12.06.1988 - Şehidin Mükafatı, Cehennem Ehli, Akika Kurbanı, Şeytanın Oyalaması

12.06.1988 - Şehidin Mükafatı, Cehennem Ehli, Akika Kurbanı, Şeytanın Oyalaması
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Yu'ta'ş-şehîdü sitte hisâlin inde evveli katretin min demihî: Yükefferu anhü küllü hatîetin ve yurâ mak'adehû mine'l-cenneti ve yüzevvecü mine'l-hûri'l-îni ve yü'menü mine'l-fezei'l-ekberi ve min azâbi'l-kabri ve yuhallâ hullete'l-imân.
Ahmed b. Hanbel'den…
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in bu hadis-i şerifi, şehide verilecek mükâfatları anlatıyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyuruyorlar ki:
Yu'ta'ş-şehîdü sitte hisâlin. "Şehit olan kimseye altı ikram, altı mükâfat verilir." İnde evveli katretin min demihî. "Şehit olmasına sebep olan o yarasından ilk damla kan yere damladığı zaman, bunlar kendisine verilir."
Damlası yere düşerken şehit bu sonuçları kazanmış olur.
Yükefferu anhü küllü hatîetin. "Bütün günahları bağışlanır."
İlk mükâfat bu. Hayatta ne hata ne günah ne suç işlemişse işlesin değil mi ki şehit oldu, değil mi ki hak yolda kanı aktı, değil mi ki ilk damlası yere damladı; damlar damlamaz bütün eski günahları affolunur.
Ve yurâ mak'adehû mine'l-cenneti. "Ve derhal gözünün önüne cennetteki mekânı, makamı açılır; cennetteki yerini görür."
Bahçeler, havuzlar, huriler, köşkler, ikramlar, ihsanlar, lütuflar, nimetler, şaşaalar, saltanatlar derhal gözünün önüne açılır.
Ve yüzevvecü mine'l-hûri'l-în. "Gözlerinin akı gayet ak karası gayet kara, diri, güzel gözlü o cennet hurileriyle evlendirilir."
Âhiretin fezau ekber denilen büyük korkusundan emin olur.
Hani insanlar terleyecekmiş, yetmiş arşın aşağıya terleri nüfuz edecekmiş, terleri kulakları hizasına çıkacakmış; işte o günün korkusundan bu şehitler emin olurlar. O korkular onlara hiç ulaşmaz; duymazlar, bilmezler.
Ve min azâbi'l-kabri. "Kabir azabı görmezler."
Halbuki kabirde azap vardır. Kabir bazen, bazı kimseler için cehennemin çukurlarından bir çukur haline gelir, ateş dolar. Bu şehitler kabir azabından da mahfuzdurlar, emindirler; kabir azabı da görmezler.
Ve yuhallâ hullete'l-îmân. "Kendilerine iman elbisesi giydirilir."
Evet, dünyadaki elbiseleri kanlara bulanmıştır. Yaralarından kanlar akmış, onlara bulaşmıştır ama kendilerine iman hulleleri, elbiseleri giydirilir.
Böylece şehit daha kanının ilk damlası yere düşerken altı çeşit ikrama nail, sahip ve mazhar olur.
Muhterem kardeşlerim! İnsanın malı mülkü vardır; sahip olduğu çeşit çeşit makamı vardır, mekânı vardır, mertebesi şöhreti vardır. İnsanlar bunların bazısını azıcık azıcık sağa sola verir. Kendisi zengindir milyonları vardır da birazcık fukaraya da verir. Camiye de azıcık yardım eder. İmam-hatip okuluna, Kur'an kursuna, köprüye, yola, çeşmeye vesaireye biraz yardım eder. Fakat can bahis konusu oldu mu insanlar bucak bucak kaçar! Korku belası; "Eyvah canıma zarar gelecek!" diye bakarsın herkes bir tarafa dağılmış. İnsanın etrafında kimse kalmaz. Can bu.
Uhud harbinde Müslüman nöbetçiler yeri bırakıp da düşman oradan hücum edince…
İz câûküm nin fevkıküm ve min esfele minküm ve iz zâgati'l-ebsâru ve belagati'l-kulûbu'l-hanâcira ve tezunnûne billâhi'z-zunûna.
