26.12.1982 - Cömertlik, Herkesin İyi Olması, Oruç Açma Zamanı
23.12.2025
22 dk 29 sn
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Len yezdâde'z- zemânu illâ şiddeten ve len yezdâde'n-nâsu illâ şuhhan.
Bu hadis-i şerifin ikinci cümlesi yani ve len yezdâde'n-nâsu illâ şuhhan hal cümlesidir, onun için tercümesinin şöyle olması doğrudur. Bir kavim, insanlar, cimrilikçe arttıkça yani insanların cimriliği, bahilliği, ellerinin sıkılığı arttıkça, zaman da kıtlığını arttıracak." O öyle olduğu müddetçe zaman da kıtlığını arttıracak. İnsanlar o halde bulundukça Allah da kıtlık verecek demek.
Allah kıtlık veriyor. İnadına, onların yaptıklarının tersine başlarına kıtlık artıyor. Cömertlik yaptıkça Allah bereket veriyor. Cimrilik yaptıkça Allah kıtlığı arttırıyor. Hiç şeksiz şüphesiz denenmiş, tecrübe edilmiştir. Belki sizler de kendi hayatınızda tecrübe etmişsinizdir. Bir verirsiniz on gelir. Bire on, en aşağısı. Bir verirsiniz on gelir, nereden geldiğini anlayamazsınız. Onun için cimrilik etmeyin, korkmayın. Allah Rezzak-ı âlemdir; sana da başkasına rızkı O taksim ediyor, O veriyor. Siz Allah yolunda hayr-u hasenat yaptıkça Allah-u Teâlâ da etrafa bereketi saçacak.
Ve len tekûme's-sâ'atü illâ 'alâ şirâri'n-nâsi. "Ve kıyamette ancak Allah'ın şerli kulları üzerine kopacak."
Demek ki burada zamanın akışına ait bir tarif de var. Demek ki insanlar Peygamber Efendimiz' in zamanından sonra imanları zayıfladıkça, Allah'a tevekkülleri azaldıkça cimrileşecekler, para vermemeye, depo etmeye başlayacaklar. Sandıkları, kasaları doldurmaya başlayacaklar, hazineler kasalara dolacak. Kıtlık artacak artacak artacak, hiç hayır bereket sahibi insan kalmamaya başlayacak ve kıyamet şerli insanların kafasına kopacak. Onların başına patlayacak.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem evine bir rızık girdi mi gece olmadan dağıtırdı, ertesi güne bir şey bırakmazdı. Gece kalmışsa uykudan uyanıp kalkıp yine dağıtırdı onu. Yevmün cedîd rızkun cedîd. "Yeni bir gün yeni bir rızık." Allah verir diye elindekini dağıtırdı, depo etmezdi biriktirmezdi.
Şimdi biz?
Hepimizin evinde en aşağı bir senelik yiyecek vardır.
Giyecek? Gardıroplar almaz.
Her evde kaç kişi var? Beş kişi. Beş tane gardırop lazımdır çünkü üç beş çeşit palto, sayısız gömlek, kravat, çorap...
Ne oluyor?
Hepimiz böyleyiz, Allah affetsin. Hani birimizin ötekisinden bir daha temiz yanı yok. Değişmişiz... Resûlullah'ın hayatına hareketine bak, bizim hayatımıza hareketimize bak. Sonra da Müslümanız diyoruz. Müslümanlığı hiç kimseye bırakma niyetinde değiliz, en iyi Müslüman biziz filan gibi geliyor ama eyne's-serâmine's-süreyyâ. "Nerede gökteki Süreyya yıldızı nerede yerdeki toprak!" Ne kadar mesafe var bak araya. Nerede ashâb-ı kiram nerede ahir zamanın şu bozuk düzen Müslümanları!
Biz Müslüman olsaydık dünyanın hali böyle mi olurdu?
Neden? Bir zaman aslanların cevlân ettiği yerde şimdi aslanların yokluğundan istifade kurnaz tilkiler dolaşıyor.
