25.06.1995 - Demir, Ateş, Su ve Tuzun Önemi, Haccın Fazileti, Hz.Ömer, Vesvese, Tevbe

25.06.1995 - Demir, Ateş, Su ve Tuzun Önemi, Haccın Fazileti, Hz.Ömer, Vesvese, Tevbe
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve tâci ruûsinâ ve üsvenite’l haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l cezâ.
Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyü seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi sellem. Ve şerre'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesetin bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İnnallâhe teâlâ enzele erbaa berekâtin mine's-semâi ile'l-ardı fe-enzele'l-hadîde ve'n-nâre ve'l-mâe ve'l-milhe.
Deylemî, Abdullah İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan rivayet etmiş. Ne diyor Peygamber Efendimiz:
"Allah-u Teâlâ hazretleri gökten yere dört bereket indirmiştir." Dört bereketli, mübarek, kıymetli malzeme indirmiştir.
Nedir bunlar?
Birincisi, el-hadîd. "Demir." İkincisi, ve'n-nâr. "Ateş." Üçüncüsü, ve'l-mâe."Su." Dördüncüsü, ve'l-milh. "Tuz."
Demir, ateş, su, tuz; bu dört şey insanoğlu için önemlidir, faydalıdır, berekettir, nimettir.
Birincisi; hadîd, demir. Hayatımızın, yaşayışımızın her yerinde olan, çok önemli bir malzeme… Asırlar boyu her şeyimizi yapmakta kullanılmış; içine bir şeyler katılarak çeşitlendirilmiş, çelik yapılmış, kromajlı olmuş, nikelajlı olmuş filan… Demir çok önemli bir malzeme!
Biliyorsunuz, Kur'ân-ı Kerîm'de demirle ilgili bir sure -Hadid suresi- de var.
İnsanlar için çok faydalı bir malzeme olduğuna işaret olunmuş. O zaman kılıç yapılıyordu; şimdi top, füze vs. birçok şey yapılıyor.
Size bir şeyi anlatayım:
İkinci cihan harbinde Avrupa devletleri kutuplaştılar, birbirleriyle savaştılar. Avrupa'yı yaktılar, yıktılar, nesilleri mahvettiler, şehirlere yağmur gibi bomba yağdırdılar ve Avrupa'yı harabeye çevirdiler. Anneleri babaları öldürdüler, çocukları yetim büyüttüler. İkinci cihan harbi Avrupa için çok büyük bir felaket oldu.
Çok zararını çektiler. Bütün şehirler harap oldu. Fransa istilaya uğradı, Almanya'ya bomba yağdı, Almanlar İngiltere'ye çıkmak istedi, Churchill petrolü denize döktürttü, yaktırttı, İngiltere'nin şehirlerine Almanlar uçaklarla bombalar yağdırdılar, okyanuslarda çarpıştılar, denizaltılar ve gemiler batırıldı vesaire…
Bunların hepsi neden oldu?
Almanya'nın sanayisi çok gelişmişti ve demir sanayisini harp sanayisine döndürdüler. Gemiler, tanklar, uçaklar, silahlar, mermiler yaptılar ve dört bir yana saldırdılar. Fransa'ya, Polonya'ya vs. derken Avusturya'yı ve Polonya'yı işgal ettiler, Rusya'ya kadar geldiler. Sonra Balkanlara indiler filan...
Tamam, bunlar oldu, bitti. Yakıldı yıkıldı, ölen öldü kalan kaldı; ikinci cihan harbi sona erdi.
Şimdi Avrupa devletleri oturmuşlar ve demişler ki:
"Ne yaptık biz?"
"Birbirimizi yedik."
"Ne oldu?"
"Biz zarar ettik."
"Ne yapalım?"
"Bir daha aramızda savaş olmaması için tedbir alalım."
Ne yapmışlar?