"Gözler kayıp can boğaza dayandığı, geldiği zaman ve Allah-u Teâlâ hakkında çeşit çeşit düşünceler, insanın içinde endişeler, korkular hâsıl olduğu zaman herkes bir tarafa dağıldı.
İz tus'idûne ve lâ telvûne alâ ehadin. "Dağa tırmanmaya başladılar, kimse kimseye bakmamaya başladı." Ve'r-resûlü yed'ûküm fî uhrâküm. "Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem arkadan; ‘Ey müslümanlar! Neredesiniz nereye gidiyorsunuz?"
"Kâfirler; ‘Muhammed öldü!' diye bağırıyor ama sağım, selametteyim, dağılmayın, gelin." diye sesleniyordu ama herkes canının telaşına düşmüş, savaş meydanından dağılmış, geri gidiyorlar.
Can korkusu oldu mu her şey değişiyor. İnsanların en zor verebileceği şey canıdır; şehit onu veriyor, Allah yolunda canını veriyor. Nesi varsa veriyor. Bir kere malı, mülkü, her şeyi gidiyor. Zaten can gitti mi onlarla hiç ilgisi kalmıyor, canını da veriyor. En büyük fedakârlık, en zor iş ve herkesin yanaşamayacağı bir şey. Ama işte bu ikramlara da nail oluyor.
Bir savaşta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz' in yanına biri geliyor, diyor ki:
"Yâ Resûlallah! Ben şimdi Müslüman olsam -sarhoş bir kimseymiş, müşriklerden bir kimseymiş- senin safında düşmanla çarpışsam ölürsem cennete gider miyim?"
"Gidersin." diyor.
Onun üzerine kelime-i şehadet getiriyor, Peygamber Efendimiz' e iman ediyor ve oturuyor bir kenara, elindeki hurmaları yemeye başlıyor, "Şu hurmaları yiyeyim de biraz güç kuvvet kazanayım." diye düşünüyor. Sonra, hurmaları yerken aklına geliyor; "Bu hurmaları yeyip de cennete girmeyi tehir etmeye lüzum yok, bu işin beklemeye tahammülü yok." diyerek torbayı bir tarafa savuruyor, savaşa giriyor; çarpışıyor, çarpışıyor ve şehit oluyor. Peygamber Efendimiz' in şehadetiyle, garantisiyle, bildirmesiyle biliyoruz ki şehit oluyor. Cennete giriyor, cennetlik oluyor. Daha müşriklikten yeni çıkmış, imana yeni girmiş, daha bir namaz kılmaya bile vakti olmamış; savaşa girmiş, şehit oluyor. Canını verdiği için cennetlik oluyor.
Bir Müslümanın içinde Allah-u Teâlâ hazretleri için şehit olma arzusu, Allah-u Teâlâ hazretlerinin yoluna can verme arzusu olmazsa kâmil bir mü'min olamıyor. İçinde münafıklıktan bir parça kalmış oluyor, eksikli olmuş oluyor. Onun için hepimizin içinde Rabbimizin bize emanet olarak verdiği canı O'nun yoluna feda edebilecek; malımızı, mülkümüzü, canımızı, varımızı verebilecek bir duygu yerleşmesi lazım.
Canı Canan dilemiş, vermemek olmaz ey dil.
Ne niza eyleyelim, ol ne senindir ne benim, dediği gibi şairin, canımızı verebilecek bir sıfata, bir hâlet-i rûhiyeye sahip olmalıyız.
"Eğer bir insan içinde ‘Rabbim için canım da feda olsun' diye gerçekten Allah yolunda canını feda etme ve şehit olma arzusu taşıyorsa, Allah onu yumuşak yatağında ölse de şehitler mertebesine eriştirir." diye Peygamber Efendimiz' in müjdesi var. İsterse yumuşak döşeğinde, yastığında ruh teslim etmiş olsun; mademki içinde o arzu vardı, ondan dolayı o mükâfatı alır ve şehit mertebesini bulur. Bir de ümmetin bozulduğu, fesada uğradığı zamanda Peygamber Efendimiz' in sünnet-i seniyyesine sarılan, ona göre yaşayan insana da şehit sevapları verilecek. Hatta "yüzlerce şehit sevabı verilecek" diye rivayetler var.
