03.06.1993 - Hacca, Umreye Gidenler, İşrak Namazı

03.06.1993 - Hacca, Umreye Gidenler, İşrak Namazı
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Kemâ yenbağî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih.
Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn seyyidinâ ve senedinâ ve tâcu ruûsina ve taibîbi kulûbina Muhammedini'l-Mustafâ ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ be'dü fe'lemü eyyühe’l-ihvân fe-inne efdale’l hadîsi kitâbillah. Ve efdale’l-hedyi hedyü seyyidinâ muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem. Ve şerra’l-umûri muktesâtühâ ve külle şey’in muktesetin bi’datün ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin ve sâhibihâ fi’n-nâr ve bi’s-seneti’l muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem ennehû kâl.
اَلْحَاجُّ وَالْمُعْتَمِرُ وَالْغَازِي فِي سَبِيلِ اللهِ وَالْمُجَمِّعُوا فِي ضِمَانِ اللهِ دَعَاهُمْ فَأَجَابُوهُ وَ سَأَلُوهُ فَأَعْطَاهُمْ
El-hâccu ve’l-mu’temiru ve’l-ğâzî fî sebîlillâh ve’l-mucemmi’û fî dımânillâh de’âhum fe-ecâbûhu ve seelûhu fe-a’tâhum.[1]
Câbir radıyallâhu anh’den rivayet edilmiş. Bu da bizimle ilgili bir müjde.
El-hâccu. “Hac yapan insan.” Ve’l-mu’temiru. “Umre yapan insan.” Ve’l-ğâzî. “Cihad eden, gazaya giden insan.” Allah rızası için gazaya gidiyorlar. Ve’l-mucemmi’û. “Cuma namazına giden insan.” Hacı, umreci, gazi ve cumaya giden kimse; bunların hepsi fî dımânillâh. “Allah’ın garantisi altındadır.” Allah bunları himayesine almıştır. Hac yapmak isteyeni, umre yapmak isteyeni, gazaya gideni, cumaya gideni Allah himayesine almıştır.
Deâhum fe-ecâbûhu. Neden himayesine almıştır? Allah onları çağırdı. İbrahim aleyhisselâm’a buyurdu ki;
وَأَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm
Ve ezzin fî’n-nâsi bi’l-hacci.[2] “Ey İbrahim! İnsanlara hac yapmaları için seslen, bağır.” İbrahim aleyhisselâm dedi ki;
“Yâ Rabbi! Ben bu ekin bitmez vadide, ıssız yerde bağırsam kaç kişiye duyurabilirim?” Şurada kimse yok... Nihayet Safa’nın arkasındaki tepeye çıkacak.
“Sen bağır, sen çağır; duyurması bizden!” buyurdu.
Duyurmak Allah’ın kudretine kalmış bir şey.
Onları evine davet etmiş, “Beytullah’ı ziyaret edin.” demiş olduğu için Allah celle celâlüh, tabi Allah’ın himayesine girmiş oluyorlar. Ev sahibinin misafiri bunlar.
Hac yapan kimselerin en güzel vasfı nedir?
Benim çok hoşuma gidiyor, levhalarda gördüğüm zaman keyfim geliyor, hoşuma gidiyor. Cidde’den gelirken; Merhaben bi duyûfi’r-Rahmân. “Ey Rahman’ın misafirleri, merhaba, hoşgeldiniz!” diye levhalar yazmışlar. İnsanın içi bir hoş oluyor, hoşuna gidiyor.
Biz neyiz burada?
Biz duyûfu’r-Rahmân’ız, Rahman’ın misafirleriyiz. Rahman evine gelmişiz. Ev sahibi misafire ikram eder ve korur. Misafir, ev sahibinin himayesindedir. Misafire dokundurtmaz. “Ben bunu himaye ediyorum.” der, köpeğine ısırttırmaz, komşusuna saldırttırmaz, himayesine alır. Biz şimdi Allah’ın dımânında, garantisinde, hıfz-ı himayesindeyiz.
De’âhum. Allah bu hacıyı, umreciyi, gaziyi evine çağırdı. Fe-ecâbûhu. “Onlar da ‘lebbeyk’ dediler.”
Lebbeyk ne demek?
