat kaçar, dayanamaz, uykusu gelir. Yani fıkıh biraz zor olduğundan yarısını anlar yarısını anlamaz. Ondan sonra ben bu vaazdan pek bir şey anlamamaya başladım diye kaçar. Ama onu da öğrenmemiz lazım. Kısa kısada olsa, her namazın evvelinde ahirinde bir bahiste öğrenilse, yavaş yavaş öğrenmemiz lazım.
Kur'ân-ı Kerîm'i okumasının adabı var. Kur'ân-ı Kerîm'de secde ayetleri var, onu okuduğu zaman secde edecek. Nasıl secde edecek onları bilmek lazım. Namazda secde ayeti okursa ne yapmak lazım, onları bilmek lazım. Her şeyin, her şeyin ahkamı, adabı, erkanı var onları öğrenmemiz gerekiyor.
Ailece öğrenin bunları, hepsini birden öğrenmeye kalkarsanız öğrenemezsiniz ama oturun bir sayfayı, bir bölümü, bir başlığı okuyun. Kalemle de şurayı okuduk diye bir işaret, tamam, bugün hanemizde çoluk çocuğumuzla ilmihalin şu bahsinden şu başlıktan şu başlığa kadar okumuştuk. Böyle böyle, böyle böyle, böyle böyle bunlar birikir kocaman bir bilgi yığını olur, muazzam bir hazine yerleşmiş olur aklımıza, çocuklarımızın, hanımlarımızın aklına. Onlar da ondan istifade ederler. Bilenle bilmeyen bir olur mu? O çocuk öteki çocukların yanında pırıl pırıl derhal fark eder. Gözleri ışıl ışıl zekâ fışkırıyor çünkü hem orayı biliyor, hem bu tarafı biliyor. Çok iyi olur.
Onun için evimizde ilmihalden bir sayfacık da olsa, bir küçük bahiste olsa muntazaman okuma âdetimiz olsun. Senede bir bir ilmihal kitabını devredelim. İlk başta biraz zor devrederiz, ikinci sefer kitabı devretmeye geldiğimiz zaman daha anlarız, üçüncüde daha anlarız filan derken, sonunda bir küçücük hocacık oluruz filan derken, başkalarına da şöyle olsun böyle olsun, şu yanlış oldu bu doğru oldu diye bilgi verecek hâle geliriz.
Müezzinlik yapmayı öğrenelim, Biraz ulûmu şer'iyyede ilerlemiş olan kardeşlerimiz hutbe okumayı öğrensin. Cuma namazı nasıl kıldırılır, hutbe nasıl okunur, bayram namazı nasıl kıldırılır, bunları öğrenmek lazım. Vaaz etmeyi öğrenmek lazım.
Allah hepimize dine çeşitli yönlerden hizmet etmeyi nasip eylesin.
Üçüncü hadis-i şerife geçiyoruz.
Demek ki insan camiye geldi mi koşmayacak, vakarla, sakin sakin yürüyecek, yetiştiği rekâtı imamla kılacak yetişemediğini arkasından tamamlayacak.
Hocam tam senin dediğin gibi vakarla yürürken imam efendi beklemedi esselamualeyküm ve rahmetullah, esselamualeyküm ve rahmetullah dedi yetişemedim.
Eh, yetişemediysen sen de orada yetişemeyen arkadaşlarınla beraber bir cemaat yaparsın. Kimse yoksa yalnız kılarsın, Allah yine senin niyetine göre inşaallah Allah'ın lütfundan rahmetinden mahrum kalmazsın, sana yine o sevabı verir. Ama ortalığı velveleye vermek daha gayri ciddi bir şey oluyor, Müslümana yakışmıyor
Müslüman nasıl olacak?
Sakin olacak, yani namaz kaçıyor ama telaş etmiyor, sakin sakin, ölçülü ölçülü oluyor.
Her şeyde böyle olalım. Namazda böyle olan insan öteki işlerde haydi haydi daha sakin olur. Çünkü namaz önemli bir ibadet, öteki işlerde de gayet tatlı, sakin olmaya dikkat edelim.
İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan bir hadis-i şerif.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki; "Sen arkadaşlarınla oturmuşken sana bir hediye getirilirse... " Konya'dan geldi bir kutu getirdi, Bursa'dan geldi bir kutu kestane şekeri getirdi veya bir sepet meyve getirdi veya şöyle oldu böyle oldu... Peygamber Efendimiz diyor ki; "Sana bir hediye getirilmişse..." Fe-cülesâühû. "Hediye getirilen o zatın meclisinde bulunan meclis arkadaşları, o oturumda, o toplulukta bulunan öteki kardeşler." Şürekâühû fîhâ. "O gelen hediyede ortaktır onlar." Onlara da biraz koklatsın, buyurun [desin,] açsın, yesin filan.
Ne kadar güzel! Yani kutuyu aldı, ötekiler yutkunup bakıp duruyorlar acaba kutunun içinde ne var? Cump şeyin içine koydu, ötekiler de yutkundu kaldı, olmaz. Açacak, ikram edecek, onlar da istifade edecek. İslâm böyle...
E canım bana getirdi!
Sana getirdi ama Peygamber Efendimiz böyle tavsiye ediyor, çünkü göz hakkı var. Onlar da senin kardeşlerin, onların da gönlünü hoş etmek lazım.
İze't-tese'a's-sevbü fe-te'attaf bihî 'alâ menkibeyke sümme salli ve in dâka ân zâkile fe-şüdde bihî hakveke sümme salli bi-ğayri ridâin.
Cabir radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.
Malum Müslüman giyimli olacak, setr-i avret farz, namaz kılarken görünmemesi gereken mahalleri örtmesi farz oluyor! Mutlaka örtmesi lazım. Ondan sonraki de usulüne uygun giyinmek sünnet oluyor, âdâb oluyor.
İyi güzel ama şimdi bu devirde fabrikalar var, Türkiye zenginlemiş elhamdülillah. Eskiden şeker çuvalı geldi mi kapışırlarmış ondan elbise yaparlarmış. Bilmem pabucu eskidi mi altına yama koyarlarmış, dikerlermiş, tekrar tekrar giyerlermiş. Altına çiviler, kabaralar çakarlarmış ki kösele çabuk eskimesin diye. Elhamdülillah Türkiye'de şimdi hiç kimse öyle eski filan giymiyor, her şey bol, rahatız ama o devirde öyle değildi.
Peygamber Efendimiz' in bu hadisinden onu anlıyoruz, diyor ki; "Üzerindeki elbise büyükse, kumaş büyük, fazla, geniş ise onu omzuna, her tarafın bürü." Çünkü elbise büyük, çarşaf gibi maşaallah! Örtü büyük şöyle omzuna bürü, "Hem vücudun örtünsün hem de ayaklarına kadar her tarafın örtünsün." Zaten avret yerleri örtülecek. "Böyle örtünürsün, ondan sonra namazını öyle kılarsın."
Çünkü namazda da en asgari ölçüsü setr-i avret, namazın dıştaki farzlarından. İnsan çıplak namaz kılamaz, örtünmesi lazım. Tamam. "Örtünecek malzeme büyükçeyse omzuna dolarsın her tarafını kapatırsın Allah-u Ekber namazını öyle kılarsın." diyor Peygamber Efendimiz.
Öyle değil; fakir, kumaş az, imkân zayıf, şimdiki gibi değil... Kestikleri koyunların postlarını birbirine iliştirip öyle bürünürlermiş mübarekler... Kumaş yok. Yemen'den kumaş gelecek, ince pamuklu kumaş, ipekli kumaş çok pahalı. Erkekler zaten ipek giyemez... Paraları pulları yok, fukaracıklar ama manevi bakımdan sultan, ayrı.
Allah şefaatlerine erdirsin.
