Aşure Ayı, Kuranı Kerime Hürmet

Aşure Ayı, Kuranı Kerime Hürmet
el-Hamdülillah, sümme el-Hamdülillah, el-Hamdülillahî hedâna lihâza vema künnâ linehtediye levlâ en hedânallah.Vema tevfîki illa billah aleyhi tevekkeltu ve ileyh.
Neşhedü en lâ ilâhe illâlahu vahdehu lâ şerîkeleh. Veneşhedü enne Muhammeden abduhu ve habibuhu veresuluhu. Allahümme salli vesellime ve barik alâ hazen nebiyyu kariybu ve Resulu Seyyidul senedil azim fi kalbirrahim seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Elâ men te’alleme’l-Kur’âne ve allemehû ve amile bi-mâ fîhi fe-ene lehû sâikun ve delîlün ile’l-cenneti.
Sadaka rasûlü’llâh, fî mâ kâl, ev kemâ kâl.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Aşûre ayı bize Nuh aleyhisselam’ın sünneti olarak kalmıştır. Kur’ân-ı Azîmüşşân birçok evâmiri, birçok menhiyâtı bildirmekle beraber bazı tarihî vakıaları da izah eder.
Cenâb-ı Hak Nuh isminde bir peygamber göndermiş. Bu peygamber çok uzun bir zaman ömür sürdüğü halde, insanları bir türlü yola getirememiş. İnsanlar ıslah-ı nefs edip peygambere uymamışlar; çılgınlıklarında, isyanlarında, kötülüklerinde devam etmişler, Allahu Teâlâ’nın gadabına uğramışlar. Ve nihayet Cenâb-ı Hak tufan denilen hadiseyi halk ederekten o zaman ki insanların gark olmak suretiyle yokluğunu meydana getirmiş. Yalnız Nuh aleyhisselam’a emrettiği gemiye binen mü’minler kurtulmuşlardır ve ümmeti oradan meydana gelmiştir.
Binâenaleyh bizim elimizdeki kitaba Kur’an deriz. O zaman ki insanlar belki yeni insanlar oldukları için ilimleri kâfi gelmiyordu, anlamıyorlardı, bilemiyorlardı ve Allah’a ve peygamberine onun için iman edememişler diyeceğiz ama; bugünkü insanın özürlü tarafı yoktur, mazeretleri kabul edilmez. Çünkü Allahu Teâlâ bu kulları çok güzel ilimlerle teçhiz etmiştir. Bu ilimler her taraftan Allahu Teâlâ’nın varlığına ve birliğine delalet eden alâmetlerle doludur.
Bunları görmeyip de Allah’ı inkar eden kâfirlerin işi netice itibariyle Nuh aleyhisselam’ın kavminin helâkı gibi helak olmaktan başka bir şeye yaramaz.
Helakın çeşitleri ve nevileri vardır. Helak mutlaka yanmakla, boğulmakla değil, bin bir çeşit Allahu Teâlâ’nın akıllara gelmedik helak vakaları vardır. O’nun emrinden çıkmak, O’nun peygamberinin emrinden çıkmak, O’nun gönderdiği kitabın emrinden çıkmak isyan sayılır ki neticesi çok büyük ve ağır felaketlere müncer olur.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve selem’e Hazreti Allahu celle ve alâ’nın gönderdiği Kur’ân-ı Aziîmüşşân’a;
Elif lâm mim. Zâlike’l-kitâbe lâ reybe fîhi. [1]
“Hiç kendisinde şüphe yok.”
Bununla beraber Peygamberimize gönderdiği halde yine Peygamberimize der ki;
Ütlü mâ ûhiye ileyke mine’l-kitâbi. [2]
“Ey Habîb-i Zîşânım! Sana gönderdiğim o kitabı oku.”
Ne kadar?
Hiç durma oku, daima oku. Binâenaleyh o Habîb-i Zîşân’a olan emir aynı zamanda hepimizedir. Binâenaleyh müslümanın hergün Allahu Teâlâ’nın kitabını okuması lazım. Hergün O’nun kitabını okuması lazımdır. Onun her harfinde hatta her hareketinde ayrı ayrı, çeşit çeşit, hududu bulunmayan manâlar vardır.
Onun için Kur’an’a sarılan, onu kendisine rehber edinen, onunla amel eden insanlar emin olunuz arşın üstüne çıkarlar. Yerde değil arşın üstünde mahluklardır onlar. Onların kıymetlerine paha biçilmez. Meleklerden de üstündürler. Çünkü melekleri Cenâb-ı Hak bizim gibi nefis ve şehvetle beraber yaratmamıştır. Onlar emre itaat edici olarak yaratılmıştır.
Lâ ya’sûnallâhe mâ emerahüm ve yef’alûne mâ yü’merûn. [3]
“Daima vazifeleri emre inkiyaddır. Başka bir şey yapamazlar.”
Çünkü cibilliyetlerinde, yaratılışlarında öyle bir şey yoktur. Ama bizim ise nefis var, şehvet var, şeytan var, bin bir türlü şeyler var bizde. Biz eğer bu kötülüklerimizi yener de; Allah’ın kitabına sarılır, emrine imtisal eder, yasaklarından kaçınır, Peygamberin de gittiği yoldan gidersek bizim kıymetimiz her halde onların kıymetinden çok üstün olur. Onun için arşın üstündedir mü’minlerin yerleri.
Şunu da söylemek isterim ki Kur’an’a hürmet, saygı onu başta taşımakla olmaz, onu raflarda yahut keselerin içerisinde yüksek yerlerde taşımakla olmaz. Kur’an’a saygı ayrı bir şeydir. Ona hürmet, ona tazim, ona saygı her mü’minin vecibesidir. Binâenaleyh ona hürmet gösterenler böyle arşın üstüne yükseldiği gibi, göstermeyenler de yerin dibine kadar gömülürler, yani yerleri esfel-i sâfilîndir. Bu Allahu Teâlâ’nın emridir.
