23.12.1983 - Hac, Umre, Gaza, Sila-i Rahim

23.12.1983 - Hac, Umre, Gaza, Sila-i Rahim
Bismillahirrahmanirrahim
Elhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn. Ve's-salatu ve's-selâmu ala seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirin seyyidinâ ve senedinâ Muhammeden ve âlihi ve sahbihî ecmain ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'd
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe inne efdale'l-kitâbi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umuri muhdesâtuha ve külle mühdesin bid'atün ve külle bid'atin dalaletün ve külle dalaletin ve sahibeha fi'n-nar. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehu kâl:
Men hacce va'temere fe-mâte min senetihî dahale'l-cennete. Ve men sâme Ramazâne sümme mâte dahale'l-cennete ve men ğazâ fe-mâte min senetihî dahale'l-cennete.
Sadaka Resûlullah, fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Bu hadîs-i şerîf hac ve umre, ramazan orucu, gaza ve cihat hakkında. Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh hazretlerinden Deylemî'nin rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuş:
Men hacce va'temere. "Kim ki hac eder ve umre yapar…" Fe-mâte min senetihî. "O senesinde vefat ederse…" Dehale'l-cennete. "Cennete girer."
Kim hac ve umre yapar, o senesinde ölürse cennete girer.
Ve men sâme Ramazâne sümme mâte dahale'l-cennete. "Kim Ramazan”,ı tutar, ondan sonra vefat ederse…"
Burada min senetihî kelimesi geçmiyor.
"Ve ondan sonra vefat ederse." Dehale'l-cennete. "Cennete girer."
Ve men ğazâ fe-mâte min senetihî. "Kim gazaya, cihada giderse ve o senesinde ölürse." Dahale'l-cennete. "O da cennete girer."
Üç müjdeli cümle!
Men hacce va'temere dediğine göre; "hacceden veya umre yapan" değil de "haccedip bir de umre yapan" manası var, ibareden o anlaşılıyor. Demek ki mümkün oldukça hacca giden kardeşlerimiz, o esnada umresini de tamamlayıvermeli.
Bizim vazifeliler gidenlere yol gösterecek.
Neyiz biz?
Hanefiyiz! Şu şöyleymiş, bu böyleymiş, bırak… Bana Hanefî mezhebinin hükmünü söyle.
Hanefî mezhebinin hükmüne göre en sevaplı hac hangisi?
Hacc-ı kırân. Umreyi ve haccı bir ihramda beraberce çıkarmak, hacc-ı kırân. En sevaplı hac bu! Vazifeli olarak gittiğin için diyeceksin ki;
"Kardeşlerim! Bizim mezhebimize göre en sevaplı olan hac; hacc-ı kırândır. Onu yaparsan sevabın daha çok olur."
Ondan sonra orta derecelisi, hacc-ı temettu. Bu da sevaplı tabii ama biraz daha ötekisinden geride geliyor. Umre yaparsın, ihramını çıkartırsın, ondan sonra hac zamanına kadar beklersin. Yeniden ihrama girersin, haccını da tamamlarsın, işte umre ve hac beraber oldu. Hacc-ı temettuye, arada ihramsız -ihramdan çıkıp- rahat dolaştığın için yani sıkı rejimden serbestliğe geçmiş olduğun için temettu diyorlar. Arada rahatlıktan istifade etmiş olduğu için hacc-ı temettu diyorlar.
En geride gelen hac şekli, hacc-ı ifrad. Gittiği zaman insanın sadece haccedip dönmesidir. İnsan oraya gider de umre yapmak imkânı da varken yapmadan gelir mi! Elbette hepsini yapsa iyi olur ama bu insanların hesapları doğru değil.
Hesapları nasıl yapıyorlar?
Kalbinde Allah korkusu, takvâsı olan insan normalde böyle diyecek. Ama hacca gidene diyorlar ki;
"Kardeşim, hacc-ı ifradda sadece hac yapmakta kurban kesmek mecburiyeti yok. Keserse keser, sevap olur da kurban kesme mecburiyeti yok. Gel sen hacc-ı ifrad yap."
