Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
İbn Mace hazretlerinden rivayet edilmiş. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten. Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfte içinde bulunduğumuz perşembe günü ile de ilgili bir müjde veriyor, buyuruyor ki;
"Şüphesiz ki pazartesi ve perşembe günlerinde Allah her Müslümanı afv-u mağfiret eder." Yağfiru li-külli müslimin. "Her bir Müslümanı afv-u mağfiret eder." Yani yapmış olduğu günahları hafta içindeki vesairedeki o günlerde siler, affetme günü, affeder. İllâ. "Şunları affetmez." İstisnası var, şunlar müstesna. Mühtecireyni. "Birbirine küsüp darılıp uzaklaşmış iki kimseyi, iki Müslümanı affetmez." Yekûlü. "Onlar hakkında buyurur ki..." Da'huümâ. "Bırak o ikisini." Hattâ yuslihâ. "Islah oluncaya kadar onları bırak, onları affetme." diye meleklerine onların günahlarını silmesine müsaade etmez, onların afv-u mağfiret için kayıt tutmalarına müsaade etmez. Yani onları afv-u mağfiret eylemez. Birbirine küsen, birbirinden uzak olan Müslümanları...
Muhterem kardeşlerim! İslâm lafla yürümez; iş, pazu, gayret, emek, faaliyet lazım. İslâm öyle yürür. Ama İslâmî bir şey yapmak gerektiği zaman tek başına bir insan nihayet ateş olsa cirmi kadar yer yakar, eline kazmayı alsa kazacağı yer bir günde boyu kadar bir çukurdur. Yani tek kişinin tek başına yapacağı iş mahduttur. Bu birlik ve beraberlik içinde olur. Onun için bizim dinimiz birlik ve beraberliği bize hararetle tavsiye etmiştir. Biz birbirimizi seveceğiz, biz birbirimizle birlik olacağız, biz birebirimizle beraber hareket edeceğiz. Biz birbirimize darılmayacağız, birbirimize küsmeyeceğiz. Bir Müslümanın bir Müslümana uzun zaman küsmesi helal olmaz. Dargın durmayacak, darılmayacak, affedecek. Yaratılanı Yaradan'dan ötürü affedecek.
Adam düzelmez olduğu yerde birdenbire ama sen hoş göreceksin, Allah rızası için affedeceksin, aldırmayacaksın, geçeceksin, yani tam her şeyi sonuna kadar takipten vazgeçeceksin de Müslümanların arası düzelecek. Her şeyi bilmiyor gibi görüneceksin. Her şeyi anlamamış gibi olacaksın. Her şeyi duymamış gibi olacaksın. Tilki gibi kulağın kabarık olup duysan duymamışlığa vuracaksın. Keskin gözün olsa görsen görmemişlikten geleceksin. Çok zeki olup şıp demeden leb demeden leblebiyi anlasan anlamazlığa vuracaksın. Onun kinayesini atlatacaksın, tarifini atlatacaksın, başa kakmasına aldırmayacaksın, sitemini yutacaksın. Yeter ki Allah sevsin! Ara bozulmasın diye arayı bozmamaya olanca gayretini sarf edeceksin.
"Ben bu kadar gayret sarf ediyorum, o o kadar devam ediyor edepsizliğe." O zaman Allah onun cezasını verir. Allah ıslah etsin ama Allah onun cezasını verir. Yeter ki senden bir kusur çıkmasın, bu dargınlık, fitne, fesat senden ortaya dökülmesin, senden ona bir yardım olmasın diye geri duracaksın. Darılmak, dargınlık, kırgınlık hususunda senden yana bir kusur çıkmayacak. Bunları affetmiyor Allah, onun için dargın olmamaya dikkat edelim.
Bir de Müslümanlara münafıklık, ikiyüzlülük yakışmaz. Bir adamı seviyorsan sev, sevmiyorsan bu böyle yüzüne gülüp arkasından kuyu kazmak olmaz. Biz bu Müslümanlığı sapasağlam ihlaslı, halisane, gerçek bir sevgi hâline getirmek zorundayız. Bu ehli dünyanın birbirinin yüzüne gülüp de arkasından kuyusunu kazması İslâmî bir huy değildir! Biz birbirimizi gerçekten sevelim, birbirimize gerçekten hürmet edelim, birbirimize gerçekten yardımcı olalım da Allah da bizi sevsin.