Aslanlar ne olmuş? Toprağın altında. Allah rahmet eylesin. Geriye tilkiler, daha başka canavarlar kalmış.
Müslümanlar Müslüman olsaydı böyle mi olurdu dünyanın hali?
"Höt" derdik o zulüm olmazdı; sus derdik bu zulüm olmazdı.
E gitti aslanlar şimdi geride hiç kaldı. Ondan sonra adamlar Afrika'ya saldırdılar Afrika'daki Müslüman kardeşlerimizin köylerini bastılar aldılar Amerika'ya götürdüler, tarlalarda çalıştırdılar, kırbaçladılar. Baskı yaptılar ne din ne ırz ne namus bir şey kalmaz ki? Her şey hürriyetle olur, hürriyet elden gittikten sonra ne yapacaksın? Doğru düzgün hiçbir şey yapamazsın. Git sor bakalım sorabilirsen; bir zaman Müslüman diyarı olup da şimdi hürriyetleri elden gitmiş diyarlara Müslümanların hallerini bir sor bakalım Müslümanlıkları kalmış mı?
Hem beldeyi alıyor hem de ondan sonra ellerinden Müslümanlıklarını alıyor, hiç bir şey kalmıyor.
İslâm gitti mi hiçbir şey kalmaz, hürriyet gitti mi o İslâm kalmaz. Onun için hürriyet, insanın hür olması çok güzel bir nimet. Oh elhamdülillah;
Şu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
Ne demek bu?
İnlesin, Allah-u Ekber deyince gel, sen şurada rahat huzur içinde namazını kıl; İslâm'ı, Allah'ın emirlerini tut. Allah'ın yolunca yürü, yaşa dediği şekilde yaşa öl dediği zaman öl.
"Len tehlike'l-ümmetü ve in kânet dâlleten mudilleten izâ kâneti'l-eimmetü hâdiyeten mehdiyyeten ve len tehlike'l-ümmetü izâ kânet dâllaten müsîeten izâ kâneti'l-ümmetü hâdiyeten mehdiyyeten."
Bu hadis-i şerif de bir ilahî kanunu bize anlatıyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;
Len tehlike'l-ümmetü. "Ümmet helâk olmayacak."
Hangi ümmet? Resûlullah'ın ümmeti, Ümmet-i Muhammed helâk olmayacak.
Hem de nasılken?
Ve in kânet dâlleten mudilleten. "Hem kendisi sapıtık olsa hem de başkalarını saptırıcı olsa yine ümmet helâk olmayacak." Allah Allah! Ümmet şaşırmış. Başkalarını da şaşırtmak için yalan yanlış şeyler söyleyip duruyor yine de helâk olmuyor.
Nasıl oluyor? Arkasına dikkat et!
İzâ kâneti'l-eimmetü hâdiyeten mehdiyyeten. "Başındaki imamlar, yöneticiler, idareciler, başkanlar, emirler hâdi doğru yolda, mehdî Allah'ın doğru yola hidayet etmiş olduğu has halis kimseler oldukça." Baştaki imamlar önderler has halis kimseler oldukça bu ümmet yolunu sapıtmış şaşırmış da olsa, helâk olmayacak. Baştakiler iyi oldukça... Yine söylüyor Peygamber Efendimiz mükerreren, "Bu ümmet kötülük yapıcı da olsa sapıtıcı da olsa baştakiler doğru yolda olduğu müddetçe helâk olmayacak." Hidayet üzere olduğu müddetçe, Allah'ın hidayetini takip ettiği müddetçe.
Demek ki çok mühim, baştakilerin durumu yani ümmeti idare edenlerin durumu fevkalade önemli. Onlar doğru yolda oldu mu avamın sapıtıklığı ziyan etmiyor.
Allah onlara doğru yolu göstersin, doğru yoldan, Hak'tan ayırmasın.