Ne akıl öğretiyorsun sen! Doğru bir akıl mı öğrettiğin? Ne olur kurbanı da kesse, daha çok sevap kazansa? Hacca gidiyor, ömründe bir defa gitmiş, bir de umresini yapsa daha iyi değil mi? Maddî hesap, şeytan orada da yine insana laflar söylettiriyor.
Birisi, kendisinden ders öğrendiği hocanın kötü bir durumda olduğunu anlamış. Gitmiş hocanın karısını sıkıştırmış;
"Söyle bakalım hocamın hâli nasıldı?" O da;
"İyiydi evladım." deyince;
"Ben bir şeyler biliyorum, Allah aşkına doğru söyle." demiş.
"İyiydi, hoştu da yıkanmaya gelince, gusle gelince, 'ah şu yıkanma da olmasa' derdi."
Demek kötü duruma düşmesi ondanmış. Allah'ın farzlarından bir farza, gusle laf söyledi, olur mu? Allah'ın emirlerinin hepsi güzel… Böyle şey olur mu, öyle mantık olur mu? İnsan yıkanmasa teke gibi kokar. "Bir de şu yıkanmak olmasa." der mi insan? Allah'ın her emrinin hikmeti var. Şaşkın adam şaşkınlığının cezasını çekmiş, Allah'ın emrine karşı gelmek olmaz.
Muhakememize dikkat edeceğiz. Ne zaman bir maddî hesap yaparsak Allah boşa çıkarır. Ben kendi hayatımdan da bilirim. Mânevî hesap yapacaksın, Allah'ın rızasını düşüneceksin. Daima, her şeyde, "Evet, şöyle yaparsam biraz daha sıkıntılı ama Allah'ın rızası burada… Evet, şöyle yaparsam başım rahat olmayacak ama Allah'ın rızası burada." diye hep O'nu tercih edeceğiz. Yol çatallaştığı zaman keyif tarafını, rahat tarafını, maddî menfaat tarafını değil Allah'ın rızası tarafını tercih edeceksiniz.
"Evet, yol çatallaştı hocam. Bu taraftan gidersem avucuma bir şey girmiyor ama Allah'ın rızası yolu burası."
"Bu taraftan gidersem haram ama elime çok para geçecek. Ben o paralarla neler yaparım."
Başına çalınsın o! Sakın camiye filan da yardım diye getirme. Haramdan hayır olur mu? Hiç o tarafa yanaşmayacaksın, hayır tarafını seçeceksin. Sana ilk başta faydasız, menfaatsiz gibi bile görünse fayda, menfaat o tarafta. Onun için hesabı öyle yapacağız.
"Bir kurban kesmekten kurtulayım."
Yahu kurbanın parası 150-200-300 riyal. Feda olsun! Biraz şöyle cömert olsana… Hacca gidiyorsun be adam, biraz daha şu nefsini ıslah etsene... Şair diyor ki;
Neyleyim neyleyim, dalları neyleyim…
Yar yoluna dökülmedik, dilleri neyleyim.
Allah yoluna sarf edilmedik parayı ne yapayım ben! Allah'ın yolunda sarf etmedikten sonra kavanozun içine, sirkenin içine koyup da turşusunu mu kuracaksın? Hacca gitmişsin, Allah rızası için kurban keseceksin… Ne akıllar var, bak! Ne kadar edepsizlik yaptığının farkında değil. Allah kalbini görüyor, biliyor, kalbinden geçen niyeti biliyor.
"Hacc-ı ifrada niyet et."
Neden?
"Kurban kesmek yok."
Fesübhanallah! O para cebinden düşer, kuşağından çalarlar. Bir jilet;
"Aaa, 300 riyalimi hırsızlar çaldı."
Hak ettin! Sen onu hak yola harcamaktan kıskandın, Allah oradan aldı, götürdü. O hesap, mânevî hesap işte. Allah bize akıl versin. Bu hataları hep yapıyoruz. Hep yaptığımız için canlı canlı anlatıyorum. Bu hataları yapmayalım, hesabı Allah'ça yapalım. Allah rızasını kazanmak yolunda yapalım, öteki hesaplar yanlış hesaptır.
"Ben filanca adamdan borç alayım, nasıl olsa aldatırım, vermem, geçer."
"İhtiyar, zaten ölür, iki üç sene salladım mı para yanıma kalır."