O bakımdan hepimiz de şehit olmayı can-u gönülden isteyelim. Bir de Resûlullah Efendimiz' in sünnetine ittibâ etmeyi kararlaştıralım. "Her halimizde, her tavrımızda, giyimimizde, yemek yememizde, selamlaşmamızda, ev hayatımızda, iş hayatımızda, her şeyimizde Resûlullah Efendimiz' in izinden gideceğiz, sünnetine uyacağız. Bid'atlerden uzak duracağız. Has, öz, sahabe-i kiram Müslümanlığını, Asr-ı Saadet Müslümanlığını yaşayacağız." diye karar verelim. Ve öğrendiğimiz hadis-i şerifleri uygulamak maksadıyla öğrenelim. Bu asırda sünnet-i seniyye-i nebeviyyeyi ihya edeceğiz, yaşatacağız, cihana göstereceğiz; "Bak, sünnet-i seniyyeye dayalı has Müslümanlık nasıl olur, görün." diye sünnet-i seniyyeyi ihya edeceğiz. Bu niyeti taşırsak, Rabbimiz dileriz bizi de o şehit mertebelerine nail eylesin.
"Kanının ilk damlasında bütün günahları affolunacak, gözünden perde kaldırılıp kendisine cennetteki yeri gösterilecek, huri kızlarıyla evlendirilecek, o büyük korku gününün korkusundan emniyette olacak, kabir azabı görmeyecek, iman hullesi kendisine giydirilecek ve nice nice ikramlara nail olacak."
Bunların hepsi büyük işler, çok büyük mükâfatlar.
İnsan kabre girdiği zaman kim bilir ne olacak?
Mü'minlerden bir tanesi kabre girer girmez azap melekleri kafasına müthiş bir darbe vurmuşlar, o darbenin şiddetinden kabrin içi ateş dolmuş. Adam o korku, o acı içinde;
"Ben Allah'ın mü'min kuluydum, Allah'ın imanlı kullarındandım. Bana niçin vuruyorsunuz?" deyince;
Peygamber Efendimiz' in hadis-i şerifinde bildiriliyor.
"Sen bir gün zalimler bir mazluma zulmederlerken oradan geçtin de mazluma yardımcı olmadın; bu onun cezasıdır." diyecekler.
İslâm'ı iyi öğrenmezsek bir yerden bir felâkete uğrarız. İslâm'ı iyi öğrenmeliyiz. Kendimizi, "iyi bir şey yapıyoruz" sandığımız halde bazı sebeplerden cezaya uğrama tehlikesine maruz kalabiliriz. İslâm'ı iyi öğrenelim. Bak insan, "mazlumun yardımına koşmadı" diye mü'min olduğu halde kabir azabı görebiliyor.
Mesela duaların kabul olması için şartlar vardır. Ferahlık zamanında Allah'a dua ve ibadet eden insan, daraldığı zaman da dua ederse kabul ediliyor ama genişlik, ferahlık ve rahat zamanında dua etmez de başı sıkışınca dua ederse Allah kabul etmiyor. Duanın kabulünün bazı şartlara bağlı olduğunu bilelim.
İnnemâ yetekabbelu'l-lâhu mine'l-muttakîn. "Allah ancak muttaki kulların ibadetlerini kabul eder."
Hz. Âdem'in iki oğlu da kurban kesti; birisi kabul oldu, birisi olmadı.
"Allah ancak muttakilerin ibadetlerini kabul eder."
O halde muttaki kul olmamız lazım. Takva ehli kul olmamız lazım.
Bunun şekli, şemaili nedir? Yalanla, dolanla olur mu?
Onun için Allah-u Teâlâ hazretleri bizi "iyi bir şey yapıyoruz" sanıp da yanlış işler yapmaktan korusun, sevmediği amellerden korusun; sevmediği işlerden, sözlerden, hallerden, kişilerden korusun. Allah her türlü şerlinin şerrinden bizi emin eylesin. Bize lütfuyla muamele eylesin. Şehitlik mertebesine nail olmak için nelere muhtaçsak bizi onlara sahip eylesin.