Onun için iki cihan serveri Hazreti Enes’ten rivayet olan bu hadiste buyuruyor ki;
Elâ men te’alleme’l-Kur’âne. Kim Kur’ân-ı Azîmüşşân’ı öğrenir.”
Teallüm ediyor, öğreniyor; öğrenmek de kâfi gelmiyor;
Ve allemehû. “Aynı zamanda öğrendiğini başkasına da öğretmeye çalışıyor.”
Hem öğrenecek, hem de öğrendiğini başkalarına öğretecek. Hiç olmazsa evladına, ahbabına, çoluğuna, aile efradına gücü yettiği nisbette. Buna hiçbir özür yoktur. Öğrenecek ve öğrendikten sonra da öğretmekle mükellef ve muvazzaftır.
Ve amile mâ fîhi. “Ne zaman ki Kur’an’ın içindekilerle amel ederse, onlara hürmet ve saygı gösterir, ‘Allah’ımın emridir.’ der, ‘Peygamberimin emridir.’ der, buna sıkı sıkı sarılırsa.”
Fe-ene lehû sâikun ve delîlün ile’l-cenneti. “Onun cennete girmesine ben sâik ve ben delil olacağım.”
Onun artık cennete girmesine hiç bir şey mani olmaz. Çünkü ben sâiki ve ben deliliyim.
Ne zaman?
Kur’an’a sarıldığı takdirde.
Onun için şimdi sizden âcizane bir ricam var. Kur’an okuması çok zor değildir. Bir insan gabî insan üç ayda, bilemedin altı ayda mükemmel surette okur. Okuduktan sonra da onu süratlendirmek, kuvvetli okuyabilmek için, iki senede bizim çocuklarımız hafız oluyorlar. İki senede hafız oluyor çocuklarımız. İki senede hafız olabilen, yani Kur’an’ı yutuyor, ezberine alıyor.
İki senede buna muvaffak olabiliyor da bir müslüman 10 senesi, 20 senesi geçmiş de hâlâ Kur’an’ı okuyamıyorsa buna ne demek lazım artık?
Bu Kur’an’a hürmet midir saygı mıdır?
Allah esirgeye, birisi Kur’an’ı ayaklar altına alıp çiğnese, elimizden gelse adamı parçalarız, “Sen bizim kitabımıza nasıl yapıyorsun bu hakareti?” deriz.
Ya kendimiz?
Kur’an’ımızla amel etmediğimiz takdirde onun yerine düşmez miyiz dersiniz?
Allah cümlemizi affetsin.
Onun için nurlu insanların arasına katıl ve nurlan. Nur ile yaşa.”
Çünkü insanlar diğer mahluklar gibi değil, insan nur ile cesedden ibarettir. Sırf cesed değildir. Cesedden ruhu alındığı vakitteki o nurdur. O alındığı vakitte onu hiçbir gün evimizde tutamıyoruz, derhal götürüyoruz mezarlığa. Artık sen yaramazsın buraya diyoruz. Çünkü onun canı çıktı. Canı olmayan bir cesede kimse kıymet vermez. Binâenaleyh bizim insanlığımız canımızladır. Canın kıymeti de Kuran’ıyladır. Kur’an’sız can ruhsuz insan gibidir. Kur’an’sız insan ruhsuz insan gibidir.
Ruhu bilirsiniz ki, lamba var ama ışığı yoksa neye yarar o lamba?
İnsan var ama ışığı yok.
Işığı nedir?
Kur’an’ıdır. Kur’an’ı yoksa onun ışığı yoktur.
Binâenaleyh Allahu celle ve alâ da bize çok suhûlet, kolaylıklar göstermiş. Elham var, onu herkes biliyor. Kur’an’ı hatmedemiyorsan çok Elham oku. Kulhüvallah var, üç tanesi bir hatime muâdil. Okuyamıyorsan, vaktin geçtiyse, yaşın ilerlediyse, artık öğrenmek zorlukları varsa Kulhüvallah’ı çok oku. Üç tanesine bir hatim sevabı alırsın, 100 tanesine şu kadar mükâfat var, 1000 tanesine bu kadar mükâfat var. Ama daima Kur’an ile sen hallol.
Kur’an zikirlerin en efdalidir. Allah demek zikirdir, lâ ilâhe illallah demek zikirdir. Allah’ın kitabını okumak, o da zikirdir, zikirlerin de en efdalidir.
Efdalü’z-zikri lâ ilâhe illallah.
Lâ ilâhe illallah Kur’ân-ı Azîmüşşân’dandır.
Fa’lem ennhû lâ ilâhe illallahu ve’s-tağfir li-zenbike [4] diyen Allah’tır. Binâenaleyh insan günahları için daima istiğfar edecek ve kendisini yaratadan, bu kâinatı yaratan Allahu Teâlâ’yı dilinden ve gönlünden çıkarmamak üzere daima zikredecek. Ve beş defa da O’nun huzuruna dikilerekten O’na hesap verecek.
Lâ yüğferu lehû hattâ yağfira lehû sâhibühu.
Allah muhafaza etsin cümlemizi.
Cenâb-ı Hak cümlemize tevfik buyursun, ihsan buyursun, in’am buyursun.
Sübhâne rabbike rabbi’l-izzeti ammâ yesifûn ve selamün ale’l-mürselîn velhamdülillahi rabbi’l-âlemîn el-Fâtiha.
Din Nasihattir,
Ulemaya Tabi Olmak
Vahdehu La
Şerike Leh, Zikir,