Biz Türkiye’de birisini çağırdığımız zaman “Ahmet! Buraya gel.” deriz, “Buyur.” der. Lebbeyk; buyur, emret demek. Araplarda da birisi birisini çağırdığı zaman; “Ta’âl hunâ, ey filanca!” dediği zaman, “Gel Ahmet!” dediğin zaman mesela, Arap ne der? “Lebbeyk.” der. “Evet duydum, emrindeyim buyur.” demek o da. “Emrindeyim, hem de bir kere değil; katmerli katmerli, kat kat emrindeyim buyur.” demek.
Allah bizi mânevî bakımdan çağırmış, biz de davetine icabet etmişiz, “Lebbeyk” diye diye geliyoruz. İstanbul’dan veyahut ihrama girdiğimiz huduttan beri;
لَبَّيْكَ اللهُمَّ لَبَّيْكَ لَبَّيْكَ لَا شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ إِنَّ الْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْك لَا شَرِيكَ لَكَ
“Lebbeyk, Allâhümme lebbeyk. Emret yâ Rabbi. Buyur yâ Rabbi. Çağırdın geliyoruz yâ Rabbi. Tamam yâ Rabbi. Koşarak geliyoruz yâ Rabbi. Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk. Senin şerîkin, nazîrin yok. İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk. Senin bize verdiğin nimetler sendendir, biliyoruz. Hamd ü senâlar sana layıktır, biliyoruz. Mülk, azamet, egemenlik, hakimiyet, kâinatın yönetilmesi, mukadderâtın tanzimi, hepsi senin, hep biliyoruz, her şey senden yâ Rabbi. Lâ şerîke lek. Şerîkin, nazîrin yok; teksin, eşsizsin, misalsizsin, emsalsizsin yâ Rabbi.” diyerek, Lebbeyk çeke çeke geliyoruz. Mânası bu.
Çağırıldık. De’âhum fe-ecâbûhu. “Çağırdı Allah onları, onlar da daveti kabul ettiler, geldiler.” Seelû fe-a’tâhum. “Onun için isterler, Allah da onların istediklerini verir.” Allah da ne isterlerse onların istediklerini verir.
Biliyorsunuz ki hacı evinden çıktığı zaman, tekrar evinin kapısının içine girinceye kadar duası makbuldür. Duası makbul insanlardan birisi hacıdır, birisi gazidir. Hacı, umreci, gazi evinden çıktığında, tekrar evine dönünceye kadar duası makbuldür. Onun için memlekete vardığınız zaman evinize gitmeyin, biraz dolaşın, evinize geç gidin. Köyünüze gidin, başka yere gidin, biraz sağa sola dua edin, sizden istifade etsinler. Duanız makbul çünkü. Evine gitti mi program bitiyor, tamam oluyor. Evinize biraz dolaşarak gidin. Ondan sonra önünüze gelene, sevdiklerinize bol bol dua edin. Çünkü Allah, siz Allah’ın davetine icabet ettiniz, emrini tuttunuz diye istediğinizi verecektir. Hacının mükâfatı böyle.
وَالْحَجُّ يُكَفِّرُ مَا بَيْنَهُ وَ بَيْنَ الْحَجِّ الَّذِي قَبْلَهُ وَ رَمَضَانُ يُكَفِّرُ مَا بَيْنَهُ وَ بَيْنَ رَمَضَان الَّذِي قَبْلَهُ وَالْجُمُعَةُ تُكَفِّرُ مَا بَيْنَهَا وَ بَيْنَ الْجُمُعَةِ الَّتِي قَبْلَهَا
Ve’l-haccu yukeffiru mâ beynehu ve beyne’l-hacci’llezî kablehu. Ve ramadânu yukeffiru mâ beynehu ve beyne ramadâne’llezî kablehu. Ve’l-cumu’atu tukeffiru mâ beynehâ ve beyne’l-cumu’ati’lletî kablehâ.[3]
Ebû Umâme el-Bâhilî hazretlerinin bir başka müjdesi. Diyor ki Peygamber Efendimiz;
“Hac, -daha önce hac da yapmışsa bir insan- daha önceki hac ile şimdiki hac arasındaki günahları affettirir.” İlk hac yapanı da, anasından doğduğu gündeki gibi gene affettiriyor. İkinci defa haccettiği zaman da önceki hacla aradaki günahların hepsini affettiriyor. “Ramazan da, bir önceki Ramazanla aradaki günahları affettirir. Cuma da, bir önceki Cuma ile aradaki günahları affettirir.” buyuruyor. Onun için biz buraya geldik mi, haccı yaptık mı, elhamdülillah bu kadar büyük mükâfatlara nail oluyoruz.