Dikkat edin, muhterem kardeşlerim! Önemli bir şey söylüyorum. İlk önce demir ve kömür birliği kurmuşlar ve demiri kontrol altına almışlar. Demir, Avrupa milletleri arası bir heyetin elinde olsun ve herkes demiri istediği gibi üretip tehlikeli silahı yapmasın diye bir "Demir ve Kömür Birliği" kurmuşlar. Yani hiçbir devlet demiri fazla üretip de tank yapıp, silah yapıp öbürünü tepelemeye teşebbüs edemeyecek. Bizim köyde buna derler ki, "Pınarı başından avlamak." İşin tedbirini önceden alıyor. Demire el koyuyor.
Sonra bu nereye dönüşmüş?
Bakmışlar ki bu iyi oluyor, "Haydi bunu Avrupa Ekonomik Topluluğu'na çevirelim. Harp etmeyeceğiz. Beraber davrandık, demiri ve kömürü kontrol altına aldık, iyi oldu. Bir de ekonomik iş birliği yapalım." demişler.
AET'yi yaptılar. Sonra baktılar, "Ekonomik topluluk da güzel oldu ama niye biz tam topluluk olmuyoruz? Hudutları kaldıralım ve Avrupa Topluluğu olalım." dediler, Avrupa Topluluğu oldular.
Alman, Fransız, İngiliz gümrük muayenesi olmadan bir yerden bir yere dolaşacaklar, gidecekler; hiç kontrol yok. Kontrol AT'ye girerken olacak, içeride herhangi bir kontrol yok. Koca bir devlet oldular. "Şu kadar nüfus, bu kadar ekonomik güç, bu kadar kuvvet; ben de varım. Üçüncüsü de benim." diyor. Amerika bu işten korktu, o da tedbir aldı; Rusya korktu, o da kendisine çeki düzen vermeye çalışıyor.
Bunlardan bize ne! Bu birçok bakımdan bizimle ilgili de hadis-i şerife dönelim. Bakın, bizde demir çelik fabrikaları satılıyor.
Dikkat edin!
Türkiye'nin kalkınması için ne lazım?
Demir lazım, çok önemli! Birisi bu.
Peygamber Efendimiz işaret etmiş, birisi demir.
İkincisi, ateş! Ateş çok önemli… Ateşle medeniyet başladı. Her şeyde de ateş iş görüyor. Tabii bu enerji demek, enerji de çok önemli! Biz ateş işini ormanlardan yapıyorduk, odun yakıyorduk; kömür çıktı, petrol var, atom enerjisi var. Atom enerjisi, en ucuz enerji ve bizim elimizde bulunması lazım.
Neden?
Çünkü bir atom santrali kurduğun zaman şu kadar petrol yerine bu iş görülüyor. Büyük tasarruf oluyor ama adamlar bizim atom enerjisine sahip olmamızı istemiyorlar.
Ne olacak?
Dışarıdan petrol alacağız. Paralar oraya gidecek, cebimiz parasız kalacak, ekonomimiz düşük olacak. Yine de enerji ihtiyacını tam karşılayamayacağız. O da çok önemli!
Demek ki demire dikkat edeceğiz, bir; ateşe dikkat edeceğiz, iki…
Üçüncüsü, el-mâe yani su…
"Suyun da lafı mı olur?"
Olur tabii. Su olmasın da gör bak. Su gittikçe önem kazandığı için milletler petrol kavgası yapar gibi su kavgası yapma durumuna geldiler.
Ortadoğu'daki oyunların arkasında ne var? Sular var!
İsrail niye Suriye'yle çarpıştı, Golan tepelerini aldı?
Golan tepelerinde su vardı, kendisine su sağlamak için aldı. O yamaçlarda su olduğu için, kendisinin su ihtiyacını karşılamak için orada harp yaptı.
Muhterem kardeşlerim! Su çok önemli! Şehirde de su önemli olduğundan birçok yerde benzin istasyonu gibi su istasyonları başlamadı mı? Tankerlerle su taşınmaya başlamadı mı? Bu, onu gösteriyor. Nüfusumuz daha da artsın, ihtiyaç daha da fazlalaşacak. Su da çok önemli!
Bir de dördüncüsü, milh yani tuz! Yemek tuzsuz yenmiyor, insanın ağzının tadı olmuyor. Doktorlar bir perhiz verdi mi bakıyorsun yemekler saman gibi;
"Bunun tadı hep tuzdanmış demek ki."