Biz birisinin kusurunu örtersek Allah da bizim kusurumuzu örtecek. Biz bir kusurlu kardeşimizi affedersek Allah da bizi affedecek. Biz bir kardeşimizin ihtiyacını görmeye koşarsak Allah da bizim hacetlerimizi, ihtiyaçlarımızı ahirette giderecek. Vaadi böyle. Onun için yaratılana Yaradan'dan ötürü ister layık ister layık olmasın, güzel muamele edeceğiz. İyi insana iyilikle muamele etmek herkesin yapacağı bir şeydir, biz kötü insana da iyilikle muamele etmeye kendimizi dişimizi sıkarak, içimizi zorlayarak alıştıracağız. Böyle olursa düzelir bu iş. Sonunda anlar o şahıs "ya şu hocama da çok haksızlık etmiştim ama işte ben hata etmişim." der.
Yusuf aleyhisselam'ın kardeşleri biliyorsunuz onu kuyuya attılar, babası seviyor diye kıskandılar. Sattılar köle diye. Fakat sonunda ne oldu? Döndü dolaştı iş aleyhlerine geldi. Yusuf aleyhisselam yükseldi, ötekiler alçaldı. Yusuf aleyhisselam emir oldu, melik oldu, aziz oldu, azîz-i Mısır oldu, ötekiler muhtaç oldular; o bolluk içinde ötekiler sıkıntı içinde kaldılar. Hatta kıtlık dolayısıyla Mısır'a geldiler. Nihayet Yusuf aleyhisselam'ın ocağına düştüler, yardımına muhtaç oldular. En sonunda önünde, o zaman caizdi, o zamanki devrede caizdi secde ettiler ve dediler ki;
Tallâhi le-kad âserakellâhu 'aleynâ. "Vallahi Allah seni bize tercih etti, seni daha üstün kıldı. Ne yapalım Allah'ın üstün kıldığını kimse zelil kılamaz. Biz uğraştık sana kötülük yapalım diye ama Allah seni yükselttikçe yükseltti, biz hata etmişiz, hatamızı anladık." diye özür dilemek durumuna düşürdü Allah onları.
Onun için biz Allah'ın emirlerini tutmaya gayret edelim. Haksızlıkları mümkün olduğu kadar [bertaraf edip] haksızlığa uğramamak için çalışmak hakkımızdır. Ama bazı şeylerin ispatı mümkün değil, kurtulmak mümkün değil. Mesela benim aleyhimde benim haberim olmayan bir yerde gıyabımda almışlar vermişler konuşmuşlar, benim haberim yok, ben bilmem; Allah'a havale. İftira etmişler, dedikodu etmişler; Allah'a havale. Çekiştirmişler, şöyle yapmışlar; Allah'a havale. Allah ıslah esin. Bazısını bilirsiniz affedersiniz, bazısını bilmezsiniz Allah'a tevekkül edersiniz. Allah kendisinin emrine uyanı elbette aziz kılar. Sonunda o üstün olur. Biz Allah'ın rızasına gayret edelim.
İnne yevme'l cumu'ati ve leylete'l-cumu'ati erbe'atün ve işrûne sâ'aten leyse min-hâ sâ'at illâ ve lillâhi fî-hâ sittümieti 'atîkin mine'n-nâri küllühüm kadi's-tevcebe'n-nâre.
Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş bu hadîs-i şerîf. Efendimiz buyuruyor ki:
"Cuma günü cuma gecesine 24 saat vardır, bu 24 saatten hiçbir saat yoktur ki orada Allah-u Teâlâ hazretleri hepsi muhakkak cehennemlik olmaya hak kazanmış, müstahak olmuş olan 600 kişiyi cehennemden azat etmesin." Her saatte 600 kişiyi azat eder. Böylece yirmi dört çarpı altı yüz kaç ederse o kadar [24x600=14.400] insan. "Bir cuma gecesi ve cuma gündüzünde cehennemi hak etmiş insanlardan o kadar insan cehennemden kurtulmuş oluyor."
Bu cuma gecesi mübarek bir gecedir. Cuma günü mübarek bir gündür. Hadîs-i şerîflerle ehemmiyeti bildirilmiştir.