Bana kalsa, ben hacı olacak insanları ilk önce memlekette büyük bir yerde toplarım. Onlara bir hafta, on gün bu âyetleri, bu hadisleri bir bir anlatırım. “Bak, hac oyuncak değil. Hac ömürde bir defa ele geçen muazzam bir fırsattır. Çok sevaplıdır, çok kıymetlidir, çok esrarlıdır, çok tatlıdır, çok güzeldir, çok meşakkatlidir, çok imtihanlıdır. Çok sabır ister, çok dikkat ister, çok nezaket ister, çok edep ister, çok zarafet ister.” diye bu hadisleri okuyup da anlatmak lazım hacılara. Çünkü hacı bilmiyor.
Hacı, eline çantasını alıyor. Avrupa’ya turistik bir seyahate gitmiyorsun ki sen. İstanbul’dan başlıyor gürültüye patırtıya. Taksi şöförü ile münakaşaya başlıyor, havaalanında münakaşa devam ediyor. Uçakta yer kavgası yapıyor. İndikten sonra beklediği zaman canı sıkılınca kavga ediyor. Falanca yerde kavga ediyor. Arkadaşı ile bozuşuyor. Oda meselesinden problem çıkartıyor. Hâlbuki imtihanda ve şeytan peşinde. Şeytan çatlıyor; şimdi bu hacı haccedecek, sevabı kazanacak, Allah’ın sevdiği bir kul olacak diye. “Mafya çetesi sizin peşinizde, silahlı haydutlar size kastetmek için peşinizde…” desek nasıl korkarsınız? Şeytanlar peşinizde. Sizi aldatacak, sizi kandıracak, sizi günaha sokacak, sizi sevaptan mahrum edecek. Peşinize düşüyor. Hacı bunu bilmiyor; her yerde münakaşa yapıyor, sevabını kaçırıyor; her yerde kavga ediyor, sevabını kaçırıyor.
Neden biliyorsun bunu?
الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Bismillâhirrahmânirrahîm
El-haccu eşhuru’n-ma’lûmât. Hac belli aylarda olur, senenin her zamanında olmaz; Zilhicce ayında olacak, o kadar. Senede bir defa olur.
فَمَنْ فَرَضَ فِيهِنَّ الْحَجَّ
Fe men farada fî-hinne’l-hacce. Bu ayların içinde bir hac yapma imkânına bir insan nail oldu mu, sahip oldu mu;
فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّ
Fe-lâ refese ve lâ fusûka ve lâ cidâle fî’l-hâcc.[4] Allah böyle buyuruyor; “Hacda refes yok, füsuk yok, cidal yok.”
Refes ne demek?
Refes; zina ile ilgili fiil veya bunun sözü demek. Küfür demek, ağız bozukluğu, küfürbazlık demek. Hacda hem onun fiilî durumu yok hem de lafı yok. Hani adamın ağzı küfürbaz oluyor, kızdığı zaman karşı tarafı kalaylıyor. Hacda, hac yolunda bu yok. Sözü de yok, fiili de yok.
Füsuk da; Allah’ın emrine aykırı iş yapmak, Allah’ın itaatinden çıkmak demek. Hac yolunda bu da yok.
Sonra ne yok?
Cidal de yok.
Cidal ne demek?
Karşılıklı çekişmek demek. Hacda cidal de yok.
Ama bizim hacılarda var. “Bizim hacılar” deyince sadece siz alınmayın, sizde de var, bende de var, şu bizim hacının hepsi mücadeleci. İtmiyor muyuz birbirimizi? Kavga etmiyor muyuz? “Şuraya müsaade et, oturayım.” Omzunu böyle yapıyor. Ben içeri girmek istiyorum, o beni itiyor. Namaz kılacağım. Gözümün önünde böyle olaylar oldu.
Araya girmek isteyen kızıyor ona, diyor ki;
E hâzâ mekânu ebîke? “Burası babanın yeri mi?”
Ötekisi de diyor ki;
Haram hâzâ!