Yu'zamu ehlü'n-nâri fi'n-nâri hattâ inne beyne şahmeti üzüni ehadihim ilâ âtikihî mesîretü seb'i mieti âmin ve inne ğılaza cildihî seb'ûne zirâan ve inne'd-dırsehû mislü uhudin.
Cehennem ehlinin feci halini anlatan bir hadis-i şerif karşımıza çıktı. Cehennemin ahvâlini anlatıyor. Bu hadis-i şerif Abdullah b. Ömer radıyallahu anhumâ'dan rivayet edilmiş. Ahmed b. Hanbel rahmetullahi aleyh'in kitabında kayıtlı. Başka hadis-i şeriflerden de okumuştum. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
"Cehennemde, cehennem ehlinin vücutları büyütülür. Ebat olarak çok büyük boyutlara getirilir. Hatta o kadar büyütülür ki o cehennem ehlinden bir herif-i nâ-şerifin kulağının yağından, yumuşak kısmından, küpe takılan aşağı kısmından omzuna kadar olan mesafe, 700 yıllık yol kadar büyük olur."
Yani ebat büyütülüyor.
Nasıl büyütülüyor?
Demek ki "her hücresi azabı tatsın, her birine azap ulaşsın." diye bu hücrelerin araları, moleküllerin araları açılıyor. Allah-u Teâlâ hazretlerinin hikmetinden sual olunmaz.
"Ve cildinin kalınlığı 70 zira haline getirilir. Ve bir dişi Uhud dağı kadar büyütülür."
Gayet büyük ebatlar haline getiriliyor. O muazzam ebatlar halinde cehennem kütüğü olarak harıl harıl yanıyor.
Şu fecaati düşünün, şu azabı düşünün. Ve Allah'ın cehennemde mücrimler için hazırladığı daha nice azaplar varsa onları düşünün! Bir de şu dünyadaki mücrim insanların, cehennemi hak etmelerine sebep olacak küçücük zevk parçalarını düşünün!
Değer mi? Şu dünyadaki iki paralık, bir akşamlık, bir kadehlik, bir anlık bir zevk; ahiretin o kadar büyük belasına değer mi? Bir yalan dolan, bir aldatma, bir hırsızlık, bir arsızlık, bir namussuzluk; değer mi?
Namussuz insanlar hep yaşıyorlar da namuslular ölüyorlar mı?
Namuslular da yaşıyor, namuslular da mutlu oluyor. Dürüst insanlar da dünya hayatında rahat ediyor.
Ne olmuş yani? Dünya hayatının zevkini, sefasını sürmek için edepsiz, arsız, yüzsüz, namussuz, haysiyetsiz mi olmak lazım?
Hayır! Dünyada da en büyük mutluluk, yine imanlı insanlarda. İmansız insan mutsuz oluyor, endişeler içinde yaşıyor, intihar ediyor.
Şeker hastalığı hakkında konuşuluyordu. Bu hastalığa en çok gangsterler tutulurlarmış.
Neden?
Çünkü her an korku içindeler. Bellerinde çifte tabanca ile geziyorlar. "Acaba hasmım beni köşe başında vurur mu?" diye korkusundan, o sinir gerginliğinden karaciğer filan tahrip oluyor.
Mutluluk dediğimiz şey başka bir şey. Bu ehl-i dünya; bir dervişin, bir çobanın, bir köylünün, mü'min bir kimsenin, bir oduncunun, Yunus Emre gibi bir mübareğin veyahut daha başka bir zatın, dağ başında boynu bükük bir dervişin, abası yamalı bir mü'min-i kâmil kulun tattığı zevklerin, sefaların yüzde biri, binde biri, milyonda birine bile sahip değil!
Ne olmuş?
Bir lüks arabaya kurulmuş geziyor, Boğaz'da volta atıyor. Kotraya binmiş de Marmara'ya açılmış, Marmaris'e kadar gitmiş.
Gitmesen ne olur? Ben gitmedim, öldüm mü?
