17.03.1999 - Helal Parayla Hac, Zilhiccenin İlk Günü, Bayrama 10 Gün Var
30.06.2022
25 dk 13 sn
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İzâ harace’l-hâccu bi-nafakatin tayyibetin ve vada’a riclehû fi’l-garzi fe-nâdâ lebbeyk Allahümme lebbeyk nâdâhu münâdin mine’s-semâi lebbeyk ve sa’deyk zâdüke halâlün ve râhiletüke halâlün ve haccüke mebrûrun gayru me’zûrin ve izâ harace bi’n-nafakati’l-habîseti fe-vada’a riclehû fi’l-garzi fe-nâdâ lebbeyke nâdâhu melekün mine’s-semâi lâ lebbeyk ve lâ sa’deyk zâdüke harâmün ve nafakatüke harâmün ve haccüke gayru mebrûrin.
İzâ harace’l-hâccu. “Hacı evinden yola çıktığı zaman.” Biz hacı diyoruz ı harfi ekliyoruz. Bunun Arapça doğrusu hâcc, iki tane c harfi. Hacceden kimseye Arapça’da hâcc derler, a’sı uzun, ism-i fâil sîgası bu. Hâcıc iken iki cim birleşiyor, hâcc oluyor.
Niye hacı demişler? Mütekellim y’si eklenmiş sonuna, mülkiyet zamiri, takısı. Hacî demek, hacım demek. “Hacı, buraya gel.” Yani “Benim hacım, gel.” “Efendim!”, “Oğlum!”, “Dayım!”, “Amcam!”, “Teyzem!” diyoruz ya, sonundaki o. Oradan biz hacı demişiz. Yoksa doğrusu hâcc, kadın olursa hâcce; kâtip, kâtibe gibi. Hâcc erkek hacı, hâcce kadın hacı. Çoğulu hüccâc, hacılar demek. Hacı, “Ey benim hacım!” demek. Hacı buraya gel; “Ey benim hacım buraya gel!” demek. Ama biz Türkçe’de onu unutmuşuz. Hacca gidene hacı diyoruz. Hacca gidene hâcc denilir. Hacı Muhittin; Hâcc Muhittin demesi lazım, doğrusu o. Galat, galat-ı meşhûr, yayılmış, yaygın bir galat.
İzâ harace’l-hâccu. “Hacca giden kimse yola çıktığı zaman.” Bi-nafakatin tayyibetin. “Hac parasını helal paradan toplamış, yanına almış; helal, tayyip, temiz bir para ile hacı yola çıktığı zaman.” Ve vada’a riclehû fi’l-garzi. “Üzengiye ayağını takıp atına binerken veya devesine binerken, daha üzengiye ayağını bastığı zaman.” Fe-nâdâ lebbeyk Allahümme lebbeyk. Hacca giden insan ne yapıyor? “Lebbeyk Allahümme lebbeyk diyor; öyle dediği zaman.” Nâdâhu münâdin mine’s-semâi. “Gökten bir seslenici ona seslenir.” Münâdin, y'si düşmüş; münâdî demek. el-Münâdî y’si düşüyor, münâdin oluyor. Gökten bir çağırıcı ona seslenir. Çağıran kim? Allah’ın vazifelendirdiği gökteki bir melek. Ona seslenir ki; Lebbeyke ve sa’deyke, lebbeyke ve sa’deyke “Evet, tamam, uğurlar olsun, hayırlı olsun.” Zâdüke helâlün. “Yola aldığın, heybene koyduğun gıdan helaldir.” Ve râhiletüke helâlün. “Bineğin, kiraladığın binek; at, deve neyse helaldir.” Ve haccüke mebrûrun. “Haccın da makbuldür.” Gayri me’zûrun. “Haccın kusurlu, ayıplı, hatalı, gayri makbul değil; mebrurdur.” denir.
Demek ki hacının hac için biriktirdiği paranın helal olması lazım.
Lebbeyk ne demek?
Lebbeyk, tesniye sîgası lebbeyke (lebbâ-yülebbî-telbiyeten). Bir kimse birini, “Ey Ali, Ey Ahmet, Ey Hasan, ey falanca!” diye çağırdığı zaman ötekisi Türkçe’de “Buyurun.” der. “Buyur.” der. “Hasan!” “Buyur.” Lebbeyk o mânaya geliyor; ama tesniye sîgası.