Neresi haram? Safların sık olması sevap. Sahabe-i kirâmın kumaşlarının neresi eskirdi? Omuzları eskirdi. Neden? Sıkışık dururlardı. Neden? Safın sık olması makbul. Saf gevşek oldu mu şeytan araya girer. Sıkışık olacak. Hacı baba genişliyor, kurbağa gibi şişiyor yanına kimseyi sokmuyor, cidal ediyor, kavga ediyor. Geçmek istiyor, geçirmiyor. Arafat’tan döndük hepiniz gördünüz. O araba, o arabaya yol vermez. O şoför, o şoförle kavga eder. O, onun tamponunu ezer. Bu cidal değil mi? Cidal!
Tavaf ediyoruz, cidal yok mu? İranlı karısını orada tavaf yapılan yerde namaza durdurmuş, tam selin önünde. Eğilmiş bir de; arkasını, sağını, solunu itiyor; “Namaz kılıyor.” diyor. Bu koca Harem-i Şerif’te namaz kılacak başka yer bulamadın mı be adam? Ona mollası; “Makâm-ı İbrahim’in arkasında namaz kılmak sevap” diye yazmış herhalde kitapta veya söylemiş, orada namaz kılıyor. Orada başkasına eza veriyorsun, o haram işte. Hacılar orada sıkışıyor, karışıyor. Kendisi de tehlikede; ezilir, bağırsakları çıkar. Düşer, çünkü bu insan selinin önünde durulmaz. Bunların hepsi cidal işte. Al sana cidal!
Allah hepimizi kibar eylesin. Kibar olan kazanıyor, cidal eden kaybediyor. İmtihan burası.
Hacceden bir kardeşim;
“Hocam müsaadenizle, elinizi öpeyim, hakkınızı helal edin, biz hacca gidiyoruz.” dediği zaman, onlara diyordum ki;
“Bakın hac imtihandır. Hac sabır imtihanıdır. Mutlaka damarınıza basacak bir şeyler olacak. Aman dikkat edin, sabırlı olun.”
Burada Allah insanı sabrından mutlaka imtihan eder. Allah İbrahim aleyhisselâm’ı nasıl imtihan etmiş? Bıçağı eline alıp da çocuğunun ensesine dayayıncaya kadar, bakalım yapacak mı yapmayacak mı diye nasıl imtihan etmiş? Burası imtihan yeridir. Onun için her şeyi tıkırında gitsin diye hazırlarsın, Allah bir problem çıkartır.
Bir arkadaşım anlattı. Herkesin kurbanı kesilmiş, iki tanesininki kalmış, kalanlardan biri de arkadaşımın kurbanı, ille onunki olmamış. Kahkahayla güldüm ben. “İşte bak, Allah sizi nasıl ayırdı!..” Problem çıkartıyor. Neden? Bakalım sabredecek mi, diye. Sabrederse mükâfatı olacak, sabretmezse kaybedecek. İmtihan. Bu Müzdelife’de olur, Mina’da olur, Arafat’ta olur.
Arafat’ta mesela zenci hacılar geldiler, bizim ayırdığımız yere girmek istediler. Biz de sokmak istemedik. Ayırmışız biz, ailemiz var, sokmak istemedik. Bir imtihan oluyor. Onun çadırı şurası, bizim çadırımız burası; “Sen bir karış bu tarafa git.” diyor. “Canım işte burası senin yanın, öbür tarafı benim.” Geriye gelmeyiveriyoruz.
Neticede haccın nasıl olması lazım geliyor?
Hacının tatlı dilli, güleç yüzlü, sabırlı, cömert, bağışı, iyiliği çok yapan bir insan tarzında olması gerekiyor.
Dua edelim; sizleri tekrar tekrar hac yapmaya muvaffak eylesin. O zaman bu tecrübeye dayanarak, daha sabırlı olursunuz. Yol arkadaşlarınızla kavga etmezsiniz. Karşınıza gelen çeşitli problemleri sabırla çözmeye çalışırsınız. İmtihanları inşaallah kazanırsınız.
