28.03.1982 - İnsanları Cennetlik Cehennemlik Olarak Ayırmak, Ulül Emre İtaat

28.03.1982 - İnsanları Cennetlik Cehennemlik Olarak Ayırmak, Ulül Emre İtaat
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Kâlallâhu azze ve celle lâ tenzilû ibâdiye'l-ârifîne'l-muhaddesîn el-cennete ve la'n-nâr hattâ yekûne'r-Rabb ellezî yakzî beynehüm.
Allah-u Teâlâ hazretlerinden naklen hadis-i kutsi olarak Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlar:
Kâlallâhu azze ve celle. "Aziz ve celil olan Allah-u Teâlâ hazretleri buyurdu ki;" Lâ tenzilû ibâdiye'l-ârifîne'l-muhaddesîn mübâreken el-cennete ve la'n-nâr. "Benim arif ve ilhama mazhar kullarımı, o ilham sebebiyle sizin anlayacağınız-anlamayacağınız çeşitli sözler söyleyen kullarımı cennete veya cehenneme nispet etmeyiniz!"
"Bu adam cennetliktir, bu adam cehennemliktir… Bu böyle söylüyor, olur mu olmaz mı?.. Güzel söylemiş…" vs. tarzında bir değerlendirme yapıp da cennete veya cehenneme yakıştırmayın, bir tanesine mensup diye düşünmeyin!
Hattâ yekûne'r-Rabb ellezî yakzî beynehüm. "Cümle âlemlerin Rabbi olan Allah-u Teâlâ hazretleri onların hakkında hükmünü verinceye kadar siz bir söz söylemeyin!"
Allah-u Teâlâ hazretlerinin bazı garip kulları var.
Bu kulların bir vasfı;
Arifin: Arif, mârifetullaha sahip, Allah-u Teâlâ hazretleri hakkında senin benim düşünmediğim şeyleri düşünmüş, peşine düşmüş, öğrenmiş, mârifetullaha ermiş, mârifetullah sahibi.
İkinci vasfı;
Muhaddesîn: Kendilerine söz söylenen, hadis söylenen, ilham yoluyla Allah-u Teâlâ tarafından bazı sözler iletilen, bazı bilgiler verilen kimselerdir.
Bu çeşit kimseler insanların alıştığı sözlerden başka sözler söylerler. Bu sözleri o makama ermemiş, o seviyeye gelmemiş, düşüncelere ulaşamamış kimseler ya hazmeder ya hazmedemez. Bunun için Peygamber Efendimiz umumi bir tavsiyesi var, buyuruyor ki;
Kellimü'n-nâse alâ kadri ukûlihim. "İnsanlara akıllarının aldığı nispette konuşun!"
Akıllarının almayacağı yüksek bilgileri küçük çocuğa söylersen hiçbir şey anlamaz. Herkese aklının seviyesinde söz söylemek lazım.
Bunlar da kendileri arif, kendilerine bazı ilhamât da vaki oluyor, bazı sözler söylerler; o sözlerden dolayı bazı kimseler onların kadr-ü kıymetini takdir eder bazıları da tenkit eder!
Mesela İmam Gazali rahmetullâhi aleyh hazretlerini bir düşünelim, İhyâu ulûmi'd-dîn isimli eserini okuyoruz, Kimya-ı Saâdet'ini okuyoruz, daha pek çok kitapları Türkçe' ye kazandırıldı, tercüme edildi, okuyoruz… Eskilerden öyle insanlar geçmiş ki Gazali’nin kitaplarını gördüler mi toplattırıp yakarlarmış. Bazı memleketler var, o memlekete o kitapların sokulması yasak!
Demek ki bazıları anlıyor, bazıları anlamıyor. Bu çeşit kimseler hakkında olur olmaz şeyler söylemeyin! Bu cennetliktir veya bu cehennemliktir, derseniz bilinmez ki Allah-u Teâlâ hazretleri söylediğiniz sözü hangi tarzda değerlendirecek! Onun için hadis-i şerifte; "Allah-u Teâlâ hazretleri değerlendirinceye kadar siz söylemeyin!" diyor.
