07.04.1985 - Hac, Kurban, Yetim, Kazanç, Çalışma

07.04.1985 - Hac, Kurban, Yetim, Kazanç, Çalışma
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn.Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men dabeta hâzâ ve hâzâ ve eşâra ilâ lisânihî ve vasatihî damintü le-hü'l-cennete.
İbn Mesud radıyallahu anh'ten [rivayet edilen] yeni bir hadîs-i şerîfe geldik. Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde buyurmuş ki; "Her kim şuna ve şuna sahip olursa, zapt ederse bunu, hâkim olabilirse, ben de ona cenneti vaat ediyorum, tekeffül ediyorum, kefil oluyorum cennete girecek."
Neymiş o, şu şu dediği? Eşâra ilâ lisânihî ve vasatihî. "Ağzına, diline işaret etti bir de şöyle belinden aşağı işaret etti." Peygamber Efendimiz; "Şuna ve şuna sahip olana cenneti vaat ediyorum, tekeffül, garanti ediyorum, girecek cennete." dedi. Bu mevzuda başka hadîs-i şerîfler çoktur.
İnsanları günaha sokan azâların bir tanesi de dildir, dil. [Adam] iyi niyetlidir, hoştur ama gevezedir, lambur lumbur konuşur, bir hatalı söz söyler, boyundan büyük günahlara dalar gider durduğu yerde. Hatta imana aykırı bir söz söylese okun yaydan fırlayıp çıktığı gittiği gibi dinden imandan çıkar farkına varmaz.
"Canım bunda ne var, der ne var ne olacak?"
Sen bu dilinle ne çamlar devirdin farkında mısın? Ne hatalar işledin? Bilmez. Onun için bu dile çok sahip olmak gerekiyor.
Eskiden bakla filan okuyup üfleyip böyle dilinin altına koydurturlarmış hoca efendiler. "Al bakalım evladım bunu ağzına." Çünkü bakla ağzında tıkır tıkır, sert olur erimediği için kolay da erimez. Konuşacak, ağzından bakla tıkırdayınca hocasının nasihati hatırına gelecek. Hani "Çıkar ağzından baklayı." sözü de var ya, söyleyemiyor o zaman, lisana sahip oluyor. Öyle tedbirler düşünmüşler.
Bu dil, bu dil bize çok zararlar yapar, dikkat etmemiz lazım. Ya hayır söylemek lazım ya susmak lazım. Gazzâlî'nin İhyâ-u ulûm kitabından ‘dilin, lisanın afetleri bölümü’nü okuyun. Bunun çok hastalıkları vardır, mânevî hastalıkları, onlara ekseriyetle düşer. Gıybet eder insan günaha girer, yalan söyler büyük günaha girer, yalan şahitlik eder, cemiyetin nizamını mahveder alt üst eder, karşısındakine küfreder başını belaya sokar. Allah-u Teâlâ hazretlerine kâfir olur diliyle, söyler mahvolur, kalp kırar veyahut vaat eder...
"Tüh keşke vaat etmeseydim!" Dilini tutsaydın da vaat etmeseydin.
Vaat etti sonra pişman oldu ama iş işten geçti yani vaat etti bir kere.
"Aah ah şu dilim kopsaydı da söylemeseydim." Ya! Önceden düşünseydin işte bu başına gelmezdi.
Onun için bir dile sahip olmak bir de belden aşağısını işaret etti Peygamber Efendimiz. O da insanların başını derde sokan azânın en başında gelir, bir numaralı. Peygamber Efendimiz insanın şehevî hislerine işaret etmek istiyor, o işareti ona emâredir. Bu insanların çoğunu günahlara batıran çıkaran, yoldan çıkartan, saptıran işte o şehevî duygular; kızı da erkeği de, kadını da adamı da, yaşlıyı da genci de. Yaşlı olunca da şeyi ölmüyor. "Gönül ihtiyarlamaz." derdi hocamız, "Gönül ihtiyarlamaz." derdi.
"Evli barklı adamsın, utanmıyor musun sağa sola bakmaya!?" Bakar, bir de laf söyler; "Güzele bakmak sevaptır!"
"Güzele bakmak sevap." diye bu mânada söylersen küfre kadar gider bu söz. Allah'ın hükmüne aykırı hüküm mü söyleyeceksin? Güzele bakmak günahtır, o mânada harama bakmak günahtır, sevaptır dersen küfre kadar gider.
"Güzele bakmak sevaptır." Çamlıca tepesine çık, boğazın mavi sularına bak, Çamlıca'nın çamlarına bak, havanın nefasetini içine çek al:
"Allah yâ Rabbim! Ne güzel yerler yaratmışsın yâ Rabbi! Çok şükür! Bizim dedelerimizden Allah razı olsun, Allah Allah dediler buraları fethettiler, haydi ruhlarına Fâtiha okuyayım."
Tamam, bak güzel şeylere bakıp güzel şeyler düşününce tamam, bu mânada güzele bakmak sevap. Sen elin karısına tepeden tırnağa bak veyahut elin adamına tepeden tırnağa bak, "Güzele bakmak sevaptır!.."
Dinle alay mı ediyorsun?