Çok yanlış hesap yapıyorsun, sen ölürsün o adam kalır. Sen ölürsün o adam kalır, başına çok da işler açılır.
Bizim akrabadan birisinin ikinci annesi kendi öz kızını kayırmış, mirası kendi öz kızına kaçırmış, öteki hak sahiplerine verdirtmemiş.
"Kendi kızım biraz rahatsız. Çolak, topal, yazık, ihtiyacı var…" demiş.
Yazıklığına yazık ama Allah'ın emri neyse o. Allah'ın taksimi; ölüm hak, miras helal. Öteki zavallılara da para gidecek. Kaçırmış, kaçırmış; mallar mülkler kendi çocuğuna gelmiş, tamam. Kendi çocuğu da evvelden ölüvermiş, faydalanmamış. Dönmüş, dolaşmış yine ötekilere gitmiş.
Ve mekerû ve mekerallâh. Vallâhu hayru'l-mâkirin.
O akılsızlar, beyinsizler, yanlış yolda gidenler bir hile yapar Allah da bir başka hile yapar. Hileye, hile! Hile yapar ama ceza o. Allah onun hilesini hile tarzındaki ceza ile cezalandırıyor.
Allah-u Teâlâ hazretleri deyyandır.
Deyyan ne demek?
Haklıya hakkını verir, suçluya suçunun cezasını çektirir; her şeyin karşılığını verir. Münâfık, riyakâr adam dünyada boynunu büktü, yalancıktan ağladı. İnsan münâfıklıkta zirveye çıktığı zaman gözüne hâkim olurmuş. İstediği zaman ağlıyor, istediği zaman ağlamıyor; musluklar elinde. Münâfıkların şâhı oldu, karşında hüngür hüngür ağlar. Münâfık, biraz sonra güler. Burada aldatırsın…
Ceza nasıl olacak?
Allah-u Teâlâ hazretleri cennetin yakınına getirecekmiş, getirecekmiş. Cennetin sarayları göründü, kokusu duyuldu, insanın iştiyakı arttı, "giriyorum galiba" dedi. "Dur!" Surlardan, gerisin geriye...
"Aman yâ Rabbi! Hiç olmazsa göstermeseydin de öyle atsaydın beni cehenneme."
"Sen de dünyada böyle riya ettin, gösteriş yaptın. Ben de sana cenneti gösterdim, vermiyorum. Haydi cehenneme…"
El-cezâu min cinsi'l-amel. "Karşılık, işlenen işin cinsine göre verilir."
Allah'ın kanun-ı ilâhisi böyle. Onun için hesabı Allah'ın rızasına göre yapın, dünya hesabı yapmayın. Şöyle yaparsam daha çok para geçer ama rızâ-i ilâhîye aykırı.
O tarafını hesap etmez misin?
"Etmem."
Sen bilirsin. O zaman ben hiçbir şey demem. Senden korktum, ödüm patladı, ne yaparsan yap. Paldır küldür, tepe taklak nereye gidersen gidersin.
İzâ lem testahi fesna' mâ şi'te. "Hayâ etmiyorsun, utanmıyorsun, ar damarın çatlamış; ne işlersen işle, serbestsin."
Her türlü hainliği, melaneti yapmakta serbestsin. Allah gönlümüze saflık, temizlik, berraklık versin. Gözümüzden perdeyi kaldırsın.
Müslümanlık temiz kalpliliktir. Kimi kime aldatıyorsun, neyle aldatıyorsun?
İnnallâhe lâ yenzuru ilâ suveriküm ve emvâlüküm. "Allah sizin dış görünüşünüze, vücutlarınızın şekline şemâline bakmaz ki…" Ve lâkin yenzuru ilâ kulûbiküm ve a'mâliküm. "Gönlünüze ve amelinize bakar."
Öyle yaparsan iyi Müslümansın, gerisi salata, boş laf.
"Bu kadar namaz kılıyorum hocam. Doksan defa sarığı doladım, kuyruğunu tâ topuklarıma kadar uzattım…"
Ne yaparsan yap! Kalbin pak değilse, saf değilse, bunları öğrenemediysen dış görünüşün kıymeti yok.