Bir şey daha var. Kâbe burada kalıyor biz memlekete gidiyoruz ama karşımızdaki insanların gönülleri karşımızda. Kâbe kadar muhterem, Kâbe’den daha önemli olan kalpler Türkiye’de de karşımızda. Burada Kâbe’ye hürmet ettiğimiz gibi, orada da gönüllere hürmet etmeyi unutmayalım. Burada, hacda Kâbe’ye hürmet etmeyi gördük, öğrendik, tavaf ettik, haccettik. Bileceğiz ki Peygamber Efendimiz’in ifadesiyle; “İnsanın gönlü Kâbe gibi muhteremdir, hatta Kâbe’den daha muhteremdir.” O halde gönül yapmaya gayret edeceğiz. Benim hacı olduğum, hacdan sonra Türkiye’ye döndüğüm zaman ki halimden, tavrımdan, değişme belli olmalı.
Birilerinin, bizi tanıyanların bize; “Yahu komşu, sen bu seyehatten önce başka türlü bir insandın, şimdi bir değiştin.” demesi lazım. “Yahu sen bu seyahatten önce başka türlü bir insandın, şimdi bir değiştin, maşaallah lokum gibi oldun, kaymaklı kadayıf gibi oldun.” demesi lazım. Gittiğimiz zaman değişmemiz lazım.
Ramazan ayındaki ibadetlerin makbul olmasının alâmeti neydi? Peygamber Efendimiz ne buyurdu?
Ramazan’dan sonra Ramazan’daki gibi, melek gibi ibadet ehli olarak devam edebiliyorsa, Ramazan’ın ibadetleri kabul oldu. Ramazan bitmesi ile beraber gene Ramazan’dan evvelki kötü huylarına devam ediyorsa; sigara, içki, kumar, kavga, gürültü, namazsızlık, niyazsızlık demek ki Ramazan kabul olmadı. Peygamber Efendimiz böyle bildiriyor. Ramazan’dan sonra insanın Ramazan’daki güzel hali devam ediyorsa, Ramazan’ın kabulüne alâmettir; devam etmiyorsa Ramazan’ın kabul olmadığına alâmettir.
Oradan da bu tarafa gelebiliriz. İnsanın hacdan sonraki hali güzel olmazsa, belki haccın kabul olmadığına alâmet olabilir. Kendimize dikkat ve ihtimam edelim. Karşımızdaki mü’min kardeşlerimizin gönüllerinin Kâbe gibi muhterem olduğunu bilelim. Nasıl hacc-ı mebrûr için it’âmu’t-taâm ve tîbu’l-kelâm gerekiyorsa; ziyafet çekmek, gönül almak, tatlı konuşmak gerekiyorsa, inşaallah Türkiye’de de ona dikkat edelim.
Hatırlatmayı istediğim bir husus daha var. Enes radıyallâhu anh’den İmam Tirmizî’nin rivayet ettiği ve “Hasen hadistir.” diye bildirdiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki;
مَنْ صَلَّي الْفَجْرَ فِي جَمَاعَةٍ
Men salle’l-fecre fî cemâatin. “Kim sabah namazını camide cemaatle kılarsa.”
ثُمَّ قَعَدَ يَذْكُرُاللهَ
Sümme ka’ade yezkurullâh. “Sonra oturup camide -sabah namazı bitti- zikrullahla meşgul olarak zamanını geçirirse.” Ne zamana kadar?
حَتَّي تَطْلُعَ الشَّمْسِ
Hattâ tatlu’a’ş-şems. “Güneş doğup kerahet vakti çıkıncaya kadar.” O ne demektir? Yani güneş 6’da doğuyorsa, 6 buçuk demektir. Demek ki güneş doğmasından yarım saat, yirmi beş dakika, kırk dakika geçinceye kadar zikrullahla meşgul olursa;
ثُمَّ صَلَّي رَكْعَتَيْنِ
Sümme sallâ rek’ateyni. Sonra kalkıp da iki rekat bir namaz kılarsa.
كَانَتْ لَهُ
Kânet lehü. O kul için sabahleyin böyle ibadet etmesi;
كَاَجْرِ حَجَّةٍ وَ عُمْرَةٍ تَامَّةٍ تَامَّةٍ تَامَّةٍ
Ke-ecri haccetin ve ’umretin tâmmetin tâmmetin tâmmetin. “O kişi için tam bir hac ve umre yapmış gibi sevap kazanmasına sebep olur. Tam bir hac ve umre, tam bir hac ve umre.”[5]
Erbabı bilir; İmam Tirmizî, sahih hadis kitaplarından birisinin sahibidir, Özbekistan’daki Tirmiz’dendir, çok büyük alimdir. “Hasen hadîs-i şerîf.” diyor. “Zayıf.” demiyor, “mevzu.” demiyor. İmam Ebû Dâvud’dan da rivayet vardır. O da büyük hadis alimidir. Sıhah-ı Sitte’den birisinin sahibi de odur. O da Peygamber Efendimiz’in kendisinin de fiilen böyle yapmayı sevdiğini, âdet-i seniyesinin bu olduğunu bildiriyor.