Çeşitli felsefeler var. Göze kapak varsa yasakta mı var? Evet, o kapak yasak olduğu için konmuş oraya. Evet zaman zaman kapatılsın diye Allah kapaklı yapmış bu gözü. Zaman gelecek kapatacaksın bakmayacaksın. Bu şehevi duygular çok kuvvetli duygulardır, insanı mahveder, aklını başından alır insanın, deli divane eder, her türlü mel’aneti işlettirir.
Allah bu duyguların şerrinden cümlemizi korusun.
Peki, nasıl korunacağız? Bizim dinimiz tabiata uygun bir dindir, bizim dinimizde Peygamber Efendimiz evlenmeyi teşvik etmiş, "Evlenin çoluk çocuk sahibi olun ben sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim." buyurmuş, kendisi de evlenmiş.
Peygamber evlenir mi? Evlenir tabii, numune bize o.
Allah-u Teâlâ hazretleri kadını kadın erkeği erkek abes yere mi yarattı? Elbette evlenme olacak, çoluk çocuk sahibi olacaklar. Normal bir şey. O zaman Peygamber de evlenecek elbette.
"Evlenmeye gücüm yok." O zaman oruç tut! Oruç tutarsın kendine hâkim olursun. Çünkü gelsin baklava tepsisi, gitsin kebap bilmem ne filan derken karnını tıka basa doyurdun mu, midenden vücuduna enerji geldi mi, kanın iyice doldu mu, bu sefer zapt edemezsin. Gemi azıya alır at, artık koşturur durur, yani dizgini çeksen bile azı dişine taktığı için o ağzı acımaz artık onu durduramazsın. En iyisi önceden engellemek. Oruç tutarsın, az yemek yersin, harama bakmazsın, yasak yerlere varmazsın, dini kitapları çokça okursun Allah'a çokça sığınırsın işte o da öyle gider.
Bizim zamane insanlarımızın çoğunu o şehevî duygular mahvediyor. Bunları da müstehcen neşriyat harıl harıl körüklüyor. Almayacağız. Yani marifet iltifata tabidir, arz ve talep, arzu, iştiha çok olunca onlarda şey yapıyorlar.
Peygamber Efendimiz'in zamanında bir doktor gelmiş. Birkaç ay durmuş, tası tarağı toplamış gitmiş. Müslümanlar hiç müracaat etmemişler. Tedavi edecek bir kimse bulamayınca gitmiş. Peygamber Efendimiz'in yanında, dua etse duası bereketiyle iyi oluyor, orada doktorluk söker mi? Bir şey olmayınca, hiç kimse müracaat etmeyince doktor gitmiş oradan. Bir icrâ-i sanat edememiş. Yani bu milletin de hepsinde kusur var.
Sonra içkiyi satmak haram! Müstehcen neşriyat? O helal mi? O da doğru değil. İçkiyi sen satıyorsun bir kadeh içki içiyor biraz sarhoş oluyor. Bunu alan, bu da günaha giriyor, günaha girmesine vesile oluyorsun. Her yerden düşüneceğiz, her taraftan kötülüğü dinimiz nasıl engellemeyi düşünmüşse bizde öyle düşüneceğiz.
Men dahhâ tayyibeten bi-hâ nefsühû muhtesiben li-udhiyetihî kânet le-hû hicâben mine'n-nâri.
Taberânî'den Hz. Ali Efendimiz'in rivayetiyle gelmiş bir hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki; "Her kim ki gönlünden isteyerek, gönlü hoş bir halde kurban keserse…" Muhtesiben li-udhiyetihî. "Kestiği kurbandan da Allah'tan ecir sevap bekleyerek, içinden de hoşnut, razı olarak 'Allah'ın emrini tutuyorum.' diyerek kurbanını keserse…" Kânet le-hû hicâben mine'n-nâri. "Bu kestiği kurban ona cehennemle arasında perde olur, mâni olur, cehenneme düşmesine engel olur, cehenneme düşmekten onu tutar."
Onun için kurban kesiyoruz. Kurbanın çok fazileti var, sevabı var. Hacda da kesilir. Hacda da sevaplar çok çok katlanıyor, yani Mekke-i Mükerreme'de yapılan sevaplar çok.
Burada da bir şeye işaret edelim.
Adam hacca niyet edecek. Üç çeşit hac vardır. Hacc-ı ifrâd, tek başına hac; hacc-ı temettü, önce umre yapıp ihramdan çıkmak, ondan sonra vakti gelince tekrar haccetmek, orada bir arada eğlendikten sonra hac günleri gelince tekrar ihrama girip hac ve umreyi yapmak ama araya fasıla koyarak yapmak; hacc-ı kırân, umreyi yapıp ihramlı durmak, o ihramla bekleyip, sabredip haccı da çıkartmak, yani hac ve umreyi birlikte, bir çırpıda çıkartmak.
Bizim mezhebimize göre en sevaplısı hacc-ı kırândır. Çünkü meşakkati, külfeti çoktur, hata ettiği zaman cezası iki mislidir, onun için sevabı çoktur. Hem hacı hem umreyi bir ihramda çıkarttı diye. Bizim mezhebimize göre en sevaplı budur.