Etin üstüne tuzu ek, ondan sonra ne kadar tatlı. Ekme, tadı olmuyor. Ekmeğin içine tuz koyma, tadı olmuyor. Yemeğin içine koyma, tadı olmuyor. Allah-u Teâlâ hazretleri her şeyi hikmetle yaratmıştır, yaratışının sebebi vardır.
Mesela, şu havamızın terkibi! İçinde yüzde 79 azot, yüzde 21 oksijen var. Bu nispet önemli! Azot olması, oksijen olması önemli... Denizler tuzlu; dünyada tuzun bu kadar çok olması önemli... Hepsinin hikmetleri var ve bunları insan bilimsel kitaplarda, dergilerde okuduğu zaman; "Allah Allah! Vay canına! Meğer neler varmış da benim haberim yokmuş." diyor.
Mesela dünyanın ekseni eğik yani güneşin etrafındaki dönüş yörüngesinin düzlemine göre tam doksan derece dik değil, meyilli. Aman aman! Ondan ne faydalar çıkıyor. İyi ki Allah eğik yaratmış. Mevsimler oluyor, şöyle oluyor, böyle oluyor; bir sürü fayda çıkıyor. Hepsinin hikmeti var. Bu maddeler de çok önemli.
Allah-u Teâlâ hazretleri bize hadis-i şeriflerin esrarını sezmeyi, anlamayı ve ona göre çalışmayı nasip etsin. Kendi başımıza, kimseye bağımlı olmadan araştırmalar yapıp işlerimizi geliştirmeyi nasip eylesin. Namerde muhtaç olmadan yaşamayı nasip eylesin. Hürriyetimizi, istiklalimizi kaybettirip elden Allah düşürmesin. Düşmüş olan kardeşlerimizi de yakın zamanda onların zulmünden kurtarsın.
İnnallâhe bâhâ melâiketehû bi'n-nâsi yevme arefete âmmeten ve bâhâ bi-Umere'bni'l-Hattâbi hâssaten vemâ fi's-semâi melekün illâ ve hüve yüvakkırü Umere vemâ fi'l-ardı şeytânün illâ ve hüve yefirrü min Umere.
İbn Asâkir, İbn Abbas radıyallahu anhumâ'dan rivayet etmiş. Allah-u Teâlâ hazretlerinin şöyle buyurduğunu Peygamber Efendimiz bildiriyor;
İnnallâhe bâhâ melâiketehû bi'n-nâsi yevme arefete. "Arefe gününde Allah meleklerine mübâhât eder, övünür." Allah-u Teâlâ hazretleri arefe gününde hacıları gösterir;
"Bak benim kullarıma… Yerlerini yurtlarını, rahatlarını terk ettiler, sıkıntıları göze aldılar. Yalınayak, başıkabak kefen gibi ihramlara, beyaz örtülere sarılmış, geldiler burada taşların arasında, 'Yâ Rabbi!' diyorlar, yalvarıyorlar. Benim emrime uygun olarak Kâbe'yi ziyaret ettiler. Hac için Arafat'a geldiler. Benim kullarım ne kadar fedakâr, benim emrimi tutuyorlar." diye Arafat'taki hacıları gösterip meleklerine övünür.
Evet, Arafat çok mühim bir yerdir. Haccın, Arafat'a çıkmanın çok derin anlamı, çok büyük mânası vardır. Hakikaten çok önemli bir gündür. Arefe gününde orada bulunmak, o dualara katılmak çok kârlıdır, sevaplıdır. Oraya gidemeyen insanların da hacca gitmemişken, buralarda iken arefe gününde oruç tutması çok sevaptır. Hacılar Arafat'a çıktığı zaman arefe günü, Kurban Bayramının arefesi oluyor. Çok önemli.
Allah o gün meleklerine, "Benim mü'min kullarım ne kadar iyi." diye övünecek.
Sonra?