Avam koyun sürüsü gibidir. Koyun sürüsü koca bir sürü hayvandan meydana gelir. En öndeki nereye giderse arkadaki bu nereye gidiyor diye bakmaz yürür gider. Bir tanesi kendisini uçuruma atsa hepsi peş peşe uçuruma atar. En öndeki koyun kendisini uçuruma atsa bir kaza bir kızgınlık bir korku bir ürkme hepsi peşinden gider çobanlar durduramaz. Önüne gelirsin, o gitti diye durmaz, atlar sağdan soldan kaçar hop uçuruma. Avam koyun gibidir.
Demek ki buradan şu çıkıyor ki; eğer bir insan idareci durumundaysa omzunda çok büyük mesuliyet var. Arkasındaki sürünün mesuliyeti var. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onun için buyuruyor ki:
Küllüküm râ'in ve küllüküm mes'ûlün 'an ra'iyyetihî. "Hepiniz çobansınız. Hepinizin sürüsü var, hepiniz de o sürüden sorguya suale çekileceksiniz." Peygamber Efendimiz, hepiniz mesuliyetlisiniz, hepinizin vebali var diyor. Yok benim hiç öyle bir önderliğim başkanlığım yok filan deme, sen de bir evin reisi değil misin, sen de bir baba değil misin, senin de bir sözünü dinleyen üç beş kişi yok mu, evin yok mu senin? Var.
Birkaç kişi yok mu senin kazandığın parayla senin yanında geçinen yaşayan? Var.
İşte sen de onların başkanısın. Vebali senin omzunda. Onların doğru yolda olması, Hak yolu öğrenmesi, Allah'ın sevdiği kul olmasının o tarzda yetiştirilmesinin vebali senin omzunda.
Hepimize sorgu sual var. Hani insan imamlar, baştakiler filan diye hep kabahati yukarıya atar atar da kendisini temize çıkarmak ister. Hepimizde bu mesuliyetin payı vardır. Hepimiz hiç olmazsa kendi ailemizi düzeltiriz. Nasıl insanın vücudu hücrelerden meydana geliyorsa bu cemiyet de ailelerden meydana geliyor. Bu cemiyetin hücreleri ailelerdir. Aileler iyi oldu mu umumiyetle cemiyet iyi olur. Aileler Müslüman oldu mu cemiyet Müslüman olur. Aileler Müslüman oldu mu çocuklar Müslüman olur. Dürüst iş yaparlar, hile hud'a, yalan yanlış iş yapmazlar, her iş muntazam gider.
Hiçbir şeye güvenemiyorsun ki! İlaç alıyorsun, sıkıyorsun tüp boş çıkıyor. İçine hava basmışlar. Eczaneden ilaç yaptırıyorsun, müessir maddesi yok sürüyorsun sürüyorsun şifa bulmuyorsun. Memuru arıyorsun yerinde yok, ruhsat çıkartacaksın malum zorluklar, bilmem neler. Bakıyorsun en olmadık yerde [değişik binalar.] Hani burada üç kattan fazla olmaması lazımdı? Beş kat çıkmış. Herkes yalan yanlış iş yapıyor, yani parayı gördü mü yanlış işler gırla gidiyor, çok yapılıyor ama herkes iyi olursa bunlar yapılmaz.
Len tezâle ümmetî 'alâ sünnetî mâ lem yentazıru bi-fıtrihim tulû'a'n.
Bu hadis-i şerif de biraz oruçla ilgili biraz da ümmetin durumuyla ilgili. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; "Benim ümmetim sünnetime uymaya devam edip duracaklar." Sünnetim üzere yaşamaya devam edip duracaklar.
Ne zaman?
Mâ lem yentazıru bi-fıtrihim tulû'a'n-nucûmi. "İftar etmek için yıldızların doğmasını beklemedikleri müddetçe sünnetim üzere yaşamaya devam edecekler."
Ha ne demek bu?
Yahudiler, Nasraniler oruç gibi ibadetleri yaptıkları zaman güneş iyice batıp aydınlık kaybolup da göğe yıldızların çıkmasını beklerlermiş geciktirirlermiş. Halbuki bizim sünnet-i seniyyemizde, Peygamber Efendimiz' in bize tavsiye ettiği şeyde oruç tutmuşsa iftarı acele etmek lazım.