O zaman vazifeliler ne diyecek? "Ey hacı kardeşler! En sevaplısı budur, siz buraya sevap kazanmaya geldiniz ya, Allah'tan sevap kazanmaya, en sevaplısı budur."
İkinci derecede olanı umre yapıp ihramdan çıkıp ondan sonra zamanı gelince haccetmektir, arada bir hafta on gün, neyse, böyle normal gezip haccetmektir, bu da sevaplıdır ama hacc-ı kırân kadar sevabı yoktur, derece bakımından onun bir altındadır. Hacc-ı ifrâd umresiz bir hac olduğu için tek hac olduğundan onun sevabı en aşağı mertebededir demiş imamlarımız, değil mi, mezhebimizin büyükleri, ulemamız böyle demiş, bunu böyle söyleyecek.
Duyuyoruz, duyduk bazı hacılardan diyorlarmış ki; "Hacc-ı kırânda ve hacc-ı temettüde şükrane olarak kurban kesiliyor, yani 'Yâ Rabbi! Bana hem haccı hem umreyi nasip eyledin.' diye orada kurban kesiliyor. "Kurban kesme olmasın aman hacc-ı ifrâda niyet edin, aman hacc-ı ifrâda niyet edin." diye hacılara böyle tavsiye ediyorlarmış.
Yahu bırak sevabı daha çok kazansın, en sevaplısı budur diye sevaplısını göster. Kurbandan kaçmak için hacc-ı ifrâda niyet! Güzel bir şey olmuyor. Sonra hacc-ı ifrâda niyet eden insan isterse yine kurban da keser sevabı çok işte. Kim Allah'tan sevabını bekleyerek gönül hoşluğuyla kurban keserse bak cehennemden arasına perde engel oluyor da kurtulmasına sebep oluyor. Bu din adamlarına çok büyük vazifeler düşüyor sözlerine de çok dikkat etmek gerekiyor, öteki insanlar da niyetlerine çok dikkat etmeli...
Men darabe 'abdehû fî-ğayri haddin hattâ yesîle demuhû fe-keffâratühû 'ıtkuhû.
Bu hadîs-i şerîf Hatib-i Bağdâdî ve İbnü'n-Neccâr tarafından yazılmış, İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan rivayet edilmiş.
"Her kim kölesini şer'î bir had, şer'î bir ceza gerektirmediği halde kızdığı için döver de kanını akıtırsa yani kanı akıncaya kadar döverse…" Vurdu, patlattı yüzü yarıldı, burnu kanadı, kanı aktı, yani şiddetli dövdü. "Her kim kölesini şer'î bir mesnet olmadığı halde kanı akıncaya dek döverse..." Fe-keffâratühû 'ıtkuhû. "Bu kölenin bu haksız yere dövülmesinin günahının kefareti onun âzat edilmesidir, başka çare yoktur." O kadar döver misin, haydi bakalım âzat et. Şimdi köle yok tabii, efendilik-kölelik yok.
Men darabe memlukehû zâlimen ukîde minhu yevme'l-kıyâmeti.
"Her kim kölesini zalim olarak döverse..." Zulmen yani haksız yere döverse, bir sebep yokken zulmen döverse, Ukîde minhu yevme'l-kıyâmeti. "Kıyamet gününde o dövmesinden dolayı bağlanır, cezaya uğrar, kısas olunur." Bir ikinci rivayette uktısse, "Kısas olunur." diye geçmiş. Sen misin köleni döven köle de seni şimdi dövecek... Ondan dolayı dövülür.
Demek ki şimdi kölelik yok ama bizim buradan alacağımız ibret şudur ki köle senin malınsa da elindeyse, elinin altındaysa da haksız yere dövdüğün zaman âhirette başın belaya girer. Köle yok ama evlatlarımız var, köle yok ama hanımımız var.
"Hocam ben hanımımı pataklarım, çocukları da pataklarım." Pataklarsan bu köle hadîs-i şerîfi hatırında olsun! Bu köle hadîs-i şerîfi hatırında olsun, haksız yere köle dövüldüğü zaman ne geliyor insanın başına onu düşünüver. Çünkü sen bugün onun büyüğüsün döversin ama yarın, yarın mahşer günü olunca insanlar hesaba çağırıldığı zaman orada onun eline fırsat geçer; "Yâ Rabbi! Bu beni haksız dövmüştü." der. Bu dünyada helalleş, bir daha öyle haksızlıklar yapmamaya çalış.
Ben kazak bir erkeğim diye gücünü kuvvetini orada gösteren insanları, çok haksız yere döven insanları çok duyuyoruz, ona hiç hakkı yoktur. Hem de müslüman hem de derviş haksız yere dövüyor. O karşısındaki de bir ana kuzusu, evlâdı, pataklıyor, sokağa atıyor. O gitse kötü bir yola sapsa daha mı iyi olur sen sokağa atıyorsun!? Onun için bu dövme, haksızlık, vurma kırma işlerinde çok dikkat etmek lazım. Şu anda senin gücün yetiyor ama sonra karışmam.
Men damme yetîmen le-hû ev li-ğayrihî hattâ yuğniyehullâhu anhu vecebet le-hü'l-cennetü.