"Özellikle Ömer İbnü'l-Hattab'la övünecek." diye bildiriyor. "Gökte hiçbir melek yoktur ki Ömer'e hürmet etmesin, saygı göstermesin. Hiçbir şeytan yoktur ki Ömer'den kaçmasın." buyuruyor.
Hz. Ömer'in celadeti vardır. Hz. Ömer Peygamber Efendimiz' in yanına geliyordu. Kızlar, Peygamber Efendimiz' in evinde Hz. Ömer'i görünce her birisi bir tarafa savuştular, kaçtılar. Hz. Ömer biraz celadetli, celalli olduğundan hepsi kaçtılar. Peygamber Efendimiz güldü.
"Hz. Ömer bir yere gelse, şeytan yolunda onu görse yolunu değiştirir, kaçar." dedi. Başka bir hadis-i şerifte de böyle buyuruluyor. Hz. Ömer'in böyle bir vasfı var. Tabii cennetlik, Allah hayatındayken bazı kimselere cennetlik olduğunu bildirmiş, onlardan birisi. Ebû Bekir radıyallahu anh cennetlik. Allah cennette buluştursun. Hz. Ömer cennetlik. Aşere-i mübeşşere diyoruz; dört halife ve diğerleri cennetlik.
Bu hadis-i şerifi İbn Abbas radıyallahu anhuma rivayet etmiş.
Sonraki hadis-i şerif:
İnnallâhe tecâveze li-ümmetî ammâ haddeset bihî enfüsehâ mâ lem tetekellem bihî ev ta'mel bihî. "Allah-u Teâlâ hazretleri benim ümmetimin gönüllerine, göğüslerine gelen vesveseleri affetti."
Onları nazar-ı dikkate alıp içine bir vesvese geldi diye vesvese sahibini cezalandırmaz, onları affeder. Allah-u Teâlâ hazretleri gönüllerinin, nefislerinin içine verdiği vesveseyi hoş gördü, affetti.
Ama hangi şartla?
Mâ lem tetekellem bihî. "Söylemeyecek. Gönlüne gelen vesveseyi diliyle söylememek şartıyla." Ev ta'mel bihî. "Ya da o vesveseyi icra etmemek şartıyla."
Şeytan bir vesvese veriyor, "Şöyle yap." diyor; söylemezse, yapmazsa günah yok. Söylerse, yaparsa o zaman kuvveden fiile çıkartmış olduğundan cezası olur. Söylemediği takdirde vesveseden dolayı bir ceza olmayacağını bu hadis-i şerif bildiriyor.
Diğer hadis-i şerif:
İnnallâhe tecâveze li-ümmetî ammâ tüvesvisü bihî sudûrehüm mâ lem ta'mel ev tetekellem bihî veme'stekrehû aleyhi.
Aynı mânada aşağıda bir hadis-i şerif daha var:
"Allah-u Teâlâ hazretleri, benim ümmetimin gönüllerine, göğüslerine gelen vesveseleri affetti, hoş gördü, onları cezalandırmayacak; onu işlemedikçe, konuşmadıkça." Zorla yaparsa, zorlanarak yapılırsa yine onu da affediyor. Kendi isteğiyle yaparsa cezası var; zorlanarak, istemeyerek olursa o zaman affediyor.
İnnallâhe teâlâ tetavvele aleyküm fî cem'iküm hâzâ fe-vehebe müsîeküm li-muhsiniküm ve a'tâ muhsineküm mâ seele. İdfeû bismillâhi.
Hacla ilgili bir hadis-i şerif;
"Allah-u Teâlâ hazretleri şu toplantınıza -Arafat'taki toplantıyı kastediyor- nazar eyledi ve sizin bu topluluğunuza ihsan eyledi yani iyilik bağışta bulundu."
Ne yaptı?
Fe-vehebe müsîeküm li-muhsiniküm. "İçinizdeki günahkârları, içinizdeki iyilerin hürmetine bağışladı."
Hacıların içinde iyisi var, kötüsü var ya… Kötülerini iyilerine bağışladı. Peygamber Efendimiz, "İyilerinin yüzü suyu hürmetine hepsini affetti." diyor.
Ve a'tâ muhsineküm mâ seele. "Ve iyinize de istediğinizi verdi."