Mesela yarın akşam kandil akşamıdır. Hem pazartesidir hem kandildir, oruçlu olmak iyi. İnsan yarın oruca niyetleniverse iyidir. Akşam hemen açmak lazım yani ezanla beraber hemen birazcık su birazcık üzüm veya yanında gezdirdiği bir şeyle hemen açıvermeli. İftarda acele etmek sünnettir, müstehaptır. Eğer onu geciktirirlerse huyları değişmiş, sünneti unutmuş, ümmet şaşırmış demektir. Burada şerhte diyor ki; Allah'ın emirlerini Peygamber Efendimiz' in tavsiyelerini değiştirip kendi akıllarına tâbi oluyorlar. O zaman ortada sünnet filan kalmıyor.
Biz iyi Müslüman olarak nasıl yaşamalıyız? Aklımı kullanırım efendim.
Aklını öyle gelişi güzel kullanamazsın. Hintli de aklını kullanıyor öküze tapıyor.
Bunun da aklı yok mu? Var ama öküze tapıyor. Onun aklı onu öküze taptırtıyor.
Neden tapıyorsun bu öküze?
Canım ne mübarek hayvan, bak tarlaları sürüyor bereket sembolü bilmem ne. Bırak ya zavallı hayvan işte! Bir şey söylesen yanında bir şey yapsan iki saat sonra başını çevirir. Bunun öyle tapılacak bir tarafı var mı? Anlatamazsın!
Öyle başlı başına akıl yok. Akıl şaşırdığı için Allah peygamber göndermiş. Dünya üzerinde ne kadar insan varsa o kadar akıl vardır. Herkesin aklı ötekisinden farklıdır. Hiçbirisi ötekisine benzemez, herkes bir başka türlü düşünür. Senin en beğenmediğin şey ötekinin yanında makbuldür.
Aklı şer'i şerif yani kâinatı yaradan Allah-u Teâlâ hazretleri yönlendirirse, şeriat terazisinde tartılırsa [işe yarar.] Teraziyi eline alırsın iyiyi kötüyü doğru ölçer, yoksa iyinin kötünün hiçbir ölçüsü yoktur. Sana göre iyi olan bir şey, karşı tarafta cerbezeli çenesi kuvvetli olan bir adam çıkar, tam aksi olan şeyi müdafaa eder. Senin iyi dediğine kötü der, kötü dediğine iyi der.
O zaman hakem ne?
Uyuşamıyoruz hocam, beş kişiyiz beşimizin de fikri ayrı ayrı.
Adalet nereden olacak, hakem ne?
Hakem Kur'ân-ı Kerîm, hakem Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem. Bir insan Resûlullah'ı kendisine hakem tayin etmedikçe ve onun hükmüne de razı olmadıkça Müslüman olmaz. Ayet-i kerime var hakkında. Resûlullah'ı hakem seçeceksin; ne buyurduysa öpüp başına koyacaksın, tamam diyeceksin, içinden itiraz gelmeyecek, kalbinde bir sıkıntı duymayacaksın. Resûlullah böyle buyurmuş canım kurban diyeceksin. Ne âlâ! Öyle demezsen iyi Müslüman değilsin, tam Müslüman olmadın. Ayet-i kerimelerde böyle bildiriliyor. O halde insanın oruçta, namazda, abdestte, mesh vermekte vesairede şunda bunda [olan şeyleri mantıkla çözmesi zordur.]
Benim mantığım bunu kabul etmez.
Dur, senin mantığın filan yok, dur bakalım. Resûlullah bir şey söylemiş mi söylememiş mi? Senin mantığın nedir ki? Sen nesin ki? Âciz naçiz bir insansın! Seni bir hokkabaz karşısına alır elini şöyle yapar böyle yapar uyutur, aldatır, ikna eder. Sen nesin ki, benim aklım almaz ne demek? Allah'ın Resulü şöyle buyurmuş mu buyurmamış mı? diyeceğiz.
Bana göre böyle!