Türkçe’de buyur ne demek? “Emret!” demek. “Emrinize âmâdeyim, kat kat âmâdeyim.” demek. Lebbeyk Allahümme lebbeyk! diyoruz. “Tamam, yâ Rabbi, çağırdın, kat kat emrindeyim, tekrar tekrar emrindeyim.” demiş oluyoruz.
Ve ezzin fi’n-nâsi bi’l-hacci. “Burayı ziyaret etsinler diye insanlara seslen, yüksek sesle nida eyle!”
Ezzin fi’n-nâsi. “İnsanlar arasında bağır, çağır, davet et!” Bi’l-hacci. “Burayı ziyaret etmeleri için, hac için onları çağır.” Ye’tûke. “Bu davetine icabeten gelsinler!” Ricâlen ve alâ külli dâmirin ye’tîne min külli feccin amîk.
Allah, İbrahim aleyhisselam’a; “İnsanları çağır!” diye emrettiği zaman İbrahim aleyhisselam, bu âyetin açıklamaları kısmında rivayete göre; “Yâ Rabbi! Ben buradan bağırsam sesim nereye kadar gidecek? Sesim çok kısa bir yerden duyulur.” demiş. Şimdi buradan bağırsak iki sokak öteden duyulmaz. Zor; Harem’in olduğu tarafta hoparlörler olmasa ezan okunduğu zaman buradan belki duymayız. Halbuki görünüyor; ama belki duymayız. Şimdi hoparlör var; sesi büyütüyor, kat kat aksettiriyor, duyuyoruz ama kolay duyulmaz.
İbrahim aleyhisselam Safa tepesine veya Merve tepesine ya da Cebel-i Ebû Kubeys’e çıksa, şimdilerde sarayın olduğu yerin tepesine çıksa bağırsa, ne kadar duyacaklar. “Yâ Rabbi! Ben nereye kadar sesimi duyururum?” dedi. Cenâb-ı Hak ona: “Yâ İbrahim! Sen seslen, çağır; bağırmak, çağırmak senden, duyurmak benden, ben duyururum.” buyurmuş. Cenâb-ı Hak her şeye kâdir.
Londra’da kule “dan” diye saatin kaç olduğunu çalıyor. Radyodan Londra’yı açmış olan Avustralya’daki, Afrika’daki bir insan Londra kulesinin saatin bir olduğunu bildiren vuruşunu kulenin dibindeki insandan evvel duyuyor.
Neden?
Elektromanyetik dalgalar, ses dalgalarından çok çok daha hızlı gittiğinden. Ses dalgası saniyede 340 metre hızla gidiyor, elektrik saniyede 300.000 kilometre gidiyor. Elektromanyetik dalga buradan yükleniyor öbür tarafa gidiyor, orada çözülüyor, ses haline geliyor, o çok süratli oluyor. Ses daha kulenin dibine gitmeden uzaktaki, başka kıtadaki adam “dan” sesini Londra radyosundan duyuyor. İnsanoğlu âlet yapmış, duyuyor.
Şu kâinatı yaratan Allahu Teâlâ hazretleri duyuramaz mı? “Âmennâ ve saddaknâ!” duyurur, daha âlâsını duyurur. Evvelkilere de, sonrakilere de duyurur, ilerdeki nesillere de, o zamandaki insanlara da duyurur. Her şeye kâdir... Hacca gelecek insanlar onun için Lebbeyk çekiyorlar. “Yâ Rabbi! Sen beytini ziyareti emrettin, davet ettin, bağırttırdın, çağırttırdın, seslendirdin; tamam, ben de geliyorum yâ Rabbi!” demek. Anlamı çok derin. İnsan bunu söylerken dayanamaz, ağlar.
Gani Mevlâm nasip etse, varsam ağlayı ağlayı,
Medine’de Muhammed’i görsem ağlayı ağlayı,
Delil yapışsa elime Lebbeyk öğretse dilime,
İhram bezini belime sarsam ağlayı ağlayı.
Yunus ne güzel söylemiş. İçinizde hiç ağlaya ağlaya ihram saran var mı? Lebbeyk derken dayanamayıp ağlayan âşık-ı sâdıklar, yola çıkınca ağlayanlar?
Demek ki buraya helal parayla gelecek. Haccın temelinde helal para var.