Bu hadîs-i şerîfi Adiyy b. Hâtim'den rivayet etmiş, kaydetmiş, yetim hakkındadır.
Yetim ne demek? Babası olmayan, öksüz demek.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki:
"Her kim kendisine ait bir yetimi veyahut başkasının yetimini bağrına basarsa…" Damme, böyle kucaklamak demek; kucaklamak, bağrına basmak demek.
Kendisinin yetimi nasıl olacak? Mesela bazen insan dede oluyor, oğlu vefat ediyor, torunları kendisine kalıyor. O zaman o onun kendisinin yetimi olur veyahut yeğeni kalıyor başkası kalıyor filan o bakıyor. Böyle akrabasından bir yetimi veyahut hiç akrabalık bağı olmadığı halde filanca kimse ölüverdi, geride yedi tane çocuk kaldı, komşuların her birisi "Tamam biz buna bakalım." diye bir tanesini aldı. Böylece ailenin, evet babası gitti, komşularının Müslümanlığı dolayısıyla bu sarsıntı kolay atlatıldı, çocuklar açıkta kalmadı. Kendisinin yetimine veyahut başkasının yetimine kim kucak açar, onu bağrına basarsa..."
Ne zamana kadar? Hattâ yuğniyehullâhu anhu. "O yetime bakan kimseden, o yetimi Allah bir zaman gelecek tabii o da büyüyecek, müstağni kılınıncaya kadar."
“Amcacığım Allah senden razı olsun küçükken beni okuttun, evlendirdin. Elhamdülillah şimdi iş güç sahibi oldum.” Onun bakmasına muhtaç durumda değil artık...
O hâle gelinceye yani muhtaç durumdan çıkıncaya, kendini kollayacak, yürütecek hâle gelinceye kadar kim bir yetime bakarsa; Vecebet le-hü'l-cennetü. "O yetime bakan kimseye cennet vacib olur."
O zaman hemen çevreden, etraftan yetim gözleyelim, yakalayalım da cennet bize vacib olsun. Yani mecburi demek, başka çare yok illa cennete gidecek! "Cennet vacib olur." diyor.
Başka bir hadîs-i şerîf vardır, bunu duymuşsunuzdur. "Yetime bakan, onu tekeffül eden kimse ile ben cennette böyle olacağız." buyurmuş, Peygamber Efendimiz iki parmağını şöyle yakınlaştırıp işaret etmiş. Yani yan yana olacağız demek. Cennette Resûlullah'a yetime bakmaktan dolayı komşu olmak var...
Men dayyeka menzilen ev kata'a tarîkan ev ezâ mü'minen veyahut ev âzâ mü'minen fe-lâ cihâde le-hû.
Bu hadîs-i şerîfi Muâz b. Enes babası Enes'ten rivayet etmiş, radıyallahu anhüm ecmaîn.
Müslümanlar bir cihada gitmişler. Tabii ordu gelmiş bir yere, ordunun bazı askerleri evlere tazyike başlamış. Ondan sonra yolları kapatmışlar; güçlü, kuvvetli, silahlı ya. Onun üzerine Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfi nida ettirmiş:
"Her kim bir eve tazyikte bulunursa yahut yolu keserse…" Yol kesmek iki mânaya gelir; bir, yolun üstüne yerleşir oturur, gelen geçene mâni olur; iki, durur yolda, gelenin geçenin yakasına yapışır; "Çık bakalım, sökül paraları." der. Yani ondan bir şey sızdırmak, para almak, o da yol kesmektir.
Öyle kimselere eski tabirler kâtıu't-tarîk derler, "yol keseci" demek. Bir yan kesici var mâlum, bir yol kesici var. Yan kesici jiletle cırt cebi yırtar, parayı çalar; yol kesici, harami, yolda silahla çıkar maskeli; "Ver paraları, ver malları..." Soyar soğana çevirir ondan sonra kaçar. İşte bunlar fena.
Bir de hocamız derdi ki; "Bir de âhiret yolunun yol kesicileri, haramileri var."
O nasıl? O da kendisi selahiyetli olmadığı, sahih eli olmadığı halde ortaya çıkıp da mürşitlik taslayan kimsedir, o da âhiret yolunun haramisidir. Çünkü selahiyetli değil. İnsanları kendisine bağlıyor ve yoldan çıkartıyor.
Neyse... Peygamber Efendimiz; "Her kim evi tazyik ederse veyahut yol keserse…" diye nida ettirmiş.
Artık yol kesmenin iki mânası da olabilir, yani yolu işgal etmek, kapatmak mânasında da olabilir, gelen geçenden tazyik etmek mânasında da olabilir.
Ev âzâ mü'minen. "Veyahut bir mü'mini, bir mü'min kulu ezalandırırsa…" Fe-lâ cihâde le-hû."Ona cihad yoktur."
Mümin kulu ezalandırmak nasıl? Canım, belki orada iman etmiş olan vardır, yani o gittiğin yerde iman etmişlere dokunmak olmaz, mü'minlere. Veyahut da sen cihada beraber gittiğin arkadaşlar mü'min kimseler onlara eza, cefa eder. O da olabilir, ordu arkadaşlarına eza cefa etmekten dolayı söylenmiş olabilir.