Cuma gecesi ne zaman başlar? Bunu belki bazı kardeşlerimiz bilmez.
Cuma gecesi perşembe günü, yani biz şimdi perşembedeyiz, akşam ezanı okununca başlar. Akşam ezanı Allah-u Ekber dedi mi cuma başladı. Bu yatsı cuma, cumanın yatsısıdır. Sabah cumanın sabahıdır, öğlen cumanın öğlenidir, ikindi cumanın ikindisidir. Yarın akşam ezanı okundu mu o cumartesinin akşamıdır. Böyle gider bu iş. Onun için bizim bugün alıştığımız saat 12'den sonra takvim değişme farklı olan bu hususu arkadaşlarımız bilsin.
Ramazan'da da biliyorsunuz akşam namazının arkasından yani güneş battıktan sonra hilali görüyoruz arkasından ertesi gün Ramazan'ın biri diyoruz. Veyahut Ramazan'ın içindeyken akşam namazından sonra hilali görürsek, "ha, yarın Şevval'in biri, bayram." diyoruz. Akşam görüyoruz o gördüğümüz ertesi günün biri olduğunu gösteriyor, yani ertesi günün hilali olmuş oluyor çünkü o akşam ertesi günün akşamıdır aslında.
Yani bizim şimdi biraz sonra, bir saat sonra ezan okunduğu zaman gireceğimiz vakit cuma vaktidir. Kıymetli bir vakittir, Allah affeder birçok kimseyi. O halde biz de halimize çekidüzen verelim, dilimize Allah'ın zikrini vird edinelim, tevbe istiğfar edelim, Allah'ı zikredelim, Resul-i edibine salât-ü selam getirelim, bu cuma gecesinin, cuma gündüzünün feyzinden bereketinden istifade edelim.
Bu hususta buna benzer hadîs-i şerîfler daha önceki sayfalarda başka ravilerin başka sigalarıyla gelmiştir. Hatırlıyorum ben. Bu hususta kurnazlıklardan bir tanesi şudur: Cuma günü yatsı namazını camide kılarsanız, sabah namazını camide kılarsanız o iki vakit arası ibadetle geçmiş gibi olur. Onun için yatsıda ve sabahta camide olmaya hususî bir gayret gösterirsiniz, öbür günlere de onu tekmil edersiniz inşaallah.
Cuma namazını terk etmeyin. Cuma namazı Müslümanların toplanmasının vesilesidir. Yani parayla alınacak, hükümet zoruyla yapılmak istense yapılacak bir şey değildir, Allah'ın bir lütfudur. Nasip olmuş. Parayla bu kadar insanı bir araya toplamaya çalışsan toplayamazsın. Kimisi şurada işim var der kimisi burada işim var der. Allah toplamış.
Allah nasip etmiş o kadar insan bir araya geliyor, daha ne istiyorsun? Daha ne istiyorsun mübarek?
O toplanmışlığın hayrı bereketi çoktur. O cuma namazının kıymeti fevkalâde büyük bir kıymeti vardır. Ve cuma namazını terk etmenin aleyhinde fevkalâde büyük tehditler vardır. Peygamber Efendimiz diyor ki; "Gönlü damgalanır, mühürlenir. Üç cumayı terk edenin gönlü damgalanır, mühürlenir, kapatılır, çalışmaz hâle gelir." Yani dükkân kapatma gibi. Dükkânı kapatıyorlar, kepengine bir kırmızı mumla bir basıyorlar bu dükkânı kimse açamaz, bir ay cezalı iki ay cezalı. Onun gibi insanın gönlü mühürlenir, kapatılıp da işe yaramaz hâle gelir, kapatılır mühürlenir deniliyor.
Onun için cumanın kadrini kıymetini bilelim. Cumayı terk etmeyelim ve cumayı Müslümanlar için daha faydalı hâle getirmek için zekamızı kullanalım. Cumayı kaldırmak için kullanmayalım da zekamızı, cumayı, "Müslümanlar hazır burada toplanmış ben bunlara nasıl daha fazla faydalı olabilirim?" diye Müslüman ümmeti için daha faydalı olmasına yarayacak hâle getirelim. Basmakalıp cuma olmaktan çıkarmaya çalışalım. Cumayı Müslümanların bayramı yapmış Allah-u Teâlâ hazretleri, dinimiz, dinimizin emri. Onu hakiki bayram hâline getirelim. İşi tersten tutmayalım, elimizin üstünde baş aşağı yürümeye çalışmayalım ayaklarımız varken. Yapacağımız işe dikkat edelim.