Helal olmazsa ne olur?
Hadîs-i şerîfin devamı olur.
Ve izâ harace bi’n-nafakati’l-habîseti. “Bir kimse habis bir nafaka ile; pis, haram bir para ile yola çıkarsa.” O da hacca çıkıyor ama parası haram, haramdan kazanmış. Haram paralar neden olabilir? Onu bilmek lazım, burada günah işlememek için günahların ne olduğunu bilmek, onlardan kaçınmak lazım. Hangi kazanç helaldir, hangi kazanç haramdır? Bunu bilmek lazım…
Hz. Ömer radıyallâhu anh çarşıya pazara dalardı, tüccarları imtihan ederdi; Hz. Ömer, iri yarı, boylu poslu… Peygamber Efendimiz; “Yâ Ömer! Sen kalabalıkta Hâcerü’l-Esved’i öpmeye girme.” demiş.
“Neden?”
“Güçlü kuvvetlisin, insanları ezersin.” Demek ki ezmemek lazım, demek ki ezmemek esas... Babayiğit; dövermiş, gel bakalım, söyle bakalım. Bunları biz hocaların siz cemaate öğretmesi lazım, siz babaların çocuklara öğretmesi lazım, siz patronların çıraklarınıza öğretmesi lazım... “Evladım, yalan söylersen haram olur, müşteriye yanlış bilgi verir de öyle satarsan haram olur.” Mal helal, satış usulü yanlış, kazanç haram. Cuma namazında dükkân açık olur, Cuma’ya gitmez, para kazanırsa parası haram olur. Çünkü Allahu Teâlâ hazretleri, “Cuma günü ezan okunup da camiye çağırıldığın zaman koşarak camiye git, alışverişi bırak!” diyor. Bırakmayınca Allah’ın emrini dinlemediğinden haram olur. İçki satarsa haram olur.
Bizim mahallede Mehmet Efendi vardı, beş vakit namaza gelirdi, halim salim de bir insandı. İyi bir insan, tatlı bir arkadaş, amca, ağabey… Bakkal dükkânı işletirdi. Dükkânında sıra sıra içkiler vardı. Şaka değil, mübalağa değil, gerçekten. “Yapma bunu.” dediğimiz zaman, “Hocam geliyorlar içki soruyorlar, içki olmayınca öteki malzemeyi de almıyorlar, gidiyorlar.” diyordu. Onlar içki olmayınca öteki malzemeyi almıyorsa benim kardeşlerim de içkili dükkândan o malzemeyi almasın, gelsin bunlardan alsın. Cemaatte de şuur yok, bakkalda da şuur yok. Sen ille bakkallık yapacaksın diye Allah bir şart mı koştu? Müşterin yoksa, kazanamıyorsan işi değiştir, başka iş yap. Pazarda yük taşı, daha çok para kazanırsın, sabahtan akşama kadar da çalışmazsın. Bir pazar yerinde on defa gitsen gelsen bir günde daha fazla para kazanırsın. Ne olacak yani, para kazanmanın çok yolları var. Allah insanın alnına rızkını yazmış, gelir. Sen rızkını aradığın gibi rızkın da seni uzaktan arıyor, o seni bulacak. Sen dursan, durduğun yerde gelip sana toslayacak. Sen onu arayacağım diye harama sapıyorsun. O zaten sana doğru geliyor. Harama ne sapıyorsun?
Kimisi harama sapar, haram mal satar, kazancı haram olur. Kimisi helal malı haram usullerle satar, malı haram olur. Kimisi yasak zamanlarda satar, haram olur. Kimisi rüşvet alır, haram olur veya kandırır, haram olur.
Mirasta kardeş kardeşin hakkını yiyor. “Ölüm hak, miras helal.” Kardeşinin hakkını yemek haram… Niye yiyorsun? Daha çoğunu almak istiyor. Anasını babasını kandırıyor, ana baba da kanıyor, mallar birisinin üstüne gidiyor, öteki evlat mahrum kalıyor. Olmaz. Peygamber Efendimiz, “Evlatlarınız arasında adalet edin.” diyor. O evlat bana biraz sert baktı, yamuk baktı, bu evlat itaatli. Olsun, çok incelikler var.