Size neyi hatırlatmak istiyorum?
Haccettiniz, umre yaptınız. Hacc-ı kıran veya hacc-ı temettü. Eğer hacc-ı ifrad yaptıysanız, gider tekrar ihrama girip bir umre de yapabilirsiniz. Buradaki haccetmenin ne kadar zor olduğunu gördünüz. Uçağa bindiğiniz zamandan, Türkiye’de havaalanındaki sıkıntılardan, gümrüklerden geçmekten, Cidde Havaalanı’ndaki bekleyişlerden, buradaki sıkıntılardan, tavaftaki sıkıntılardan, Arafat’taki izdihamdan, güneşten vesaireden bu işin zor olduğunu gördünüz değil mi?
Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki; “Kim sabah namazından sonra oturup zikrullahla meşgul olursa, sonra kalkıp iki rekat namaz kılarsa, tam kabul olmuş bir hac ve umre sevabı alır, tam bir hac ve umre, tam bir hac ve umre!” diye üç defa söylüyor. Ben bunu şahsen bir büyük ganimet olarak görüyorum ve size anlatmayı da arkadaşlarıma bir gizli sırrı, kârlı bir işi açıklamak olarak görüyorum. Zevkle yapıyorum bunu.
Madem ki sahih, hasen bir hadîs-i şerîftir, daha başka hadîs-i şerîflerde Peygamber Efendimiz böyle buyurmuş. Haccın, umrenin ne kadar zor olduğunu, ne kadar zaman aldığını, ne kadar paraya mal olduğunu da biliyoruz. Biliyorsunuz, her hacının kesesinden bu işler için yirmi-yirmi beş milyon gitmiştir. Helal olsun, feda olsun. Bire yedi yüz sevabı var. Allah yolunda canımız bile feda olsun. Tamam ama sabahleyin sabah namazından sonra bir saat uykundan fedakârlık edersen, bir dahaki hacca gelişine kadar Türkiye’de de hac ve umre sevabı kazanabileceksin. Bu da benden size bir sır, açıklama, müjde olarak hatırınızda kalsın.
Hz. Ömer radıyallâhu anh rivayet etmiş ki; Peygamber Efendimiz Medine’de bir ordu hazırlamış, düşman, müşrik kabilelere göndermiş. Mücahitler silahlanmışlar gitmişler. Sonra, çarçabuk dönmüşler. Hem de zayiat yok. Hem de koyunlar, develer, bir sürü ganimetle dönmüşler. Çok sevinmiş sahabe. Hurma bulamıyorlar, yiyecek bulamıyorlar. Bir hurmayı biraz birisi emiyor ötekisine veriyor. Örtünecek örtü bulamıyorlar. Adam geliyor, camide namazı kılıyor, camiden dua etmeden çıkıyor, karısına örtüyü veriyor, o da evde namaz kılıyor. Yoksulluk var. Gitmişler; ölüm de olmadan, telefât da olmadan kısa zamanda ganimetle dönmüşler. Demişler ki;
“Oh oh, ne kadar güzel yahu, çok kısa zamanda bu kadar büyük kâr.”
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
“Ben size bundan daha kârlı bir şey söyleyeyim mi?”
“Söyle yâ Resûlallah, buyur.”
“Bir insan sabah namazından sonra oturup zikrullahla meşgul olur da, sonra kalkar iki rekat namaz kılarsa, bu onun için daha kısa zamanda daha büyük kâr olur.” Yani bu ordunun gidip de kâr sağlamasından.
Bu da bir başka hadîs-i şerîf. Bu da var. Hadislerle Müslümanlık adlı beş ciltlik kitapta var. Bu hadisle ilgili çeşitli rivayetler var; “köle âzat etmiş gibi sevap kazanır, rızkı bol olur, ölecekse imanla göçer” diye.