"Kim haccederse ve umre yaparsa…" sözünde arada ve demeseydi de ev deseydi; o zaman başka bir müjde çıkacaktı; "ya hac eden ya umre eden" diyecektik ama öyle dememiş, Peygamber Efendimiz'in sözü bu…
"Kim hac ve umre yapar da o senesinde ölürse cennete girer."
Bu hadîs-i şerîfi duyduğunuza göre hacca giderseniz haccı da umreyi de aradan beraberce çıkartın. Bir kurbanlığın ince hesabına girmeyin, cimrileşmeyin. Hak yolunda harcanan paraların, yedi yüz misli ecri var.
İki:
Ve men sâme Ramazâne sümme mâte dahale'l-cennete.
Başındaki ve sonundaki cümleye göre burada da min senetihî deseydi ya. Ama o ibare yok. Hadis alimleri neyse onu bize bildirmişler, yazmışlar, koymuşlar. Altına da izahat vermiş, demiş ki;
Leyse hünâ min senetihî, "O senesinde ölürse kaydı burada yok."
Nedenini bilmiyoruz. Hikmetini belki çok düşünürsek ve Allah buldurursa buluruz.
"Kim Ramazan’ı tutarsa sonra ölürse cennete girer."
Ne mutlu! Allah sıhhatli, afiyetli, güzel Ramazanlara erdirsin. Salavâtlarla, tekbirlerle, hatimlerle teravih namazlarını kılmak nasip etsin.
Ve men gazâ fe-mâte min senetihî dahale'l-cennete. "Kim gaza ederse, cihada çıkarsa…" Düşmanla cihat etmeye gidiyor.
Babam sarık sarmış, [Mehmed Zahid] Hocamız sormuş;
"Bununla kefen olur mu?"
Eskiden kefeni başına sarık sararmış, gazaya öyle gidermiş. Şehit elbisesiyle gömülür; çıkartılmaz, kefenlenmez. Kefenlenmesine, yıkanmasına lüzum yoktur da olur ya hani "yolda, şurada, burada ölürüm" diye kefenini de hazır ediyor.
O da bir işaret! "Ben canımı vermeye zaten razıyım. Ne olacak! İstersem gazi olarak dönerim ama canımı vermeye baştan zaten pazarlıkta razı gelmişim. İşte kefenim başımda!" demek o.
"Kim gaza eder de o sene ölürse cennete girer."
Üç güzel fiil! Buyur, işleyeceğini işle. Kim hac ve umre yapar, o sene ölürse cennete girer. Kim ramazan tutar, ölürse cennete girer. Kim gazaya gider, o sene ölürse cennete gider.
"Hocam nerede gazaya gideyim?"
Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin.
"Ah bir harp çıksa da gaza etsem."
Yok! Öyle değil. Peygamber Efendimiz, "Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin." diyor ama gelirse de geri durmak, kaçmak yok.
En büyük günahlardan biri nedir?
El-firârü yevme'z-zahfi. "Savaş günü cepheden kaçmaktır."
Sen günahı sadece içki içmek, kumar oynamak mı sanıyorsun?
Vallâhu yuhyî ve yumît. "Yaşatan da Allah, öldüren de Allah!"
Ne var yani! Sanki canı sen kendin mi buldun? Pazardan mı aldın?..
Canı cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil
Ne nizâ eyleyelim ol ne senindir ne benim.
"Ey gönül! Canı cânân dilemiş, ver canını. Vermemek olmaz, vereceksin. Ne diye çekişip duruyorsun, senin mi can? O ne senindir ne benim." diyor.
Kendi malın değil ki ne çekişiyorsun. Can Allah'ın! O verdi, O istediği zaman alır.
Cevat Rıfat Atilhan'ın evine gittik. İstiklal Harbi gazisiymiş; madalyaları, kitapları vs. olan meşhur bir insan. Alt katta oturuyor, balkonun kocaman bir camı var. Arkadaşlardan bir tanesi dedi ki;
"Üstat! Buradan hırsız girer, katil girer. Senin düşmanın çoktur; herkese kaleminle yazı yazıyorsun, hainleri vs. kitaplarında bildiriyorsun."
Dedi ki;
"Çocuklar bir şey söyleyeceğim. Ben, Cihan Harbi'ne katıldım. Filistin cephesinde çarpıştım. Birlikler arasında haberleşme subayıydım. Çantamın içine evrakı, haberi alır, bir birlikten öteki birliğe giderdim. Kurşunlar vız vız geçerdi. Öbür tarafa gider, haberi verir, oradan haberi alır, bu tarafa getirirdim. Allah öldürmeyince öldürmüyor…" dedi.