İnsan mutluluğu Allah'ın rızası yolunda aramalı. Mutluluğun çeşitleri var. Önüne zevkli gibi görünen ama günah olan, zevksiz olan ama sevaplı olan iki iş geldiği zaman Müslüman; Allah rızası için merdane, meşakkatli tarafı seçebilmeli. Erkeksen, mertsen Allah rızası için fedakârlık göster, meşakkatli tarafı seç, hadi bakalım.
"Allah'ı seviyorum!"
Seviyorsan göster. Cennet yolu biraz zorcadır, yokuşçadır. Cehennem yolu kolaydır; tıkır tıkır. Bıraksan insan yuvarlana yuvarlana gider. Cehennemin yolu gayet kolaydır, düz arazide basılmış asfalt yol gibidir. Cennetin yolu biraz zorcadır.
Rabbimiz zahiri geçici güzelliklere, aldatıcı fâni güzelliklere aldanmamayı; şuurlu olup bâki güzellikleri tercih etmeyi bize nasip eylesin.
İşte cehennem böyle kötü, şehitlik böyle tatlı, mahşer günü böyle korkulu! Hadis-i şeriflerde görüyorsunuz.
Yuakku mine'l-ğulâmi şâtâni mükâfeetâni ve ani'l-câriyeti şâtün izbahû ale'smihî ve kûlû: Bismillâhi vallâhu ekber. Allahümme leke ve ileyke hâzihî akîkatü fülân.
Hz. Âişe validemizden rivayet edilmiş.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, bu hadis-i şerifte doğan çocuk için kesilecek kurbanı anlatıyor:
Yuakku. "Akîka kurbanı kesilir." Mine'l-ğulâmi. "Erkek çocuk için akîka kurbanı." Şâtâni. "İki koyun olarak kesilir." Ve ani'l-câriyeti. "Kız çocuk için." Şâtun. "Bir koyun kesilir." İzbehû ale'smihi. "Keserken Allah'ın adıyla ve kimin adına kesildiğini söyleyerek kesin." "Bismillâhi Allahu ekber dedikten sonra adını da söyleyin." Ve kûlû Bismillâhi." "Ve Bismillah deyin."
Besmele çekilecek; Allah'ın adı anılmadan kesilen kurban yenmez, haram olur.
"Hocam biz sadece domuzu haram sanıyorduk."
Allah'ın adı anılmazsa her şey haram olur. Bismillahi Allah-u Ekber denilecek, Allah'ın adıyla kesilecek ve Allah-u Ekber denilecek.
Bismillâhi, vallâhu ekber. Allahümme leke ve ileyke. ‘"Yâ Rabbi! Sen emrettiğin için senin rızan için bu kurbanı kesiyoruz ve sevabını senden bekliyoruz. Bu kesilen hayvan şu doğan çocuğun, yavrunun akîkasıdır.' diye bildirin." diyor.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz duasını da öğretiyor.
Bu akîkayı bilmeyenler olabilir. Doğan çocuklar için bir akîka kurbanı kesilecek. Erkekse iki tane kesilmesi uygun, kızsa bir tanesi kâfi geliyor. Bunu keseceksiniz. Keserken de ismillâhi vallâhu ekber, Allahümme leke ve ileyke hâzihi'l-akîkatü fülân diye kimse onun adı söylenerek kesilecek.
Akîkası kesilmeyen çocuğun problemleri olur. Akîkasını kesmek lazım. Halkı toplayıp, dostları toplayıp onlara ziyafet çekip "çocuğun ondan sonraki hayatında hayır berekete nail olması için" dualarını almak lazım. Akîka kurbanı hakkında ilmihallerde teferruatlı bilgi vardır. Çocuklarınız için şimdiye kadar akîka kurbanı kesmemişseniz bu hadisten sonra kesin ve o ziyafeti çekin ki hayır ve berekete nail olasınız.
Ya'kidü'ş-şeytânü alâ kâfiyeti re'si ehadüküm izâ hüve nâme selâse ukad. Yadribu mekâne külli ukdetin aleyke leylün tavîlün ferkud. Fe-in isteykaza fe-zekera'l-lâhe'n-hallet ukdetün ve in tevaddaa'n-hallet ukdetün, fe-in salla'n-hallet ukdetühû küllühâ. Fe-asbaha neşîtan tayyibe'n-nefse ve illâ asbaha habîse'n-nefsi keslân.