Açıkçası size şunu söylemek istiyorum ki;
Türkiye’ye gittiğiniz zaman da sabah namazından sonra camiden çıkmayın, işrak vaktine kadar bekleyin. Her gün bir hac ve umre sevabı kazanın mübarekler. Bunu sizlere hatırlatmak istiyorum.
Bir de Allah riyayı, gösterişi, şöhreti, ibadette mağrur olmayı, böbürlenmeyi sevmez. Onun için, “Hacıyım.” diye böbürlenmeyin. Hacıyım diye söylemeyin. Hacılık ünvanını kartlarınıza basmayın. Allah bilsin. Kabul etti ise Allah kabul etmiştir; etmediyse sen “Hacı” diye elli kere yazsan, kırk kere yazsan, kıymeti yoktur. Kendinize de güvenmeyin, ibadetinize de güvenmeyin. Çünkü bilmiyoruz ki kabul oldu mu olmadı mı! Sadece ümit ediyoruz; Allah kabul etmiştir, müjdeler var, sevaplar çok. Ama kabul oldu mu olmadı mı, yine de bilmiyoruz, meçhul.
Ben üniversitede hoca iken, bir talebem otobüsle hacıları getirmiş. Sonra Türkiye'ye döndürdü. Geldi beni de ziyaret etti.
“Nasıl geçti seyahatin?” dedim.
“İyi geçti hocam.” dedi.
“Nasıl bizim hacılarımız?”
“Hocam hacılarımız cahil -sözüm meclisten dışarı- gittikleri yerin kıymetini, mukaddesliğini anlayamıyorlar, ibadetlerini tam yapamıyorlar, boş şeylerle meşgul oluyorlar, mâlayâni ile vakitlerini öldürüyorlar, ticaretle vakit geçiriyorlar, şuursuzlar…” dedi.
Eğitim lazım. Eğitim olmayınca nereden bilsinler bu âyetleri, hadisleri.
“Yalnız birisini çok beğendim hocam, Medine'ye otobüsle ilk gittiğimiz zaman otobüsten iner inmez yere bir yattı. “Resûlullah Efendimiz acaba ayağını basmış mıdır, bu mübarek belde onun beldesidir” diye kumları öptü. Gözlerinden inci gibi yaşlar dökülüyor, hem kendisi ağladı hem bizi ağlattı. Âşık-ı sâdık bir kimseydi. İşte o aşk ile o şevk ile haccını yaptı.” dedi.
Bakın muhterem kardeşlerim!
Asıl sonu önemli. Haccını yaptı, sonra dönüşte Medine'de bir rüya görmüş. Rüyada Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’i görmüş. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem rüyasında ona;
“Evladım, bir kağıt getir de senin hacı olduğunu, haccının makbul olduğunu yazayım.” demiş.
O da sevincinden uçarak, kağıt kalem arayıp bulayım getireyim diye öbür odaya gitmiş. Oralardan çekmecelerden kağıt kalem bulmuş. Peygamber Efendimiz'in oturduğu odaya tekrar dönmüş. Bakmış Peygamber Efendimiz'in oturduğu yerde Peygamber Efendimiz yok, şeyhi oturuyor. Bu sefer şeyhini oturuyor görmüş. Bu bir müjdedir tabi.
Böyle bir rüya neyi gösteriyor?
Hakikaten bu aşık-ı sâdık kimsenin Resûlullah tarafından sevildiğini ve haccının makbul olduğunu gösteriyor. Olabilir. Allah bazen kötülerin haccını da, iyilerin hürmetine kabul eder. Bu da var. İyilerin hürmetine, kötülerin haccını da arada kabul eder.
Allah haccımızı kabul eylesin, mebrur bir hac eylesin. Mükâfatı olarak cennetine bizi dahil eylesin. Tekrar tekrar buraları görmek, ziyaret etmek, Peygamber Efendimiz’in türbe-i saadetine varmak nasip eylesin. Ama memleketimize döndüğümüz zaman da buradaki melek gibi ibadet ehli halimizi, Ramazan'daki halimiz gibi halimizi, devam ettirmeye artık hacı olduktan sonra iyi bir insan olmamızı nasip eylesin.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:
“Bir insan hacer-i esved'e istilam ettiği, elini sürüp öptüğü veya uzaktan Bismillahi Allahu Ekber dediği zaman Allah-u Teâlâ hazretleri ile musafaha yapmış olur.”