Öyle oyuncak değil. Peygamber Efendimiz gidecek orduları; "Haydi bakalım Allah'ın adıyla yola çıkın." diye uğurlardı. "Çok yaşlı kimseye saldırmayın, küçük çocukları, kadınları öldürmeyin, haksızlık etmeyin." diye söylerdi, tavsiye ederdi. Bizim dinimizin her şeyi ölçülü.
Savaşı neden yapıyor? Mecburiyet. Hücum etmiş savaş etmeyelim mi, müslümanları talan etmiş cezasını vermeyelim mi?
O zaman gerekir. Savaş olacak da savaşta bile, müslümanın savaşında bile bir asalet vardır. Orada Müslümanlığın asaletini tarihi inceleyen görür. Biz geçtiğimiz ülkelerden üzüm kopardığımız zaman üzüm kütüğüne üzümün bedelini bağlamış bir kavmin torunlarıyız, haksızlık etmemişiz.
Sonra insan harp ediyor, harp ettiği zaman toplanan ganimeti kendisi cebine koyamaz. Bir yere yığılacak, ganimet gaziler arasında usulüyle bölüştürülecek. Taksimden bir şey saklarsa, taksimden evvel cebine atarsa cehennemden bir şey atmış olur cebine, velev bir ayakkabı bağcığı bile olsa...
İslâm böyledir. Hırsızlık, yağmacılık, usulsüzlük, idaresizlik, itaatsizlik yok. Onun için bizim ordularımız başarı sağladı bu vakte kadar. İslâm'ı gönüllerden bir çekiver bakalım o zaman ne olur? Bizim şu anda şurada rahat yaşayışımızın sebebi ecdadımızdır, onların dürüstlüğüdür, onların Müslümanlığıdır. Biz onlara borçluyuz, bu borcu hiç unutmayacağız.
Şimdi rahata çıktık, köprünün bu tarafına geçtik, tamam bitti. O vefasızlık olur ama Allah bunu insanın burnundan fitil fitil getirir. Onlara vefa borcumuz var.
Şu Fatih Sultan Mehmet burayı aldı, o gaziler buraları aldılar, mezarları kıyıda köşede ziyan zebil... Olmaz! Onların bizim velinimetimiz, yani kadir bilmemiz lazım. Burayı almasaydı biz burada olmazdık.
Şimdi Belgrat'ta mıyız, Sofya'da mıyız, Atina'da mıyız? Değiliz. Burası da giderdi, burası da elimizde olmayabilirdi. Bir ara Kırım, Kafkasya bizimdi, petrol mıntıkalarının hepsi bizimdi bir ara biliyor musunuz? Şimdi petrol sıkıntısı çekiyoruz. Bakü, Kafkasya petrolleri, Irak petrolleri bizimdi, Suudi Arabistan bizimdi. İşte böyle muhabbetsizlikten, birbirimizi bilmemekten, çelmelemekten, düşmanı takip etmemekten, düşmana [karşı] müşterek çalışmamaktan; bazılarının hıyanetinden, bazılarının gafletinden, cehaletinden bunlar gitti. Yine devam et gaflete, yine devam et dinden imandan uzak yaşamaya Allah korusun bu da gider. Bizi ayakta tutan dinimiz, imanımızdır; bu gitti mi hiçbir şey kalmaz.
Efendim Müslümanlık da bazılarına ağır geliyor.
Beylere namaz kılmak zor geliyor, pantolonunun ütüsü bozulurmuş. Kimisine oruç tutmak zor geliyor, herkes bir telden çalıyor. Şu anda rahat ya, şu anda sanki Allah'a ihtiyaçları yok! Haşa, sümme haşa öyle şey olur mu! Ama başı bir sıkışacak, o zaman yalvaracak. O zaman da genişlik zamanında Allah'a mutî olmayan, dua etmeyen, bağlanmayan kimseye darlık zamanında duasına icabet yoktur. Sen şimdi başın sıkıştı geliyorsun istemeye tabii; tabii geleceksin ama geçmiş ola...
İşte şimdi bu hazır, şimdi en iyi Müslümanlık yapma zamanı! Şimdi en iyi Müslümanlığı yapacağız. Yemeğimiz, sıhhatimiz var, memleketimiz güzel, hürriyetimiz var, elhamdülillah şu var bu var, haydi bakalım göreyim seni!
Dedelerimiz harplerden darplardan neler çekti, süngülerin ucunda kaç tane çocuk can verdi! Memleketimizin dışında Bulgaristan'da, Yunanistan'da, Rusya'da bilmem nerede neler oluyor. Onun için bu nimetin kadrini dua ederek, şükrederek, kadrini bilip böyle yaşamımız lazım.
Kadrini bilmezsen? Bilmezsen sen zarar edersin. Allah-u Teâlâ hazretleri âlemlerden müstağnîdir. Allah-u Teâlâ hazretlerinin bizim ibadetlerimize de ihtiyacı yok. Muhtaç olan, borçlu olan medyûn-u şükrân olan biziz. Bu nimetlere, verdiği nimetlere adamsak, nankör değilsek şükretmemiz lazım.