Ahmed b. Hanbel, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Neseî, İbn Mâce, İbn Hibbân, bu hadis-i şerifi Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet etmişler.
Bu hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz, insan uyuduğu zaman şeytanın ona ne oyunlar ettiğini anlatıyor:
Ya'kidu'ş-şeytânü alâ kâfiyeti re'si ehadiküm. "Şeytan sizden birinizin başının arka tarafına, ense tarafına üç tane düğüm atar, düğümler." İzâ hüve nâme. "Uyuduğu zaman."
Yani kişi yatıp uyuduğu zaman şeytan onun kafasının arka tarafına üç tane düğüm atıyor, manevi düğüm bağlıyor.
Bağladığı zaman da der ki:
Yadribü mekâne külli ukdetin. "Her düğümün yerine bir tane vurur." Aleyke leylün tavîlün ferkud. "Sana uzun bir gece olsun, hadi uyu." der.
Üç kere böyle yapar. "Eğer uyku arasında gürültüden veya başka bir sebeple uyanır da;
Fe-zekerallah, Allah'ı zikrederse."
Yani Allah, lâ ilâhe illallâh, sübhânallâh, elhamdülillâh, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh, gibi bir mübarek kelime ile zikrederse.
İn hallet ukdetün. "Gözünü açtığı zaman şeytanın düğümlediği düğümlerden bir tanesi çözülür." Fe-in tevadda'a. "Kalkıp abdest alırsa öteki düğüm de çözülür. Eğer kalkıp namaz da kılarsa, bütün düğümler o kişinin ensesinden, kafasının arkasından çözülmüş olur." Fe-asbaha neşîtan tayyibe'n-nefsi. "Neşeli, hoş halli, içi ferah bir şekilde kalkar."
Uyanıp Allah'ı zikrederse, abdest alırsa, namaz kılarsa; ferah, tatlı, neşeli bir şekilde uyanır.
Ve illâ asbaha habîse'n-nefsi keslân. "Böyle yapmazsa berbat bir vaziyette ve tembel bir şekilde kalkar."
Artık esnemekten çeneleri ayrılır, gerilmekten kolları acır; bir türlü uyanamaz.
Neden?
Şeytan manevi düğümleri vurdu, bağladı, arka tarafa düğümledi; onlardan kurtulamıyor.
Onun için ne yapacağız?
Tedbirleri söylüyorum. Gece yatarken abdest alacağız, o abdestle dört rekât namaz kılacağız.
"Hocam, yatsı namazını kıldık ya."
Ben demiyorum. Efendimiz söylüyor. Yatarken abdest almak iyi. Dört rekât da namaz kılacaksın. Abdestli yatarsan melekler "bütün geceyi ibadetle geçirmişsin" gibi sevap yazacaklar. Hadis-i şerifte;
"Etrafına melekler ve huri kızları toplanır, izdiham ederler." diyor.
Böyle izdihamla, üst üste yığılarak etrafında melekler yer alırlar.
Şeytan nereye sokulacak?
Meleğin geldiği yere yaklaşamaz bile. Bir kere böyle yapmanın manevi bir faydasını göreceksiniz.
Kardeşlerimin çoğu yapıyordur ama içinizde yapmayan varsa bu gece denesin; abdest alıp dört rekât bir nafile namaz kılıp öyle yatsın. Etrafınıza melekler geleceği için, şeytan sokulamayacağı için, abdestli yattığınız için bir kere namaza, ibadete kalkmanız çok kolay olacak.
"Hocam benim uykum çok ağır; kalkamıyorum, uyanamıyorum."
Böyle yap, uyanırsın. Bu bir.
Geceleyin de insan arada bir uykudan uyanıyor veyahut caminin hocası, müezzin ezanı okuduğu için kulağına ses geliyor; bir duyuyor, ondan sonra yorganı yukarıya çekti mi gitti gümbürtüye. Ondan sonra kalkamıyor. Ezan duyulmayan bir yer bile olsa uyandığı zaman;
Bismillâhirrahmânirrahîm, elhamdülillah, sübhânallâh, lâ ilâhe illallâh, Allah Allah diye bir zikrederse işte o zaman kalkması mümkün olur. Çünkü bir ip çözüldü, bir düğüm çözüldü.