Dikkat edin. Allah-u Teâlâ hazretleri ile musafaha yapmış, söz vermiş olur. O kadar şereflidir. Hacer-i Esved’e “O şerefe nail olayım” diye milletin orada birbirini kırması ondan.
Abdullah b. Ömer bir girmiş. Ben kendim oraya girip de, kimseye eza vermeyi doğru görmüyorum, girmek istemiyorum.
Abdullah b. Ömer ne yapmış?
Girmiş. Girince itişmeden kakışmadan burnu kanamış. Çıkmış gitmiş, yeniden abdest almış bir daha girmiş yine burnu kanamış yine çıkmış. Bir daha girmiş. Bu Abdullah b. Ömer. Fakih. Çok iyi bilir İslâm'ı.
Neden bu rağbet?
Hâcer-i Esved cennetten bir taş ve insan onu istilam ettiği zaman Allah-u Teâlâ hazretleri ile musafaha etmiş, söz vermiş, ahdetmiş gibi oluyor.
Bu ahdinizi unutmayın. Bu bir söz vermedir. Bismillahi Allahu Ekber dediniz, Allah-u Teâlâ hazretlerine söz verdiniz, artık siz sıradan bir Müslüman değilsiniz. Allah’a söz vermiş bir Müslümansınız. Allah'la -lâ teşbih ve lâ temsil- Peygamber Efendimiz söylediği için söylemekte mahzur görmüyoruz- musafaha edip ahdetmiş, söz vermiş insansınız.
Bundan sonraki hayatınız bu sözünüze uygun olsun. Sabah namazlarından sonra o şeyi de devam ettirin. Her sabah, bir hac ve umre sevabı kazanmanız da mümkün olsun.
Allah bizi affetsin. Günahlarımızın affı için Allah'a tevbe ve istiğfar edelim. Allah-u Teâlâ hazretleri bilerek bilmeyerek yaptıklarımızı affeylesin. Yaptığımız kabahatlerden dolayı tereddüp etmiş cezaları, azapları, ikapları da lütfuyla keremiyle kaldırsın. Bize rahmetiyle muamele eylesin. Hem dünyamızı mâmur eylesin hem âhiretimizi mâmur eylesin. Bundan sonraki ömrümüzde söz verdik kendisine; Allah-u Teâlâ hazretleri sevdiği bir kul olarak yaşatsın. Bizi günahın zilletine düşürmesin, isyanın fecaatine atmasın. Kendisine muti olarak yaşatsın. Âsî olmadan yaşatsın. Edebe riayet ederek yaşatsın. Sevdiği kul olarak huzuruna varmayı, cennetiyle cemaliyle müşerref olmayı sevdiklerimizle beraber nasip eylesin.
Madem haccı makbul olanlara 400 kişiye de şefaat hakkı verecek. Şöyle sevdiklerimizle, evlad ü iyalimizle beraber Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin. Gününüz, geceniz hayrolsun.
Ve bi-hürmeti esrârı sûreti’l-Fâtiha.
[1] Suyûtî, el-Cami'u's-Sağîr, I, 1841 [PDF uyumlu değil], r. 6497; Münâvî, Feyzu'l-Kadîr, III, 477, r. 3777; Ali el-Muttakî, Kenzu'l-ummâl, V, 8, r. 11814; Ramuzu’l-Ehadis, 201/6.
[2] 22/Hacc, 27.
[3] Hadisin aslında و yok. Ali el-Muttakî, Kenzu'l-ummâl, V, 13, r. 11834; Bk. Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, 8, 313, r. 8016; Ramuzu’l-Ehadis, 201/11.
[4] 2/Bakara, 197.
[5] Begavî, Şerhu's-sünne, III, 221, r. 710; Suyûtî, el-Cami'u's-Sağîr, II, 3163, r. 11292; Ali el-Muttakî, Kenzu'l-ummâl VII, 808, r. 21508; Bk. Tirmizî, “Salât”, 412, r. 586; Beyhakî, Şu'abu'l-Îmân, XII, 221, r. 9305.
03.06.1993 -
Hacca Gitmenin Sevabı
03.10.1990 -
Haccın Faziletleri, Tebliğ