İnnâ lâ neste'înü bi'l-müşrikîne âle'l-müşrikîn.
Buharî'de, Ahmed b. Hanbel'de, Begavî'de, Bâverdî'de, Taberanî'de vesairede Hubeyb b. Abdirrahman b. Hubeyb ... an ebîhi an ceddihî. Uzun isimli bir ravisi var, Allah rahmet eylesin cümlesine. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"Biz müşriklere karşı müşriklerden yardım dilenmeyiz." Yani şuradaki müşriklere karşı, "Gel bana yardım et!" diye öteki müşrike sığınmayız.
Neden?
Garip gelir insana belki bu söz ama garip gelmesin günde 40 defa aynı sözü sen de söylüyorsun: İyyâke na'büdü ve iyyâke neste'înü. "Yâ Rabbi ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım isteriz." diyorsun da hayatında tatbik etmiyorsun; çünkü Arapça bilmiyorsun, çünkü söylediğin sözün şuurunda değilsin. Dilin söylüyor kulağına girmiyor, kulağına girse aklına girmiyor. İyyâke na'büdü ve iyyâke nesteînü. "Yâ Rabbi! Ancak sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım isteriz."
Yaptın mı böyle bir şey? Ancak başı dara geldiği zaman yapıyor, çok sıkışırsa. Bir hastalığa düşmüş amansız, "Aman yâ Rabbi!" diyor.
Bir de bir kötü tabir var; "Bunun işi artık Allah'a kalmıştır." Ya evvelce de Allah'a kaldı sonra da. Yani şimdi mi Allah'a kaldı? "Artık onun işi Allah'a kalmış." Vay edepsiz, yani daha önce olsaydı Allah yaptırmadı da sen mi yaptırdın sanıyorsun? Evveli de ahiri de Allah'tan, her şey Allah'tan.
Hakkın emri olmaz ise sanma bir çöp deprenir. Bir yaprak kıpırdamaz, bir saman çöpü yerinden oynamaz. Her an O'nun gücüyle kuvvetiyle dilemesiyle takdiriyle oluyor olan işler.
"Ancak senden yardım isteriz yâ Rabbi!" Ne müşrikten ne kâfirden ne münafıktan ne şundan ne bundan ne paradan ne puldan ne mevkiden ne makamdan ne evlattan ne şuradan ne buradan; ancak senden yardım isteriz yâ Rabbi! O şuura erdin mi Allah'ın yardımı sana erişir. O şuura ermedin mi yardımı oradan beklersin, o dala tutunursun elinde kalır, çatırt kırılır elinde kalır; bu dala tutunursun bu dal da kırılır elinde kalır; ne yapacağını şaşırır kalırsın. Bütün umduğun dağların hepsinin üstüne yaz gününde karlar yağdı mı şaşırıp kalırsın. İşte işi Allah'a kalmıştır. Evvelden de Allah'a kaldı, sığınmasını bilmedi. Adamlar dertsiz işleri "Allah'a kalmıştır" diyorlar, yani olmayacak mânasına. Saçma bir şey. Allah Teâlâ bir şeye "ol" dedi mi olur, onun için olmayacak şey yok. O işi, "Allah'a kalmayacak" diye tabirle ifade edip güç duruma düşüren de Allah'tır. Onun farkında değil şaşkın. O hastalığı o amansız hâle getiren de Allah'tır, şifayı dilerse ona yine verecek olan Allah'tır. O adamı o dertlere düşüren de Allah'tır, o dertten devaya kavuşturacak da Allah'tır.
Kulillâhümme mâlike'l-mülki tü'ti'l-mülke men teşâü ve tenzi'u'l-mülke mimmen teşâü. "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin dilediğinden çekip alırsın." Ve tü'izzü men teşâü ve tüzillü men teşâü. "Dilediğini aziz kılarsın dilediğini zelil kılarsın, hor edersin yâ Rabbi!" "Alırsın bir köylüyü, bir çobanı yükseltirsin yükseltirsin yükseltirsin yükseltirsin; ağa, paşa, vezir, padişah yaparsın. Yukardan bir padişahı indirirsin indirirsin indirirsin indirirsin; âsilerin elinde maskara yaparsın. Genç Osman'ın yeniçerilerin eline düşüşünde ne hakaretler etmişler, tarihler yazıyor da insan söylemeye utanır. Bir zamanın padişahıydı, yani insan okurken gözyaşlarını tutamıyor. Dilediğini aziz eder dilediğini [zelil].