Şimdi ne yapacak?
Gidecek bir abdest alacak. Zaten abdesti sıkışmıştır. İnsan patlayacak gibi oluyor. Başka türlü uykudan kalkmıyor zaten. Tuvalete gidecek. İhtiyacını giderdikten sonra yatağın hasretine dayanamayıp tekrar yatarsa yine kaybeder.
"Hocam birazcık, şöyle beş dakika bir uzanayım, kafamın sersemliği geçsin. Kalkacağım bak, söz!"
Tamam, kalkacaksın ama 10'da kalkacaksın artık. Bir yattın mı, gittin gümbürtüye. O bitti, artık yatmayacaksın. Abdest alacaksın. O zaman ikinci düğüm çözülecek. Bak, Peygamber Efendimiz. hadis-i şerifte öyle bildiriyor. Abdest aldın, iki rekât da namaz kılıver. Daha sabahın vakti girmemişse teheccüd namazı kılmış olursun, ne güzel olur! Peygamber Efendimiz;
Rek'atâni mine'l-leyli hayrun mine'd-dünyâ ve mâ fîhâ. "Geceleyin kılınan iki rekât namaz -teheccüd namazı- dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlıdır." diyor.
Geceleyin kıldığın iki rekât namaz dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlıdır, hepsine sahip olmaktan daha kârlıdır.
O zaman teheccüd namazı kılmış olacaksın, dünyalar senin oluyor. Dünyadan ve içindeki her şeyden daha kıymetli şeylere sahip olmuş oluyorsun. Duaların kabul oluyor. Namazın içinde dua var; el-Hamdü li'l-lâhi Rabbi'l-âlemîn diyorsun. İhdine's-sırâta'l-müstakîm diyorsun. O yaptığın dualar kabul olduğundan nice nice hayırlara, bereketlere eriyorsun.
Ondan sonra da sabah namazının vakti gelince, evde sünneti kılıp camiye gidersin. Oradan da sevaplar alırsın. Neşeli olursun, hafif olursun, rahat olursun. Öğrenciysen zihnin berrak olur, açık olur. Hafız olacaksan okuduğun sayfa hemen, kolayca hatırına girer.
"Yok hocam, uyku biraz az geldi, ben biraz daha yatacağım müsaadenle." diye gidip yattın mı insan ancak 10'da kalkıyor fakat kafası da kazan gibi oluyor, gözünü açmak istemiyor.
Hani dinlenmiştin, ilaveten beş saat daha uyumuştun?
Daha beter ağırlaştın. Bu tecrübeyle sabit, işte hadis-i şeriflerle de belli olan bir durum.
Gecenizi böyle başlatın; uykunuzu abdestli olarak, namaz kılarak başlatın; sabaha kalkışınızı da Allah'ı zikrederek yapın, o zaman çok hayırlara ereceksiniz. Aksi takdirde berbat bir vaziyette, araba çarpmış da hurdahaş olmuşsunuz gibi tembel, her tarafınız ağrır vaziyette kalkarsınız. Bu böyledir.
Bak kaç tane mübarek hadis alimi bunu kitaplarında yazmışlar; Buhari, Müslim, Ebu Dâvud, Neseî, İbn Mâce. Sahih kitaplardan beş tanesi yazmış. Madem bunu duydun o halde artık buna göre davran.
Allah-u Teâlâ hazretleri gecemizi, gündüzümüzü, uykumuzu, uyanıklığımızı, her işimizi kendi rızasına uygun yapmaya bizleri muvaffak eylesin. Rızasını kazanmayı, şeytanın şerrinden emin olarak salih ameller işleyerek ömür geçirmeyi, huzuruna sevdiği ve razı olduğu kullar olarak varmayı cümlemize lütfuyla keremiyle ihsan eylesin.
Fatiha-i Şerife mea'l Besmele.
10.07.1983 -
Zemzem, Hac
13.01.1985 -
Alimin Ölümü, Hac,