Düşünün, 40 yıl bir adamı beslemişsiniz, size hıyanet etmiş! "Vay nankör vay! Yahu ben seni baktım, besledim, büyüttüm!" deriz. E Allah-u Teâlâ hazretleri bakıyor, besliyor, büyütüyor, yaşatıyor, öldürüyor bizi! O'na karşı bir teşekkür duygusunu taşımaz mı insan ya? Hiç teşekküre değmez mi şu hayatın şu nimetleri, şu izzetleri, şu lezzetleri? Ne kadar şaşkın insanlar!
Men tâfe bi'l-beyti hamsîne merraten harace min zunûbihî ke-yevmi veledethü ümmühû.
İbn Abbas radıyallahu anhümâ rivayet etmiş, Tirmizî'de sahih hadîs diye de zikri kaydedilmiş.
"Her kim Beytullah'ı 50 kere tavaf ederse günahlarından anasından doğduğu gün gibi sıyrılır çıkar."
Biliyorsunuz Beyt, el-Beyt Kâbe'nin adıdır. Kâbe'ye el-Beyt de denir Kur'ân-ı Kerîm'de, Kâbe diye de geçmiş böyle de geçmiş.
Ce'ale'llâhu'l-ka'bete'l-beyte'l-harâme kıyâmen li'n-nâsi. Diye ikisi bir âyet-i kerîmede de var, sadece Beyt diye de geçmiş yani bizim Beytullah dediğimiz.
O nedir? Şu kara örtüyle işlemeli âyetlerle örtülmüş olan o altın kapılı o mübarek bina. Beytullah orası. Onun etrafındaki o geniş avlusuyla beraber Harem-i Şerîf, Mescid-i Haram.
O Beytullah tavaf edilir, o tavafın çok derin manaları, çok ince ruhanî esrarı var. O Beytullah Hz. Âdem atamızın ilk geldiği, çadır kurduğu yerdir. Orası peygamberler yatağıdır, insan orada tavaf ederken gökteki meleklere benzer, Beyt-i Ma'mur'u tavaf eden melekler gibi olur insan.
Orada Hacer-i Esved tarafından başlanır, şöyle dönülür yani sağdan yukarıya sola, sağdan yukarıya sola doğru şöyle, dönüş şekli öyledir. Hacer-i Esved köşesinden başlanır, kuzeye Makâm-ı İbrahim tarafına doğru, Kâbe'nin kapısının olduğu tarafa doğru çıkılır, oradan şöyle yarım daire şeklinde bir duvar vardır ona Hatim veya Hicr-i İsmail derler, onun dışında dönülür. Ondan sonra Rükn-i Şâmî'den tekrar aşağıya doğru, güneye doğru dönülür oradan Hacer-i Esved köşesine tekrar gelinir.
Bir gelişe bir şavt derler, şavt. Yedi tane şavt olursa ona bir tavaf derler, yedi defa şavt edilerek bir tavaf [yapılmış] olur. "Her kim Beytullah'ı 50 defa tavaf ederse, o zaman anasından doğduğu gün gibi günahlardan pâk olur." Tabii kolay değil! Hem kalabalıktan kolay değil. Zaman gelerek giderek, devam ederek buna gayret etmek lazım, 50 defa tavaf yapanın bütün günahları çıkar, sıyrılır gider.
Diğer bir hadîs-i şerîf de yine bu işle ilgili.
Men tâfe bi'l-beyti seb'an ve sallâ halfe'l-makâmi rek'ateyni ve şeribe min mâ'i zemzeme ğafera'llâhu'z-zunûbehû küllehâ bâliğeten mâ belağat.
Bu Deylemî tarafından rivayet edilmiş, râvisi Câbir b. Abdullah radıyallahu anh.
"Her kim Beytullah'ı tavaf ederse…" Seb'an. "Yedi defa..." Sonra; Sallâ halfe'l-makâmi rek'ateyni. "Makâm-ı İbrahim'in arka tarafında iki rekât namaz kılarsa…" Sonra ve şeribe min mâ'i zemzeme... "Gidip zemzem suyundan içerse Allah-u Teâlâ hazretleri onun günahlarının hepsini bağışlar, ne miktara bâliğ olursa olsun, ne kadar günahı çok olursa olsun."
Men tâfe bi'l-beyti usbû'an yuhsîhi ketebellâhu le-hû bi-külli hatvetin haseneten ve küffirat 'anhu seyyi'eten ve rufi'at le-hû deraceten ve kâne le-hû adlu rakabetin.
İbn Ömer radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfte de buyurmuş ki; Men tâfe bi-hâzel-beyti. "Her kim ki şu Beytullah'ı tavaf ederse…" Üsbû'an yuhsîhi, "Yedi defa…" Üsbû' hem yedi günden ibaret olduğu için hafta mânasına gelir hem de yedi defa demek oluyor. Araplar haftaya da üsbû' demişler.
Neden? Yedi günü olduğundan.
Buradaki üsbû' sözü "yedi defa" demektir. "Kim Beytullah'ı yedi defa tavaf ederse..."
