Davet Adabı, Niyet

Davet Adabı, Niyet
el-Hamdülillah, sümme el-Hamdülillah, el-Hamdülillahî hedâna lihâza ve mâ künnâ li-nehtediye levlâ en hedânallah.Ve mâ tevfîki illâ billâh aleyhi tevekkeltü ve ileyh ünîb.
Neşhedü en lâ ilâhe illâlahu vahdehû lâ şerîkeleh. Ve neşhedü enne Muhammeden abdühû ve habîbühû ve resûlühu. Allahümme fe-salli ve sellim ve bârik alâ hâze’n-nebiyyi’l-kerîm ve’r-resûlü’s-seyyidi’s-senedi’l-‘azîm fi’l-kalbi’r-rahîm seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
İnsan, insan olması lazım. İnsanın insan olması lazım. Para olmuş, bilgi olmuş, güç olmuş, kuvvet olmuş, bunlar boş şeyler. Bunlar bugün var yarın yok. Hepsi işte görüyoruz gözümüzün önünde hepsi. Bugün var yarın yok.
Zenginlerin davetine gidip fakirlerin davetine gitmemek de kibir alametidir. Zengin çağırmıyor mu, ha ona koşa koşa gidiyoruz. Ama bir fakir, fakir de ne olacak. Bir çorba mı içirecek ne yapacak işte [deyip] kulak asmıyor bile. Oturacak yeri bile yok der. Halbuki Cenâb-ı Peygamber herkesin, herkesin davetini reddetmez giderlerdi. Fakir zengin demezlerdi. İster zengin ister fakir, hatta miskinlerin ve kölelerin bile davetine giderlerdi ve insan ayırmazlardı.
Hazreti Hasan, Resûlullah’ın torunu, Hazreti Ali efendimizin oğlu. Hazreti Hasan bir gün miskinlerin topladıkları ekmekleri yerlerken [oradan geçiyormuş]. Miskinler ekmek toplamışlar şuradan buradan, oturmuşlar bir yerde yiyorlar. Yerlerken oradan atıyla geçiyormuş hazreti Hasan Efendimiz, bu miskinlere selam vermiş: Esselâmü aleyküm.
Biz selam da vermeyiz yahu! Biz öyle miskinlere biz selam da vermeyiz.
Allah affetsin kusurlarımızı.
Onlar da buyurun yâ Resûlallah'ın torunu demişler. O da atından tevazuan inmiş ve onların arasına girip, tenezzülen onların ekmeğinden bir miktar yemiş. Onlara da siz de bize buyurun, siz de bize buyurun demiş, ayrılmış.
Bir müddet sonra bu miskinler Hazreti Hasan'ın evine gelmişler. Miskin yani bir şeysi olmayan adam. Miskin fakirden daha aşağı. Fakirin bir ekmeği olur, bir tası olur, bir çanağı olur filan. Miskin diye, hiçbir şeyi olmayan; sırtındaki sırtında, karnındaki karnında o kadar. Arabistan’da, geçiniyor orada. O miskinler Hazreti Hasan'ın evine gelmişler. Onlara iltifat ve ikramda bulunup hane-i saadetinde bulunanları önlerine koymuş ve kendisi de onlarla beraber yemek yemiş.
Bakınız büyüklük nasıl oluyormuş?
Kulların hepsi Allah'ın kuludur. Kimi zengin, kimi fakir kılmış, hepsinin sayısız hikmetleri vardır. Fakirleri hor görmek çok terbiyesizlik ve edepsizliktir vesselam. Ama bugünün insanına bunu anlatmak deveye hendek atlatmaktan daha zordur.