İzahta [Mehmed Zahid Kotku] Hocamızın hocası Gümüşhaneli Ahmed Ziyâüddin rahmetullâhi aleyh;
İnnehüm ulû'l-emri. "Onlar ulu'l-emirdir; işin sahibi, işin başında olan, idareci durumda olan kimselerdir." demiş. Sonra da;
Yâ eyyühellezîne âmenû etîullâhe ve etîu'r-resûle ve üli'l-emri minküm. "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Allah'ın Resulüne itaat edin ve işin başında, sizden olan, mü'min olan ulû'l-emre itaat edin! " ayet-i kerimesini zikrederek diyor ki:
"Onlar, bu ayette zikri geçen ulû'l-emirdir!"
Sonra da Ebu Hüreyre radıyallahu anh'ten ve diğer alimlerden rivayetle bu ayet-i kerimenin izahına geçmiş.
Etîullâhe. "Allah'a itaat edin!" Bir insan Allah'a nasıl itaat eder?
Kendisi peygamber değil ki vahye mazhar olsun! Allah'ın göndermiş olduğu Kur'ân-ı Kerîm'i okur, farzlarını emirlerini tutar; yasaklarından, haramlarından korunur. İşte Allah'a itaatin yolu!
"Namaz kılın!" Kılar.
"Oruç tutun!" Tutar.
Hacca gidin!" Gücü yeten gider.
"İçki içmeyin!" İçmez.
"Zina etmeyin!" Etmez.
"Yalan söylemeyin!" Söylemez…
Allah'a itaat böyle olur!
Ve etîu'r-resûle. "Resûlullah'a itaat edin!"
İşte burada dünyanın kıyameti kopuyor! Bu devirde birçok insan var: "Ben Allah'ı tanırım ama başka şeyi tanımam!" diyor.
Olmaz ki! Allah'ı tanıyıp da başka şeyi tanımazsan Allah-u Teâlâ hazretleri seninle doğrudan doğruya mı konuşacak! Elçi göndermiş, elçiyi tanımazsan, elçiyi gönderenle nasıl irtibat kuracaksın?!..
Uzak bir diyardan, bir memleketten bir elçi geliyor, itimatnamesini takdim etti mi imzalı vesikasını verdi mi, "Tamam, bu elçidir." diyorsun, sözünü o devletin başkanının sözü gibi kabul ediyorsun, ona göre cevap veriyorsun…
Allah'ın elçisini kabul etmiyorsun! Sen kimsin, çok mu matah bir insansın, çok mu müstesna bir değerin var, nesin ki!.. Dağları tepeleri sen mi yarattın da Allah'ın elçisini reddediyorsun?!..
Allah'a itaat tamam, Resûlullah'a itaat deyince bir kısmı diyor ki:
"Bu devirde olmaz!"
Allah-u Teâlâ hazretleri olmuş ve olacaktan haberdar değil mi, Alim değil mi, Habîr değil mi?!..
"Hadis-i şerifler çok sıkıntılı..."
Ne sandın ya! Din imtihan değil mi, bu dünya hayatı imtihan değil mi? Seni başıboş mu bırakmışlar?
"Namaz kıl!" diye bir meşakkat var, "Malından bir miktarını zekât olarak ver!" diye kendi kazandığın malı verme mecburiyetin var. Sıcak bir diyar, kumlu bir diyar, tozu toprağı var, kuraklığı var, çeşitli sıkıntıları var, vize istersin vermezler… Ama "Hacca git!" diye emretmiş, sıkıntısı var. "Geceleyin kalk, sabret!" diye emretmiş.
Dünya hayatı imtihan yeri; dârü'r-rahat değil, rahat etme yeri değil; dârü'r-karâr değil, oturulacak bir yer değil ki!.. Burası gelip geçme yeri! Burada Allah-u Teâlâ hazretleri seni isterse, beğenirse kabul ederse "Kulum…" derse ne mutlu!
"Kulum…" demezse sen istediğin kadar çırpın! Sen istersen; "Rabbim" de, istersen deme, sen bilirsin!