Ama nasıl? Yuhsîhi. "Tavafa riayet ederek, hatırını kollayarak..." Tavafın âdabını kollayarak demek bu.
Tavaf namaz gibidir. Namaz gibidir ama gel gör ki insanlar birbirleriyle itişir, kakışır, söylenir, münakaşa eder. Cahil oldu mu insan ne huzur bilir ne huzûr-u Rabbi'l-âleminde olduğunu düşünür, ne ibadette olduğunu düşünür; itişir kakışırlar, çatışırlar, çekişirler kavga ederler.
Olmadı, burada ne şartı var? Yuhsîhi. "Âdabına riayet ederek, âdabını kollayıp koruyarak yedi defa kim tavaf ederse..."
Sonra ne olur? Kütibe le-hû bi-külli hatvetin haseneten ve küffirat'anhu seyyi'eten ve rufi'at le-hû deraceten "Her adımı için bir hasene, sevap verilir, bir günahı affolunur ve bir derecesi yükseltilir." Her adımına... İnsan orada tavafa başladı mı dua ede ede, vakar ile kimseyi incitmeden şöyle vakur vakur dönecek. Dıştan dönüverecek, kalabalıksa biraz daha dıştan şey yapacak... Demek ki itmeden, kakmadan şey yapacak.
Sonra, Ve kâne lehû lu rakabetin. "Böyle bir tavafı sanki bir köle âzat etmek gibi o kula sevap kazandırır." İşte bu gibi büyük ecirlerden, mükâfatlardan dolayı bu hac vazifesi boynuna borç olanlar bunu kaçırmasın, dikkat etsin, haccını yapsın. Haccını yapmış olanlar tekrar tekrar haccetsin çünkü sevap var.
"Efendim, hacca gitmesem de çeşme yaptırsam?" Sen niye Allah'ın güzel ibadetlerini birbirine tokuşturuyorsun? Hacca gitmek bir güzel iş, çeşme yapmak da bir güzel iştir. Hacca git, gelince de çeşme yap.
Onu ona ne diye düşman, hasım ediyorsun da "Yok hacca gitmeyeyim de şunu şöyle yapayım bunu böyle yapayım." [diyosun.] Öyle şey yok, bu sevapları umuyorsan gidersin.
"Efendi, pis Arap'a para mı yedireceğim." Kimin pis olduğunu Allah bilir bir kere de sen oraya Beytullah'ı ziyarete, Allah'ın ibadetini yapmaya gidiyorsun! Gözün onları görmeyecek. Herkes, herkes kendi içyapısına göre görür; kimisi gider güller sümbüller görür, kimisi pislikler görür gelir. Herkes kendi kafa yapısına göre görür. Sen orada edepli edepli ibadetini yap neler görürsün ne nimetlere erersin.
Bir tanesi güzel bir hac etmiş galiba rüyada Resûlullah Efendimiz'i görmüş, demiş ki Resûlullah Efendimiz:
"Evladım kâğıt kalem getir de senin şu haccını da kağıda yazıvereyim."
Böyle yapmalı yaptığı zaman insan. Orası kavga gürültü yeri değil ki, sen git sevap kazan, Resûlullah'ın iltifatına ermeye bak!
Men talebe'd-dünyâ halâlen isti'fâfen 'ani'l-mes'eleti ve sâ'yen 'alâ ehlihî ve ta'attufen 'alâ cârihî be'ase'llâhu te'âlâ yevme'l-kıyâmeti ve vechühû mislu'l-kameri leylete'l-bedri ve men talebehâ harâmen mukâsiren bi-hâ mufâhiren lakiye'llâhe 'azze ve celle ve hüve 'aleyhi ğadbânü.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten bir hadîs-i şerîf. Bununla hadîs-i şerîflerimizi, okuyacaklarımızı tamamlıyoruz. Kazançla, çalışmakla ilgili bir hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
Men talebe'd-dünyâ. "Her kim ki dünyalık talep ederse…" Yani geçim, para pul, kazanç. Şu ölümlü dünyada ne yapalım dünyalık bir şeyler kazanmak gerekiyor ya, dünya dediği o. "Her kim ki dünyalık talep ederse..." Halâlen. "Helalinden..." Haram yok, helalinden alnının teriyle veyahut ticaretle, helal minellah, o tarzda helal kazanç peşine düşerse.
İsti'fâfen 'ani'l-mes'eleti. "Kimseye muhtaç düşüp el açmamak için…" Çalışmasa muhtaç olacak, başkasının yardımına muhtaç olacak, "Kimseye muhtaç olmayayım, dilenmek iyi bir şey değil, iffetli, onurlu müslüman olayım." diye düşünerek çalışırsa, ikinci şartı bu. Üçüncüsü;
Ve sâ'yen 'alâ ehlihî. "Ailesine, aile efradına da iyi bakmak gayretiyle…" Çünkü onlarda sana bağlı, sen onların babasısın, hanımın kocasısın, çocukların da senin, onları ele güne muhtaç etmemen lazım. "Ailem muhtaç olmasın, kimseye el açma durumuna düşmeyim." diye helalinden çalışmaya kim dünyalık kazanmaya girişirse…
Ve te'attufen 'alâ cârihî. Bir şart daha var; "Konu komşusuna da ikramda bulunmak düşüncesiyle…" Ben kazanayım da komşularıma da ikram ederim tabii, onlara da hediye, tabakla şeyle gönderirim diyerek komşusuna da iyiliği, ikramı düşünerek kim böyle çalışmaya kalkarsa, kalkışırsa, girişirse dünyalık kazanmaya…
Be'ase'llâhu te'âlâ yevme'l-kıyâmeti. "Allah-u Teâlâ hazretleri onu kıyamet gününde ba's eder, kaldırır." Ve vechühû mislu'l-kameri leylete'l-bedri. "Yüzü mehtaplı gecede ayın olduğu gibi pırıl pırıl parlak bir şekilde kaldırır o kimseyi." Yani yüzü nuranî bir kimse olarak kalkar.