İbn Mübârek, İmâm-ı Âzam'ın talebesi. Muhaddisîndendir kendisi, büyük zât. Hadis ezberler, çok hadisleri var kendisinin. O zamanda ihvanına hurma ikram eder. Çok bir şey lazım değil, işte hurma ikram eder. Çok bir şey değil işte sadece hurma ikramı. Her kim fazla yerse her bir çekirdeğe bir dirhem vereceğim dermiş. Fazla yemeye teşvik için onları, fazla yenen çekirdeğine bir dirhem vereceğim dermiş. Bu dirhem bugün bir altın mıdır nedir kim bilir. Yani bugün bir lirası veyahut beş lirası gibi. Ve çekirdekleri sayar, fazla yiyenlere sayısı kadar para verirmiş. Bizim Ramazanlarda da bazı zenginler diş kirası diye yemek yiyenlere birer para hediyesi verirlermiş eskiden. Bazı itibarlı kimselerin davetlilerine de icabet etmemişler.
Sebebi?
Cennet yemeklerini hatırlamaktan ve emeksiz ve masrafsız yemekleri yemek istemediklerindenmiş. Hazır yemek tabii. Güzel, sonra cennet yemekleri gibi çok güzel yemekler oluyor ya. Bu yemekleri ben cennete yiyeceğim diyerekten. Tabidir ki yemekleri yapmak, masrafsız yemekleri emeksiz ve masrafsızdır. Emeksiz ve masrafsız yemekleri yemek istemediğinden. Tabidir ki yemekleri yapmak hele bugün pek çok masraflara bağlı, sonra da çok emeklere bağlıdır. Eğer bir de evde hizmet edecek gelin veya kız veya hizmetli yoksa vay o hanımın haline. Bunları düşünmeli, ona göre hareket etmelidir.
Onun için ihvân-ı dînin kifayet miktarı ile kanaat edip asıl olan, asıl olan ins ü muhabbetin devamıdır. Toplandık ama yemek için toplanmadık. Yemek için toplanmadık. Canım hani ya ne et var, ne yağlı var, ne tatlı ne tuzlu var, ne baklavası var.
Böyle şey mi olur yahu?
Yoo, biz asıl buradaki muhabbet için toplandık. Karnımız açsa bir parça ekmek, bir parça peynir kâfi. Sen gittiğin evde kendi rızkını yediğinin, kendi rızkını yediğini bilmeyen kimselerin davetine gitmemek lazımdır. Kendi rızkını yediğini [bilmeyince] benimkini yiyorsun diyor.
Yok, ben kendiminkini yiyorum.
Nasıl olur ya? Bak benim soframdasın ya?
Zira onun sofrasına senin rızkın ona emanet olarak verilmiştir. Senin rızkın onun sofrasına emanet olarak verilmiştir. Bizzat bu zat emaneti sahibine vermektedir. Emaneti sahibine veriyor, bunun için bir üstünlük taslamasına imkân yoktur.
Verdiği de öyledir. Verirken, bak ben sana bunu veriyorum ha! … Bu küçüklük alametidir, üstünlük taslamasına imkân yoktur.
Ben çok para verdim şuna.
Verdin ama onun parasını verdin, kendi paranı vermiyorsun ki.
Eğer gafil insan bu benim paramla olmuştur derken siz de yediniz, şimdi bana teşekkür edin demesi çok cidden ayıptır demiş.
Şimdi bakın yüz sekizinci mesele. Gerek evinde gerekse davetlere giderken niyeti unutmamalıdır. Ramazanda oruca nasıl niyet ediyorsak, namaza nasıl niyet ediyorsak, abdeste nasıl niyet ediyorsak, yemeğe de gerek evimizde yediğimizde gerek başkalarının evinde yediğimizden niyeti unutmamalı.
Ne diyeceğiz?
O da yemekte, yâ Rab! Bu yemeklerle benim vücuduma kuvvet ve kudret ver de sana güzelce ibadet edeyim.
Niyetin ne olacak?
Yâ Rab! Bu yemeklerle benim vücuduma kuvvet kudret ver de sana güzelce ibadet edeyim.