Sen kimsin? Dur, sana göre [diye bir şey] yok. Hadis-i şerifte nasıl geçiyor? Mezhebimizde nasıl, dinimiz nasıl buyurmuş?
Efendim domuz etinin ne şeyi varmış?
Olmaz! Allah-u Teâlâ hazretleri domuz etini yasak etmiş, bitti. İsterse faydaların milyon tanesini toplanmış olsun onun üzerine, bitti. Ama zararın milyon tanesi toplanmış. Elhamdülillah ki Allah-u Teâlâ hazretlerinin her emrinde her yasağında hikmet var.
Ama imtihan için bize bir başka bir şeyi de yasaklasaydı ne yapacaktık?
Yine tutacaktık. Ne dediyse onu yapmamız lazım. Madem Rabbimiz, madem biz O'na iman ettik, madem amenna ve saddakna dedik amentü billah dedik dediğini yapacağız.
Şu hadis-i şerife de dikkat edin!
Len tü'minû hattâ tehâbbû. "Birbirilerinizle sevişmedikçe, sen onu o seni sevmedikçe, karşılıklı bir muhabbet içinde olmadıkça iman etmiş olmayacaksınız." Len tü'minû. "İmana erişememiş olacaksınız, erişemeyeceksiniz imana." Hattâ tehâbbû. "Biribirinizi sevmedikçe."
Karşılıklı birbirinize karşı muhabbet olacak sevgi olacak. O olmadıkça imanınız kâmil bir iman olamayacak. Nakıs, eksikli, kaba saba yarım yamalak olacak.
Evelâ edüllüküm 'alâ mâ tehâbbûne 'aleyhi. "Onu yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şeye sizi delalet edeyim mi, göstereyim mi, öğreteyim mi, kılavuzlayayım mı?" Size bir şey tavsiye edeyim mi onu yaptığınız zaman aranızda sevgi olsun? diyor Peygamber Efendimiz. Ve arkasından emrediyor;
Efşu's-selâme beyneküm. "Aranızda selâmı yayın." Vellezî nefsî bi-yedihî. "Şu canım, şu nefsim kudreti elinde olan Allah'a ant olsun ki..."
Hepimizin öyle değil mi?
Canımız Allah-u Teâlâ hazretlerinin yed-i kudretinde. Ne dilerse öyle yapar; yaşatırsa yaşatır, öldürürse öldürür. "Canım kudreti elinde olan Allah'a ant olsun ki;"
Kâlû yâ rasûlallah küllünâ rahîmün. "Ey Allah'ın Resûlü! Hepimizde merhamet var, hepimiz merhametliyiz, acırız." Kâle innehû leyse bi-rahmeti ehadiküm hâssaten. "Benim söylediğim bir kişinin merhameti değil..." Ve lâkinne rahmete'l-'âmmeti rahmete'l-'âmmeti. "Fakat umumun merhametidir. Veyahut umuma karşı olan merhamettir."
Buradan iki mânaya çıkıyor; yani içinizden iki üç kişi merhametli olmuş mühim değil. Gerisi gaddarsa, zalimse, karşısındakileri kıvrandırmaktan sadistçe zevk duyuyorsa üç beş kişinin merhametli olmasının kıymeti yoktur. Veyahut da birbirinizi küçük küçük seversiniz, komşunuzu, akrabanızı, hemşehrinizi seversiniz ama umumen Müslümanları sevebiliyor musun? O mana da gelebilir, yani umuma karşı bir gönül merhameti...
Efendim ben Sivaslıyım, benim memleketimdekileri severim ama şu hududun öbür tarafındaki Kayserililere diş bilerim.
Olmadı! Şurası Kayseri il hududu, biz bir futbol maçı yapmıştık, o futbol maçında aramızda kavga çıkmıştı, aramızda münaferet var! Şu Kayseri ili hududunun bu taraftakine diş biliyorum, bu taraftakiler benim kardeşim Sivaslı hemşerilerim tamam. Öbür taraf elime düşmesin.
Olmaz! İnsanların çizdiği çizgiden öyle şey [düşmanlık] olur mu?