İzâ harace bi’n-nafakati’l-habîseti. “Pis parayla, haram parayla hac yoluna çıktığı zaman.” Fe-vada’a riclehû fi’l-garzi. “Bineğine binerken üzengiye ayağını taktığı zaman.” Fe-nâdâ lebbeyke lebbeyke. “Lebbeyk çektiği zaman, lebbeyk Allahümme lebbeyk dediği zaman.” Nâdâhü münâdin mine’s-semâi. “Gökten bir çağırıcı, nida edici ona seslenir, nida eder.” Bir melek gökten ona seslenir; Lâ lebbeyke ve lâ sa’deyke. “Senin öyle buyur, lebbeyk’in de yok; sana bir uğur, bir hayır da yok.” Zâdüke harâmün. “Yanına aldığın, heybene doldurduğun, çantana doldurduğun gıdalar da haramdır.” Ve nafakatüke harâmün. “Yol masrafları için cebine koyduğun paralar da haramdır.” Ve haccüke me’zûrun. “Haccın da gayr-i makbuldür.” Gayri me’cûrin. “Sevapsızdır.” der.
Demek ki helal lokma, helal nafaka, helal para işin temeli, son derece önemli. Helalinden kazanmak, haramdan kazanmamak. Bunun için de ticaretin, kazancın hangisi helaldir, hangisi haramdır; öğrenmek lazım.
Zaten Peygamber Efendimiz, “Bir insan hacca gelmese bile, bir haram lokma yese, kırk sabah, kırk gün ibadeti kabul olmaz.” diyor. Adam camiye geliyor, gidiyor; sevap kazandım sanıyor. Haram yediği için kabul olmaz. Haram helal meselesine ayrıca girecek olsak iş çok büyüyecek. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
“Adam yalvarır, yakarır; Yâ Rabbi! Yâ Rabbi! Yâ Rabbi! Beni affet, bana mağfiret et, bana şunu ver, bana bunu ver der durur. Allah onun duasını nasıl kabul etsin, yediği haram, giydiği haram.” Helallik işin başı, helal lokma her işin temeli... Duanın, ibadetin, haccın kabulünün de temeli oluyor. Onun için Allah bize haramı helali, sevabı günahı iyi öğrenmeyi nasip etsin. Bu çok önemli… Öğreneceğiz; bilmiyorsak, öğreneceğiz.
Ben arkadaşlara kaç defa söyledim; radyoda söyledim, televizyonda söyledim, dergide yazdım, konuşmalarımda söyledim; helalleri bir liste yapın, duvara asın; haramları bir liste yapın, duvara asın; iyi huyları bir liste yapın, duvara asın; kötü huyları bir liste yapın, duvara asın. Çocuğunuzu, hanımınızı imtihan edin, bilsinler; gıybet haram, yalan haram... Bunlar biliniyor da bilinmeyenler de, gizli olanlar da bilinsin.
Neler günah?
Tüccarların da, “Şu ticaret helaldir, şu ticaret haramdır.” diye liste yapması lazım. Bunun çaresi nedir? İçimizden ticaretle uğraşan kardeşlerimiz hacdan sonra inşaallah bu işe başlasın, helal ticaret nelerdir, kalem kalem, madde madde yazsın; haram ticaret nelerdir, ne yaparsa haram olur, onları da kalem kalem yazsın, hadis gördükçe toplasın; ticaretin haramı helali belli olsun. Hangi şey ibadettir, hangi şey günahtır, o belli olsun. Hangi huy iyidir, hangi huy kötüdür; hangi huyu Allah sever, hangi huyu Allah sevmez, belli olsun. Bizim de, sizin de vazifeniz olsun. İnşaallah bunun kitabını çıkaralım, kitaplarını basalım, herkes okusun, anayasa gibi ezberlesin.
Çünkü haramı helali bilmezse insanın dünyadaki bütün işleri havaya gidecek. Kırk gün ibadet yapacak, kabul olmayacak. Şu hale bakın, işin korkunçluğuna bakın!
Bugün ayın kaçı?
Neyin biri? Zilhicce’nin biri. Tamam, Zilhicce’nin biri. Zilhicce, Kurban bayramının olduğu, haccın yapıldığı ay. Kurban bayramı Zilhicce’nin kaçında? Onunda. Kaç gün var? Bu gece ile beraber on gece var.