Davetlere giderken de Müslüman kardeşini sevindirmek için gitmeli. Hoşlanacak sen gidince, onun sevinmesi için gitmeli. Niyetsiz davetlere gitmek dünyaya aittir. Niyet Müslümanlıkta en birinci şarttır. El-a’mâlü bi’n-niyyâti. Çünkü herkes niyetine göre mecur olacaktır. Niyetin karnını doyurmaksa o kadar alırsın. Niyetin kardeşini sevindirmekse, Allah'ın rızasını kazanmaksa ona göre sevap alırsın. Niyet çok mühim.
Şimdi misafirlik var ya, misafirlikte üç gün üç gece, on beş gün, on beş gün misafir sayılır. Gittiğimiz uzak yerde mesela Ankara’ya gittik. Hatta askere gitsek, on beş gün misafiriz. Ayaklarımıza üç gün, üç güne kadar mesh edebiliriz. Meshlerimizi çıkarmadan kış vaktiyse. Ha bu ama niyetle olacak. Niyetsiz olarak dünyayı dolaşsan misafir olamazsın. Sabahtan akşama kadar yat kalk. Namaza niyet etmediğin için namaz olur mu? Namaz nasıl olmuyorsa, niyet olmadıysa da misafir olamaz. Sonra bu niyetsizlikle gider, dört rekâtı yerine iki rekat kılarız, borçlu kalırız.
Onun için niyet tâattır ve tâat-ı Resûlullahtır. Her kim davete icabet etmezse Allah ve Resûlüne de âsî olur. Davet, hele düğün davetleri, evlenme davetleri, sünnet davetleri bunlara vaciptir diyorlar. Niyet sünnet-i Resûlullah'tır. Nasıl ki Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ben bir kol parçasına da çağırılsam icabet ederim demiş. Bazı kitaplarda yazılmış, bir hastayı ziyaret için bir mil mesafe de olsa gitsin. Hasta var diyerekten hah. Bir yerde hasta var, o hastayı ziyaret için bir mil mesafe.
Bir mil ne kadar ediyor?
İki kilometrelik bir yere bir hastayı ziyaret için git. Uzak diyeceksin mesela. Şimdi ki gibi araba falan yok da yürüyerek gidilecek oralara. Onun için sen oraya kadar da git. İki mil, iki mil git. Cenaze varsa o cenazeyi götürmek için iki mil git. Üç mil git, bir davet oldu gel bize dediler, ta ama Boğaziçi'nin bilmem neresinde. Yürüye yürüye üç millik yol. Olmaz, gideceksin. Ama dört mil mesafede kardeşini ziyaret için git. Kardeşin ne kadar uzak da olsa, sekiz kilometrelik yol yok mu, yürünmez yani bugün. Binâenaleyh bakınız kardeş ziyareti hasta ve cenazelere gitmekten daha efdal.
Üçüncü niyetiyse kardeşine ikram niyeti olmalıdır. Çünkü kardeşlere ikram, Allah'a ikram etmek hükmündedir. İstemeden gelen hediyeleri de reddetmemeli. Allahu Teâlâ'nın ihsanını ret gibidir. Cenâb-ı Peygamber Hazreti Ömer'e bir lata [1] verdi. İstemem dedi, benim ihtiyacım yok dedi. Sen de al başkasına ver dedi. Ben sana veriyorum, al. Birçok misalleri de vardır demiş.
Dördüncü niyet ise ihvana sürur vermek için.
İhvana sürur vermek için. Her kim bir mümin kardeşini sevindirirse, Allah'ı sevindirmiş gibidir.
Halbuki bugün bizim halimize acımak mı ağlamak mı lazım?
Mümin kardeşler birbirlerinin aleyhinde ne kadar acı ve çirkin [davranıyorlar ki] yani düşman yapmaz onu. Yabancı bir düşman bile yapamaz onu. Utanır, korkar da. Fakat biz birbirimizin aleyhinde, bir Müslüman kardeşinin aleyhinde onu hiç Müslüman bile saymıyor demek. Veriyor dumanı. Sonra Müslümanlığı da başkasına vermiyor. Benden başka Müslüman yok diyor.