Şu dağları, taşları, ovaları, denizleri, okyanusları, ayları, güneşleri, sistemleri, gökleri, yerleri yaratan Allah-u Teâlâ hazretlerinin karşısında küçüklüğünü anlamak için dünyanın nüfusunu bir düşün! Şu kadar milyar içinde milyarda bir tanesin! Bir de tarih boyunca gelmiş geçmiş milyarları düşün! Ondan sonra bir de Allah'ın görünen görünmeyen öteki mahlûklarını düşün!
Senin hissene ne düşüyor, sana itibar etmek gerekse ne diyecekler?
Bir zerre, bir zerresin, başka bir şey değilsin! Az önce küçük bir bebektin, kendini korumaktan acizdin, altını temizlemekten acizdin! Bir zaman gelecek yine öyle olacaksın, yine etrafındaki çoluk çocuğun bakarsa bakacak! Yemeği yiyemez hâle geleceksin; elin titremeye başlayacak, gözün görmemeye başlayacak belki! Allah sıhhat ve âfiyet versin ama önü acizlik, sonu acizlik! Bir hastalık gelse hastalığı defetmeye gücün yetmez, bir düşman gelse dünyanın hadiselerini değiştiremezsin ki! Düşman, memleketi ezip geçer, engel olamazsın, âciz bir mahlûksun.
Hâsılı sen kim oluyorsun da Allah'ın elçisini inkâr ediyorsun? [İnanmaya] mecbursun!
Allah-u Teâlâ hazretleri ayet-i kerime de ne buyurmuş?
Etîullah. "Allah'a itaat edin!"
"Peki, ettim."
Ve etîu'r-resûl. ["Resûle itaat edin!"]
"Yok, ona etmem!" diyebilir misin? Diyemezsin!
Bu ayet-i kerimeler varken; "Ben hadisleri kabul etmem, sünneti kabul etmem!.." diyebilir misin? Diyemezsin! Dersen ne olur?
Âsi olursun, isyan bayrağını açmış bir kul olursun. Küçücük zerre kadar, zerreden de aşağı bir kul iken koca kâinatın sahibi, yerleri gökleri yaratmış olan Allah-u Teâlâ hazretlerine; "Ben sana âsi oluyorum, bayrağı açtım!" diye harp açmış olursun! Uyacaksın, Resulüne uyacaksın, Resulünü öğreneceksin! Hem gayret sarf edeceksin, telaşla öğreneceksin!
"Nisan 1'e kadar şu kadar vergiyi vermezseniz verginiz on misli pahalanacak!" deseler karşıda kimse kalmaz, herkes vergi dairelerin önünde kuyruk olur. On misli fazla vergi vermeyeyim, diye geceleyin yataklarını götürürler. Vergisini 1 Nisan'dan önce vermek için herkes kuyruğa girer, ben de olsam ben de öyle yaparım. "Vergi dairesinin önünde kuyruk olalım da bunu ödeyelim…" demez miyiz?"
Allah-u Teâlâ hazretleri buyuruyor ki; "İnsan imansız göçerse cehenneme girecek! Kâfir oldu mu ahiret hayatı, ebedî hayatı mahvolacak!"
Daha mı az telaş edilecek bir şey, yoksa vakit mi var?!..
"Daha elli sene daha yaşarım; hele kırk sene daha isyan edeyim de en son on senede itaat ederim, toparlarım…" diye hesap biliyor muyuz? Şurada sesimiz duyuluyorken belki kısılıverecek, devrileceğiz. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. Ölüverdi…
Çünkü genç demiyor yaşlı demiyor, geliyor. Onun için mecburuz, Resûlullah'a da itaat edeceğiz. Kâinatın sahibine karşı gelmek olmayacağına göre istesek de istemesek de [itaat edeceğiz].
Peygamber Efendimiz' i tanısan zaten seveceksin. [Sevmemek] elinden gelmez ki!..
Men raâhü bedîheten hâbehu ve men hâletehû ma'rifeten ehabbehû.