Başka bir âyet-i kerîmede;
Vallâhu yuhyî ve yümîtü. "Allah'tır dilediğini yaşatan hayat veren, dilediğinin hayatını bitirip öldüren."
Başkası öldüremez. "Vay öldüremez miyim; alırım tabancayı doğrulturum dokuz tane kurşunu peş peşe sıkarım tak tak tak tak tak, adamı işte öldürdüm." Öldüremezsin, vallahi de öldüremezsin billahi de öldüremezsin! Allah senin eline tetiği çekme fırsatı vermez, tetiği çeksen kurşun oraya gitmez, kurşun oraya gitse onu öldürmez, isabet etmez, isabet etse öldürmez. Yani döndürür. Yaşatan Allah'tır. Üç gün sonra zelzelenin felaketinin enkazının altından diri çıkartır. Otuz gün sonra diri çıkartır, on beş gün sonra diri çıkartır. Öldürmeyince öldürmez. Uçaktan düşürür öldürmez. Kaldırıma ayağı takılır ölür. Yani Allah'ın kudretini bilmek lazım.
Öldürdüm. Sen mi öldürdün sanıyorsun?
İbrahim aleyhisselam dedi ki; "Rabbim yaşatır ve öldürür." Karşısındaki herif de dedi ki; "Ben de yaşatırım ben de öldürürüm. Yakalayın şu herifi kesin, işte bak bunu öldürdüm. Öteki herifi getirin, haydi seni öldürmedim, bak bunu da yaşattım." Oyun ediyor ya sen hazır malzemeyi bulmuşsun yaşayan insanları öldürdüm diyorsun, sen onu sıfırdan yapsaydın ya göreyim. Sıfırdan o adamı meydana getirseydin ya Allah'ın yarattığını öldürdüm diyor. O zaman diyor ki;
Fe-innellâhe ye'tî bi'ş-şemsi mine'l-maşrikı fe'ti bi-hâ mine'l-mağribi fe-bühitellezî kefera. "Benim Rabbim güneşi doğudan doğduruyor batıdan batırıyor, haydi sen batıdan doğdur da doğudan batır bakalım!" Fe-bühitellezî kefera. "O zaman apıştı, mebhud oldu sustu kaldı."
Yani her şeyi yapan Allah'tır ama anlayacak akıl lazım. Sen her istediğini yapsaydın padişah olurdun zengin olurdun, herkes padişah olurdu.
Kaç kişi padişah oluyor?
Herkes hayatta muvaffak olurdu, herkes ticaretinde muvaffak olurdu, herkes sıhhatli olurdu kimse ölmezdi. Çünkü "ölmek istemiyorum" derdin ama "ölmek istemiyorum" diyen insan çırpına çırpına ölüyor. Zenginliği isteyen yine fakir kalıyor. Allah, yaşatan öldüren, yükselten alçaltan her şeyi yapan Allah'tır.
Onun için biz müşriklerden yardım dilenmeyiz. Ah biz bir sağlam Müslüman olsak. Amerikalılar bizim etrafımızda böyle ciğerin etrafında kedinin dolandığı gibi dolaşır, üzümün etrafında tilkinin dolaştığı gibi dolaşır. İyi bir Müslüman olsak... Zaten adamların korkusu o. "Aman bunlar iyi Müslüman olmasın; kötü Müslüman, çürük Müslüman, işe yaramaz Müslüman, kalitesiz Müslüman olsun; on tanesini 100 tanesini bir araya getirsen sıksan suyu çıkmasın bir işe yaramasın." Öyle istiyor, kalitesiz yapmaya çalışıyor. Gayesi o, işi o. Ama bir Müslüman kaliteli Müslüman oldu mu bak Efendimiz' in sözüne ne kadar asalet var: İnnâ lâ neste'înü bi'l-müşrikîne 'ale'l-müşrikîn. "Biz müşriklerle mücadelemizde müşriklerden yardım dilenmeyiz." diyor. Şu ruh zenginliğine bak!