İyi olan kullara gönüllerinin istediğini, muratlarını, dualarını verdi; kötüleri de iyilerin hürmetine bağışladı.
İdfeû bismillâhi. "Haydi, Allah'ın ismini ana ana dağılın."
Arafat ve hac çok mühim... İnsanların allem edip kallem edip hacca gitmesi ondan… Hükümet yasaklıyor, vize koyuyor, bin bir türlü müşkülat, masraf, para, pul… Yine millet fırsatını buldu mu hacca gidiyor.
Neden? İşte bundan! Sevapları var da orada bulunmanın mükâfatı çok büyük de onun için…
İnnallâhe teâlâ ceale'n-nücûme emânen li-ehli's-semâi. Fe-izâ tumiseti'kterebe li-ehli's-semâi mâ yûadûne ve innallâhe teâlâ ceale ashâbî emânen li-ümmetî. Fe-izâ heleke ashâbi'kterebe li-ümmetî mâ yûadûne.
Taberânî'den rivayet edilmiş bir hadis-i şerif;
"Allah-u Teâlâ hazretleri yıldızları gök ehli için eman eyledi. Yıldızlar söndüğü, döküldüğü zaman gök ehlinin başına Allah'ın vaat ettiği kıyamet kopacak, gelecek." Peygamber Efendimiz, "İşte bunun gibi Allah-u Teâlâ hazretleri benim ashabımı da benim ümmetim için eman eyledi, güvenç kaynağı eyledi. Ashabım helâk oldu mu, ümmetimin başına gelecek şeyler yakınlaştı demektir." diyor.
İslâm tarihini okuyanlar hatırlarlar ve ne kadar meşakkatli, zorlu, üzücü olayların tarih içinde geçtiğini bilirler.
Onuncu hadis-i şerif:
İnnallâhe ceale bi'l-mağribi bâben mesîrete ardıhî seb'îne âmen li't-tevbeti lâ yuğleku mâ lem tatlui'ş-şemsü min kıbelihî ve zâlike kavlühû, "Yevme ye'tî ba'du âyâti rabbike lâ yenfeu nefsen îmânühâ."
Safvan İbn Assâl radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.
Konusu ne?
"Allah-u Teâlâ hazretleri gün batısı tarafında genişliği 70 yıllık bir kapı yarattı." İnsan 70 yıl gidecek de batı tarafında o genişlikte bir kapı yarattı.
Niçin bu kapı?
Li't-tevbe. "Tevbe kapısı." Yani kullar tevbe etsin, o kapıdan emin olarak geçsinler, tevbeleri kabul olsun diye…
Lâ yuğleku mâ lem tatlui'ş-şemsü min kıbelihî. "Güneş battığı yerden doğmadıkça bu kapı kapanmayacak."
Kıyametin alametlerinden birisi nedir?
Güneş bir akşam batıdan batacak. Her akşam batıyor. Sabahleyin, "sabah ezanı oldu" diyoruz, doğudan doğuyor. Daha doğrusu biz dönüyoruz da öyle görüyoruz.
Kıyametin alametlerinden birisi nedir?
Güneş batıdan batacak. Bekle ki doğudan doğsun, doğudan doğmayacak. Üç gün geçecek. Peygamber Efendimiz buyuruyor; "Güneş batıdan batacak, doğudan doğmayacak, üç gün geçecek. Ondan sonra batıdan, battığı yerden doğacak."
Doğudan bekle; yok. Doğudan doğmayacak. İnsanlar üç gün karanlıkta kalacak, ondan sonra battığı taraftan, batıdan doğacak. İşte bu, kıyametin alametidir. Ondan sonra kıyametin alametleri sökün edip devam edecek.
"Bu nasıl olur?" diye bana mühendisler sordu. Yani, "Güneş batıdan batıyor, sonra batıdan nasıl doğar?"
Eksen 180 derece dönerse olur.
Eksen 180 derece nasıl döner?