Herkesi seveceksin. Bütün Müslümanları seveceksin. Hepsine karşı içinde bir sevgi varsa o zaman cennete girecek insan. Hele bir yoklayın bakalım kalbinizi. Hele bir yoklayın bakalım ne kinler vardır kalbimizde. Ne kızgınlıklar vardır ne kırgınlıklar vardır, yüzüne gülüp de arkasından birbirimize ne yaka silkeriz.
Şairin birisi diyor ki; Allah düşürmesin! Düşmanlara fırsat kalmadan dostlar insanı öyle bir yağmalar ki insanın aklı şaşar. Düşmanlara kalmadan insanı dostlar yağmalar!
Hakikaten insanların bir acayip tabiatı vardır. Müslümanlık işte böyle şeyler. Bir bakıma Müslümanlık kolay, lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah diyorsun Müslüman oluyorsun ama kalbin pak olacak, bütün Müslümanlara karşı sevgi, merhamet dolu olacak. Öyle Sivas-Kayseri, doğu-batı yapmayacaksın.
Efendim ben Kürt asıllıyım şimdiye kadar Türkler Efendi olmuş şimdi de ben efendi olacağım.
Ya kim çıkarttı bunu? Biz eskiden beri hiç Kürt Türk ayırdık mı? Vallahi ayırmadık. Ayırmadık paşa yaptık ağa yaptık. Ne hudutta ayırdık ne tahsilde ayırdık ne terbiyede ayırdık.
Karadenizliye bir şaka yaparız, "hay sen celdin cittun" dedi diye, ötekisinin başka bir konuşmasına takılırız ama birbirimizi severiz. Öyle bir ayrım yapmayız yapmadık, bunu aramıza düşman sokuyor.
Ne olacak yani, sen oraya ayıracaksın, ayrı şeyin [ülken] olacak da ne olacak?
Petrol bölgesine insin diye oradan seni kopartacak, buradan ötekisini kopartacak. İran'dan, Kafkasya'dan Basra'ya kadar bir mıntıkaya sahip olacak sen de uzaktan bakacaksın.
O zaman hasretle, tüh! Bir zamanlar ben buraya vize almadan giderdim, ne güzel buraları dolaşır gelirdim, benim diyarımdı dersin. Bırakmaz kâfir.
Şimdi öyle değil mi bak?
Hacca gideceksin bir bizim memleketten bir Suudi Arabistan'dan müsaade alacaksın. Gideceksin Suriye sefaretine dil dökeceksin; Ürdün, Irak sefaretiyle uğraşacaksın.
Ne o? Hacca gideceksin, dolaşacaksın geleceksin.
E 70 yıl önce her taraf senindi! Yetmiş yıl önce yazın o buraya gelirdi sen oraya giderdin. Hiçbir farkı yoktu. Okuduğumuz şu Mevlid-i Şerif’in yazılmasıyla alakalı deniyor ki;
Vaizin birisi çıkmış da olmadık bir söz söylemiş, o zaman Bursa'daki alim bir Arap kalkmış;
"Sen bu ayeti yanlış tefsir ediyorsun Hz. Muhammed peygamberlerin en üstünüdür." diye münakaşa etmiş. Şimdi bu kıssayı hep bilirsiniz de ben bunu okuyunca kendi kendime dedim ki, Demek ki o zaman da Arabistan'dan kardeşlerimiz Bursa'nın havası, suyu güzel diye geliyordu orada kalıyordu. Ne güzel! Onlar buraya geliyordu biz oraya gidiyorduk, ne güzel oluyordu! Onların petrolü bize gelirdi bizim meyvamız ona giderdi. Ne güzel olurdu beraber olsaydık!
Düşman ayırdı bizi, düşman geldi ayırdı, Suriye'yi düşman aldı. İtalyanlar, Fransızlar aldı. Lübnan'ı ayrıca ayırdılar, Filistin'i parça parça, lokma lokma ayrı ayırdılar, hepsi bizimdi. Benim dedem oralarda şehit oldu toprağı bile belli değil, yeri belli değil. Hepsi bizimdi gitti.