Kumaşı büyükse omzuna saracak namazı öyle örtünmüş, bürünmüş olarak kılacak. Kumaşı kısaysa -hani yukarıya çekiyor, ayağı açılıyor; aşağı çekiyor başı açılıyor- o zaman ne yapacak? Efendimiz onun da cevabını veriyor. "Eğer kısaysa, dar, eksik geliyorsa, onunla döşlerini -şöyle belinin iki yanı, hani şu insanın karın boşluğu, döş diyorlar ya, koyunun döşü filan şöyle oradan aşağısını- örtecek." Yani göbek hizasından aşağısını örtecek. Dar, başka imkânı yok, öncelikle örteceği yer orası, orasını örtecek, üst tarafı açık olarak namazı öyle kıl, diyor. " Üstü örteyim derken altı açık bırakma." demek istiyor. Aşağının muhafaza edilmesi, kapalı tutulması daha önemli oluyor. Bir insan namaz kılarken öndeki insanın, böyle darlıktan, elbisenin kusurundan, şeyinden dolayı avret mahallini görse, görenin de abdesti bozulur namazı da bozulur görülenin de. Onun için örtünmeye dikkat etmek gerekiyor.
Hacca giden kardeşlerime hatırlatırım. Hacca giden kardeşlerim ihram giydikleri zaman bu şeyin usulünü adabını alışkın olmadıklarından; burada hep pantolon don giyip, palto pardösü giyip gezdiklerinden orada bağlamasını bilemiyorlar. Yandan bir adım attığı zaman örtülmesi gereken yerler açılabiliyor. Oturmasını bilmiyorlar, oturdukları zaman avret mahalleri açılabiliyor.
Bir keresinde ben baktım, tavaftan çıktım, Mısırlı hacılar merdivenlere kumrular gibi dizilmişler. Öyle oturmuşlar, bir tanesi de şişmanca, açmış ayaklarını, bir tanesi mağripte bir tanesi maşrıkta, mağrip ile maşrık arası da meydanda. Fesübhanallah! Yanına gittim yanaştım o da bana bakıyor; ihramını aldım, şöyle dizinden aşağı çektirttim ama ben onun ihramını dizinden aşağı çektirtirken o, ben kendisine hücum mu ediyorum sandı ne yaptıysa, olduğu yerden bir hopladı bir oturdu. Bir şey demedim tabii, [İstenne şiveyye = Dur acele etme!] Biraz oturuşuna dikkat et." dedim ayrıldım. Bilmiyor, bu ihramın incelikleri var, adabı var, dikkat etmek lazım, iyice korunmak lazım, örtünmesinin şeyine dikkat etmesi lazım. Her yerde böyle...
İnsanın öncelikle örtünmesi gereken yeri göbeğiyle dizinden aşağısı, o arayı öncelikle örtmesi lazım. Kumaşı bolsa boynundan örter, şöyle güzelce yukardan aşağıya asaletli asaletli, bol bol kılar. Darsa, öncelikle orası kapatır buyurmuş Peygamber Efendimiz.
Olur mu böyle şeyler?
Çok olmuş! Her zaman anlattığım bir misal var. Sahabe-i kiramdan bir mübarek zât sabah namazını kıldı mı, Peygamber Efendimiz esselamualeyküm ve rahmetullah, esselamualeyküm ve rahmetullah namazı kıldırdı [mı] adamcağız fırt kaybolur gidermiş. Bir tanesi önüne geçmiş bir seferinde demiş ki;
Mübarek, burası Peygamber Efendimiz' in mescidi, nur yağıyor, mübarek bir diyar, Efendimiz' in meclisi! Acelen ne! Otursana, duaya kalsana, duaları yapsana, niye böyle hızlı gidiyorsun?
Çünkü Müslüman Müslümanın kardeşidir. Aklına takılan şeyi söyleyecek, ona nasihat edecek.
"Niye böyle yapıyorsun?" demiş.
Boynunu bükmüş mübarek, demiş ki; "Evimizde bir tane örtü var, bir tanecik örtü var evde... Ben burada Efendimiz' in arkasında namazı kılıyorum, koşa koşa eve yetişiyorum, güneş doğmadan, sabah namazının vakti geçmeden bu örtüyü hanımıma devrediyorum, hanımım da örtünüyor namazı öyle kılabiliyor."
Şu fukaracıklığa bak, şu sıkıntılara bak. O mübarekler öyle yaşamışlar. Tabii bu hadisler ondan. Bunlar bize ibret, biz çok büyük bolluklar, çok büyük nimetler içindeyiz! Hamd olsun, şükr olsun Allah'a…
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.