[Resûlullah] ilk görüldüğü zaman Resûlullah'a gelenleri titreme tutardı. Heybet, nur, azamet, Allah'ın verdiği vakar, güzellik…
Peygamber Efendimiz' in sülalesinde bir güzellik var ki İbn Abbas'ı filan; "Abdulmuttalib'e benzerdi." diye anlatıyorlar. Bakıldığı zaman gözleri imrendiren bir güzellikleri vardır; yüzü güzel, huyu güzel, nurlu, tevazu içinde heybetli; insanlar gibi oturur, insanlar gibi kalkar; çarşıya pazara gider, diz çöker…
Ama Allah heybet verdi mi bir aylık mesafedeki düşmanına korkusu tesir edermiş. Bir aylık mesafedeki düşmanı Resûlullah'ın mehabetinden titrermiş. Hadis-i şerifle sabit: "Allah-u Teâlâ düşmanımın gönlüne korku salmakla beni nusrata mazhar etti. Benim hususiyetlerimden birisi bir aylık mesafedeki düşmanımın yüreğinin titremesidir!"
Kâfir, manyetik tesire girmiş gibi bir aylık mesafeden Resûlullah'tan korkardı.
Ve men hâletehû ma'rifeten ehabbehû. "Ama biraz konuşup görüşünce biraz tanıyınca sevmemek mümkün değildi!"
Öyle kimseler vardı ki oturup yüzüne göz kırpmadan bakarlarmış. Resûlullah vefat ettiği zaman bazı sahabeye dünya dar geldi de terk-i diyar ettiler, kalktılar gittiler "Ben bir daha burada nasıl duracağım, her taraf Resûlullah'ın hatırasıyla dolu!.." diye.
Hâsılı tanısan zaten seveceksin ama serkeşlik ediyorsun, inat ediyorsun! Şeytan seni aldatıyor! Şeytan dedeni, Âdem atamızı aldattığı gibi seni de aldatıyor. Seni bu sahaya sokmuyor, incelesen sen de seveceksin ama incelettirmiyor. Seni kışkırtıyor, kışkırtıyor sen de "Bu boş!" diye düşünüyorsun.
"Hadis-i şerifin kıskacına girersem hadis benim hayatımı tanzim edecek, 'Şunu yapma bunu yapma!..' diyecek, ben biraz serbest yaşayayım" diye canın istiyor. "Biraz içki içeyim, biraz böyle yapayım, biraz şöyle yapayım, biraz rahat edeyim yatayım, kalkayım…"
Hadis-i şerifin karşısına geçince hadis seni bağlayacak: "Gündüz şöyle yaşa, gece böyle yaşa, sözünü şöyle söyle, sohbetini böyle et, ahlâkın şöyle olsun, böyle olmasın…" diyecek.
İyi kul olmaya korkuyorsun değil mi? İlim onun için beş paralık bir şey, yanaşmıyor! Alime, aliyyü'l-âlâ alime yanaşmıyor!
Neden?
Biliyor, hadis-i şerif insanı kıpırdayamayacak tarzda belli bir Müslüman yapıyor. Pakistan'da bir hadis okuyan insan nasıl Müslüman oluyorsa Türkiye'deki Müslüman da öyle Müslüman oluyor. İngiltere'deki bir adam da Müslüman olursa o da hadis-i şerif okudu mu o da aynı Müslüman oluyor. Bin kişinin içinde bakıyorsunuz bir İngiliz, bir Pakistanlı, bir Türk Müslüman yan yana oturuyorlar.
Neden?
Her kuş kendi cinsiyle uçar da ondan! Serçe serçelerle uçar, karga kargalarla, güvercin güvercinlerle, kumru kumrularla uçar… Hadis-i şerif; bunları bir millet yapıyor, bir ümmet yapıyor!
Hadi buyur Kur'an'a göre namaz kıl ama hiç hadisten faydalanmayacaksın! Hadis-i şerif malumatını bir kenara çıkar, sadece Kur'ân-ı Kerîm'in ayetlerine bakarak namaz kıl!
Bilemezsin ki! Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de Allah-u Teâlâ hazretleri;
"Kullarım namaz kılın!" diyor.
"Nasıl namaz kılacağım yâ Rabbi?" dersen, netice itibariyle;
"Resulümü gönderdim ya; onu gör, ona uy, onun hadis-i şerifinden anla!" demiş oluyor.
Biz biraz aklı yukarıda insanlarla, münevver tabakasıyla bir arada fazlaca bulunuyoruz. Beyefendi lütfen ve keremen Allah'ın varlığını kabul ediyor da başka bir şeyi kabul etmiyor! Sanki bir şey! Veyahut Kur'ân-ı Kerîm'i kabul ediyor da hadis-i şerifi kabul etmiyor!..