Biliyorsunuz eksi manyetik kutuplar birbirlerini iter. Eksiyle eksiyi, artı ile artıyı, aynı cins kutupları yan yana getirirsen birbirini iter. Uzun bir mıknatıs çubuğu al, ötekisini de al, ikisinin aynı kutuplarını birbirine yanaştırmaya çalış, yanaştıramazsın. Birbirlerini iterler, yanaşmazlar. Zıt kutuplar yani eksiyle artı birbirini çeker ama aynı kutuplar birbirini iter.
Herhalde dünyanın etrafından böyle bir gök cismi geçecek. Aynı cins olan kuzey kutbunu itecek. Dünya dönüp duruyorken o arada üç gün bocalayacak. Ondan sonra batıdan dönüyor gibi gelecek diye izah ettim. Mühendislerin böyle bir izah yapmam da hoşlarına gitti. Çünkü batıdan doğması için… Aslında güneş dönmüyor, dünya dönüşüyle onu sağlıyor.
Dünyanın dönüşü tersine nasıl döner? Ekseni alt üstü olduğu ve tamamen, 180 derece döndüğü zaman olur.
İşte o zaman artık tevbe yok.
Bu ne demek?
Şimdi günahkâr mısın, suçun kabahatin var mı; tevbe et. Estağfirullâh el-azîm ve etübü ileyh. Allah tevbeni kabul eder ama kıyametin o alametleri belirdiği zaman tevbe kapısı kapanacak, artık tevbe etmek yok. Tevbe etsen kabul edilmesi yok. Çünkü artık kıyametin kopması başladı. Ondan evvel tevbe edeceksiniz.
Muhterem kardeşlerim! Onun için tevbeye acele etmek lazım! İnsan günah işlemiş olabilir.
"Hocam! Gençliğimde şöyle hata ettim, böyle işledim, cahildim."
Tamam, olabilir. Ama insan hatasını anlar anlamaz tevbe edecek ve dönecek.
Tevbe ne demek?
Dönüş demek. Hataya sözde "tevbe yâ Rabbi!" deyip de devam etmek tevbe değildir. Dönüş olacak. Bir daha işlememeye azmedecek. Çünkü tevbe, "dönüş" demek. Yapıyorken yapmayacak, ters dönecek. Meyhaneye gidiyorken gitmeyecek, günahı işliyorken işlemeyecek. İşlemeye devam ederken tevbe olmaz.
Tevbenin şartı nedir?
Günahı bırakacak, bir daha işlememeye azmedecek; tevbe odur.
Tevbeyi çabuk yapmak lazım!
Neden?
Peygamber Efendimiz hadis-i şerifinde buyurmuş ki;
Accilû bi't-tevbe. "Tevbeye acele edin." Kable'l-mevt. "Ölüm gelebilir, ölümden evvel acele tevbe yapın."
"Hocam, dur bakalım. Daha bana ölüm gelmesin."
Niye gelmesin? "On altı yaşındayım."
Bir araba çarparsa on beş yaşındaki de on altı yaşındaki de gidiyor. Gökten "pat" diye bir elektrik teli inerse, "cırt" yakıyor, tel kopuyor, bilmem ne oluyor… "Görünmez kaza" diyorsun.
Adam otobüsün içinde gidiyormuş. Öndeki kamyondan bir odun parçası düşmüş. Yolda hoplaya zıplaya otobüsün camına bir vurmuş. Camı kırmış, şoföre vurmamış, şoförün yanından geçmiş, birinci sıradan geçmiş, ikinci sıradaki falanca adamın kafasına "pat" diye vurmuş, öldürmüş. Gördün mü, Azrail aleyhisselam nasıl ayırıyor… "O ölmeyecek, o ölmeyecek, şu ölecek." Nasıl kafasına geliyor, ölüyor...
Muhterem kardeşlerim! Eceli gelen gider. Onun için Peygamber Efendimiz, "Ölmeden evvel tevbeye acele edin." diyor.
"Hocam! Tevbe kapısı açık duracakmış, yetmiş yıllık bir kapı… Geniş mi geniş… Herkes geçer buradan, hiç sıkışıklık olmaz."
İyi ama ya ölüverirsen… Bir de ölüm var.