Bu geceler o kadar mühim geceler ki, elhamdülillah hadisle âyetle şimdi gidiyoruz, inşaallah sonradan bir çuval inciri berbat etmeyiz. Bu günler o kadar mühim ki, Allahu Teâlâ hazretleri buyurmuş:
Bismillâhirrahmânirrahîm. Ve'l-fecri ve leyâlin aşrin ve’ş-şef’i ve’l-vetri ve’l-leyli izâ yesri.
Allahu Teâlâ hazretleri yemin ediyor. “Fecre andolsun ki.” Ve’l-fecri ve leyâlin aşrin. “On geceye andolsun ki.”, Ve’ş-şef’i. “Teke, bir taneye andolsun ki.” Veş’şef’i ve’l-vetri. “Çifte ve teke andolsun ki.”
Ve’l-fecr sûresi yeminle başlıyor. Allahu Teâlâ hazretleri bu varlıklara kasem ediyor. Allahu Teâlâ hazretleri, mühim şeylere mühim olduğu için yemin eder; ehemmiyetine dikkat çekmek için yemin buyurur.
Yine Cabir radıyallâhu anh’ten rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki;
İnne’l-aşre aşru’l-adhâ ve leyâlin aşrin. Buradaki aşır, Kurban bayramının on günüdür. Adhâ ne demek? Udhiyeler, kurbanlıklar demek. Îydu’l-adhâ da kurbanlıkların kesildiği bayram demek. Kurban bayramı dediğimiz bayram. On gün, Kurban bayramının, Zilhicce’nin on günüdür. Ve’l-vetrü yevmü arefe. “Tek, Arefe günüdür.” Ve’ş-şef’u yevmi’n-nahr. “Çift de, o sözden kasıt da kurban bayramının ilk günüdür.” buyurmuş. Bunlara Kur’an’da ehemmiyetli olduğu için yemin buyuruluyor.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de İbn Abbas radıyallâhu anhümâ’dan, İmam Buhârî ve Müslim’in merfûan rivayet ettiğine göre;
Mâ min eyyâmin el-amelu’s-sâlihu fîhâ ehabbu ilallâhi min hâzihi’l-eyyâm ya’nî eyyâme’l-aşri. “Günlerden hiçbir gün yoktur ki içinde yapılan ibadetler, Allah’ın bu günlerden daha çok hoşuna gitsin. Bu günlerde yapılan ibadetler, Allah’a başka zamanlarda yapılan ibadetlerden daha sevimlidir. Bunlardan daha sevimli başka zaman yoktur; bu on gün.” Kâlû ve le’l-cihâdü fî sebîlillah. “Yâ Resûlallah! Allah yolunda cihat etmek de mi? Bu günlerde amel-i sâlih işlemek ondan da mı hayırlı?” Ve le’l-cihâdü fî sebîlillah. “Evet, bu günler Allah yolunda cihat etmekten daha kıymetli.” İllâ racülen. “Ancak, bir adam müstesna.” Harace bi-nefsihî ve mâlihî. “Malını, parasını da yanına almış, ben cihada gidiyorum diye çıkmış.” Sümme lem yerci’ min zâlike bi-şey’in. “Sonra bunlardan hiçbirisi ile geriye dönmemiş.” “Şehit olmuş; şehit olan canını ve malını Allah yoluna veren müstesna, o hariç, bu günlerde yapılan ibadetler, Allah yolunda cihattan daha sevimli, sevgili.” buyuruyor.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Biz dünyanın en mübarek, en mukaddes beldesinde değil miyiz? Evet. En mübarek on günün içinde değil miyiz? En mübarek zamanda değil miyiz? İslâm’ın beş ana temel ibadetinden biri olan haccı yapmanın niyeti ile buraya gelmiş değil miyiz? Çok çok mühim bir duruma girdik artık, çok mühim günlere geldik. Müslümanlar nasıl Receb’ten, Şaban’dan hazırlanıyor, hazırlanıyor, Ramazan’ın hilalini gözlüyor, Ramazan’a girildiği zaman oruçlar, teravihler, hatimler, ziyafetler, sadakalar, nasıl böyle büyük bir gayret başlıyor; işte sana on tane mübarek gece gündüz.
el-Amelü’s-sâlih, amel-i sâlih nedir?