Neden? "Dilenmek zorunda kalmayım, helal kazanç olsun harama, hırsızlık vesaire durumuna düşmeyeyim, çoluk çocuğum rahat etsin, konu komşuma da ikram edeyim." diye iyi bir şeyler düşündü onun için Allah onun yüzünü kıyamet gününde pırıl pırıl ayın on dördü gibi parlar bir vaziyette kaldırır. Ama bunun aksine;
Ve men talebehâ harâmen. "Her kim ki dünyalığı haramdan kazanırsa …" Hırsızlık, dolandırıcılık, aldatmaca vesaire haramla, neyse... Mükâsiren bi-hâ. "Malım daha çok olsun diye."
Ya kerata şu kadar paran var, şu kadar apartmanın var bu harama neye saparsın? "Daha çok olsun." Çok olmasını heves ederek.
Mufâhiren. "Bir de 'Zenginim ben.' diye övünecek." Övünmek maksadıyla, malı artırmak niyetiyle kim haramdan dünyalığını elde etmeye kalkışırsa; Lakiya'llâhe 'azze ve celle. "Aziz ve celil olan Allah-u Teâlâ hazretlerinin huzuruna çıkacak ya âhirette..." Çıkar ama, Ve hüve 'aleyhi ğadbânü. "Allahu Teâlâ hazretleri ona gazaplı bir halde çıkar." Severek değil sevdiği bir durumda çıkmaz, Allah ona gazap ediyor durumda varır Allah'ın karşısına. O gazaplı durumda vardığı için de işiteceklerini, başına gelecekleri düşünsün.
Bu hadîs-i şerîfte güzel, bu hadîs-i şerîfin de kulağımıza girmesi iyi oldu. Demek ki Müslümanlık dünyalığı reddetmiyormuş, hani çalışmayı reddetmiyormuş bilakis dilenmemek için, çoluk çocuğu rahat etsin diye, konu komşuya hayır yapıyım diye dinimiz helalinden çalışmayı teşvik ediyor. Gördünüz işte hadîs-i şerîfte! Herkese söyleyin ki Müslümanlığı iftira ediyorlar, yanlış tanıtmaya çalışıyorlar.
"Müslümanlık miskinlik, tembellik dinidir, bir lokma bir hırkadır!"
Sen hadîs bilmiyorsun ki, sen Müslümanlık hakkında dinden haberin yok ki ne konuşuyorsun? Onlara, [Müslümanlığı iftira edenlere] söyleyin ki işte dinimiz her şeyi böyle yapıyor.
Demek ki insan da sabahleyin işine giderken ne diyecek?
"Yâ Rabbi! Bana helal kazanç nasip et. Ki bu helal kazançla dilenmekten, başkasına muhtaç olmaktan kendimi koruyayım; çoluk çocuğuma helal rızık getireyim, onları rahat ettireyim; konu komşuma da faydam olur iyi kazancımla. Yâ Rabbi! Sen bana helal kazanç nasip et." desin bu hadîs-i şerîfe göre, öyle çıksın, her işi ibadet olur. Yani iyi niyetli olduğu için ticareti de ibadet olur, kıyamet gününde de dolunay gibi mehtap gibi yüzü pırıl pırıl nurlu, öyle gelir huzûr-u Rabbi'l-izzete.
Ötekisi, öteki nasıl gelir? Haramdan kazanan, çok mal elde edeyim diye hırsla çalışan ve övünmek için çalışan, o da Allah kendisine gazap etmiş bir halde huzûr-u Rabbi'l-izzete varır, o gazabında arkasından başına neler geleceğini insan şöyle düşünüveriyor tabii.
Allah bizi kendisinin azabından, ikabından, gazabından, sahatından uzak eylesin Sevdiği razı olduğu kul eylesin. Dünyada âhirette mesut bahtiyar eylesin. Helal kazançlar, bol kazançlar versin cümlenize, o bol kazançlarınızla hayrât-u hasenât yapmayı nasip etsin, ölmeden, iş işten geçmeden iş mirasçıya kalmadan hayrât-u hasenâtınızı da yapın da arkanızdan defterinize sevaplar yağsın gelsin.
Fâtiha-i şerîfe mea'l-Besmele.
05.12.1987 -
Borç, Kevser Havuzu,
07.06.1993 -
Hacıların Şefaati, Hacdaki