Hadis-i şerifi nasıl kabul etmezsin?
Etîu'r-resûle. "İtaat edeceksin!" diyor, nasıl itaat edeceksin? İşte Kur'ân-ı Kerîm!
Peki, Kur'ân-ı Kerîm'i kabul ettin. Tamam, uyuştuk, ver elini, seninle anlaştık, Kur'ân-ı Kerîm'i kabul ettin…
"Ettin mi?"
"Ettim."
"Dönmek yok!"
Kur'ân-ı Kerîm'i okumaya başladığında işte karşına ayet-i kerime geldi:
Etîullâhe. "Allah'a itaat et!" Ve etîu'r-resûle. "Resûlullah'a itaat et!"
Hadi bakalım, işte Kur'ân-ı Kerîm senin elinden tuttu; "Öp bakalım Resulünün elini eteğini, bastığı yeri öp bakalım, burnunu sürt yere…" dedi.
Kul in küntüm tuhibbûnallâhe fettebi'ûnî yuhbibkümullâhu
Kul. "Müslümanlara, iman edenlere de ki ey Resulüm!" İn küntüm tuhibbûnallâhe. Ve yagfir lekum zunûbekum.
"Siz Allah'ı seviyorsanız" Fettebi'ûnî yuhbibkümullâhe. "Bana tabii olun ki Allah da sizi sevsin!"
Yoksa Resûlullah'a tabii olmadan Allah'ın muhabbetini kazanmak mümkün değil! Allah-u Teâlâ hazretleri gelip sana vahiy mi indirsin! Elçisini kabul etmiyorsun, ondan sonra da Allah'ın seni sevmesini bekliyorsun; senin kulluğundan ne olacak?
Sana sıhhati veren Allah, parayı veren, aklı veren, gözü kaşı veren Allah; her şeyi Allah-u Teâlâ hazretleri ihsan etmiş, kulluk etmekten burnun havada iraz ediyorsun," vazgeçiyorsun, naz ediyorsun…
Sen naz makamında mısın?
Niyaz makamındasın! Eğil bakalım, alnını yere bir sürt, burnun bir yere sürtülsün:
"Yâ Rabbi! Benim hiçbir şeyim yok, ben zerreden aşağı bir mahlûkum. Sen bana bunca nimetleri ihsan ettin, dünya ehli bir insan bana bir hediye verse onun karşısında eksikli olurum. Sen bana akıl verdin, nizam verdin, göz kulak verdin, el ayak verdin, İslâm verdin, iman verdin, kadın verdin, çoluk çocuk verdin, itibar verdin, mevki makam verdin, mal verdin…
Hadi bakalım! Vereni bulup da teşekkür etmek lazım değil mi?
Bazı insanın iki gözü âmâ, sana vermiş; bazısının kulağı sağır, sen duyuyorsun; bazısının aklı kıt, sana akıl vermiş; bazısı kâfir, sen mü'minsin; bazı memlekette insanlar açlıktan iskelet gibi kuruyor, sen yiyorsun, semiriyorsun, göbeğin gelişmiş, yüzün şişmanlamış…
İnsan bunların vericisine şükretmez mi? Demek ki;
Etîullâhe ve etîu'r-resûle. "Resûle de itaat edecek!" Edeceğiz, hem de tanırsak seve seve olacak!
Ve uli'l-emri minküm. "Sizden olan ulû'l-emre itaat edeceksiniz, sizden olan iş sahiplerine, işleri yönetenlere itaat edeceksiniz!"
Resûlullah'a itaati de anladık, ulû'l-emr kim?
Ebu Hüreyre radıyallahu anh izah sadedinde demiş ki;
Umü'l-umerâı ve'l-vulât. "Onlar komutanlar ve valilerdir." Umerâ, emirler; vülât, valiler, vazifeli yerlere gönderilmiş insanlar. Onun sözünü dinliyorlar, kendilerine makam verilmiş.