Amel-i sâlihler çeşitlidir, çoktur. Sayalım:
Oruç bir amel-i sâlihtir. Hele hele Arefe gününde hacıların Arafat’a çıktığı günde oruç tutmak çok çok daha fazla sevap. Çünkü Peygamber Efendimiz; “Geçmiş senenin günahlarını da affettirir, gelecek senenin günahlarını da affettirir.” buyurmuş. Allahu Ekber! İleride yaşanacak olan bir senenin günahını da affettiriyor. O sene daha yaşanmamış; demek ki kişiye ömür verilecek, günah işlese bile bağışlanacak. Çok sevap. Tüm arkadaşlarınıza, komşularınıza telefon ettiğiniz zaman bildirin, arfe gününde oruç tutsunlar bu sevabı kaçırmasınlar. Siz tutmayacaksınız.
Bu orucu hacıların tutması mekruh.
Neden?
Mübarekler haccı yapamazlar; dermansız düşerler, hastanelik olurlar. Ben yaptım. -ama şöyle yaptım; yani mekruh olduğunu biliyorum- dedim ki ben dayanıklıyım, dayanırım, şu sevabı kaçırmayayım. Bu sevabı kazanmayı istedim. Buzlarla vesaire bayılmaktan zor kurtuldum; Arafat’ta bayılıyordum, hastanelik oluyordum. Hacılara neden mekruh olduğunu bizzat deneyerek anladım. Hacılar ya yürüyecek, ya gidecek, ya arabalarda bekleyecek; sıkıntı, hacılar tutmayacak. Yanlış anlamayın; ama özellikle Arefe gününde, yani kurban bayramından bir önceki günde oruç tutmak, memleketinizdeki yakınınızlara, çocuklara söyleyin sevabı kaçırmasınlar. Siz de burada daha hac için ihrama girmediğiniz zamanlarda tutabilirsiniz, burada vaziyet müsait, o sevabı kazanabilirsiniz.
Başka?
Namazlar sevap. Biliyorsunuz, Harem-i Şerîf’te kılınan bir namaz, Harem’in dışında kılınan namazlara göre yüz bin misli daha sevap. Aynı namazı İstanbul’da kılsaydın bir sevap kazanacaktın, burada yüz bin misli daha fazla sevap kazanıyorsun. İstanbul’da, İzmir’de, yani neresiyse... Harem-i Şerîf’te namaz kılmak, başka yerde kılınan namazdan yüz bin misli daha sevap.
Boş şeyler konuşmayın, arkadaşları görünce sohbet açmayın. Bir çay kahve eksik, millet boyuna birbiriyle sohbet ediyor. “Hacım nasılsın? İyi misin, nerelisin, ne yapıyorsun, çoluk çocuk nasıl?” İnsan kaçacak delik arıyor. Burası ibadet yeri… Sohbet, sohbet, sohbet, birbirlerine dönüyorlar; Kâbe’yi, Mescid-i Haram’ı unutuyorlar, bu günlerin, bu zamanların kıymetini unutuyorlar. Mâlayâni olacak, hatta günah işleri olacak işleri yapa yapa şeytan bu şekilde bu zamanları kaçırttırıyor.
Mübarek evliyâullahtan birisi ölmesine yakın zamanda ağlamış. Sonra da izah etmiş, “Şu hüzünlü dünyadan ayrıldığıma ağlıyorum sanmayın. Burası dârü’l-ahzân, hüzünler diyarı. Bir sürü yasaklar, zorluklar, sıkıntılar, vefasızlıklar, cefalar, cevirler var. Bu dârü’l-ahzân’dan ayrıldığıma ağlıyorum sanmayın; ibadetsiz geçirdiğim gecelere, oruçsuz geçirdiğim gündüzlere, yapamadığım hayırlara ağlıyorum.” demiş. “Cenâb-ı Hakk’a tam kulluk yapamadım, şimdi huzuruna gidiyorum, ona ağlıyorum.” Yoksa hayatı bitiyor diye ağlamıyor. “Dünyadan ayrıldığıma ağlamıyorum, burada vakitleri boş geçirdiğime ağlıyorum.” demek istiyor.
Vakti İstanbul’da, Avustralya’da boş geçirmek ayrı; en sevaplı zamanda, en sevaplı yere gelmişken burada boş geçirmek ayrı. Şeytan çok kandırıyor. Hiç kanmamak lazım.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.