Bizim derken kim yani?
Hem sen hem ben hem Arap. Fark yoktu ki? Hem Kürt hem Türk hem Çerkez hem Boşnak... Müslüman olduktan sonra ne olacak? Hepsi kardeşim, başımın üstünde yeri var, ne olmuş yani? Güzel, terbiyeli, Allah'a iman etmiş bir kul olsun, Allah'a hamd-ü senalar olsun, ne var?
Birbirimizi sevmek önemli. Kin gütmeyeceğiz. Çocuklar böyle değil. Biz şimdi burada böyleyiz de sen git bir de delikanlıları seyret bakalım. Yeni yetişen delikanlılar bölgelere göre milletlere göre nasıl ne duygularda bakalım. Hacca giderken ben bir Arap memleketinden geçiyorum da Türkler! Gidin memleketinize diyor.
Ne olmuş ne yapmış Türkler?
Gidin memleketinize diyor. Bak nasıl düşmanlık [tohumları ekilmiş]!
Biz de pis Arap diyoruz, demiyor muyuz?
Arap’ın birisi Libya'da bana boynunu büktü; "Siz Türkler Arapları sevmiyorsunuz." dedi.
Yapma dedim severiz, kardeşimizdir, yok böyle bir şey. Yok, sevmiyorsunuz dedi.
Nereden çıkarttın dedim? Doktor adam, üniversitede hoca, sıradan birisi değil.
Ben İstanbul'a geldim durumu biliyorum dedi.
Yapma yahu? dedim.
Evet, Mısır çarşısında meyve alıyordum, manav yanındaki köpeğe "Arap Arap Arap" diyordu dedi.
Eyvah, eyvah! Doğru! Dedim ki;
Yahu doğrusun ama yine yanlışsın. Çünkü biz ona Arap derken onun Arap kavminden olduğunu düşündüğümüzden söylemiyoruz. Türkçe' de Arap sözü esmer, kara mânasına gelir de kara renkli köpeğe Arap Arap deriz ama demek ki dememek lazım.
Eyvah dedim, bu fikir nasıl bozmuş arayı. Diyor ki;
Siz Türkler hakaret edersiniz bize.
Etmeyiz ya diyorum, adam bana inanmıyor. Delil olarak bunu getiriyor.
Sözümüze dikkat edeceğiz. Tabii köpeğe Arap denir mi? Kara de, karalığını söylemek istiyorsan "Kara gel!" de. Hakikaten yanlış bir şey. Hata bizde!
Allah birbirimizi sevmek, birbirimize muhabbet etmek nimetini cümlemize ihsan eylesin. İçimiz birbirimize karşı sevgiyle merhametle dolsun taşsın da gül gibi yaşayalım. Ahirette de Allah-u Teâlâ hazretlerinin cennetine el ele tuta tuta girelim. Türk’ü, Kürt’ü, Acem’i, İngiliz’i... İngiliz’den Amerikalıdan nice Müslüman adamlar var. Sakal bırakmış sarı sarı. Sarık sarmış, cübbe giymiş. Bu Londra'nın içinde güzel Müslümanlık yapılmıyor demiş, çekilmiş civar kasabaya. Bir çiftlik almış, helal olsun diye koyunları kendisi kesiyor, hanımlarını örtüyor, çocuklarına Kur'an'ı öğretiyor.
Ben Maliki mezhebindenim diyor. İmam Mâlik hazretlerinin Muvattâ kitabını ezberliyor. Hadis-i şerifleri okuyor gözleri yaşarıyor, ibadet ediyor. Allah diyor. O benim kardeşim değil mi?
Allah-u Teâlâ hazretleri bizi hakiki Müslüman etsin, İslâm'ın ahkamını bilen kullar eylesin. Rızasına uygun yaşayan kullar eylesin. Huzuruna yüzü ak, alnı açık olarak, sevdiği, razı olduğu kullar olarak, "Gel kulum!" diye iltifat ettiği kimseler olarak gelmeyi, girmeyi nasip eylesin.