Ve an İbn Abbas hümü'l-fukahâ u ve'l-ulemâı. "İbn Abbas'ın kanaatine göre ise onlar fakihler ve alim kimselerdir." Ve hüve kavlü'l-hasenu ve'd-Dahhâku ve'l-Mücâhid. "Hasan-ı Basrî'nin, Dahhâk'ın, Mücahid'in, diğer ulemanın da kanaati budur."
Ve kîle hulafâi ve'l-kudât ve umerâu's-seriyye.
Bazıları; "Bunlar halifelerdir, kadılardır ve 'Askeri birliklerin başına sen geç bakalım da filanca kabileye git onlarla cihat et!' diye seriyyelerin başına tayin edilen emirlerdir. Elbet o seriyyenin içindeki asker, o komutana itaat edecektir. Bu mânaya gelir!" demişler.
Ve an İkrime erâde bi uli'l-emri Ebâ Bekrin ve Ömer. "Bu ayet-i kerimedeki ulû'l-emrden kasıt, mâna umumidir ama o ayetin indiği zaman mâna, 'Hz. Ebû Bekir'e ve Hz. Ömer'e itaat edin!' demekti, bu maksatla idi!" demiş, İkrime isimli alim, rahmetullâhi aleyh.
Bir zât da demiş ki;
Ve kîle cemîü's-sahâbeti. "Ulû'l-emrden murat sahabenin hepsidir, cümlesidir. Çünkü hadis-i şerifte; Bi eyyihim ikdeteytüm ihtedeytüm. Buyruldu hadisi şerifte. 'Onlardan hangisine itaat ederseniz hak yolu bulursunuz!' denildi, binâenaleyh bunlar sahabedir!" demişler.
Çeşitli kanaatleri söylüyor da karşısındaki meraklı ilim erbabını, ilim talibini havada bırakmıyor, neticeyi söylüyor. Gümüşhaneli Ahmed Ziyaüddin Hocamız diyor ki;
Ve esahvu'l-akvâli el-ulemâ. "Sözlerin en doğrusu, en sahihi alimlerdir!"
Neden?
Li-ennehû yecibu ale'l-mülûki tâatiül-ulemâ dûne'l-aks. "Çünkü hükümdarlara, alimlere uymak borç olur, gerekli olur da aksi gerekmez!"
Hükümdarlara ulemanın uyması gerekmez, ilim kendi kendine yolu gösterir. Yolu ümeraya gösterirsin, hükümdara gösterirsin; onlar da gelirler. Yoksa hükümdarlar ulemaya yol gösteremezler ki! İlim yolu ayrı bir yoldur. Herkesin oralarda pervaz etmeye kolu kanadı yoktur, gücü yetmez.
Netice de ulû'l-emrden murat ulemadır!
Ulemadan murat nedir?
Ulemadan murat da Allah-u Teâlâ hazretlerine muti, takva sahibi, mârifetullaha, muhabbetullaha vasıl olmuş, ümmet içinde Resûlullah'ın varisleri durumunda olup da Ümmet-i Muhammed'i hak yola irşat eden kimselerdir! Onlar; "Allah'ın rızası bu tarafta aman öbür tarafa gitme! Burada biraz dünya menfaati var gibi görünüyor ama bunun sonu acı gelir. Sen bunun sonunda gidersen başına çok şeyler gelir!" derler.
Bu bankerler çıktığı zaman insanlar iki çeşit tavra büründüler:
"%50 faiz! Haydi hücum!.."
Bileziğini sattı, dairesini, malını, tarlasını sattı; bankere verdi. Çünkü iki sene bekledi mi parası yüzde yüz artacak; ne kadar güzel!..
Yahu etme eyleme!..
Faiz Kur'ân-ı Kerîm'de yasak bunu yapamayız, filan diye kimisi de geri durdu. Ötekiler dünya menfaati bahis konusu olunca cup atladılar, "Haydi bakalım, yüzde elli faiz alacağız!" diye hiç tereddüt etmediler. Hücum!
Allah-u Teâlâ hazretleri imtihanı nasıl yapıyor?
"Kim beni seviyormuş kim parayı seviyormuş, kim benim yolumu seviyormuş kim dünyayı seviyormuş, kim ahireti seviyormuş kim dünyayı seviyormuş?..