Peygamber Efendimiz' in çevresini, sahabesini, imkanları, yoksullukları düşünün. Peygamber Efendimiz kendisi Allah'ın has peygamberi iken açlıktan dayanamadı da bir akşam, açlıktan dayanamadı da evde uyku tutmadı midesinin ağrısından sancısından dışarıya çıktı karanlıkta yürüyor, bir kimseye daha rastladı, kim? Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk radıyallahu anh ki 90 bin dinarı var onu İslâm hizmetine vermiş bir insan. Fakir bir insan değil ki Ebû Bekr-i Sıddîk. Peygamber Efendimiz fakir bir insan değil ki. Geleni veriyor, elinde tutmuyor. Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz' le karşılaştı dedi ki:
"Ya Ebû Bekir! Gecenin bu vaktinde seni evinden sokağa çıkartan nedir?"
"Ya Resûlallah! Evde yiyecek bir şey yoktu da uyku tutmadı." dedi Ebû Bekr-i Sıddîk. Peygamber Efendimiz de aynı sebepten çıkmıştı. Yolda biraz daha yürüdüler bir babayiğit gölgeye rastladılar ki boylu poslu, baktılar Hz. Ömer.
"Ya Ömer gecenin vaktinde işin ne?"
"Yâ Resûlallah! Evde yiyecek bir şey yoktu da yiyecek bir şey bulunmadı da uyku tutmadı da karnımın sancısından dışarıya ondan çıktım." Böyle insanlardı...
Sonra gittiler sahabeden birisinin kapısını çaldılar, o da geceleyin evine ay, güneş doğmuş gibi sevincinden ne yapacağını şaşırdı kapıda o aziz misafirleri görünce. Buyur etti, önlerine hemen salkımıyla bir hurma dalını getirdi koydu.
Hurma biliyorsunuz uzun bir sap üzerinde salkım halinde olur. Artık getirdi önlerine koydu; "Bunlardan yiyedurun yâ Resûlallah." dedi. Hurma da mübarek yarısı olup yarısı şey yaptığı zaman ağzınıza layık, yarısı olup yarısı böyle yumuşak olur bir tarafı sert biraz kekremsi olur, bir tarafı olgunlaşmış tadına doyum olmaz gayet güzel. Onlardan biraz hafif de olur yani çok bıktırıcı olmaz. O salkımı önlerine koyup onlar yerken gitti hemen bir oğlak kesti, hazırladı yemeği Peygamber Efendimiz' in önlerine koydu. Böyle idi Peygamber Efendimiz' in ashabının durumu ama müşriklerden yardım istemediler aziz kardeşlerim.
Biz de birbirimizi sevelim de kimsenin yardımına ihtiyacımız olmasın. Bizim müşriklerden alacağımız bir şey yok. Biz onlardan güzel tayyare yaparız, biz onlardan güzel tank yaparız, biz onlardan güzel cihaz yaparız. Biz Müslüman olsak İslâm'a dönsek Allah bize onlara öğretmediği nice şeyleri öğretir. Onların akıllarının şaşacağı, ağızlarının açık kalacağı işler yaparız. Ama bizim derdimiz İslâm'dan uzaklaşmaktır. Müslümanlıktan uzaklaştığımız için Allah bize zilleti yazmıştır, onun cezasını çekiyoruz. Bunu anlarsak, İslâm'a dönersek Allah-u Teâlâ tekrar bizi aziz eder.
Rabbimiz yüzümüzün karasına elimizin boşluğuna bakmasın. Bizim bilerek bilmeyerek yaptığımız hatalarımızı günahlarımızı afv-u mağfiret eylesin. Bizi tekrar aziz eylesin. Nusret’iyle teyid ve takviye eylesin. Hiç kimsenin önünde hor ve zelil, mağlup ve mahcup eylemesin. Hiç kimseye muhtaç etmesin. İzzet, şeref, sıhhat, saadet ve âfiyet ile yaşayıp şeref ve haysiyet ile rızasına uygun bir hal ile ruh teslim edip huzuruna sevdiği razı olduğu kullar olarak, "Gel kulum gir cennetime!" diye cennetine buyur ettiği sevgili kullarının zümresine cümlemizi dahil eylesin.