Allah rahmet eylesin. Bak, ne güzel!
Öldüren kim?
"Filanca katil hücum etti de, vurdu da öldürdü…"
Allah! Vadesi yetmiş ondan. Allah öldürmeyince ölmez. Kurşunu atarsın, beyninin kemiğine takılı kalır, ameliyatla çıkartırlar, yine yaşar. Yaşatan ve öldüren Allah'tır. Eli seker, vurmaz; kader fetva vermiyor. Çekmiş tabancayı, öldürecek, atıyor, tutturamıyor.
Neden?
Kader fetva vermiyor yani Allah nasip etmemiş, yaşayacak. Demek daha yapacağı işler var, kader fetva vermiyor.
Rahmetli bir bunu dedi, bir de efelik yaptı;
"Benim düşmanlarım beni bilir. Bir kurşunu attım mı sekmez, 'şıp' diye vururum." dedi.
Lafın arasında da bir şey demedik tabii. Gazi, iyi, mâşallah, pekâlâ… Tabii Müslüman atmayı filan öğrenecek, o da iyi bir şey...
Yaşarsak şerefle yaşarız, ölürsek şerefle ölürüz…
Ne yani, vatan toprağı satılır mı, kâfire verilir mi? Onun kabadayılığından korkulur mu?
Biz korkmayız!
Biz Müslümanlar korkmayız, korkmamamız lazım! Kim şehitlik istemezse münafıklıktan bir çeşit üzere ölür, haberiniz olsun.
"Bir canım var Rabbime hak yolunda nisâr olsun, feda olsun." diye şehitliği temenni edecek.
Kim şehitliği temenni eder de -harp olmadı, darp olmadı- yatağında ölürse Allah yatağında ölse bile onu şehitlerin mertebesine ulaştırır.
Hadîs-i şerîf!
Gönlünü derle toparla, aklını başına devşir, niyetini halis tut. Niyetin iyi olursa yatağında ölürsün, şehit sevabı alırsın. Niyetin kötü olursa harp meydanında ölürsün, şehitlik sevabı alamazsın, cehennem leşi olursun. Her şey niyetle… Ameller niyetlere göre mükâfatlandırılır veya cezalanır.
Niyetinizi iyi tutun.
Gaza olursa gideriz olmazsa çok şükür yâ Rabbi! İşte rahatız, eseniz, başımız dinç, geliyoruz gidiyoruz memleketimiz güzel… Allah ecdadımızdan razı olsun.
Men hacce an vâlideyhi ba'de vefâtihimâ keteballâhu lehû ıtkan mine'n-nâr ve kâne li'l-mahcûci anhümâ ecrü haccetin tâmmetin min gayri en min ucûrihimâ şey'ün ve mâ vasale zû rahimin rahimehû bi-efdale min haccetin yudhiluhâ aleyhi ba'de mevtihî fî kabrihî ve men meşâ an râhiletihî akabeten fe-keennemâ a'teka rakabeten.
Bu hadîs-i şerîf, İbn Asâkir'de ve daha başka kaynaklarda geçmiş. Hacla ilgili Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
Men hacce an vâlideyhi. "Kim ana ve babası nâmına…" Ba'de vefâtihimâ. "Onların vefatlarından sonra haccederse..."
Anası babası nâmına onların vefatlarından sonra haccederse ne olur?
Keteballâhu lehû ıtkan mine'n-nâr. "Anası babası nâmına hac eden kimseye Allah cehennemden bir azatlık beratı yazar."
"Haydi, sen azat oldun. Cehennemden uzak olacaksın, sokulmayacaksın, çıkacaksın." diye cehennemden azatlık berati verir.
Ve kâne li'l-mahcûci anhümâ ecrü haccetin tâmmetin min gayri en min ucûrihimâ şey'ün. "Hem haccedene hem namlarına haccedilen kimselere hiçbirinin ecrinden eksiltilmeden hepsine ecir verilir."