İmtihan sorusu nasıl da meydana çıkıyor! İnsanların çoğu imtihandan gafil!
Allah-u Teâlâ hazretlerinin hikmetinden sual olunmaz! Dileseydi herkese %50 faizi kazandırtıp "Azgınlıkları daha da artsın!" diye onları dünyada memnun da edebilirdi. Belki o faizi de onlara nasip edip yedirtebilirdi, ötekileri bir imtihana daha tabii tutardı. Onların da içi şöyle bir titrerdi:
"Bunların paraları iki misli oldu, bizim paramız da durduğu yerde %50 fire verdi!" diye bir zelzele, bir sarsıntı, bir eleme daha olabilirdi belki ama Allah-u Teâlâ hazretleri cezayı dünyada da gösteriyor. Hadi bakalım; bankerlerin bir kısmı paraları aldı kaçtı, bir kısmı kayboldu, bir kısmı iflas ettiler...
Hükümet işe el koydu. Kanunlar, nizamlar, ödeme şartları vs. ile neleri senin paranın %50'si eline geçerse öp başına koy! Belki o da geçmeyecek, o duruma geldi insanlar! Onu [yöneticiler] söyleyemez, onu alimler söyler.
[Bir hükümdar,] alim bir zatı gezdirmiş. Ne kadar güzel bir köşk yaptırdım, manzaralı balkonlu, bahçeli, yeşillikli… Gel gör. Gezince "Aferin, güzel yapmışsın, güle güle otur…" diye bekliyor.
"Vah vah yazıklar olsun! Sen bu parayı nereden kazandın, buraya ne hakla harcadın? Bunu buraya harcamaya hakkın var mıydı? Bir insan için bu koca köşk lüzumsuz değil mi? Bu kadar paraya ne lüzum var, sen burada böyle ev yapacağına ahirette cennette kendine bir köşk yapmanın çarelerini arasaydın ya?!.." diye baştan aşağı bir batırmış çıkarmış. Acı!
Bazıları alkışlamıyor, pohpohlamıyor diye kızar ama isterse kızsın, isterse dövsün, öldürsün! O ulema, hak ulema ise Resûlullah'ın yolundan ayrılmaz! Sopayı yer, hapse girer, sıkıntıyı çeker ama hak sözü eğri büğrü söylemez; dosdoğru söyler!
"Bu yanlış, bu doğru! İstersen kafamı kes benim kanaatim bu, dinin emri bu!" diye söyler, onun için ona uymak lazım.
Hepimiz neyiz?
İmtihan gören insanlarız. Hepimize en çok, hak yolu gösterecek insan lazım! Bâtılı gösterecek insana uyarsak o zaman;
İzâ kane'l-gurâbu delile kavmin le-ye'tîhim ila'l-arzı'l-ciyâfî. "Karga bir insanın delili olursa onu götürür cifenin başına!"
Çünkü karga cife yiyecek, sen de karganın peşine takılırsan cifenin başına gidersin!
İnsan hiç kargayı kılavuz eder mi, edinir mi? Allah-u Teâlâ'nın yoluna kılavuzluk edecek bir insana tabii ol, doğrusu budur!
Ulû'l-emr, Allah'ın veli kullarıdır. Allah'tan gayrıdan korkmayıp da Allah'ın yolunu kullara gösteren kimselerdir. Uyarsan onlara uy! Başkasına uyarsan o zaman karga misalini hatırından çıkartma!
[Ahmed Ziyâüddin] Hocamız dedi ki; "Onlar ulû'l-emrdir!"
Neye dayanarak söylüyor?
Hadis-i şerifte iki vasfı zikrediliyor: Birisi 'arif', ikincisi 'muhaddes' diyor, kendilerine ilham veriliyor; irfanı var, bir de ilhamı var. Onun için ulû'l-emr dedi ve ulû'l-emrlerin hakkında da böyle bir izahat verdi.
İnsan üç kişi de yola da çıksa arasında ille bir tanesinin imam seçmesi lazım, diye çeşit çeşit konuşmalar oluyor. İşte imam! İmam, alim!
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
31.03.1985 -
Râmûz 427 Cemaatle
09.02.1991 -
Gam ve Kederlenme