Ne zaman?
Hiç belli olmaz vallahi! Allah'a dua edelim, hayırlı ve uzun ömür versin. Pîr-i fâni ol, inşallah torununun torununun torununu görürsün.
Kıyameti beklememek ve uzakta sanmamak lazım!
Kıyamet ne zaman kopacak?
"İnşallah 500 sene sonra kopar. Ben görmeyeyim de benden sonra tufan. Ne olursa olsun."
İyi ama bir başka hakikat var.
İzâ mâte'l-insânu fe kad kâmet kıyâmetihû. "İnsan öldü mü onun kıyameti kopmuş demektir."
Bitti! Sen artık başka kıyamet bekleme. Sen öldün mü, senin kıyametin koptu demektir. Onun için kıyamet uzakta değil.
Nerede?
Ensende! Kıyamet ensenin kökünde... Ölürsen senin özel kıyametin kopmuş olacak.
Muhterem kardeşlerim! Bunları niçin söylüyoruz, korkutmak için mi? Hayır!
Kendimizden mi söylüyoruz? Hayır! Peygamber Efendimiz' in hadis-i şeriflerini söylüyoruz.
Ne yapmak lazım?
Neylersin ölüm herkesin başında
Uyudun uyanamadın olacak.
Taht misali o musalla taşında
Bir namazlık saltanatın olacak.
Ölüm gelir diye tövbeyi çabuk yapmak lazım. Tövbe kapısının genişliği tamam; seni de alır, beni de alır, herkes oradan geçebilir. Geç buyur, hemen geç, ne duruyorsun?.. "Tevbe yâ Rabbi! Döndüm senin yoluna, senin iyi kulun olacağım." de. Islah ol, iyi insan ol, bırak günahı, haramı, yalanı, dolanı, Allah'ın sevmediği şeyleri… İyi insan ol, bu kadar basit.
"Yok, ileride, yaşlanınca, emekli olunca yapacağım."
Ya yaşlanamazsan ya o vakte erişemezsen!.. O zaman hapı yutarsın. Tevbesiz, günah üzere gidersen hapı yutarsın.
Peygamber Efendimiz, bu nedir, diyor:
Ve zâlike kavluhû. Allah'ın, Kur'ân-ı Kerîm'deki ayetini delil olarak gösteriyor;
Yevme ye'tî ba'du âyâti rabbike lâ yenfeu nefsen îmânühâ lem tekün âmenet min kablü ev kesebet fî îmânihâ hayran.
Yevme ye'tî ba'du âyâti rabbike. "Ey Resulüm! Rabbinin bazı ayetlerinin geleceği o gün var ya, kıyamet günü… O kıyamet kopma zamanı günü var ya… O zaman geldiğinde…" Lâ yenfeu nefsen îmânühâ. "Bir insana, bir nefise, bir kişiye imanı fayda etmez."
Allah Allah! İman fayda ederdi, niye fayda etmez?
Çünkü tevbe kapısı kapandı.
Lem tekün âmenet min kablü. "Daha önceden iman etmemişse geçmiş ola, iş işten geçti, tevbe kapısı kapandı, dönüş imkânı bitti. Artık kıyamet kopmaya başladı."
"Şimdi inandım…"
İnandın ama geçmiş ola, iş işten geçti. "Daha önce inanmamış olan insana imanının fayda vermeyeceği o gün…" diye o ayet-i kerimeyi arkasından okumuş. Onun için gün gelmeden evvel tevbe etmek lazım.
İşin doğrusu, akıllıcası nedir?
Hemen tevbe etmek lazım! Çünkü ölüm ensemizin kökünde, ne zaman geleceği belli olmaz. Allah-u Teâlâ hazretleri hepimize sıhhatli, âfiyetli, uzun ömürler versin; duamız böyle. Duamız böyle de işin nasıl olacağını Allah bilir. Tamam, biz yine 150-200 yıl yaşayalım da Allah'ın sevdiği kul olarak, haramlara günahlara bulaşmadan yaşayalım.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
24.01.1993 -
Hac ve Kurban
26.07.1992 -
Hac