Yani hacceden de ecir alır, namına haccedilen ana baba da aynı ecri eksiltilmeden alır. Allah, "Ona da bir parça vereceğiz." diye oradan çıkartmaz. Fazlı kereminden bu tarafa da, öbür tarafa da verir. Onun için anne baba da, evlat da kâr eder.
Nasıl?
Ecrü haccetin tâmmetin. "Tam, eksiksiz bir hac sevabı verilir."
Burada ibarede sanki kâne li'l-mahcûci anhümâ ecrü haccetin tâmmetin min gayri en min ucûrihî şey'en olsa yani ikisinde de tesniye zamiri olmasa, birisinde müfred zamiri olsa daha iyi, mâna bakımından öyle olması gerekiyor. Rivayetlerde o hususta bir başka açıklama görmedim.
Sonra:
Ve-mâ vasale zû-rahimin rahimehû bi-efdale min haccetin yudhiluhâ aleyhi ba'de mevtihî fî kabrihî.
Bir insan akrabasına bir iyilik, sıla-i rahim yapacak.
En üstün sıla-i rahim yapma şekli nedir?
O zât namına haccediverip sevabını ölümünden sonra kabrine hediye etmektir. Daha güzel bir suretle sıla-i rahim yapamaz.
Diyelim ki dayın, amcan, halan, teyzen… akrabandan birisi; ona en iyi sıla-i rahim, akraba yardımı nasıl olur?
Bundan daha faziletlisi mümkün değildir. Onun namına haccedip onun vefatından sonra kabrine onun sevabını gönderirsin, o olur. Bir insan bir ecirli iş yapıp da vefat etmişlere verdi mi sevabı onlara gittiğinin alameti bu. Hadîs-i şerîf, onun alameti. Akraba namına da demek ki haccediliyor.
Sonra:
Ve men meşâ an râhiletihî akabeten fe-keennemâ a'teka rakabeten. "Her kim ki akabede -yokuşun aşılacak yerinde, yokuş kısmında- bineğinden inip yürürse sanki bir köle azat etmiş gibi ecir kazanır."
Şimdi otomobillerle gidenler bilmez de, eskiden ata-eşeğe binenler bilir. Hayvan yukarıya doğru yürüdüğünde, yokuşta zorlanır. Onun da canı var, canının ciğeri var. Onun da ağrısı sızısı var. Müslümanlık merhamet dinidir. Hayvanın yükü de olur bazen, adam da üstüne biner. Hayvan yokuşu çıkacak, öbür tarafa aşacak geçecek. O beli aşıncaya kadar üstünde durabilir ama üstünde durmaz da inip yürüyüverirse, o zorlu yerde hayvana merhametinden dolayı sanki bir köle azat etmiş gibi sevap kazanır.
İşte Müslümanlık böyle!
Müslümanlığın aslı, özü, esası insanlara sevgi, hayvanlara merhamet, mahlukata şefkat, herkese iyilik, temiz kalp…
İşte Müslümanlık!
Gelsinler de, "çöl kanunu" diyenler dinlesinler. Evet, zaten en büyük mucize olma tarafı çölden çıkıp da bu kadar güzel olması... En medenî yerden gelseydi kim bilir ne laflar, iftiralar uydururdun, neler söylerdin. Eskilerden öğrenmiştir." derdin.
İşte bak, çölden çıktı. Şu nezaket kaidelerine bak!
Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini yazan kitapları buradan doldursan, üst üste koysan kubbeye kadar çıkar. O kadar sözü ümmî bir peygamber söylemiş, düşünsene. O kadar güzel, hikmetli sözleri… Her birini yudum yudum içiyoruz da çay yudumlar, şerbet içer gibi tadına doymuyoruz. Bunların hepsini o zât-ı muhterem, o ümmî peygamber söylemiş.
Hiç aklın kesiyor mu? Allah tarafından peygamber gönderilmese ümmî bir insandan bu kadar güzel hikmetler mümkün mü? Yetmez mi sana bu delil?
Allah-u Teâlâ hazretleri sizi sıratı mustakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin. Marifetullaha erdirsin. Aşkullahı, muhabbetullahı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemaliyle müşerref olmayı nasip etsin.
Bi hürmeti esrâr-ı sûreti'l Fâtiha.
22.08.1993 -
Belalara Sabır, Arife
24.01.1993 -
Hac ve Kurban