Kardeşini ziyaret niyeti olmalıdır. Kardeşini ziyaretini söyledi ya, o niyet olmalıdır. Zira ziyaret sevabı, ziyaret sevabı çok büyük. Bu da ahiret amelidir. Ziyaret ahiret amelidir, dünyadadır duramaz ahiret ameldir. Dünyadan da değildir. Bu sevgi ve muhabbetin alametidir. Sevgi muhabbet bunu insanlara mecbur ettirir, yaptırır yani. Bu ziyaretler olmuyorsa kuru laflardır bunlar.
Yedinci niyet, icabet tevazudandır. Davete icabet tevazu. Büyüklenirsen gitmezsin tabi, ama tevazu edersen gidersin. Davetlere gelmemek de kibir alametidir demişler.
Bunların hepsi kardeşlerin birbirlerini sevinç, sürur, yardım, teâvün alametidir ki hepsi de makbul şeylerdir. Her gün bir ihvan kardeşini ziyaret etmek suretiyle senesini böyle geçirirmiş. Kardeşlerini bugün burada bugün burada. Bunu da efdal-i âmâl sayarlarmış. En efdâl amel sayarlarmış. En efdal amel evine gelip oturan kardeşlere ikramdır demiş. Bir misafir geldi ona ikram.
Allah affetsin kusurlarımızı.
Eskiden tabii misafir geldi mi evime buyurun dermiş. Şimdi o eve buyurun kalkmış, işte lokantaya buyurun demiş. Sonra o da kalkmış, işte sigara ile çay ile savmaya çalışmış. Şimdi o da kalkmış.
Allah o sigara derdinden de bütün Ümmet-i Muhammed'i, yalnız bizi değil de bütün Ümmet-i Muhammed'i korusun.
Ne yazıyor Amerikan sigaralarının üstünde?
Bu sıhhate zararlıdır diye yazıyorlarmış, uyandırıyor da yani. Yine de biz buna çok da para veriyoruz ya.
Kaç para bir sigara?
(yirmibeş lira)
Allahümme salli alâ Muhammed!
İki tane içersen elli lira.
Oruçsuz olduğu günkü yemeğini ihvanıyla yemeyi tercih ederlermiş. Oruçsuz bir gün, bir kardeşimle yiyeyim dermiş. Bu hareketi oruçlu gün ki gibi sevaplı sayarmış.
Dışarıda yediğinden muhakkak evdekilerine getirip yedirmeli demiş. Bu da ayrı bir mesele. İnsan bazen tatlı, tuzlu, şöyle bir şeyler yer. Ama evdekilerin öyle bir şey gördüğü yoktur. Onu çarşıdan mı alacaksın yahut paket mi yaptıracaksın evdekileri de bundan mahrum etmemeli. Kavgaların çoğu da bundan çıkıyor evlerde.
Bazı cömert insanlar da hem evlerinde pişmiş yemekler hem de çiğ yemekler bulunurmuş. İsteyen çiğinden alır evine götürür, isteyen pişmişini alır yermiş. Ayrıca da bir kenarda elbise, çamaşır asılı, isteyen de oradan istediğini alır gidermiş. Bu da Sa’d b. Arûbe denilen zatın hüneriymiş.
Ulema demişler ki iki yemekten sorgu olmaz. İki yemekten sorgu olmaz; birisi sahurda yediğin birisi de kardeşinin evinde olan ikramlardan sorulmaz.
Yemekten sonra da duayı unutmamalı demiş. Dualar çok da, herkes bilemez ama elhamdülillah demesini herkes bilir. Elhamdulillahi rabbilalemin dese o da kâfi.
Allah kusurlarımızı afv u mağfiret eylesin. Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl u keremiyle nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun.
el-Fâtiha!
[1] Bir üstlük giysi türü.
Yemek Adabı,
Açlık Sıhhattir
Namaz Sonrası
Dua, Haram, Rızık
